

The Crown — 4. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
783 kelime
Seviye
birbirini
Sahnedebir grup içindeki kişilerin karşılıklı etkileşimini ifade eder
They help one another
Birbirlerine yardım ederler
muhakeme
Sahnededoğru kararlar verebilme yeteneği
She showed good judgment
İyi bir muhakeme gösterdi
yargı
birisi veya bir şey hakkında verilen karar veya görüş
You should not make a quick judgment
Hızlı bir yargıya varmamalısın
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
onay
Sahnedebir durumun veya işlemin resmen doğrulanması
I am waiting for the confirmation email
Onay e-postasını bekliyorum
konfirmasyon
Hristiyanlıkta bir kişinin inancını onayladığı dini tören
She attended her confirmation
Konfirmasyonuna katıldı
onay
bir şeyin doğru olduğunu veya kabul edildiğini belirten ifade
I received confirmation for my flight
Uçuşum için onay aldım
her yerde
Sahnedeher yerde veya her yere
I looked everywhere for my keys
Anahtarlarımı her yerde aradım
anlaşılır
Sahnedekolay anlaşılan veya yapılan
The instructions were straightforward
Talimatlar anlaşılırdı
açık sözlü
doğruları doğrudan söyleyen
She is a straightforward person who tells the truth
O doğruyu söyleyen açık sözlü bir insandır
kapasite
Sahnedebir şeyin alabileceği veya yapabileceği maksimum miktar
The stadium has a capacity of 50,000 people
Stadyumun 50.000 kişilik kapasitesi var
sıfat
birinin sahip olduğu rol veya işlev
He is acting in the capacity of a manager
O yönetici sıfatıyla hareket ediyor
kapasite
bir şeyin alabileceği maksimum miktar veya sayı
The stadium has a large capacity
Stadyumun büyük bir kapasitesi var
yaşlı kimse
Sahnedegenellikle toplumda saygı gören ileri yaştaki kişi
The village elder told us a story
Köyün yaşlısı bize bir hikaye anlattı
daha yaşlı
Sahnedebaşkasına kıyasla yaşı daha büyük olan
My elder brother helped me
Daha yaşlı olan erkek kardeşim bana yardım etti
yaşlı
otorite sahibi yaşlı kişi
The village elder spoke
Köy büyüğü konuştu
pervasız
Sahnedetehlikeleri veya sonuçları önemsemeyen
He is a reckless driver
O pervasız bir sürücüdür
uzlaşmak
Sahnedeher iki tarafın da bazı ödünler vererek anlaşmaya varması
We need to compromise to solve the problem
Sorunu çözmek için uzlaşmamız gerekiyor
tehlikeye atmak
Sahnedebir şeyi daha zayıf veya daha az etkili hale getirmek
This mistake could compromise the security
Bu hata güvenliği tehlikeye atabilir
uzlaşma
tarafların karşılıklı fedakarlıkta bulunduğu anlaşma
We reached a compromise
Bir uzlaşmaya vardık
sürekli
Sahnedeara vermeden tekrar eden
There was continual noise outside
Dışarıda sürekli bir gürültü vardı
eşek arısı
Sahnedeyaban arısına benzeyen, sokan büyük uçan bir böcek
A hornet stung me on the arm
Bir eşek arısı kolumu soktu
gülümsemek
Sahnedeağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
yüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
gülümsemek
ağzı yukarı kıvırarak mutlu bir ifade oluşturmak
She gave a small smile
O hafifçe gülümsedi
basamak
Sahnedeyukarı veya aşağı çıkan basamaklardan her biri
He sat on the bottom stair
En alt basamağa oturdu
olumlu
Sahnedekötü şeyler yerine iyi şeyleri düşünen
Stay positive about the future
Gelecek hakkında olumlu kal
pozitif
bir şeyin doğru veya mevcut olduğunu gösteren
The test result was positive
Test sonucu pozitifti
artı
sıfırdan büyük olan matematiksel değer
Five is a positive number
Beş pozitif bir sayıdır
pozitif
bir maddenin veya durumun var olduğunu gösteren
The medical test was positive
Tıbbi test sonucu pozitifti
doğmuş
Sahnededünyaya gelmiş olan
I was born in Istanbul
İstanbul'da doğdum
doğmak
Sahnededünyaya gelmek
The baby was born yesterday
Bebek dün doğdu
ortaya çıkmak
var olmaya başlamak
A new idea was born
Yeni bir fikir ortaya çıktı
işaret
Sahnedebilgi veren bir işaret veya ses
The red light is a signal to stop
Kırmızı ışık durmak için bir işarettir
sinyal
Sahnedebirine gönderilen mesaj veya işaret
He sent a signal for help
Yardım için bir sinyal gönderdi
sinyal
radyo veya elektrik aracılığıyla gönderilen mesaj
I cannot get a signal here
Burada sinyal alamıyorum
işaret etmek
birine mesaj veya belirti göndermek
She signaled me to come here
Bana buraya gelmem için işaret etti
tutum değişikliği
Sahnedebir görüşün veya politikanın tamamen değişmesi
The government made a sudden volte-face on its economic policy
Hükümet ekonomi politikasında ani bir tutum değişikliğine gitti
rol
Sahnedebir durum veya performansta üstlenilen görev
She played an important role in the project
Projede önemli bir rol oynadı
rol
film veya tiyatro oyununda oyuncunun canlandırdığı karakter
She played a lead role in the movie
O filmde başrolü oynadı
görev
bir durum içinde sahip olunan işlev veya konum
Everyone has a specific role in the project
Projede herkesin belirli bir görevi var
kırmızı çizgi
Sahnedegeçilmemesi gereken kesin sınır
We must draw a line in the sand
Bir kırmızı çizgi çekmeliyiz
değersiz
Sahnedebir değeri veya önemi olmayan
His efforts were nugatory
Çabaları değersizdi
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
tercih edilen
Sahnedeen sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
bu esnada
Sahnedeiki olay arasında geçen zaman
I will wait here in the meantime
Ben bu esnada burada bekleyeceğim
bu sırada
iki olay arasındaki zaman
In the meantime, please wait here
Bu sırada lütfen burada bekleyin
bu arada
iki olay arasında geçen süre
I will cook in the meantime
Bu arada yemek pişireceğim
esirgemek
Sahnedebirini bir zahmetten veya yükten kurtarmak
Please spare me the details
Lütfen detayları benden esirge
bağışlamak
Sahnedebirini zarar görmekten veya ölmekten kurtarmak
The enemy decided to spare his life
Düşman onun hayatını bağışlamaya karar verdi
yedek
fazladan tutulan
I have a spare key
Yedek bir anahtarım var
ayırmak
bir şeyi kullanmayıp başkasına vermek için kenara koymak
Can you spare a minute to help me
Bana yardım etmek için bir dakika ayırabilir misin
popüler
Sahnedeçok sayıda insan tarafından beğenilen
This song is very popular
Bu şarkı çok popüler
popüler
birçok kişi tarafından sevilen
This song is very popular
Bu şarkı çok popüler
popüler
birçok insan tarafından beğenilen
That singer is very popular
O şarkıcı çok popüler
yaktı
Sahnedebir şeyi ateşleyerek tutuşturdu
He lit the campfire last night
O kamp ateşini dün gece yaktı
sarhoş
alkolün etkisi altında olan
He got lit at the party
Partide sarhoş oldu
hızla ayrılmak
bir yerden aceleyle uzaklaşmak
He lit out of there
Oradan hızla ayrıldı
yakmak
ateşe vermek
She lit the candle
Mumu yaktı
edebiyat
roman ve şiir gibi yazılı eserler
I am taking a class on American lit
Amerikan edebiyatı üzerine bir ders alıyorum
aydınlanmış
ışık ile parlak hale getirilmiş
The room was lit by lamps
Oda lambalarla aydınlatılmıştı
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
selamlamak
Sahnedebirini gördüğünde dostça konuşmak
He greeted me with a smile
Beni gülümseyerek selamladı
selamlamak
birine merhaba demek veya karşılamak
He greeted me with a smile
Beni bir gülümsemeyle selamladı
kavga
Sahnedegürültülü tartışma
They had a big row
Büyük bir kavga ettiler
sıra
insan veya nesnelerin oluşturduğu yan yana dizi
Please sit in the front row
Lütfen ön sırada oturun
kürek çekmek
bir tekneyi küreklerle sürmek
He likes to row the boat
Kayığı kürekle sürmeyi sever
sıra
birbiri ardına gelen olaylar dizisi
They won three games in a row
Üst üste üç oyun kazandılar
mecbur bırakmak
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya zorlamak
The law obliges us to pay taxes
Yasalar bizi vergi ödemeye mecbur bırakır
yardımcı olmak
birine iyilik olarak bir şey yapmak
He was happy to oblige
Yardımcı olmaktan mutluluk duydu
kolye
Sahnedeboyna takılan takı
She wears a beautiful necklace
Güzel bir kolye takıyor
şüphesiz
Sahnedehiçbir kuşku olmadan kesinlikle
He will no doubt come to the party
O şüphesiz partiye gelecek
ilk baskı
Sahnedebir kitabın veya eserin basılan ilk hali
This book is a rare first edition
Bu kitap nadir bulunan bir ilk baskıdır
ilk baskı
bir kitabın basılan ilk sürümü
This book is a rare first-edition
Bu kitap nadir bir ilk baskıdır
apolitik
Sahnedesiyasetle ilgisi olmayan
He tries to remain apolitical in his discussions
Tartışmalarında apolitik kalmaya çalışıyor
kutlamak
Sahnedeözel bir etkinlik için eğlenceli bir şeyler yapmak
We celebrate my birthday
Doğum günümü kutlarız
kutlamak
önemli bir olayı anmak için özel bir şeyler yapmak
They celebrate the victory
Zaferi kutluyorlar
kutlamak
özel bir günü veya olayı anmak
We celebrate his birthday every year
Onun doğum gününü her yıl kutlarız
kutlamak
özel bir olay için eğlenceli bir şeyler yapmak
We will celebrate your birthday tonight
Bu gece doğum gününü kutlayacağız
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
kenar
Sahnedebir şeyin dış kısmı
He lived on the fringe of the city
Şehrin kenarında yaşadı
marjinal
Sahnedeana veya kabul görmüş grubun parçası olmayan
He is part of a fringe group
O marjinal bir grubun parçası
kahkül
alnın üzerine düşen saç kısmı
She cut her fringe yesterday
O dün kahkülünü kesti
kahkül
alnın üzerine bırakılan saç modeli
This new fringe suits you
Bu yeni kahkül sana yakışıyor
erkeklik
Sahnedebir erkeğin yetişkin olma durumu
He reached manhood at twenty
Yirmi yaşında erkekliğe adım attı
erkeklik
erkek olmanın getirdiği özellikler
The ritual marks the transition to manhood
Bu ritüel erkekliğe geçişi simgeler
erkeklik
yetişkin erkek olma durumu
He reached manhood
Erkekliğe ulaştı
old fashioned
viski bitter ve şeker ile yapılan klasik bir alkollü kokteyl
He ordered an old fashioned at the bar
Barda bir tane old fashioned sipariş etti
eski moda
geçmiş bir dönemin tarzında olan
My grandfather has old fashioned ideas
Büyükbabamın eski moda fikirleri var
eski moda
geçmişten gelen günümüzde artık kullanılmayan tarz veya düşünce
This dress is very old fashioned
Bu elbise çok eski moda
dünyada
Sahnedesoru veya ifadeleri vurgulamak için kullanılan kalıp
What in the world are you doing
Dünyada ne yapıyorsun
tamamen
Sahnedebütünüyle veya tamamen
I entirely agree with you
Sana tamamen katılıyorum
ne
Sahnedebilgi istemek için kullanılır
What is your name?
Adın ne?
ne
bilgi istemek için kullanılan soru sözcüğü
What is your name
Adın ne
önlem
Sahnedebelirli bir amaca ulaşmak için atılan adım
They took measures to improve safety
Güvenliği artırmak için önlemler aldılar
ölçü
bir şeyin belli bir miktarı veya derecesi
Success is not just a measure of money
Başarı sadece paranın bir ölçüsü değildir
mevki
bir kişinin toplumdaki yeri veya rütbesi
He holds a high measure in the community
Toplumda yüksek bir mevkisi var
değerini belirlemek
bir şeyin miktarını veya değerini tespit etmek
We need to measure the progress
İlerlemeyi belirlememiz gerekiyor
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
Sahnededaha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
pay
Sahnedebir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
ilgilendirmek
birinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
gazete
Sahnedehaberleri yayınlayan bir kuruluş
This newspaper is called the Times
Bu gazetenin adı Times
dönem
belirli bir tarihsel dönem
We live in difficult times
Zor dönemlerde yaşıyoruz
zaman
bir olayın sürdüğü dönem
It takes time to finish the work
İşi bitirmek zaman alıyor
kez
bir olayın gerçekleşme sayısı
I read this book three times
Bu kitabı üç kez okudum
çarpı
matematikte çarpma işlemi
Five times five is twenty five
Beş çarpı beş yirmi beş eder
kez
bir olayın gerçekleşme sayısı
I read this book three times
Bu kitabı üç kez okudum
zaman
bir olayın meydana geldiği an veya dönem
We had good times together
Birlikte güzel zamanlar geçirdik
çarpı
çarpma işlemini belirtmek için kullanılan terim
Five times five is twenty five
Beş çarpı beş yirmi beş eder
durum
bir olayın yaşandığı özel anlar
I visit them at difficult times
Onları zor durumlarda ziyaret ederim
istemek
Sahnedebir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
davetiye çıkarmak
kötü bir olayın gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble by staying out late
Geç saatlere kadar kalarak başını belaya davetiye çıkarıyorsun
istemek
bir şey istediğini belirtmek
She will ask for help
O yardım isteyecek
davetiye çıkarmak
kötü bir durumun gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble
Başını derde sokuyorsun
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
bahsetmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden söz etmek
He referred to the book during the lecture
Ders sırasında kitaptan bahsetti
yönlendirmek
birini yardım veya karar için başka bir yere veya kişiye göndermek
My doctor will refer me to a specialist
Doktorum beni bir uzmana yönlendirecek
bahsetmek
bir kişi veya şey hakkında konuşmak veya tanımlamak
Please do not refer to that event again
Lütfen o olaydan bir daha bahsetme
artırmak
Sahnedebir şeyin miktarını veya şiddetini daha yüksek seviyeye getirmek
They decided to escalate production
Üretimi artırmaya karar verdiler
tırmanmak
bir durumun veya gerginliğin daha kötü bir hal alması
The conflict continued to escalate
Çatışma tırmanmaya devam etti
tırmanmak
bir durumun daha ciddi veya şiddetli hale gelmesi
The tension began to escalate
Gerilim tırmanmaya başladı
tırmanmak
bir durumun şiddetinin veya kapsamının artması
Tensions began to escalate
Gerilim tırmanmaya başladı
zafer
Sahnedebir yarışmada veya mücadelede kazanılan başarı
They celebrated the victory after the game
Maçtan sonra zaferi kutladılar
zafer
bir yarışmada veya savaşta kazanılan başarı
They celebrated their victory
Zaferlerini kutladılar
ortak olmak
Sahnedebir etkinliğe veya sonuca dahil olmak
Everyone wanted to share in the prize
Herkes ödüle ortak olmak istedi
dağınık
Sahnedetemiz veya düzenli olmayan
His room is very messy
Odası çok dağınık
ortaya çıkmak
Sahnedebeklenmedik bir durumun oluşması
A problem came up
Bir sorun çıktı
gündeme gelmek
bir konunun konuşulmaya başlanması
This topic will come up in the meeting
Bu konu toplantıda gündeme gelecek
yukarı çıkmak
yüksek bir yere doğru hareket etmek
Come up and see my room
Yukarı gel ve odamı gör
yetişmek
bir yerde büyüme süreci
She came up in a small town
O küçük bir kasabada yetişti
yaklaşmak
birine veya bir şeye doğru ilerlemek
A stranger came up to me
Bir yabancı bana yaklaştı
ortaya çıkmak
meydana gelmek veya görünmek
A problem came up at work
İş yerinde bir sorun ortaya çıktı
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma hareket etmek
I came up the stairs to my office
Ofisime doğru merdivenlerden yukarı çıktım
bahsi geçmek
konuşulmak veya tartışılmak
Your name came up in our meeting
Toplantımızda isminizin bahsi geçti
yaklaşmak
yakın zamanda gerçekleşecek olmak
The exam date is coming up soon
Sınav tarihi yaklaşıyor
yaklaşmak
yakın gelecekte olacak olmak
Christmas is coming up fast
Noel hızla yaklaşıyor
meydana gelmek
olmak veya gerçekleşmek
Many questions came up during the event
Etkinlik sırasında birçok soru meydana geldi
yükselmek
daha üst bir konuma veya duruma gelmek
She came up in the company quickly
Şirkette hızlıca yükseldi
için
Sahnedebir amaçla
I study hard in order to pass the exam
Sınavı geçmek için çok çalışıyorum
amacıyla
bir şeyi yapmayı mümkün kılmak
I study hard in order to pass the exam
Sınavı geçmek için çok çalışıyorum
ekonomik
Sahnedepara ve ekonomi ile ilgili
The economic situation is improving
Ekonomik durum iyileşiyor
etkili
Sahnedebüyük bir etkiye veya güce sahip olan
He is an influential leader
O, etkili bir liderdir
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
gölgede bırakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi daha az önemli göstermek
His success overshadowed mine
Onun başarısı benimkini gölgede bıraktı
bir kez daha
Sahnedebir kere daha
Please say it once more
Lütfen bunu bir kez daha söyle
sembolik lider
Sahnedegerçek bir gücü veya yetkisi olmayan sadece unvan sahibi kişi
The king is just a figurehead with no political power
Kral hiçbir siyasi gücü olmayan sadece sembolik bir liderdir
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
birleşmek
Sahnedetek bir bütün haline gelmek
The two companies decided to unite
İki şirket birleşmeye karar verdi
birleşmek
ortak bir amaç için bir araya gelmek
The team decided to unite for the project
Ekip proje için birleşmeye karar verdi
birleştirmek
iki veya daha fazla şeyi bir araya getirmek
They want to unite the two groups
İki grubu birleştirmek istiyorlar
yalvarış
Sahnedebir şeyi alçakgönüllü bir şekilde isteme durumu
Her supplicancy was ignored by the king
Onun yalvarışı kral tarafından görmezden gelindi
basit
Sahnedekarmaşık veya zor olmayan
The instructions are uncomplicated
Talimatlar basit
gündüz
Sahnedegün boyunca gerçekleşen
Most birds are diurnal animals
Çoğu kuş gündüz aktif olan hayvanlardır
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
yaptırım
Sahnedebir kuralın çiğnenmesine karşı uygulanan resmi önlem
The country faces economic sanctions
Ülke ekonomik yaptırımlarla karşı karşıya
ceza
Sahnedebir kuralın çiğnenmesi sonucu verilen karşılık
He received a sanction for his actions
Davranışından dolayı bir ceza aldı
ahlaken
Sahnededoğru ve yanlışla ilgili olarak
It is morally wrong to lie
Yalan söylemek ahlaken yanlıştır
ırksal
Sahnedeırkla ilgili
Racial equality is important
Irksal eşitlik önemlidir
çekip gitmek
Sahnedehiçbir şey söylemeden bir yerden hızla ayrılmak
She got angry and walked off
Sinirlendi ve çekip gitti
aniden ayrılma
bir yerden aniden ayrılma eylemi
His walk off was surprising
Aniden ayrılması şaşırtıcıydı
maçı bitiren vuruş
beyzbol maçını anında bitiren vuruş
He hit a walk off home run
Maçı bitiren bir home run vuruşu yaptı
yürüyüp gitmek
bir yerden yürüyerek uzaklaşmak
He was upset and decided to walk off
Üzgündü ve yürüyüp gitmeye karar verdi
maç kazandıran vuruş
beyzbol oyununun son vuruşunda maçı bitiren hamle
He hit a walk-off home run
Maçı kazandıran bir sayı vuruşu yaptı
oy birliği
Sahnedeherkesin tamamen aynı fikirde olması durumu
The committee reached unanimity on the decision
Komite kararda oy birliğine vardı
burun
Sahnededenize doğru uzanan dar kara parçası
The ship sailed around the cape
Gemi burnun etrafından dolaştı
pelerin
omuzların üzerine giyilen bir giysi
The superhero wears a red cape
Süper kahraman kırmızı bir pelerin takıyor
pelerin
omuzlardan sarkan kolları olmayan bol dış giysi
The hero wore a red cape
Kahraman kırmızı bir pelerin takıyordu
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
sürdürmek
Sahnedebir şeyi belirli bir durumda devam ettirmek
She is keeping the tradition alive
Geleneği sürdürüyor
takip etmek
bir şeyin ilerlemesini veya gelişimini izlemek
She is keeping up with the news
Haberleri takip ediyor
canlı tutmak
birinin ilgisini veya mutluluğunu devam ettirmek
The show is keeping me interested
Gösteri ilgimi canlı tutuyor
gözetmek
bir şeye bakmaya devam etmek
I am keeping my eyes on the door
Kapıya gözümü dikmiş durumdayım
başbakan
Sahnedehükümetin başındaki yüksek rütbeli yönetici
The prime minister spoke to the people
Başbakan halka hitap etti
başbakan
Sahnedebir ülkenin yönetiminden sorumlu kişi
The prime minister made a speech
Başbakan bir konuşma yaptı
başbakan
hükümetin başındaki kişi
The prime minister announced new laws
Başbakan yeni yasaları duyurdu
başbakan
hükümetin en üst düzey yetkilisi
The prime minister met with the president
Başbakan cumhurbaşkanı ile görüştü
gelişmek
Sahnededaha büyük veya daha gelişmiş bir şeye dönüşmek
The seed develops into a plant
Tohum bir bitkiye dönüşür
gelişme
yeni ve ilgi çekici bir olay
We are waiting for the latest development
En son gelişmeyi bekliyoruz
geliştirmek
yeni bir şey üretmek veya ortaya çıkarmak
The team developed a new product
Ekip yeni bir ürün geliştirdi
banyo etmek
fotoğraf filminden görüntü oluşturmak
I developed the film yesterday
Dün filmi banyo ettim
politika
Sahnedebir hükümet veya grubun izlediği plan veya eylem dizisi
The government has a new economic policy
Hükümetin yeni bir ekonomi politikası var
politika
bir kurumun veya kişinin izlediği kural veya yöntem
This is the company policy
Bu, şirket politikasıdır
düzenleme
bir kurum tarafından konulan yazılı kural veya belge
The company has a strict policy about lateness
Şirketin geç kalma konusunda katı bir düzenlemesi var