

The Crown — 4. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
708 kelime
Seviye
algılamak
Sahnedebir şeyi fark etmek veya anlamak
I could perceive a change in his voice
Sesindeki bir değişikliği algılayabildim
davetiye
Sahnedebirini bir etkinliğe çağırmak için gönderilen kart veya mesaj
I received an invitation to the wedding
Düğün için bir davetiye aldım
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
iki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
tam
Sahnedemümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tam
tüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
bıkkın
bir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
bir gün
Sahnedegelecekte belli olmayan bir zaman
I will visit Japan one day
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir gün
tek bir günü kapsayan
I will stay there for one day
Orada bir gün kalacağım
bir gün
gelecekteki belirsiz bir zamanda
One day I will visit Japan
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir günlük
sadece bir gün süren
This was a one day trip
Bu bir günlük bir geziydi
bir günlük
sadece bir gün süren
This is a one day trip
Bu bir günlük bir gezi
gelişmek
Sahnedebir olayın zamanla meydana gelmesi veya sonuçlanması
We watched how the situation played out
Durumun nasıl geliştiğini izledik
gelişmek
bir durumun zaman içinde meydana gelmesi
The game played out exactly as I thought
Oyun tam olarak düşündüğüm gibi gelişti
alkış
Sahnedeonaylamak için el çırpma
The crowd gave loud applause
Kalabalık yüksek sesle alkışladı
açıkça anlatmak
Sahnedebir şeyi tüm detaylarıyla anlaşılır hale getirmek
She spelled out the new plan
Yeni planı açıkça anlattı
hecelemek
bir kelimenin harflerini tek tek söylemek
Can you spell out your name
İsmini heceleyebilir misin
bayağılık
Sahnedekaba veya rahatsız edici davranış ya da dil
He was offended by the vulgarity of her language
Dilinin bayağılığından rahatsız oldu
hükümdar
Sahnedeülkeyi yöneten kral veya kraliçe
The sovereign lives in the palace
Hükümdar sarayda yaşıyor
hükümdar
bir ülkeyi yöneten kral veya kraliçe
The sovereign signed the new law
Hükümdar yeni yasayı imzaladı
egemen
kendi kendini yönetme yetkisine sahip
The country is a sovereign nation
Ülke egemen bir ulustur
değer vermek
Sahnedebir şeyi önemli bulmak
I value your friendship
Arkadaşlığına değer veriyorum
değer
bir şeyin ne kadar yararlı veya önemli olduğu
This ring has great value
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
hesaplamak
Sahnedebir durumun sonucunu önceden dikkatlice düşünmek
He calculated the risks before deciding
Karar vermeden önce riskleri hesapladı
hesaplamak
sayılar kullanarak bir sonucu bulmak
He can calculate the total cost
Toplam maliyeti hesaplayabilir
hesaplamak
sayıları veya bilgileri kullanarak bir sonuca ulaşmak
Can you calculate the total cost
Toplam maliyeti hesaplayabilir misin
sonunda
Sahnedeuzun bir süre sonra veya sonunda
He eventually found his keys
Sonunda anahtarlarını buldu
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He eventually arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süreden veya gecikmeden sonra
We eventually arrived home
Sonunda eve vardık
masal
Sahnedeçocuklar için gerçek olmayan hayali hikaye
She likes reading fairy tales
O masal okumayı sever
masal
Sahnedegenellikle çocuklar için anlatılan büyülü hikaye
This book is full of fairy tales
Bu kitap masallarla dolu
masalsı
büyü ve mutlu son barındıran hikayelere benzeyen
They had a fairy-tale wedding
Masalsı bir düğünleri oldu
canlılık
Sahnedegüçlü ve aktif olma durumu
Fresh fruit gives you vitality
Taze meyve size canlılık verir
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
bariz
Sahnedeçok belirgin ve dikkat çekici, genellikle kötü anlamda
It was a flagrant violation of the rules
Bu, kuralların bariz bir ihlaliydi
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
açık
önünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
yenilmek
Sahnedebir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
kaybetmek
artık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
iyi hissettiren
Sahnedemutlu veya olumlu hissetmenizi sağlayan
The music makes me feel good
Bu müzik bana iyi hissettiriyor
iyi hissetmek
mutlu veya pozitif hissetmek
I feel good today
Bugün iyi hissediyorum
iç ısıtan
insanı mutlu eden
It is a feel-good movie
Bu iç ısıtan bir film
iyi hissettiren
mutlu veya memnun hissetmenizi sağlayan
It is a feel-good movie
Bu iyi hissettiren bir film
içtenlikle
Sahnedecoşkulu veya samimi bir biçimde
They laughed heartily at the joke
Fıkraya içtenlikle güldüler
nazik
Sahnededost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
inanç
Sahnedegüçlü bir fikir veya inanç
She spoke with deep conviction
Derin bir inançla konuştu
mahkumiyet
mahkemenin bir kişinin suçlu olduğuna dair verdiği resmi karar
He had a prior conviction for theft
Hırsızlık nedeniyle önceden bir mahkumiyeti vardı
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
baskın
Sahnedeen önemli veya en çok göze çarpan
The predominant color in the room is white
Odadaki baskın renk beyazdır
yardımcı
Sahnedebirine yardım eden veya onun yerine geçen kişi
The deputy manager is in charge today
Bugün yardımcı müdür görevli
polis yardımcısı
yasal olarak başkasının yetkilerini kullanan kişi
He is a deputy for the local precinct
Yerel karakolda polis yardımcısı olarak çalışıyor
nefes almak
Sahnedeakciğerlere hava çekip verme süreci
It is hard to breathe in this room
Bu odada nefes almak zor
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor
fısıldamak
bir şeyi gizli bir şekilde söylemek
She did not breathe a word about it
O konu hakkında tek kelime bile etmedi
nefes almak
havayı ciğerlerine çekmek
You need to breathe deeply
Derin nefes alman gerekiyor
kimliği belirsiz
Sahnedekimliği bilinmeyen veya gizli tutulan
She received a call from a faceless person
Kimliği belirsiz bir kişiden telefon aldı
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
değişim
Sahnedebir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
vermek
Sahnedebir şeyi elden birine uzatmak
Please hand over the pen
Lütfen kalemi ver
teslim etmek
birini veya bir şeyi zorunlu olarak başkasına bırakmak
The soldier had to hand over his weapon
Asker silahını teslim etmek zorundaydı
devretmek
bir işi veya sorumluluğu bir başkasına geçirmek
She will hand over her duties to the new manager
Görevlerini yeni müdüre devredecek
sadece
Sahnedesadece veya kolay bir şekilde
I simply wanted to help
Sadece yardım etmek istedim
sadece
basit bir şekilde veya sadece
It is simply a matter of time
Bu sadece bir zaman meselesi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
She explained it simply
Bunu basitçe anlattı
kesinlikle
bir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is simply amazing
Bu kesinlikle harika
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
fark etmek
bir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
bekleniyor
Sahnedeolması veya varması beklenen
The train is due at 5 PM
Trenin saat 17.00'de gelmesi bekleniyor
vadesi gelmiş
belirli bir zamana kadar tamamlanması beklenen
The report is due tomorrow
Raporun teslim tarihi yarın
tam olarak
tam olarak belirli bir yöne doğru
The wind is blowing due north
Rüzgar tam kuzeyden esiyor
aidat
üyelik ücreti olarak borçlu olunan para
I need to pay my monthly dues
Aylık aidatlarımı ödemem gerekiyor
eğilimi olmak
Sahnedebelirli bir şekilde davranmaya meyilli olmak
I tend to wake up early
Erken uyanma eğilimim var
bakmak
bir şeye bakmak veya onunla ilgilenmek
She tends the garden
Bahçeye bakıyor
yanıltıcı
Sahnedegerçek olmayan bir şeye inandırmaya çalışan
The advertisement was misleading
Reklam yanıltıcıydı
yanıltıcı
yanlış bir fikir veren
The advertisement was misleading
Reklam yanıltıcıydı
derinden
Sahnedeçok yoğun veya büyük ölçüde
I am deeply sorry for what happened
Olanlar için derinden üzgünüm
derinden
bir şeyi çok yoğun şekilde hissetmek
I deeply regret my mistake
Hatamdan dolayı çok derinden pişmanlık duyuyorum
rahatsızlık
Sahnedezorluk çıkaran durum
Sorry for the inconvenience
Verdiğimiz rahatsızlık için özür dileriz
rahatsız etmek
birine zorluk veya sıkıntı vermek
I hope this does not inconvenience you
Umarım bu sizi rahatsız etmez
zahmet vermek
birine sorun veya zorluk çıkarmak
I hope I did not inconvenience you
Umarım size zahmet vermedim
odaklanmak
Sahnedebir şeye dikkatini vermek
Please focus on your work
Lütfen işine odaklan
odaklanmak
dikkati veya çabayı belirli bir şey ya da etkinlik üzerinde toplamak
Focus on your studies
Derslerine odaklan
odaklanmak
bir konuya zihnini vermek
Focus on the road while driving
Araba sürerken yola odaklan
dikkatini vermek
bir şeyle yakından ilgilenmek
You should focus on the important details
Önemli detaylara dikkatini vermelisin
isyan
Sahnedeotoriteye karşı yapılan ayaklanma
The mutiny was quickly suppressed
İsyan hızla bastırıldı
isyan etmek
otoriteye veya komuta kademesine karşı gelmek
The crew planned to mutiny against the captain
Mürettebat kaptana karşı isyan etmeyi planladı
orta
Sahnedemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
Sahnedebirisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
işaret etmek
Sahnedebir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
zihin
kişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
birkaç
Sahnedeikiden fazla fakat çok olmayan
I have several books
Birkaç kitabım var
sonuç
Sahnedebir şeyin olası etkisi veya sonucu
The decision has serious implications
Bu kararın ciddi sonuçları var
ima
doğrudan söylenmeyip hissettirilen anlam
Her tone carried a clear implication of doubt
Tonu net bir şüphe iması taşıyordu
soğukkanlılık
Sahnedesakin ve kontrollü olma durumu
He kept his composure during the interview
Mülakat sırasında soğukkanlılığını korudu
uygun
Sahnedebir amaç için doğru olan
This job is suited to your skills
Bu iş senin yeteneklerine uygun
uyumlu
birisiyle veya bir şeyle iyi uyuşan
They are very well suited for each other
Onlar birbirleri için çok uyumlu
şahsi
Sahnedebelirli bir kişiyle ilgili olan
I have a personal opinion
Şahsi bir fikrim var
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
özel
belirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
hoşça kal
Sahnedeayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
mantık
Sahnedeaçık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
his
bir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
kullanmak
Sahnedebir hakka sahip olduğunu belirtmek veya o hakkı kullanmak
You can exercise your right to vote
Oy verme hakkınızı kullanabilirsiniz
egzersiz
sağlıklı veya güçlü kalmak için yapılan fiziksel aktivite
I do exercise every morning
Her sabah egzersiz yaparım
alıştırma
bir beceriyi öğrenmek veya geliştirmek için yapılan etkinlik
This is a grammar exercise
Bu bir dil bilgisi alıştırmasıdır
alıştırma
bir beceriyi geliştirmek için yapılan görev
I have to do this math exercise
Bu matematik alıştırmasını yapmam gerekiyor
araya girmek
Sahnedebir grup veya sıra arasına girmek
Please do not push in
Lütfen araya girmeyin
içeri itmek
bir şeyi bir boşluğun içine doğru hareket ettirmek
Push in the drawer to close it
Kapatmak için çekmeceyi içeri itin
uzanmak
Sahnedebir şeye ulaşmak için kolunu uzatmak
He reached for the phone
Telefona uzandı
uzanmak
bir şeyi almak için elini uzatmak
He reached for the book on the shelf
O raftaki kitaba uzandı
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
perişan bir şekilde
Sahnedeçok kötü veya şiddetli bir biçimde
The weather was wretchedly cold
Hava perişan bir şekilde soğuktu
program
Sahnedeplanlanan etkinliklerin ve zamanlarının listesi
Check the schedule for today
Bugünün programını kontrol et
planlamak
bir şeyi belirli bir zamana planlamak veya düzenlemek
I will schedule a meeting
Bir toplantı planlayacağım
program
etkinliklerin veya görevlerin planı
My schedule is very busy
Programım çok yoğun
planlama
olayların ne zaman gerçekleşeceğini belirleme süreci
I need to make a schedule for the week
Haftalık bir plan yapmam gerekiyor
şüphesiz
Sahnedehiç şüphe olmaksızın
This is undoubtedly the best movie I have seen
Bu şüphesiz şimdiye kadar gördüğüm en iyi film
değerlendirmek
Sahnedebir şeyin kalitesini veya önemini belirlemek
We need to assess the situation
Durumu değerlendirmemiz gerekiyor
sevgisiz
Sahnedekimse tarafından sevilmeyen
He had a loveless childhood
Sevgisiz bir çocukluk geçirdi
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
boşanmak
Sahnedeevliliği yasal olarak bitirmek
They decided to divorce last year
Geçen yıl boşanmaya karar verdiler
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorce who lives happily
O mutlu bir şekilde yaşayan boşanmış bir kadın
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorcée
O boşanmış bir kadın
ayırmak
bir şeyle olan bağlantıyı kesmek
It is hard to divorce facts from opinions
Gerçekleri fikirlerden ayırmak zordur
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorcée
O boşanmış bir kadın
oy vermek
Sahnedebir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
oy
Sahnedebir seçimde veya kararda belirtilen resmi tercih
He cast his vote for the candidate
Aday için oyunu kullandı
kafasını karıştırmak
Sahnedebirinin bir şeyi net bir şekilde anlamasını zorlaştırmak
These directions confuse me
Bu yol tarifleri kafamı karıştırıyor
karıştırmak
birini veya bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I often confuse the twins
İkizleri sık sık karıştırırım
yanıltmak
birini yanlış düşünmeye sevk etmek
The false information confused the witnesses
Yanlış bilgi tanıkları yanılttı
kafasını karıştırmak
birinin zihnini bulandırmak
The complicated instructions confused the students
Karmaşık talimatlar öğrencilerin kafasını karıştırdı
yaratık
Sahnedehayvan veya canlı varlık
The sea is full of strange creatures
Deniz tuhaf yaratıklarla doludur
yaratık
hayvan veya başka bir canlı varlık
The ocean is full of strange creatures
Okyanus garip yaratıklarla dolu
kararname
Sahnedebir lider veya hükümet tarafından verilen resmi emir
The president issued a new decree
Başkan yeni bir kararname yayınladı
önemsiz
Sahnedeönemi az olan
This is a petty problem
Bu önemsiz bir problem
basit
değeri veya önemi düşük olan
It was a petty disagreement
Basit bir anlaşmazlıktı
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
bahsetmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden söz etmek
She referred to the book in her speech
Konuşmasında kitaptan bahsetti
bahsetmek
bir kişiden veya bir şeyden söz etmek
The article refers to climate change
Makale iklim değişikliğinden bahsediyor
gösteriş
Sahnedebaşkalarını etkilemek amacıyla yapılan abartılı davranış
He is just grandstanding to get more votes
Sadece daha fazla oy almak için gösteriş yapıyor
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
isteme
Sahnedebir şeyi elde etmeyi dilemek
She is wanting a new toy
Yeni bir oyuncak istiyor
eksik
bir şeyin yeterli miktarda olmaması
The essay was found wanting
Makale yetersiz bulundu
isteme
bir şeyi arzulamak
The child is wanting more candy
Çocuk biraz daha şeker istiyor
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
evlenmek
Sahnedebiriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
evlenmek
birisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
müttefikler
Sahnedebirlikte çalışan kişi veya gruplar
They became close allies during the war
Savaş sırasında yakın müttefik oldular
kendi adına konuşmak
Sahnedebir şeyin niteliklerini veya karakterini ortaya koymak
The results speak for themselves
Sonuçlar kendi adına konuşuyor
talep etmek
bir şeyi kendisi için ayırmasını istemek
I want to speak for that room
O odayı kendim için ayırmak istiyorum
ayrılmış
başkası tarafından önceden alınmış veya rezerve edilmiş
This seat is already spoken for
Bu koltuk çoktan ayrılmış
ilişkisi olmak
biriyle romantik bir birliktelik içinde bulunmak
He is spoken for and not available
Onun bir ilişkisi var ve müsait değil
ölçülülük
Sahnedebir şeyi makul sınırlar içerisinde yapma durumu
Eat sweets in moderation
Tatlıları ölçülü tüketin
liderlik
Sahnedeyönetme veya yönetme yetkisine sahip olma durumu
She showed great leadership
Büyük bir liderlik sergiledi
yönetim kadrosu
kurumu veya ülkeyi yöneten insanlar grubu
The new leadership met today
Ülkenin yeni yönetim kadrosu bugün toplandı
yönetim
bir kurumu yöneten kişi veya ekip
The company leadership supports this plan
Şirket yönetimi bu planı destekliyor