

The Crown — 4. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
675 kelime
Seviye
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
fırsat
Sahnedeuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
gelişme
Sahnedebir şeyin daha iyi hale gelmesi
I can see a big improvement in your work
Çalışmalarında büyük bir gelişme görüyorum
modası geçmiş
Sahnedeartık modern veya kullanışlı olmayan
This software is outdated
Bu yazılımın modası geçmiş
güncel olmayan
artık modern veya güncel olmayan
This software is outdated
Bu yazılım güncel değil
eski moda
artık modern kabul edilmeyen
Her clothes are outdated
Kıyafetleri eski moda
yeniden kurmak
Sahnededaha önce var olan bir şeyi geri getirmek
The police tried to reestablish order
Polis düzeni yeniden kurmaya çalıştı
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
ciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
krizler
Sahnedeciddi ve zor durumlar
We are facing many global crises
Birçok küresel krizle karşı karşıyayız
temel
Sahnedeen önemli veya ilk olan
The primary goal is safety
Temel hedef güvenliktir
ön seçim
seçmenlerin ana seçim için aday belirlediği ilk seçim
The party held a primary to choose a candidate
Parti bir aday belirlemek için ön seçim yaptı
ilkokul
küçük çocukların gittiği okul
She started primary school last year
Geçen yıl ilkokula başladı
ön seçim
daha sonraki bir seçim için aday belirlemek amacıyla yapılan erken seçim
They held a primary to choose the party candidate
Parti adayını seçmek için bir ön seçim düzenlediler
tepki vermek
Sahnedebir şeye karşılık olarak bir şey yapmak
How did he respond to the news
Habere nasıl tepki verdi
cevap vermek
bir soruya veya duruma karşılık olarak bir şey söylemek veya yapmak
Please respond to my question
Lütfen soruma cevap verin
yanıtlamak
bir yazıya veya mesaja karşılık olarak bir şey yazmak veya söylemek
He didn't respond to the email
E-postaya yanıt vermedi
cevap vermek
bir soruya veya söze karşılık olarak bir şey söylemek
Please respond to my question
Lütfen soruma cevap ver
başkanlık
Sahnedebir başkan veya başkanlık makamı ile ilgili olan
The presidential election is next month
Başkanlık seçimi gelecek ay
acı çekmek
Sahnedeacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
zihinsel
Sahnedezihinle veya düşüncelerle ilgili olan
It is a mental process
Bu zihinsel bir süreçtir
deli
normal bir şekilde düşünmeyen
He acts mental today
Bugün deli gibi davranıyor
akıl hastası
zihinsel rahatsızlığı olan kimse
He acts like a mental
Akıl hastası gibi davranıyor
yolunu tutmak
Sahnedebir yerden başka bir yere doğru ilerlemek
He made his way to the station
İstasyona doğru yolunu tuttu
ilerlemek
bir yerden başka bir yere doğru gitmek
He made his way to the station
O istasyona doğru ilerledi
ilerlemek
bir yere doğru çaba göstererek gitmek
He made his way through the crowd
Kalabalığın arasından ilerledi
emlak
Sahnedebirine ait olan bina veya arazi
He owns a small property
Onun küçük bir emlağı var
mülk
birine ait olan şey
This is my property
Bu benim mülküm
özellik
bir şeyin kendine has niteliği
This material has the property of being soft
Bu malzemenin yumuşak olma özelliği vardır
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
sonra
şimdiki zamandan daha ileri bir vakit
I will see you later
Seni daha sonra göreceğim
tavsiye
Sahnedene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
tavsiye
birinin ne yapması gerektiği hakkındaki fikir
I need your advice
Senin tavsiyene ihtiyacım var
miras almak
Sahnedeölen birinden bir şey almak
I inherited this house from my grandfather
Bu evi büyükbabamdan miras aldım
farklılık göstermek
Sahnedefarklı olmak veya aynı fikirde olmamak
Their opinions differ
Görüşleri farklılık gösteriyor
hoşça kal
Sahnedeayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
oran
Sahnedebir bütünün parçası olan miktar
A large proportion of the students passed
Öğrencilerin büyük bir oranı sınavı geçti
oran
bir şeyin başka bir şeye veya bütüne göre büyüklüğü ya da miktarı
The proportion of students who passed the exam was high
Sınavı geçen öğrencilerin oranı yüksekti
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
başarısız olma
Sahnedebir işte başarı sağlayamama durumu
He is failing his math class
Matematik dersinde başarısız oluyor
kusur
bir hata veya zayıf nokta
His main failing is his temper
Onun en büyük kusuru öfkesidir
başbakan
Sahnedehükümetin başındaki yüksek rütbeli yönetici
The prime minister spoke to the people
Başbakan halka hitap etti
başbakan
hükümetin başındaki kişi
The prime minister announced new laws
Başbakan yeni yasaları duyurdu
başbakan
bir ülkenin yönetiminden sorumlu kişi
The prime minister made a speech
Başbakan bir konuşma yaptı
başbakan
hükümetin en üst düzey yetkilisi
The prime minister met with the president
Başbakan cumhurbaşkanı ile görüştü
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
yıkım
Sahnedebir şeyi yok etme veya yıkma eylemi
The storm caused a lot of destruction
Fırtına çok fazla yıkıma neden oldu
yükümlülük
Sahnedebir kural veya söz nedeniyle yapılması gereken şey
It is my obligation to help
Yardım etmek benim yükümlülüğüm
refah
Sahnedemaddi olarak başarılı ve zengin olma durumu
The country is entering a time of prosperity
Ülke bir refah dönemine giriyor
zorla girmek
Sahnedebir binaya veya kapalı alana güç kullanarak girmek
The police breached the house
Polis eve zorla girdi
gedik
bir duvar veya engel üzerindeki boşluk veya delik
The enemy made a breach in the wall
Düşman duvarda bir gedik açtı
ihlal
bir kuralın veya yasanın çiğnenmesi
This is a breach of contract
Bu bir sözleşme ihlalidir
doğum günü geçit töreni
Sahnededoğum gününü kutlamak için düzenlenen halka açık yürüyüş
They organized a birthday parade for the mayor
Belediye başkanı için bir doğum günü geçit töreni düzenlediler
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
başarılı
Sahnedeiyi bir sonuç elde etmiş olan
She is a successful doctor
O, başarılı bir doktordur
başarılı
istenen sonuca ulaşmış
He is a successful student
O başarılı bir öğrenci
başarılı
istenen sonucu elde eden
He is a successful student
O başarılı bir öğrenci
herhangi bir zaman
Sahnedene zaman olursa olsun
You can come over any time
İstediğin zaman gelebilirsin
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
eşlik etmek
Sahnedebiriyle bir yere beraber gitmek
I will accompany you to the airport
Havaalanına sana eşlik edeceğim
eşlik etmek
bir yere giderken birinin yanında bulunmak
Please accompany me to the store
Lütfen dükkana giderken bana eşlik et
eşlik etmek
birisiyle birlikte bir yere gitmek
I will accompany you to the airport
Sana havaalanına kadar eşlik edeceğim
şiddetli
Sahnedezarar vermek için güç kullanan
The protest became violent
Protesto şiddete dönüştü
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
beyan
Sahnedesöylenen veya yazılan şey
He made a strong statement
Güçlü bir beyanda bulundu
açıklama
Sahnedebir konu hakkındaki görüşlerin veya gerçeklerin sözlü ya da yazılı ifadesi
He made a statement to the press
Basına bir açıklama yaptı
hesap özeti
finansal işlemlerin yazılı kaydı
I checked my bank statement
Banka hesap özetimi kontrol ettim
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
gözden kaçmak
Sahnedefark edilmemek veya yakalanmamak
The mistake slipped through unnoticed
Hata gözden kaçtı
aradan sızmak
bir yerden sessizce geçmek
He slipped through the door
Kapıdan sessizce sızdı
gözden kaçmak
fark edilmeden bir boşluktan geçip gitmek
The spy managed to slip through the security gate
Casus güvenlik kapısından gözden kaçarak geçmeyi başardı
gece vardiyası
Sahnedegece saatlerinde yapılan iş mesaisi
He works the graveyard shift at the hospital
O hastanede gece vardiyasında çalışıyor
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
dişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
sözünü kesmek
bir konuşmayı veya etkinliği bölmek
Please do not break in while I am speaking
Ben konuşurken lütfen sözümü kesmeyin
zorla girmek
bir binaya güç kullanarak girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece birisi zorla girmeye çalıştı
zorla girmek
bir binaya veya araca genellikle çalmak için zor kullanarak girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece birisi zorla girmeye çalıştı
alıştırmak
yeni bir eşyayı rahat hale gelene kadar kullanmak
You need to break in these new shoes
Bu yeni ayakkabıları alıştırman gerekiyor
zorla girme
bir binaya yasa dışı yollarla girme eylemi
There was a break-in at the store last night
Dün gece mağazaya zorla girildi
alıştırmak
bir şeyi veya birini yeni duruma uyumlu hale getirmek
It takes time to break in new shoes
Yeni ayakkabıları alıştırmak zaman alır
girmek
bir binaya zor kullanarak girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece biri girmeye çalıştı
şu anda
Sahnedeşu an veya şimdi
I am currently at home
Şu anda evdeyim
geçmek
Sahnedebir alanın içinden geçmek, genellikle bir uyarı olarak kullanılır
Please come through
Lütfen geçin
başarmak
istenilen bir sonucu elde etmek veya sözünü tutmak
He came through for us
Bizim için durumu kurtardı
sözünü tutmak
birine verilen sözü yerine getirmek
He came through for us in the end
Sonunda bize karşı sözünü tuttu
belirmek
görünür veya duyulur hale gelmek
The sun came through the clouds
Güneş bulutların arasından belirdi
atlatmak
zor bir deneyimi veya hastalığı sağ salim geçirmek
He came through the surgery well
Ameliyatı başarıyla atlattı
ulaşmak
bir haberin veya bilginin gelip hazır hale gelmesi
The test results finally came through
Test sonuçları sonunda ulaştı
onaylanmak
başarıyla tamamlanmak veya kabul edilmek
Our visa application came through yesterday
Vize başvurumuz dün onaylandı
yardımına yetişmek
birine yardım etmek için gerekeni yapmak
She came through for us in the crisis
Kriz anında yardımımıza yetişti
geçmek
bir yerden hareket ederek ilerlemek
Many people come through this town every day
Her gün bu kasabadan çok insan geçiyor
içinden geçmek
bir yerin bir tarafından diğer tarafına gitmek
You must come through the tunnel to reach us
Bize ulaşmak için tünelden geçmelisin
içeri girmek
dışarıdan bir alana giriş yapmak
Please come through the front door
Lütfen ön kapıdan içeri gir
hırsızlık
Sahnedebaşkasına ait bir şeyi izinsiz alma suçu
He was arrested for theft
Hırsızlık suçundan tutuklandı
şaka
Sahnedeciddi olmayan veya güldürmek için yapılan eylem
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
kemoterapi
Sahnedekanser hücrelerini yok etmek için uygulanan ilaç tedavisi
She is undergoing chemotherapy
O kemoterapi görüyor
karar vermek
Sahnedebir şey hakkında seçim yapmak veya karar vermek
They determined the date of the wedding
Düğün tarihini belirlediler
tespit etmek
bir şey hakkındaki gerçekleri ortaya çıkarmak
Doctors are trying to determine the cause of the illness
Doktorlar hastalığın nedenini tespit etmeye çalışıyor
saptamak
bir şeyi kesin olarak bulmak
The police will determine the truth
Polis gerçeği saptayacak
alarm
Sahnedeinsanları uyarmak için yüksek ses çıkaran cihaz
He set the alarm for seven
Alarmı yediye kurdu
endişelendirmek
birini korkutmak veya endişeye sevk etmek
Don't alarm the children
Çocukları endişelendirme
alarm
tehlikeyi bildiren yüksek sesli uyarı sinyali
The fire alarm rang
Yangın alarmı çaldı
fırında pişirmek
Sahnedeyiyecekleri fırın kullanarak hazırlamak
She wants to bake some cookies
O biraz kurabiye pişirmek istiyor
kavurmak
birini çok sıcak hissettirmek
The sun is baking us today
Güneş bugün bizi kavuruyor
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
tanımlamak
Sahnedebir şeyi tanımak veya adlandırmak
Can you identify the man in the photo
Fotoğraftaki adamı tanımlayabilir misiniz
tespit etmek
birinin veya bir şeyin kim veya ne olduğunu belirlemek
The police identified the suspect
Polis şüpheliyi tespit etti
tanımak
birinin kim olduğunu veya bir şeyin ne olduğunu anlamak
I can identify the bird by its sound
Bu kuşu sesinden tanıyabilirim
özdeşleşmek
bir kişi veya durumla kendini bir tutmak ya da yakın hissetmek
I identify with the main character in this book
Bu kitaptaki ana karakterle özdeşleşiyorum
bomba
Sahnedepatlayan bir silah
The bomb exploded
Bomba patladı
harika
çok iyi veya etkileyici
This new song is the bomb
Bu yeni şarkı harika
bomba haber
şaşırtıcı bir bilgi
She dropped a bomb
Bomba bir haber verdi
harika
çok iyi veya etkileyici olan
The party was bomb
Parti harikaydı
canı istemek
Sahnedebir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
lüks
pahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
hayal gücü
zihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
tatlı atıştırmalık
küçük tatlı yiyecek maddesi
I bought a sweet fancy at the shop
Dükkandan tatlı bir atıştırmalık aldım
lüks
pahalı veya çok kaliteli olan
He wore a fancy suit
O lüks bir takım elbise giydi
hoş
beklenmedik veya keyif verici
It was a fancy little gift
O hoş küçük bir hediyeydi
heves
zihindeki bir düşünce veya plan
It was just a passing fancy
Sadece geçici bir hevesti
müdahale
Sahnedeistenmeyen bir yere veya duruma girme eylemi
I am sorry for the intrusion
Bu müdahale için özür dilerim
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
istek
Sahnedebir şeyi yapma veya sahip olma yönündeki güçlü arzu
He has an appetite for adventure
Maceraya karşı büyük bir isteği var
iştah
yemek yeme isteği
I have no appetite today
Bugün hiç iştahım yok
tek
Sahnedesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
bekar
evli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
tekli
bir albümü tanıtmak için yayınlanan kısa müzik kaydı
They released a new single yesterday
Dün yeni bir tekli yayınladılar
tek
yalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
Riesling
SahnedeRiesling üzümlerinden üretilen bir beyaz şarap türü
I like to drink Riesling on hot days
Sıcak günlerde Riesling içmeyi severim
oğlan
Sahnedegenç bir erkek çocuk veya genç adam
He is a bright lad
O zeki bir oğlan
delikanlı
genç bir erkek
The young lad helped me with my bags
Genç delikanlı çantalarımı taşımama yardım etti
değer
Sahnedebir şeyin ne kadar ettiğini gösteren sayı
The house was valued at five thousand
Eve beş bin değer biçildi
değerli
önemli olduğu düşünülen
He is a valued member of the team
O, ekibin değerli bir üyesidir
değerli
önemli veya faydalı olduğu düşünülen
He is a valued member of our team
O ekibimizin değerli bir üyesidir
arıza yapmak
Sahnededüzgün çalışmayı durdurmak
The machine started to malfunction
Makine arıza yapmaya başladı
işaret
Sahnedeözel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
imza atmak
kabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
mektup
Sahnedebirine gönderilen yazılı not
I wrote a letter
Bir mektup yazdım
harf
alfabedeki bir sembol
A is a letter
A bir harftir
harfi harfine
her detayıyla hiçbir değişiklik olmadan
He followed the instructions to the letter
Talimatları harfi harfine uyguladı
spor nişanı
spordaki başarılar için verilen ödül
He earned a letter for his performance on the team
Takımdaki performansı için spor nişanı kazandı
berbat
Sahnedeçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
berbat
aşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
abartmak
Sahnedebir şeyi olduğundan daha büyük veya önemli göstermek
Don't exaggerate the problem
Sorunu abartma
abartmak
bir şeyi olduğundan daha büyük veya önemli göstermek
Don't exaggerate the difficulty of the task
Görevin zorluğunu abartma
boyunca
Sahnedebir hat veya yön boyunca
Walk along the river
Nehir boyunca yürüyün
boyunca
tüm süre boyunca
He sang along the way
Yol boyunca şarkı söyledi
yanında
biriyle birlikte veya beraberinde
Bring your sister along
Kız kardeşini de yanına al
kandırmak
birini çıkar sağlamak amacıyla yalanla oyalama
He led me along with fake promises
Beni sahte vaatlerle kandırdı
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
saymak
Sahnedebir şeyi belli bir şekilde düşünmek
The judge deemed it necessary
Hakim bunu gerekli saydı
tutarlı
Sahnedeaçık ve anlaşılması kolay
His explanation was coherent
Açıklaması tutarlıydı
gereksiz
Sahnedegerekli olmayan veya istenmeyen
This detail is unnecessary
Bu detay gereksiz
muhalefet
Sahnedebaşka bir görüşe karşı çıkan veya rekabet eden grup
The opposition criticized the new law
Muhalefet yeni yasayı eleştirdi
muhalefet
bir şeye karşı çıkma veya direnme eylemi
There is strong opposition to the new law
Yeni yasaya karşı güçlü bir muhalefet var
rakip
rekabet ettiğiniz kişi veya grup
We must defeat the opposition in the game
Oyunda rakibi yenmeliyiz
grafik
Sahnedebilgi veya verilerin görsel sunumu
The graph shows the rise in prices
Grafik, fiyatlardaki artışı gösteriyor
gözden kaçırmak
Sahnedebir şeyi görmemek veya dikkat etmemek
I overlooked the error in the document
Belgedeki hatayı gözden kaçırdım
yukarıdan bakmak
yukarıdan bir manzaraya sahip olmak
The hotel overlooks the ocean
Otel okyanusa bakıyor
gözden kaçırmak
bir şeyi fark etmemek
I overlooked a small mistake
Küçük bir hatayı gözden kaçırdım
manzara noktası
bir yerin aşağısını görmeyi sağlayan yüksek konum
We stopped at the overlook to take photos
Fotoğraf çekmek için manzara noktasında durduk
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
gerçek
Sahnedegerçek olan veya doğru olan
The actual cost was higher
Gerçek maliyet daha yüksekti
gerçek
gerçekten var olan
The actual cost was lower
Gerçek maliyet daha düşüktü
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
belirgin
Sahnedekolayca görülebilen veya fark edilebilen
There is a distinct smell of smoke
Belirgin bir duman kokusu var
farklı
başkalarından ayrı olan
These two ideas are distinct
Bu iki fikir birbirinden farklı
kendine özgü
iyi bir şekilde diğerlerinden farklı ve göze çarpan
This flavor has a distinct taste
Bu aromanın kendine özgü bir tadı var