

The Crown — 5. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
495 kelime
Seviye
incelemek
Sahnedebir şeyi dikkatlice gözden geçirmek
The inspector surveyed the building carefully
Müfettiş binayı dikkatlice inceledi
anket
bilgi toplamak için yapılan araştırma
We conducted a survey
Bir anket yaptık
golf
Sahnedetopun deliklere sokulduğu bir spor
He plays golf on weekends
O hafta sonları golf oynar
özgürlük
Sahnedeistediği gibi davranma, konuşma veya düşünme gücü
Everyone deserves freedom
Herkes özgürlüğü hak eder
değerli
Sahnedebüyük değere veya öneme sahip olan
This ring is very valuable
Bu yüzük çok değerli
yurt dışı
Sahnedeyabancı bir ülkede veya yabancı bir ülkeye
He works overseas
O, yurt dışında çalışıyor
smokin
Sahnedeakşam etkinliklerinde giyilen resmi erkek ceketi
He put on his dinner jacket
Smokinini giydi
smokin
resmi akşam davetlerinde giyilen siyah erkek ceketi
He wore a dinner jacket to the event
Etkinliğe smokin ile katıldı
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
fark etmek
bir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
ritüel
Sahnedebelirli bir düzende gerçekleştirilen geleneksel eylemler bütünü
They performed a traditional ritual
Geleneksel bir ritüel gerçekleştirdiler
Galler
SahnedeBirleşik Krallık'ın bir parçası olan ülke
Many people live in Wales
Pek çok insan Galler'de yaşar
Galler
Birleşik Krallık'ın bir parçası olan ülke
Wales is part of the United Kingdom
Galler Birleşik Krallık'ın bir parçasıdır
pürüz
Sahnedeplan veya sistemdeki küçük aksaklık
There are a few kinks in the system
Sistemde birkaç pürüz var
fantezi
cinsel arzu veya özel ilgi alanı
He talked about his kinks openly
Fantezileri hakkında açıkça konuştu
Kinks grubu
altmışlı yıllarda kurulan İngiliz rock grubu
The Kinks were a famous British band
The Kinks ünlü bir İngiliz grubuydu
tutkulu
Sahnedegüçlü duygular sergileyen
She is passionate about art
O, sanata karşı tutkuludur
çalışma masası
Sahnedeyazı yazmak veya çalışmak için kullanılan düz yüzeyli mobilya
The book is on the desk
Kitap masanın üzerinde
masa
Sahnedeüstünde yazı yazılan veya çalışılan mobilya
Please put the book on the desk
Lütfen kitabı masanın üstüne koy
masada çalışmak
bir masanın başında oturup iş yapmak
I will desk for the whole day
Bütün gün masada çalışacağım
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
tedavi etmek
bir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
rakip
Sahnedebir başkasına karşı kazanmaya çalışan kişi
He is my main rival in the race
Yarıştaki baş rakibim o
boy ölçüşmek
birinin seviyesine ulaşmaya veya onu geçmeye çalışmak
No team can rival their skill
Hiçbir takım onların becerisiyle boy ölçüşemez
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
yuvarlandı
Sahnededönerek yer değiştirdi
The ball rolled down the hill
Top tepeden aşağı yuvarlandı
yuvarlandı
bir yüzey üzerinde dönerek ilerlemek
The ball rolled down the hill
Top tepeden aşağı yuvarlandı
saldırmak
birine fiziksel saldırıda bulunmak
He was rolled by a gang
Bir çete tarafından saldırıya uğradı
yuvarlandı
dönerek yer değiştirmek
The ball rolled down the hill
Top tepeden aşağı yuvarlandı
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
tarih
Sahnedegeçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
tarih
geçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
aday
Sahnedeseçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
alerjik
Sahnedebir maddeye karşı alerjisi olan
I am allergic to cats
Kedilere alerjim var
yönetmek
Sahnedebir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
kural
bir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
kraliyet
Sahnedekrallar, kraliçeler ve onların aileleri
The royalty attended the ceremony
Kraliyet üyeleri törene katıldı
telif ücreti
bir eserin kullanımı karşılığında yaratıcısına ödenen para
He receives a royalty for every book sold
Satılan her kitap için telif ücreti alıyor
üç kez
Sahnedeüç defa gerçekleşen
She is a three-time champion
O üç kez şampiyon oldu
neredeyse hiç
Sahnedeçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
istenmeyen
Sahnedeistenmeyen veya hoş olmayan
He received unwelcome news
İstenmeyen bir haber aldı
hızlıca bitirmek
Sahnedebir işi gereğinden daha hızlı tamamlamak
I had to hurry through my lunch
Öğle yemeğimi hızlıca bitirmek zorunda kaldım
zıtlık
Sahnedeiki şey arasındaki belirgin fark
There is a sharp contrast between the two colors
İki renk arasında keskin bir zıtlık var
soda
Sahnedeşekerli gazlı içecek
I want a soda
Bir soda istiyorum
gazlı içecek
tatlı ve köpüklü içecek
I bought a cold soda at the store
Mağazadan soğuk bir gazlı içecek aldım
hareketli
Sahnedeyer değiştiren
The car is moving
Araba hareket ediyor
duygulandırıcı
güçlü duygular uyandıran
It was a moving story
Duygulandırıcı bir hikayeydi
taşınmak
yaşadığı yeri değiştirmek
We are moving to a new city next week
Gelecek hafta yeni bir şehre taşınıyoruz
hissedar
Sahnedebir şirketin hisselerine sahip olan kişi
He is a majority shareholder
O, çoğunluk hissedarıdır
hissedar
bir şirkette payı bulunan kişi
The shareholder attended the meeting
Hissedar toplantıya katıldı
itiraf etmek
Sahnedeyanlış bir şey yaptığını söylemek
He confessed to the crime
Suçu itiraf etti
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
davranmak
Sahnedebirine belli bir şekilde veya saygıyla davranmak
Treat others with kindness
Başkalarına nezaketle davranın
davranmak
birine veya bir şeye belirli bir şekilde yaklaşmak
Please treat this item with care
Lütfen bu eşyaya özenli davran
dünya çapında
Sahnededünyadaki en iyiler arasında olan
He is a world class athlete
O dünya çapında bir sporcudur
dünya standartlarında
dünyadaki en yüksek kalitede olan
This hotel is world class
Bu otel dünya standartlarındadır
dünya çapında
dünyadaki en iyiler arasında olan
This is a world class hotel
Bu dünya çapında bir otel
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
razı
Sahnedebir şeyi kabul etmeye hazır
He was agreeable to the plan
Plana razıydı
hoş
beğenilmesi kolay veya keyifli
It was an agreeable evening
Hoş bir akşamdı
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
Sahnedehayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
dik durmak
Sahnedevücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
durumda olmak
belirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
zor durum
Sahnedebirinin birinin gözünden düştüğü veya başının dertte olduğu durum
He is in the doghouse because he arrived home late
Eve geç geldiği için başı dertte
köpek kulübesi
köpekler için küçük barınak
The dog slept in his doghouse
Köpek kendi kulübesinde uyudu
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
herhangi bir yer
Sahnedeherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
Sahnedeher türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
herhangi bir konum veya mekan
You can sit anywhere you want
İstediğin yere oturabilirsin
hiçbir yer
olumsuz cümlelerde belirtilen herhangi bir konum
I cannot find my keys anywhere
Anahtarlarımı hiçbir yerde bulamıyorum
paha biçilemez
Sahnedeçok değerli veya özel olan
The painting is priceless
Tablo paha biçilemez
ırksal
Sahnedeırkla ilgili
Racial equality is important
Irksal eşitlik önemlidir
özlemek
Sahnedebirinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
hanımefendi
genç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
yapı
Sahnedebir şeyin temel düzeni veya çatısı
The fabric of society is changing
Toplumun yapısı değişiyor
kumaş
liflerden yapılmış malzeme
This fabric is very soft
Bu kumaş çok yumuşak
mutluluk
Sahnedemutlu olma durumu
Money cannot buy happiness
Para mutluluğu satın alamaz
söylenti
Sahnededoğru olmayabilecek bir hikaye
I heard a rumor about him
Onun hakkında bir söylenti duydum
söylenti
doğruluğu kanıtlanmamış yayılan bilgi
I heard a rumor about the new project
Yeni proje hakkında bir söylenti duydum
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
ait olmak
Sahnedebir kişinin veya kurumun malı olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
üyesi olmak
Sahnedebir grubun veya organizasyonun parçası olmak
I belong to a chess club
Bir satranç kulübünün üyesiyim
ait olmak
bir şeyin parçası veya sahibi olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
ait olmak
birinin mülkiyetinde bulunmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
koleksiyon
Sahnedebir kişinin bir araya getirdiği nesneler grubu
He has a large stamp collection
Onun büyük bir pul koleksiyonu var
koleksiyon
Sahnedebir araya getirilmiş nesneler bütünü
She has a large collection of stamps
Onun büyük bir pul koleksiyonu var
koleksiyon
bir araya getirilmiş nesneler grubu
He has a large stamp collection
Onun büyük bir pul koleksiyonu var
teslim alma
sipariş edilen bir şeyi alma işlemi
You can come for the collection of your order
Siparişinizi teslim almak için gelebilirsiniz
şaka yapmak
Sahnedegülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
fıkra
sonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
ciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka
insanların gülmesini sağlayan veya ciddiye alınmaması gereken söz veya davranış
I told a joke to my friend
Arkadaşıma bir şaka yaptım
büyük bir miktar
Sahnedebir şeyden çok fazla olması durumu
He spends a great deal of time reading
Okumaya çok fazla zaman harcıyor
çok
büyük miktar
It helped a great deal
Çok yardımcı oldu
çok miktarda
bir şeyden bolca bulunması
There is a great deal of water
Çok miktarda su var
çok miktarda
büyük bir miktar
I spent a great deal of money
Çok miktarda para harcadım
kazanan
Sahnedebir oyunu veya yarışmayı kazanan kişi
The winner gets a prize
Kazanan bir ödül alır
galip
bir yarışma veya rekabeti kazanan kişi
He was the winner
Galip oydu
kazanan
çok iyi veya başarılı olan kişi veya şey
This new idea is a real winner
Bu yeni fikir tam bir kazanan
daha uzatılmış
Sahnedegenişletilmiş veya uzatılmış
The movie was longer than the book
Film kitaptan daha uzundu
artık değil
geçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
daha uzun
fiziksel boyutu daha fazla olan
This rope is longer than that one
Bu ip diğerinden daha uzun
daha uzun süre
zaman bakımından daha fazla
I cannot wait any longer
Daha uzun süre bekleyemem
daha uzun süre
daha büyük bir zaman dilimi için
I cannot wait any longer
Artık daha uzun süre bekleyemem
uzunca bir süre
çok miktarda zaman boyunca
They stayed for a long time
Uzunca bir süre kaldılar
daha fazla süre
arttırılmış zaman miktarı
I will study for a longer time
Daha fazla süre ders çalışacağım
daha çok zaman
ihtiyaç duyulan ek vakit
Give me more time to think
Düşünmek için bana daha çok zaman ver
daha uzun
boyutsal olarak daha büyük olan
This bridge is longer
Bu köprü daha uzun
daha fazla vakit
ilave zaman dilimi
We need more time to work
Çalışmak için daha fazla vakte ihtiyacımız var
eskisine göre daha uzun
önceki zamandan daha fazla
It took longer than expected
Beklenenden daha uzun sürdü
daha uzun mesafe
uzaklık olarak daha fazla olan
The route is longer today
Bugün rota daha uzun mesafe
daha uzun
bir uçtan diğer uca daha büyük mesafe ölçen
This stick is longer than that one
Bu çubuk diğerinden daha uzun
daha uzun süre
daha fazla miktarda zaman boyunca
I cannot wait any longer
Daha fazla bekleyemem
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
sakat bırakmak
Sahnedebirini normal şekilde hareket edemez veya işlev göremez hale getirmek
The injury could cripple him for life
Yaralanma onu ömür boyu sakat bırakabilir
almak
Sahnedebir şeyi teslim almak veya kabul etmek
I received a letter
Bir mektup aldım
toplum
Sahnedebirlikte yaşayan insan grubu
We live in a multicultural society
Çok kültürlü bir toplumda yaşıyoruz
dernek
ortak ilgi veya hedefleri olan insan grubu
She is a member of a historical society
O bir tarih derneğinin üyesi
topluluk
ortak ilgi alanlarına sahip insan grubu
He is a member of a historical society
O bir tarih topluluğunun üyesi
adil
Sahnedeherkese eşit veya makul şekilde davranan
This is a fair deal
Bu adil bir anlaşma
güzel
bakıldığında hoş görünen
She has a fair face
Onun güzel bir yüzü var
fuar
sergilerin ve eğlencelerin olduğu halka açık etkinlik
We went to the book fair
Kitap fuarına gittik
tutmak
Sahnedebelirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
mal olmak
Sahnedebir şey için ödenmesi gereken para miktarı
This jacket costs fifty dollars
Bu ceket elli dolara mal oluyor
mal olmak
bir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
yanında
Sahnedebir şeye veya birine çok yakın
He sat next to me
O benim yanımda oturdu
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
sıradaki
mevcut olandan sonra gelen
Who is next to go
Gitmek için sıradaki kim
yanında
bir şeyin çok yakınında
The book is next to the lamp
Kitap lambanın yanında
vizyon
Sahnedegelecekte olması istenen durumla ilgili fikir
He has a clear vision for the company
Şirket için net bir vizyonu var
görme yetisi
görme yeteneği
She has perfect vision
Görme yetisi mükemmel
görünüş
birinin veya bir şeyin görünme biçimi
She was a vision in her beautiful dress
Güzel elbisesi içinde harika görünüyordu
hayal
gerçekte var olmayan bir şeyin zihinde canlanan görüntüsü
He had a vision of a better future
Geleceğe dair bir hayali vardı
artrit
Sahnedeeklemlerde ağrı ve şişliğe yol açan bir hastalık
He has arthritis in his knee
Dizinde artrit var
ile başlamak
Sahnedebir işe ilk adım olarak girişmek
Let us start with the basics
Temellerle başlayalım
ile başlamak
bir şeyi yaparak başlamak
Let's start with the first page
Hadi birinci sayfa ile başlayalım
kesmek
Sahnedebir bağlantıyı veya konuşmayı durdurmak
Don't cut me off
Sözümü kesme
müsamaha göstermek
birine daha fazla özgürlük tanımak veya daha az katı olmak
Cut me some slack
Bana biraz müsamaha göster
kesmek
keskin bir aletle bölmek veya ayırmak
I cut the cake
Pastayı kestim
kesmek
deri veya yüzeyi yaralamak
I cut my finger
Parmağımı kestim
boş
Sahnedebir iş yapmayan veya çalışmayan
I spent an idle afternoon
Boş bir öğleden sonra geçirdim
boş durmak
bir süre çalışmayı veya hareket etmeyi bırakmak
The engine continued to idle
Motor boşta çalışmaya devam etti
rölantide çalışmak
motoru araç hareket etmiyorken çalıştırmak
The car engine is idling
Araba motoru rölantide çalışıyor
boş
ciddiye alınmaması gereken
He made an idle comment
O boş bir yorum yaptı
sıfat
Sahnedebirinin sahip olduğu rol veya işlev
He is acting in the capacity of a manager
O yönetici sıfatıyla hareket ediyor
kapasite
bir şeyin alabileceği veya yapabileceği maksimum miktar
The stadium has a capacity of 50,000 people
Stadyumun 50.000 kişilik kapasitesi var
kapasite
bir şeyin alabileceği maksimum miktar veya sayı
The stadium has a large capacity
Stadyumun büyük bir kapasitesi var
hatırlatıcı
Sahnedebir şeyi hatırlamaya yardımcı olan şey
I set a reminder on my phone
Telefonuma bir hatırlatıcı kurdum
jartiyer
Sahnedebacağın etrafına takılan bir giysi parçası
She wore a white garter
Beyaz bir jartiyer taktı
film
Sahnedesinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
resim
görsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
katılmak
Sahnedebir grubun veya etkinliğin parçası olmak
She is joining the club
Kulübe katılıyor
birleştirme
iki veya daha fazla şeyin bir araya getirilme süreci
The joining of these parts is simple
Bu parçaların birleştirilmesi basittir
katılmak
birinin veya bir grubun yanına gitmek
She is joining us for dinner
O akşam yemeğinde bize katılıyor
birleştirme
iki veya daha fazla şeyi bir araya getirme
He is joining the two pieces of wood
İki tahta parçasını birleştiriyor
hayranlık duymak
Sahnedebirine saygı duymak ve onu takdir etmek
I look up to my father
Babama hayranlık duyuyorum
elli
Sahnede50 sayısı
I have fifty dollars
Elli dolarım var
elli
elli sayısı
I am fifty years old
Elli yaşındayım
bağlantı
Sahnedeiki şey arasındaki ilişki
There is a connection between the two events
İki olay arasında bir bağlantı var
bağlantı
Sahnedesize yardımcı olabilecek tanıdığınız kişi
He used his connection to get the job
İşi almak için bağlantısını kullandı
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
affetmek
birinin yaptığı bir şey için ona kızmayı bırakmak
You should forgive him for his mistake
Onun hatası için onu affetmelisin
gece mavisi
Sahnedeçok koyu bir mavi renk
She wore a midnight blue dress
Gece mavisi bir elbise giydi