

The Crown — 4. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
556 kelime
Seviye
tiyatral
Sahnedetiyatro ile ilgili veya abartılı
Her reaction was very theatrical
Tepkisi çok tiyatraldi
gerekçelendirmek
Sahnedebir durum için geçerli bir neden sunmak
He tried to justify his late arrival
Geç kaldığı için bir gerekçe sunmaya çalıştı
haklı çıkarmak
bir şeyin doğru veya adil olduğunu göstermek ya da kanıtlamak
How can you justify this decision?
Bu kararı nasıl haklı çıkarabilirsin?
karşı çıkmak
Sahnedebir şeye veya fikre karşı olmak
They oppose the new plan
Yeni plana karşı çıkıyorlar
karşı çıkmak
bir şeye karşı olmak
I oppose the new law
Yeni yasaya karşı çıkıyorum
karşı çıkmak
bir şeye karşı durmak
I oppose this new rule
Bu yeni kurala karşı çıkıyorum
çok
Sahnedebir sıfatı güçlendirmek için kullanılan
I am terribly sorry
Çok üzgünüm
aşırı derecede
çok büyük ölçüde
It is terribly cold today
Bugün hava aşırı derecede soğuk
kötü
çok kötü bir şekilde
He behaved terribly at the party
Partide çok kötü davrandı
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
beklenmek
Sahnedebir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
hakaret etmek
Sahnedebirine kaba bir şey söylemek veya yapmak
Don't insult me
Bana hakaret etme
hakaret
birine karşı söylenen kırıcı söz
That comment was a terrible insult
O yorum korkunç bir hakaretti
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
evlenmek
Sahnedebiriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
bölüm
Sahnedebir kitabın numarası veya başlığı olan parçası
I read the first chapter of the book
Kitabın ilk bölümünü okudum
bölüm
bir kitabın numaralandırılmış parçası
I am reading the first chapter
Birinci bölümü okuyorum
şube
büyük bir organizasyonun yerel kolu
She joined the local chapter of the club
Kulübün yerel şubesine katıldı
oturmak
Sahnedeağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturmak
bir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
yakışıklı
Sahnedeiyi görünümlü
He is very handsome
O çok yakışıklı
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
tarif etmek
Sahnedebir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe your house?
Evini tarif edebilir misin?
tarif etmek
birinin veya bir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe him
Onu tarif edebilir misin
tarif etmek
bir şeyin neye benzediğini söylemek
Can you describe your house
Evini tarif edebilir misin
betimlemek
bir şeyi ayrıntılarıyla anlatmak
The author describes the scene well
Yazar manzarayı güzel betimliyor
öğle yemeği
Sahnedegün ortasında yenilen yemek
I have lunch at noon
Öğle yemeğini öğlen yerim
öğle yemeği
günün ortasında yenen yemek
I had a salad for lunch
Öğle yemeğinde salata yedim
sorgulamak
Sahnedebir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
Soru sormak
birinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
züppe
Sahnedekendini diğerlerinden üstün gören kişi
He is such a snob
O tam bir züppe
birleşip karşı çıkmak
Sahnedebirine karşı olmak veya onu eleştirmek için başkalarıyla birleşmek
They all ganged up on him
Hepsi birleşip ona karşı çıktılar
karşı birleşmek
birine karşı başkalarıyla güç birliği yapmak
They all ganged up on him
Hepsi ona karşı birleşti
reddetmek
Sahnedebir teklifi veya daveti kabul etmemek
I had to decline the invitation
Daveti reddetmek zorunda kaldım
azalmak
daha küçük veya daha zayıf hale gelmek
The population began to decline
Nüfus azalmaya başladı
marş
Sahnedebir ülke veya grup için özel olarak bestelenmiş şarkı
The national anthem is playing
Milli marş çalıyor
mademki
Sahnedebir durumdan dolayı veya -dığı için
Seeing as it is raining, let's stay home
Madem yağmur yağıyor, evde kalalım
neredeyse
Sahnedehemen hemen veya tamamen olmasa da çok yakın
The task is virtually complete
Görev neredeyse tamamlandı
genetik
Sahnedegenlerle veya kalıtımla ilgili olan
Some diseases are genetic
Bazı hastalıklar genetiktir
hanımefendi
saygılı bir hitap şekli
Yes, ma'am
Evet, hanımefendi
hanımefendi
bir kadın için kullanılan nazik sözcük
May I help you, ma'am
Size yardım edebilir miyim, hanımefendi
hanımefendi
Kadınlara hitap ederken kullanılan saygılı bir söz
How can I help you maam
Size nasıl yardımcı olabilirim hanımefendi
hanımefendi
bir kadına resmi ortamda veya hizmet verirken kullanılan saygı ifadesi
Excuse me ma'am
Affedersiniz hanımefendi
yedek takım
Sahnedeasıl grubun müsait olmadığı durumlarda işi yapan ikincil grup
The coach sent the b-team to the game
Koç oyuna yedek takımı gönderdi
profesyonelce
Sahnedeiş veya kariyerle ilgili bir şekilde
He handles the project professionally
Projeyi profesyonelce yürütüyor
profesyonelce
uzman bir şekilde veya meslek olarak
He does his work professionally
İşini profesyonelce yapıyor
neden olmak
Sahnedebir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
dava
Sahnedeinsanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
sağlamak
birinin bir işi yapmasına yol açmak
That caused him to change his mind
Bu onun fikrini değiştirmesini sağladı
çünkü
bir durumun nedenini belirtmek için kullanılır
I am staying here 'cause I am tired
Burada kalıyorum çünkü yorgunum
sebep
bir şeyin olmasına yol açan etken
What was the cause of the fire
Yangının sebebi neydi
tehdit etmek
Sahnedebirini veya bir şeyi tehlikeye sokmak
Smoking threatens your health
Sigara içmek sağlığını tehdit eder
tehdit etmek
birini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
tehdit etmek
birine zarar vereceğini söyleyerek gözdağı vermek
He threatened to quit his job
İşinden istifa etmekle tehdit etti
şoför
Sahnedebirini arabayla taşımak için tutulan profesyonel sürücü
He has a private chauffeur
Onun özel bir şoförü var
sterlin
SahnedeBirleşik Krallıkta kullanılan para birimi
I have ten pounds in my pocket
Cebimde on sterlin var
libre
ağırlık ölçüsü birimi
The box weighs five pounds
Kutu beş libre ağırlığında
libre
ağırlık ölçmek için kullanılan bir birim
The box weighs five pounds
Kutu beş libre ağırlığında
sabit
Sahnededeğişmeyen veya hareket etmeyen
He has a steady job
Sabit bir işi var
düzene girmek
düzenli veya sakin hale gelmek
His heart rate steadied
Kalp atış hızı düzene girdi
sevgili
ciddi ve özel bir ilişki içinde olunan kişi
He is my steady
O benim sevgilim
sabitlemek
bir şeyi sağlam veya sabit hale getirmek
He held the ladder to steady it
Merdiveni sabitlemek için tuttu
uyku vakti
Sahnedeuyumak için yatağa gidilen zaman
It is bedtime
Uyku vakti geldi
işaret etmek
Sahnedebir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
iyileşme dönemi
Sahnedebir hastalık veya yaralanmadan sonra iyileşme süreci
She spent her convalescence reading books
İyileşme dönemini kitap okuyarak geçirdi
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
bir parçası
Sahnedebir grubun veya organizasyonun üyesi olmak
I am part of the team
Takımın bir parçasıyım
aşındırıcı
Sahnedebir maddeyi yavaşça yok eden veya aşındıran
Strong acids are corrosive
Güçlü asitler aşındırıcıdır
kılıf
Sahnedeeşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
durum
belirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
vaka
polisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
bakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
boşluk
Sahnedeboş bir alan veya his
He felt a void in his heart
Kalbinde bir boşluk hissetti
geçersiz kılmak
bir şeyi yürürlükten kaldırmak veya yasal geçerliliğini bozmak
You must void the contract
Sözleşmeyi geçersiz kılmalısın
boş
içinde hiçbir şey bulunmayan
The room was completely void
Oda tamamen boştu
geçersiz
yasal olarak geçerliliği olmayan
The contract is void
Sözleşme geçersizdir
vazgeçmek
Sahnedebir şeyden vazgeçmek veya onu bırakmak
He had to relinquish his claim
Haklarından vazgeçmek zorunda kaldı
güncel
Sahnedeşu an gerçekleşen veya var olan
What is your current address
Güncel adresiniz nedir
akıntı
belirli bir yöne doğru hareket eden su
The current is very strong here
Buradaki akıntı çok güçlü
akım
elektrik yükünün hareketi
The current flows through the wire
Akım telin içinden geçer
gülümseme
Sahnedeyüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
ağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
gülümsemek
ağzı yukarı kıvırarak mutlu bir ifade oluşturmak
She gave a small smile
O hafifçe gülümsedi
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
durum
Sahnedebelirli bir zaman veya olay
It was a special occasion
Bu özel bir durumdu
neden olmak
bir şeyin gerçekleşmesine sebep olmak
His comments occasioned much debate
Yorumları çok tartışmaya neden oldu
yutmak
Sahnedebir şeyi ağızdan boğaz yoluyla mideye göndermek
She swallowed the pill with water
İlacı suyla yuttu
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
dürüstlük
Sahnededürüst olma ve güçlü ahlaki ilkelere sahip olma özelliği
He is a man of great integrity
O, büyük bir dürüstlüğe sahip bir adamdır
bütünlük
Sahnedetam ve eksiksiz olma durumu
The structural integrity of the bridge is weak
Köprünün yapısal bütünlüğü zayıf
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
hesap
bir hizmet veya yemek için ne kadar borcunuz olduğunu gösteren kağıt parçası
Could we have the check please
Hesabı alabilir miyiz lütfen
müdür
Sahnedebir organizasyonu veya projeyi yöneten kişi
He is the director of the company
O şirketin müdürüdür
yönetmen
bir film veya projeyi yöneten kişi
The director filmed a new movie
Yönetmen yeni bir film çekti
yönetmen
filmlerin çekimini yöneten kişi
The director shouted at the actors
Yönetmen oyunculara bağırdı
yönetmen
bir filmin yapım sürecini denetleyen kişi
The director yelled cut
Yönetmen kes diye bağırdı
öğle
Sahnedegünün ortası, saat on iki
I will see you at noon
Seninle öğlen görüşürüz
öğle
günün ortası saat on iki
We will meet at noon
Öğlen buluşacağız
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
naiplik dönemi
Sahnedebir naibin ülkeyi yönettiği dönem
The novel is set during the Regency
Roman Naiplik döneminde geçiyor
belirli
Sahnedebelirli bir kişiye veya şeye ait
Is there a particular reason?
Belirli bir sebep var mı?
özellikle
her zamankinden daha fazla veya özellikle
I love music, in particular jazz
Müziği severim, özellikle cazı
titiz
kolay beğenmeyen ve çok yüksek standartları olan
He is very particular about his food
O yemeği konusunda çok titizdir
çok sevmek
Sahnedebirine veya bir şeye derin bir sevgi ve hayranlık duymak
I adore my grandchildren
Torunlarımı çok seviyorum
çok sevmek
birini veya bir şeyi derin bir sevgiyle sevmek
I adore my family
Ailemi çok seviyorum
çok sevmek
birine veya bir şeye derin bir sevgi duymak
I adore my grandmother
Büyükannemi çok seviyorum
şiddetli
Sahnedeçok güçlü veya yoğun olan
There is a raging fire in the forest
Ormanda şiddetli bir yangın var
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
halı
Sahnedeyer kaplamak için kullanılan yumuşak örtü
The carpet is red
Halı kırmızı
old fashioned
viski bitter ve şeker ile yapılan klasik bir alkollü kokteyl
He ordered an old fashioned at the bar
Barda bir tane old fashioned sipariş etti
eski moda
geçmiş bir dönemin tarzında olan
My grandfather has old fashioned ideas
Büyükbabamın eski moda fikirleri var
eski moda
geçmişten gelen günümüzde artık kullanılmayan tarz veya düşünce
This dress is very old fashioned
Bu elbise çok eski moda
müdavim
Sahnedebir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
düzenli
sık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
normal
alışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
düzenli
belirli aralıklarla tekrarlanan veya standart olan
The bus arrives at regular intervals
Otobüs düzenli aralıklarla gelir
sıradan
her zamanki gibi olan veya tipik
This is my regular route to work
Bu işe gitmek için kullandığım sıradan yol
bahçıvan
Sahnedebahçeyle ilgilenen kişi
The gardener waters the plants every day
Bahçıvan her gün bitkileri sular
bahçıvan
bahçe işleriyle uğraşan kimse
The gardener is watering the flowers
Bahçıvan çiçekleri suluyor
Bahçıvan
bahçede çalışan kişi
The gardener waters the flowers every day
Bahçıvan her gün çiçekleri sular
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
belirli
Sahnedeaçık ve kesin olan
I need specific instructions
Kesin talimatlara ihtiyacım var
belirli
net bir şekilde tanımlanmış veya belirlenmiş olan
I have a specific goal
Belirli bir hedefim var
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
Sahnededaha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
esnemek
Sahnedeyorgun olduğunda ağzını genişçe açmak
He couldn't stop yawning
Esnemeyi durduramadı
sıkıcı şey
ilgi çekici olmayan şey
The movie was a total yawn
Film tamamen sıkıcıydı
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
kürk
Sahnedehayvanların vücudunu örten yumuşak tüylü deri
The rabbit has very soft fur
Tavşanın çok yumuşak kürkü var
kürk
bir hayvanın derisini kaplayan yumuşak tüy
The cat has soft fur
Kedinin yumuşak kürkü var
tüy
bazı hayvanların vücudunu kaplayan yumuşak kıllar
The cat left fur on the chair
Kedi sandalyede tüy bıraktı
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
müdahale etmek
Sahnedebir duruma karışarak dahil olmak
The police had to step in
Polis müdahale etmek zorunda kaldı
basmak
ayağını bir şeyin içine koymak
He stepped in the mud
Çamura bastı
yerine geçmek
birinin görevini geçici bir süreliğine üstlenmek
I will step in for my sick colleague
Hasta arkadaşımın yerine ben geçeceğim
pot kırmak
birini kazara üzecek bir şey söylemek veya yapmak
You stepped in it when you mentioned his ex
Eski sevgilisinden bahsettiğinde pot kırdın
müdahale etmek
bir duruma dahil olmak
I had to step in to stop the fight
Kavgayı durdurmak için müdahale etmem gerekti
bin
Sahnede1.000 sayısı
I have a thousand books
Bin kitabım var
tahttan çekilme
Sahnedeiktidar mevkiinden vazgeçme eylemi
The king's abdication surprised the nation
Kralın tahttan çekilmesi ulusu şaşırttı
yapımcı
Sahnedetiyatro veya müzik gösterilerini düzenleyen ve finanse eden kişi
The impresario organized the opera show
Yapımcı opera gösterisini düzenledi
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
burada
Sahnedebulunduğumuz bu yer
Come down here and see this
Buraya gel ve şuna bak
grup
Sahnedebir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
çok
büyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
çok miktarda
büyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
kader
birinin hayatındaki koşullar veya durum
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
dişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
sessiz
Sahnedeses çıkarmayan
The room was completely silent
Oda tamamen sessizdi
destek
Sahnedebir kişiye veya fikre verilen kamusal onay
The candidate received an endorsement from the newspaper
Aday gazeteden bir destek aldı
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
Sahnedene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım