

The Crown — 5. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
623 kelime
Seviye
saygı göstermek
Sahnedebirine hürmet veya hayranlık sunmak
They paid tribute to the local hero
Yerel kahramana saygılarını sundular
sol
Sahnedesol tarafta olan
He sat on the left hand side
O sol tarafta oturdu
sol
sağ tarafın zıttı olan yön
I use my left hand
Sol elimi kullanıyorum
sol
sol tarafta olan
Take the left-hand path
Sol taraftaki yolu seç
sert davranmak
Sahnedebirine karşı çok katı veya acımasız olmak
Do not be so hard on him
Ona bu kadar sert davranma
ereksiyon
penisin sertleşmiş olma durumu
He has a hard on
Penisi sertleşmiş durumda
saplantı
bir şeye karşı duyulan aşırı ve mantıksız ilgi
He has a hard on for that new game
O yeni oyuna karşı aşırı bir saplantısı var
sert
başkalarına karşı katı veya acımasız olan kişi
My boss is very hard on me
Patronum bana karşı çok sert
rezil etmek
Sahnedebirini utandırmak veya kendini aptal gibi hissettirmek
He didn't want to humiliate her in public
Onu insanların önünde rezil etmek istemedi
aşağılamak
birini utandıracak veya küçük düşürecek davranışta bulunmak
He tried to humiliate me
Beni aşağılamaya çalıştı
küçük düşürücü
utanç verici veya insanı rencide eden durum
It was a humiliating moment for him
Bu onun için küçük düşürücü bir andı
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
Sahnedebirine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
şiddetli
Sahnedezarar vermek için güç kullanan
The protest became violent
Protesto şiddete dönüştü
keşfetmek
Sahnedebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
kötü geçen yıl
Sahnedebüyük sıkıntı veya talihsizliklerin yaşandığı bir yıl
He called the year when he lost his job an annus horribilis
İşini kaybettiği yılı felaket bir yıl olarak adlandırdı
felaket yılı
Sahnedebir dizi talihsizlik ile işaretlenmiş bir yıl
The queen famously referred to that year as her annus horribilis
Kraliçe o yılı meşhur bir şekilde felaket yılı olarak adlandırmıştı
kararlı
Sahnedehızlıca karar verebilme yeteneğine sahip
She is a decisive leader
O, kararlı bir liderdir
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
red
Sahnedebir teklifi veya kişiyi kabul etmeme durumu
She received a rejection letter
Bir red mektubu aldı
şaşırtmak
Sahnedebirini çok şaşırtmak veya şoka sokmak
The news stunned her
Haber onu şaşırttı
bina
Sahnededuvarları ve çatısı olan yapı
This building is very tall
Bu bina çok yüksek
inşa etmek
parçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They are building a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
üzerine inşa etme
bir şeyi temel alarak daha fazla ilerleme kaydetmek
They are building on their past success
Geçmiş başarılarının üzerine inşa ediyorlar
inşaat
bir yapıyı oluşturma süreci
The building of the new house is almost finished
Yeni evin inşaatı neredeyse bitti
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
başarmak
Sahnedebir şeyi işler kılmak veya başarılı olmak
We will make it work
Bunu başaracağız
kusursuz
Sahnedeeleştirilemeyecek kadar iyi veya hatasız
His record is beyond reproach
Onun sicili kusursuzdur
örnek
Sahnedebir şeyi açıklamak için kullanılan somut durum
Give me an example
Bana bir örnek ver
örnek
bir şeyin neye benzediğini gösteren şey
Can you give me an example
Bana bir örnek verebilir misin
ile bitmek
Sahnedesonunda bir şeye sahip olmak veya bir şeyle tamamlanmak
The movie ends with a surprise
Film bir sürprizle bitiyor
ile bitmek
bir şeyin finalinde bulunmak
The show ends with a loud bang
Gösteri büyük bir gürültüyle bitiyor
birlikte bitmek
bir şeyle aynı anda sona ermek
His job ends with the project
İşi proje ile birlikte bitiyor
uğruna
Sahnedebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
sake
pirinçten yapılan Japon alkollü içeceği
I ordered a glass of sake
Bir bardak sake sipariş ettim
uğruna
bir şeyin yapılması için olan amaç veya neden
I did it for the sake of peace
Barış uğruna bunu yaptım
onaylamamak
Sahnedebir şeyi kötü veya yanlış bulmak
My parents disapprove of my new job
Ailem yeni işimi onaylamıyor
onaylamamak
bir şeyi beğenmediğini veya onaylamadığını göstermek
My parents disapprove of my new haircut
Ailem yeni saç kesimimi onaylamıyor
onaylamamak
bir şeyi beğenmediğini veya uygun bulmadığını göstermek
My parents disapprove of my choice
Ebeveynlerim seçimimi onaylamıyor
sessiz
Sahnedeses çıkarmayan
The room was completely silent
Oda tamamen sessizdi
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans
müzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans
insanların dans ettiği sosyal toplanma
We are going to a dance tonight
Bu akşam bir dansa gidiyoruz
dans etmek
vücudunu müzikle uyumlu hareket ettirmek
She likes to dance at parties
Partilerde dans etmeyi sever
keder
Sahnedebüyük bir üzüntü veya acı hissi
She was in great distress after the accident
Kazadan sonra büyük bir keder içindeydi
eskitmek
bir şeyin eski veya yıpranmış görünmesini sağlamak
They distress the jeans to make them look stylish
Kotları şık görünmeleri için eskitiyorlar
ders
Sahnedeeğitim veya öğretim oturumu
I have an English lesson
İngilizce dersim var
ders
Sahnedebir konunun öğretildiği zaman dilimi
I have a piano lesson today
Bugün piyano dersim var
ders
bir olaydan çıkarılan öğüt veya hayat tecrübesi
This was a hard lesson
Bu zor bir dersti
ders
birinin bir şey öğrettiği zaman dilimi
I have a math lesson today
Bugün matematik dersim var
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
varmak
Sahnedebelirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
hariç
Sahnedebir şeyi dışarıda tutarak
Everyone was there except for John
John hariç herkes oradaydı
hariç
bir şey dışında tutulan tek şeyi belirtmek için kullanılır
Everyone came except for John
John hariç herkes geldi
hariç
birini veya bir şeyi dışarıda bırakarak
Everyone arrived except for John
John hariç herkes geldi
yurt dışı
Sahnedeyabancı bir ülkede veya yabancı bir ülkeye
I want to study abroad
Yurt dışında okumak istiyorum
sonuç
Sahnedebir sürecin veya olayın sonunda ortaya çıkan durum
We are waiting for the outcome of the test
Testin sonucunu bekliyoruz
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
fark etmek
bir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere yollamak
I am sending an email
Bir e-posta gönderiyorum
gönderme
bir mesajı birine iletme
I am sending a letter to her
Ona bir mektup gönderiyorum
gönderme
bir şeyi bir kişiye veya yere ulaştırmak için yola çıkarmak
I am sending a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup gönderiyorum
göndermek
birine bilgi veya mesaj iletmek
I am sending a message to my friend
Arkadaşıma bir mesaj gönderiyorum
mantık
Sahnedeaçık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
his
bir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
teşvik etmek
Sahnedebirine destek vermek veya onu motive etmek
The teacher encouraged the students
Öğretmen öğrencileri teşvik etti
cesaretlendirmek
birine daha fazla güven veya umut vermek
I want to encourage you
Seni cesaretlendirmek istiyorum
cesaretlendirmek
birine umut veya özgüven aşılamak
My teacher encourages me to do my best
Öğretmenim elimden gelenin en iyisini yapmam için beni cesaretlendiriyor
cesaretlendirmek
birine umut veya güven vermek
My teacher encouraged me to study
Öğretmenim ders çalışmam için beni cesaretlendirdi
sekreter
Sahnedeofis işlerini yapan kişi
She is a secretary
O bir sekreter
bakan
bir kurumda veya devlette üst düzey idari görevde bulunan kişi
The secretary leads the department
Bakan departmanı yönetiyor
sekreter
bir kişinin ofis işlerini yürüten yardımcı
The secretary managed the boss's calendar
Sekreter patronun takvimini yönetti
büro çalışanı
ofis içindeki işleri yürüten kişi
A secretary helps with general office duties
Bir büro çalışanı genel ofis işlerine yardımcı olur
ideal
Sahnedemümkün olan en iyi veya en uygun olan
This is the ideal place for a picnic
Burası piknik için ideal bir yer
ülkü
bir kişinin önemli bulduğu inanç veya standart
Freedom is his highest ideal
Özgürlük onun en yüksek ülküsüdür
sandviç
Sahnedeiki dilim ekmek arası malzeme
I ate a sandwich for lunch
Öğle yemeği için sandviç yedim
Sandwich
İngiltere veya Amerika da bulunan bir yerleşim yeri adı
Sandwich is a town
Sandwich bir kasabadır
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
üç yüz
Sahnede300 sayısı
There are three hundred people here
Burada üç yüz kişi var
taban
Sahnedeayakkabının veya ayağın alt kısmı
My shoe has a hole in the sole
Ayakkabımın tabanında bir delik var
tek
tek olan veya yegane
He was the sole survivor
Tek kurtulan oydu
taban
ayakkabının yere değen alt kısmı
The sole of my shoe is worn
Ayakkabımın tabanı aşındı
sadakatsizlik
Sahnedeeşine veya partnerine sadık olmama durumu
He was accused of infidelity
Sadakatsizlikle suçlandı
üye
Sahnedebir gruba dahil olan kişi
He is a member of the club
O kulübün bir üyesidir
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
çok sarhoş
Sahnedeçok fazla alkol almış
He got sloshed at the party
Partide çok sarhoş oldu
hayal etmek
Sahnedezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
Sahnedezihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
yükü altında
Sahnedebir şeyin ağır etkisi veya baskısı altında kalmak
The bridge collapsed under the weight of the trucks
Köprü kamyonların ağırlığı altında çöktü
güzel
Sahnedeçok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
hoş
Sahnedegüzel veya keyif verici
We had a lovely day at the park
Parkta çok hoş bir gün geçirdik
hoş
Sahnedeçok hoş veya güzel olan
She looks lovely in that dress
O bu elbise içinde çok hoş görünüyor
sevimli
nazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
söyledi
Sahnedebirine bilgi vermek
He told me the secret
Bana sırrı söyledi
anlattı
bir şeyi detaylarıyla bildirmek
She told a story
Bir hikaye anlattı
söyledi
birine bir şeyi anlatmak veya bildirmek
She told me a secret
Bana bir sır söyledi
kötü karşılamak
Sahnedebir şeyi yanlış veya kötü bulmak
Smoking is frowned upon here
Burada sigara içmek kötü karşılanır
hoş karşılamamak
bir şeyi yanlış veya kabul edilemez bulmak
Smoking is frowned upon here
Burada sigara içmek hoş karşılanmaz
yetersiz kalmak
Sahnedeyeterli miktarda olmamak
Our supplies fell short
Malzemelerimiz yetersiz kaldı
yetersiz kalmak
bir şeyin yeterli miktarda veya düzeyde olmaması
Our food supplies will fall short
Yiyecek stoklarımız yetersiz kalacak
yetersiz kalmak
gereken standart veya beklentiyi karşılayamamak
The results fall short of our goal
Sonuçlar hedefimizin gerisinde kalıyor
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
bağlam
Sahnedebir olayı çevreleyen durum veya gerçekler
Please provide more context
Lütfen daha fazla bağlam sağlayın
alevler içinde
Sahnedealevlerle yanmakta olan
The house is on fire
Ev yanıyor
çok başarılı
bir şeyi oldukça iyi ve etkileyici bir şekilde yapmak
Our team is on fire tonight
Takımımız bu gece harika oynuyor
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
iyileşmek
Sahnededaha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
almak
bir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
kabullenmek
Sahnedebir durumun gerçek olduğunu kabul etmek
You just have to face it
Sadece bunu kabullenmek zorundasın
kabullen
zor bir durumu olduğu gibi kabul etmek
You have to face it eventually
Er ya da geç bunu kabullenmelisin
gerçeklerle yüzleş
acı gerçekleri görmezden gelmeyip kabul etmek
Just face it and move on
Sadece gerçeklerle yüzleş ve hayatına devam et
şiddetli
Sahnedeçok güçlü veya aşırı olan
The reaction was atomic
Tepki çok şiddetliydi
atomik
atomlarla ilgili olan
Atomic energy is powerful
Atom enerjisi güçlüdür
duygu
Sahnededuyguya dayalı düşünce veya tutum
I don't share your sentiment on this issue
Bu konudaki görüşlerinize katılmıyorum
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
başlangıçta
Sahnedeen başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
yerine
Sahnedebir şey yerine
I chose tea rather than coffee
Kahve yerine çay seçtim
yerine
bir şeyin yerine başka bir şeyi seçmek
I chose water rather than soda
Gazoz yerine su seçtim
yerine
başka bir şeyin yerine
I drink tea rather than coffee
Kahve yerine çay içerim
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
fark
Sahnedebir şeyin diğerinden fazla olduğu miktar
He won the race by a small margin
Yarışı az bir farkla kazandı
kenar boşluğu
bir şeyin kenarı veya sınırı
Write your notes in the margin
Notlarını kenar boşluğuna yaz
kâr marjı
üretim maliyeti ile satış fiyatı arasındaki fark
Our profit margin is very low this year
Bu yıl kâr marjımız çok düşük
işaret
Sahnedebir şeyi ne zaman yapmanız gerektiğini belirten işaret
That is my cue to start
Bu, başlamam için işaret
kurtarmak
birini tehlikeden veya zor durumdan kurtarmak
You must cue the man from the fire
Adamı yangından kurtarmalısın
ıstaka
bilardoda topa vurmak için kullanılan uzun sopa
She chalked the tip of her cue
Istakasının ucuna tebeşir sürdü
arzulamak
Sahnedebir şeyi şiddetle istemek
He dreams of becoming a famous singer
O ünlü bir şarkıcı olmayı arzuluyor
hayal etmek
bir şeyi yapmayı düşünmek veya tasarlamak
I dream of traveling around the world
Dünyayı gezmeyi hayal ediyorum
bütün
Sahnedeeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
bütün
tamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
sarmak
Sahnedebir şeye karşı aşırı ilgi duymaya başlamak
I really got into jazz music
Caz müziği beni gerçekten sardı
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
girmek
bir yerin içine girmek veya ulaşmak
I cannot get into the locked room
Kilitli odaya giremiyorum
dahil olmak
bir duruma girmeye başlamak
I want to get into politics
Siyasete dahil olmak istiyorum
girmek
bir şeyin içine girmek
I will get into the car
Arabaya gireceğim
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
The bad mood got into him
Kötü ruh hali onu etkiledi
ilgi duymak
bir şeye karşı merak veya ilgi beslemeye başlamak
I started to get into jazz music
Caz müziğine ilgi duymaya başladım
girmek
bir durumun veya ortamın içinde yer almaya başlamak
She got into a difficult situation
Zor bir duruma girdi
seçilmiş
Sahnedebir grup içinden ayıklanmış veya tercih edilmiş
He was the chosen candidate for the job
İş için seçilen aday oydu
bahsedilemez
Sahnedehakkında konuşulması çok utanç verici olan şey
They treated the mistake as an unmentionable
Hatayı bahsedilemez olarak kabul ettiler
berbat bir şekilde
Sahnedeçok kötü veya nahoş bir şekilde
He sang horribly
Berbat bir şekilde şarkı söyledi
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
anayasal
Sahnedebir ülkenin temel kanunlarıyla ilgili olan
This is a constitutional right
Bu anayasal bir haktır
sağlık yürüyüşü
sağlık veya egzersiz amacıyla yapılan kısa yürüyüş
He takes a daily constitutional
Her gün sağlık yürüyüşü yapar
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
ihanet etti
Sahnedebirinin güvenini kötüye kullanarak zarar vermek
She felt betrayed by her best friend
En yakın arkadaşı tarafından ihanete uğradığını hissetti
göz atmak
Sahnedebir şeye hızlıca bakmak
She took a glance at the clock
Saate bir göz attı
göz atmak
bir şeye çok kısa bir süre bakmak
She glanced at her watch
Saatine göz attı
sıyırmak
bir yüzeye açıyla çarpıp ondan uzaklaşmak
The ball glanced off the wall
Top duvardan sıyırdı
olay yeri
Sahnedebir olayın gerçekleştiği yer
Police arrived at the scene
Polis olay yerine ulaştı
rezalet
toplum içinde gösterilen öfkeli davranış
Please do not make a scene
Lütfen rezalet çıkarma
çevre
kişinin ilgi duyduğu sosyal ortam veya grup
She is part of the local art scene
O yerel sanat çevresinin bir parçası
sahne
bir oyun, film veya hikayenin bir bölümü
The first scene of the movie was sad
Filmin ilk sahnesi üzücüydü
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
kitap
sayfaları olan yazılı bir eser
I am reading a good book
İyi bir kitap okuyorum
orkestra
Sahnedebirlikte müzik yapan müzisyenlerden oluşan büyük grup
The orchestra played a beautiful song
Orkestra güzel bir şarkı çaldı
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
danışman
Sahnedetavsiye veren kişi
He is my financial adviser
O benim finansal danışmanım
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
şaşırmak
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
düşünmek
bir konu hakkında fikir veya görüş sahibi olmak
What do you think of this book
Bu kitap hakkında ne düşünüyorsun