

The Crown — 5. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
694 kelime
Seviye
sancak
Sahnedebir geminin veya uçağın sağ tarafı
Turn the ship to starboard
Gemiyi sancağa kır
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
patlamak
Sahnedeaniden dışarı fırlamak veya patlamak
The volcano erupted yesterday
Yanardağ dün patladı
maliyet-fayda
Sahnedebir şeyin maliyetini ve faydasını karşılaştırma
We performed a cost-benefit analysis
Bir maliyet-fayda analizi yaptık
ikram
Sahnedemisafirlere sunulan yiyecek veya içecek
They offered some refreshments to the guests
Misafirlere biraz ikram sundular
atıştırmalık
hafif yiyecek veya içecek
We stopped for some refreshment on the road
Yolda atıştırmalık bir şeyler için durduk
bağımsız
Sahnedebaşkalarının yardımına veya desteğine ihtiyaç duymayan
She is an independent woman
O bağımsız bir kadın
bağımsız
başkalarının yardımına veya desteğine ihtiyaç duymayan
She is a very independent person
O çok bağımsız bir insandır
görünmek
Sahnedebelli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
belirmek
görünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
belirmek
görüş alanına girmek veya görünür olmak
The stars appear at night
Yıldızlar gece belirir
ekip
Sahnedebirlikte çalışan insan grubu
The film crew worked hard
Film ekibi çok çalıştı
mürettebat
birlikte çalışan insan grubu
The crew is ready
Mürettebat hazır
mürettebatta yer almak
bir teknenin veya geminin ekibinde görev yapmak
He likes to crew on sailing boats
O yelkenli teknelerde mürettebat olarak çalışmayı sever
ekip
film veya gösteri setinde oyunculardan ayrı olarak çalışan grup
The film crew set up the cameras
Film ekibi kameraları kurdu
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
duygu
Sahnedeyoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
duygu
içte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
his
fiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
duygu
yoğun bir heyecan durumu
Anger is a strong feeling
Öfke güçlü bir duygudur
duygu
güçlü bir his
Joy is a happy feeling
Neşe mutlu bir duygudur
duygu
güçlü bir duygu hali
She is full of feeling
O duygu dolu biri
umut
iyi şeylerin gerçekleşmesini bekleme hissi
I have a hopeful feeling about this
Bunun hakkında umutlu bir hissim var
düşünce
bir konu hakkında fikir veya tutum sahibi olma
I have a feeling that we should go
Gitmemiz gerektiğine dair bir düşüncem var
dört gözle beklemek
Sahnedegelecekte olacak bir şeyi heyecanla beklemek
I look forward to meeting you
Sizinle tanışmayı dört gözle bekliyorum
dört gözle beklemek
gelecekte olacak bir şey için heyecan duymak
I look forward to meeting you
Sizinle tanışmayı dört gözle bekliyorum
konteyner
Sahnedeeşyaları taşımak veya depolamak için kullanılan büyük kutu
They loaded the container onto the ship
Konteyneri gemiye yüklediler
kap
bir şeyleri koymak veya saklamak için kullanılan nesne
Put the food in a plastic container
Yiyecekleri plastik bir kaba koy
seçenek
Sahnedeseçilebilecek şey
You have two options
İki seçeneğiniz var
seçenek
birkaç olasılık arasından tercih yapma imkanı
You have the option to leave early
Erken ayrılma seçeneğin var
günaydın
Sahnedesabahları birisiyle karşılaşıldığında kullanılan nazik bir ifade
Good morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
gündeme gelmek
Sahnedebir konunun konuşulmaya başlanması
This topic will come up in the meeting
Bu konu toplantıda gündeme gelecek
ortaya çıkmak
beklenmedik bir durumun oluşması
A problem came up
Bir sorun çıktı
yukarı çıkmak
yüksek bir yere doğru hareket etmek
Come up and see my room
Yukarı gel ve odamı gör
yetişmek
bir yerde büyüme süreci
She came up in a small town
O küçük bir kasabada yetişti
yaklaşmak
birine veya bir şeye doğru ilerlemek
A stranger came up to me
Bir yabancı bana yaklaştı
ortaya çıkmak
meydana gelmek veya görünmek
A problem came up at work
İş yerinde bir sorun ortaya çıktı
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma hareket etmek
I came up the stairs to my office
Ofisime doğru merdivenlerden yukarı çıktım
bahsi geçmek
konuşulmak veya tartışılmak
Your name came up in our meeting
Toplantımızda isminizin bahsi geçti
yaklaşmak
yakın zamanda gerçekleşecek olmak
The exam date is coming up soon
Sınav tarihi yaklaşıyor
yaklaşmak
yakın gelecekte olacak olmak
Christmas is coming up fast
Noel hızla yaklaşıyor
meydana gelmek
olmak veya gerçekleşmek
Many questions came up during the event
Etkinlik sırasında birçok soru meydana geldi
yükselmek
daha üst bir konuma veya duruma gelmek
She came up in the company quickly
Şirkette hızlıca yükseldi
baş aşağı
Sahnedeüst kısmı alt kısma gelecek şekilde döndürülmüş
The painting is upside down
Tablo baş aşağı duruyor
değerinden fazla borçlu
bir malın piyasa değerinden daha fazla borca sahip olma durumu
They are upside-down on their home loan
Ev kredilerinde değerinden fazla borçları var
altüst
eşyaların yerinden oynatıldığı düzensiz durum
The thief turned the house upside down looking for money
Hırsız parayı ararken evi altüst etti
baş aşağı
üst kısmı altta olacak şekilde
The picture is hanging upside down
Resim baş aşağı asılmış
ters
üst kısmı alt kısma gelmiş şekilde
The painting is hanging upside down
Tablo ters asılmış
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
anlaşma
Sahnedeinsanlar arasında yapılan plan
We have an arrangement to meet tomorrow
Yarın buluşmak için bir anlaşmamız var
düzen
şeylerin yerleştirilme veya düzenlenme biçimi
The arrangement of the furniture is nice
Mobilyaların düzeni güzel
anlaşma
iki veya daha fazla kişi arasında yapılan plan
We made an arrangement to meet at noon
Öğlen buluşmak için bir anlaşma yaptık
zorluk
Sahnedebir sorun veya güçlük içeren durum
Learning to read was a struggle for him
Okumayı öğrenmek onun için bir zorluktu
mücadele etmek
zorlukların üstesinden gelmeye çalışmak
He struggled against the illness
Hastalığa karşı mücadele etti
mücadele
insanlar veya gruplar arasında güç ve kontrol için yapılan savaş
The workers began a struggle for their rights
İşçiler hakları için bir mücadele başlattılar
av bekçisi
Sahnedebüyük arazideki av hayvanlarına bakan kişi
the gamekeeper protects animals on the estate
av bekçisi arazideki hayvanları korur
günlük
Sahnedegünlük olayların yazıldığı defter
I write in my diary every night
Her gece günlüğüme yazarım
ajanda
Sahnedeplanlanmış olayları ve randevuları yazdığınız bir kitap
I wrote the meeting in my diary
Toplantıyı ajandama yazdım
etkileyici
Sahnedehayranlık veya saygı uyandıran
The view from the top is impressive
Tepeden görünen manzara etkileyici
etkileyici
hayranlık veya şaşkınlık uyandıran
Her performance was impressive
Performansı etkileyiciydi
cennet gibi
Sahnedeçok güzel veya harika
The cake tastes heavenly
Kekin tadı cennet gibi
herkesin içinde
Sahnedebirçok insanın görebileceği veya duyabileceği yer
It is rude to shout in public
Herkesin içinde bağırmak kabalıktır
ağırlık
Sahnedebir şeyin ne kadar ağır olduğu
What is the weight of this box?
Bu kutunun ağırlığı nedir?
yük
taşınması zor olan ağır sorumluluk
He feels the weight of his job
İşinin yükünü hissediyor
ağırlık
insanların düşünce veya davranışlarını etkileme gücü
Her opinion carries great weight
Fikrinin büyük ağırlığı var
ağırlaştırmak
bir şeye ağırlık eklemek
You should weight the curtain to keep it straight.
Perdeyi düz durması için ağırlaştırmalısın.
araç
Sahnedehava veya uzay yolculuğunda kullanılan taşıt
The pilot steered the craft
Pilot aracı yönetti
özenle yapmak
ustalıkla bir şey oluşturmak
He crafted a wooden toy
Ahşap bir oyuncak yaptı
zanaat
özel bilgi veya yetenek gerektiren iş
She learned the craft of weaving
Dokuma zanaatını öğrendi
el işi
el ile yapılan nesne
She loves making crafts at home
O evde el işi yapmayı seviyor
öne çıkmak
Sahnedebaşkalarının önüne geçecek şekilde hareket etmek
Please step forward if you know the answer
Cevabı biliyorsan lütfen öne çık
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerinden daha çok istemek veya sevmek
I prefer coffee to tea
Kahveyi çaya tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerine karşı daha çok istemek
I prefer tea to coffee
Çayı kahveye tercih ederim
alakasız
Sahnedekonuyla ilgisi olmayan
That is irrelevant to the topic
Bu konuyla alakasız
önemsiz
önemi olmayan
This detail is irrelevant
Bu detay önemsiz
geleneksel
Sahnedegeleneklere dayanan
They wore traditional clothes
Geleneksel kıyafetler giydiler
başı dönmüş
Sahnedebaş dönmesi hisseden veya aşırı heyecanlı
She felt giddy with joy
Sevinçten başı döndü
kulak
Sahnedeişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
bir şeyi anlama veya ayırt etme yeteneği
She has a good ear for music
Müziğe iyi bir kulağı var
kulak
bir şeyi fark etme veya değerlendirme yeteneği
She has a good ear for music
Onun iyi bir müzik kulağı var
erişim
önemli bir kişiye ulaşma ve onu etkileme yetisi
She has the ear of the director
Onun müdüre doğrudan erişimi var
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
kambur balina
Sahnedeuzun yüzgeçleri ve kavisli bir sırtı olan bir balina türü
We saw a humpback whale in the ocean
Okyanusta bir kambur balina gördük
vana
Sahnedesıvı veya gaz akışını kontrol eden düzenek
Close the valve to stop the water
Suyu durdurmak için vanayı kapat
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
yaklaşmak
Sahnedebir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
fon
Sahnedebelirli bir amaç için para toplayan kuruluş
The fund supports local schools
Fon yerel okulları destekliyor
fon
belirli bir amaç için ayrılmış para miktarı
The government created a fund for education
Hükümet eğitim için bir fon oluşturdu
finanse etmek
bir şey için gereken parayı sağlamak
They will fund the project
Projeyi finanse edecekler
fon
belirli bir amaç için ayrılmış para
They started a fund for the new library
Yeni kütüphane için bir fon başlattılar
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir seçeneğin kullanılması
I will have tea instead of coffee
Kahve yerine çay içeceğim
onun yerine
alternatif bir seçenek olarak
There was no coffee, so I drank tea instead
Kahve yoktu, bu yüzden onun yerine çay içtim
yerine
bir şeyin veya birinin yerine
I chose tea instead of coffee
Kahve yerine çay seçtim
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
almak
Sahnedebir şeyi teslim almak veya kabul etmek
I received a letter
Bir mektup aldım
bahsetmek
Sahnedebir şeyden söz etmek
He didn't speak of the accident
Kazadan bahsetmedi
bahsetmeye değer
üzerinde konuşulacak kadar önemli olan
It is a success worth speaking of
Bu bahsetmeye değer bir başarı
terim
Sahnedebelirli bir bağlamda kullanılan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
şart
bir anlaşmanın kuralı veya parçası
The terms of the contract are fair
Sözleşmenin şartları adildir
dönem
belirli bir görev süresi veya zaman dilimi
His term in office ends soon
Görev süresi yakında doluyor
diyet
Sahnedeyenen yiyeceklerin planlanması
I am on a diet
Diyetteyim
diyet
normalden daha az kalori içeren
I bought a diet soda
Diyet bir gazoz aldım
kabul edilemez
Sahnedeçok sıra dışı ve öfke ya da şaşkınlık uyandıran
The price is outrageous
Fiyat kabul edilemez
uyumsuz olmak
Sahnederenklerin veya desenlerin birbirine yakışmaması
Your shirt and tie clash
Gömleğin ve kravatın birbirine uymuyor
karşılaşma
iki takım arasındaki spor müsabakası
Everyone is excited about the big clash
Herkes büyük karşılaşma için heyecanlı
empati kurabilen
Sahnedebaşkalarının duygularını anlama ve paylaşma yeteneğine sahip olan
She is an empathetic person who listens well
O iyi dinleyen empati kurabilen bir insandır
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
anlaşıldı
Sahnedebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu kavramak
I understood the lesson
Dersi anladım
anlamak
söylenen ya da belirtilen bir şeyi zihinsel olarak kavramak
I understood the main point
Ana noktayı anladım
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans
müzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans
insanların dans ettiği sosyal toplanma
We are going to a dance tonight
Bu akşam bir dansa gidiyoruz
dans etmek
vücudunu müzikle uyumlu hareket ettirmek
She likes to dance at parties
Partilerde dans etmeyi sever
kırsal
Sahnedeşehir dışındaki yerleşim yerleri ile ilgili
They live in a rural area
Kırsal bir bölgede yaşıyorlar
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
Sahnedebirine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
perakende
Sahnedemalların halka satışı
He works in retail
O perakende sektöründe çalışıyor
perakende
malların doğrudan tüketiciye satılması
She works in retail
O perakende sektöründe çalışıyor
medya
Sahnedehaberleri bildiren kuruluşlar topluluğu
The media reported on the event
Medya olay hakkında haber yaptı
medya
haberlerin ve bilgilerin paylaşıldığı iletişim araçları
Social media is very popular
Sosyal medya çok popüler
yarım
bir şeyin iki eşit parçasından biri
The media of the path was marked
Yolun yarısı işaretlendi
çorap
ayağı ve bacağı sıkıca saran giysi
She bought a new pair of media
Yeni bir çift çorap satın aldı
en genç
Sahnedeyaşı en küçük olan
She is the youngest child in her family
O ailesindeki en genç çocuktur
en genç
yaşı en az olan
She is the youngest in her class
Sınıfındaki en genç kişi o
en küçük
ailede dünyaya en son gelmiş olan çocuk
She is the youngest child in the family
O ailenin en küçük çocuğudur
en genç
bir gruptaki yaşı en az olan kişi
She is the youngest student in the class
O sınıfın en genç öğrencisi
en küçük
yaşça herkesten daha aşağıda olan
She is the youngest child in the family
O ailenin en küçük çocuğudur
en genç
yaş olarak herkesten daha yeni olan
He is the youngest person in the team
O takımdaki en genç kişidir
en taze
henüz çok az zaman geçmiş olan
This is the youngest tree in the garden
Bu bahçedeki en taze ağaçtır
vizyon
Sahnedegelecekte olması istenen durumla ilgili fikir
He has a clear vision for the company
Şirket için net bir vizyonu var
görme yetisi
görme yeteneği
She has perfect vision
Görme yetisi mükemmel
görünüş
birinin veya bir şeyin görünme biçimi
She was a vision in her beautiful dress
Güzel elbisesi içinde harika görünüyordu
hayal
gerçekte var olmayan bir şeyin zihinde canlanan görüntüsü
He had a vision of a better future
Geleceğe dair bir hayali vardı
şart
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
rahatsızlık
tıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
durum
bir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
daha önce
Sahnedeşimdiden daha önceki bir zamanda
I finished the work earlier today
İşi bugün daha önce bitirdim
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
daha önce
belirli bir zamandan önce gerçekleşen
We arrived earlier than our friends
Arkadaşlarımızdan daha önce geldik
başarmak
Sahnedezor bir şeyi yapmayı becermek
I managed to fix the car
Arabayı tamir etmeyi başardım
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
başarmak
bir şeyi yapmayı becermek
I can manage to finish the report
Raporu bitirmeyi başarabilirim
başarmak
bir işi veya sorunu üstesinden gelerek halletmek
I can manage this task by myself
Bu görevi kendi başıma başarabilirim
yönetmek
bir kurumun veya kişilerin işleyişini idare etmek
She manages a large company
O büyük bir şirketi yönetiyor
ticari
Sahnedealım ve satımla ilgili olan
This is a commercial building
Bu ticari bir bina
reklam
bir ürün veya hizmeti tanıtmak için yayınlanan ücretli ilan
I saw a commercial on TV
Televizyonda bir reklam gördüm
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
durak
Sahnedeotobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
vasiyet etmek
Sahnedebir şeyi vasiyet yoluyla birine bırakmak
He bequeathed his house to his daughter
Evini kızına vasiyet etti
esnemek
Sahnedekuralları veya planları bir duruma uyacak şekilde değiştirmek
You might need to bend the rules slightly
Kuralları biraz esnetmen gerekebilir
bükmek
bir şeyi bükerek şeklini değiştirmek
He tried to bend the metal bar
Metal çubuğu bükmeye çalıştı
dert yanmak
birine uzun süre boyunca sorunlarını anlatmak
He started to bend my ear about his problems
Sorunları hakkında bana dert yanmaya başladı
bükme
özel bir güç veya yetenek
He used his fire bend
Ateş bükme yeteneğini kullandı
huzura kabul
Sahnedeönemli bir kişiyle yapılan resmi görüşme
He requested an audience with the King
Kral ile bir görüşme talep etti
izleyici
bir performansı izleyen veya dinleyen kişiler
The audience cheered after the song
İzleyiciler şarkıdan sonra tezahürat yaptı
seyirci
bir şeyi izleyen dinleyen veya okuyan insan grubu
The audience enjoyed the show
Seyirci gösteriden keyif aldı
yaralamak
Sahnedebirine fiziksel olarak zarar vermek
He injured his leg in the accident
Kazada bacağını yaraladı
hizmet etme
Sahnedebir görevde veya rolde bulunma
She is serving in the army
O orduda hizmet ediyor
servis
yiyecek veya içecek sunma
They are serving the meal now
Şu anda yemeği servis ediyorlar
porsiyon
tek bir kişiye verilen yiyecek miktarı
One serving of cake is not enough
Bir porsiyon kek yeterli değil
kariyer
Sahnedekişinin uzun süre boyunca yaptığı iş veya meslek
She has a successful career in medicine
Tıpta başarılı bir kariyeri var
kariyer
zaman içinde sürdürülen iş veya meslek
She wants a career in medicine
Tıp alanında bir kariyer istiyor
çalışma dönemi
bir kişinin belirli bir alanda geçirdiği zaman
The athlete ended her career after ten years
Sporcu çalışma dönemini on yılın sonunda bitirdi
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
gerekli
Sahnedeçok önemli veya gerekli olan
Water is essential for life
Su yaşam için gereklidir
köleler
Sahnedebaşkalarının mülkiyetinde olan insanlar
Many people were slaves in the past
Geçmişte birçok insan köleydi
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
iyi geceler
Sahnedeayrılırken veya uyumaya giderken kullanılan bir ifade
Good night, see you tomorrow
İyi geceler, yarın görüşürüz
iyi geceler
gece veda ederken kullanılan ifade
Good night see you tomorrow
İyi geceler yarın görüşürüz
iyi geceler
akşam veda ederken veya uyumaya giderken kullanılan nazik bir ifade
I will see you tomorrow good night
Yarın görüşürüz iyi geceler
güzel bir akşam
akşam saatlerinde geçirilen keyifli vakit
I had a good night with my friends
Arkadaşlarımla güzel bir akşam geçirdim
devralmak
Sahnedebir şeyin yönetimini üstlenmek
He will take over the company
Şirketi devralacak
devralma
bir şirket veya organizasyonun kontrolünü üstlenme eylemi
They decided to take over the company
Şirketi devralmaya karar verdiler
götürmek
bir şeyi bir kişiye veya yere ulaştırmak
Can you take this over to her
Bunu ona götürebilir misin
sollamak
sürüş esnasında başka bir aracı geçmek
It is dangerous to take over on a curve
Virajda sollamak tehlikelidir
ekonomi
Sahnedebir ülkenin mal ve hizmet üretme satma ve satın alma sistemi
The country's economy is growing
Ülkenin ekonomisi büyüyor
ekonomi
bir ülkedeki para ticaret ve işlerin işleyiş biçimi
The country has a strong economy
Ülkenin güçlü bir ekonomisi var
tasarruf
harcanan paranın karşılığını iyi bir şekilde alma durumu
We need to practice economy in our spending
Harcamalarımızda tasarruf yapmalıyız
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
kağıt
Sahnedeyazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
kağıtla kaplamak
bir yüzeyi duvar kağıdı gibi bir maddeyle örtmek
They decided to paper the bedroom
Yatak odasını kağıtla kaplamaya karar verdiler
makale
okul veya yayın için hazırlanan yazılı çalışma
She wrote a paper about history
Tarih hakkında bir makale yazdı
ayarlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesi için hazırlık yapmak
I need to arrange a meeting
Bir toplantı ayarlamam gerekiyor
düzenlemek
şeyleri düzenli bir sıraya koymak
Please arrange the chairs
Lütfen sandalyeleri düzenle
ayarlamak
bir şeyi planlamak veya hazırlamak
I will arrange a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarlayacağım