

The Crown — 5. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
758 kelime
Seviye
kavşak
Sahnedeiki veya daha fazla yolun kesiştiği yer
He stopped at the crossroad
Kavşakta durdu
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
rol
Sahnedebir durum veya performansta üstlenilen görev
She played an important role in the project
Projede önemli bir rol oynadı
görev
Sahnedebir durum içinde sahip olunan işlev veya konum
Everyone has a specific role in the project
Projede herkesin belirli bir görevi var
rol
film veya tiyatro oyununda oyuncunun canlandırdığı karakter
She played a lead role in the movie
O filmde başrolü oynadı
boş
Sahnedebir iş yapmayan veya çalışmayan
I spent an idle afternoon
Boş bir öğleden sonra geçirdim
boş durmak
bir süre çalışmayı veya hareket etmeyi bırakmak
The engine continued to idle
Motor boşta çalışmaya devam etti
rölantide çalışmak
motoru araç hareket etmiyorken çalıştırmak
The car engine is idling
Araba motoru rölantide çalışıyor
boş
ciddiye alınmaması gereken
He made an idle comment
O boş bir yorum yaptı
geniş
Sahnedegeniş bir alanı veya kapsamı olan
The company has an expansive network of offices
Şirketin geniş bir ofis ağı var
aklına gelmek
Sahnedebir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
düşünmek
bir konu hakkında fikir veya görüş sahibi olmak
What do you think of this book
Bu kitap hakkında ne düşünüyorsun
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
dayanıklı
çok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sert
insanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
konuşmak
Sahnedebir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
ikna olmak
bir şeye inanmaya veya kabul etmeye razı olmak
He was sold on the idea
Bu fikir ona cazip geldi
hiçbir şey
hiçbir anlamda bir şey bulunmaması durumu
She has nothing left to sell
Satacak hiçbir şeyi kalmadı
satmak
para karşılığında bir şeyi vermek
They sell fresh vegetables
Onlar taze sebze satıyorlar
satmak
bir şeyi para karşılığında vermek
They sell fresh bread here
Burada taze ekmek satıyorlar
hissetti
Sahnededokunma veya duygu yoluyla fark etmek
I felt the cold wind
Soğuk rüzgarı hissettim
utandı
utangaç veya tuhaf hissetmek
He felt awkward at the party
Partide kendini tuhaf hissetti
keçe
preslenmiş yünden yapılan yumuşak kumaş
This hat is made of felt
Bu şapka keçeden yapılmıştır
değer
Sahnedebir şeyin ne kadar yararlı veya önemli olduğu
This ring has great value
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer vermek
bir şeyi önemli bulmak
I value your friendship
Arkadaşlığına değer veriyorum
reform
Sahnedebir sistemi veya yasayı iyileştirmek için yapılan değişiklik
The government planned a tax reform
Hükümet bir vergi reformu planladı
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek için değişiklik yapmak
They want to reform the education system
Eğitim sistemini iyileştirmek istiyorlar
yetişkin
Sahnedetam olarak büyümüş insan
She is an adult now
O artık bir yetişkin
yetişkin
tamamen büyümüş kişi
He is an adult now
O artık bir yetişkin
yetişkin
tam olarak büyümüş kişi
He is an adult
O bir yetişkin
grup
Sahnedebirlikte müzik yapan müzisyenler grubu
He is in a rock band
O bir rock grubunda
bant
malzemenin ince ve düz parçası
Use a rubber band
Paket lastiği kullan
birleşmek
ortak bir amaç için insanları bir araya getirmek
We must band together to solve this problem
Bu sorunu çözmek için birleşmeliyiz
bant
haberleşme amacıyla kullanılan radyo frekans aralığı
The radio operates on a specific frequency band
Radyo belirli bir frekans bandında çalışıyor
iddia etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belirtmek veya hak sahipliğini öne sürmek
He claims that he is innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
hak talep etmek
bir şeyin mülkiyetini istemek
He claimed his lost bag
Kayıp çantasını talep etti
iddia etmek
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
She claims to be innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
canına mal olmak
birinin ölümüne neden olmak
The earthquake claimed many lives
Deprem birçok cana mal oldu
kışkırtmak
Sahnedebir konu hakkında insanları harekete geçmeye teşvik etmek
They agitated for better working conditions
Daha iyi çalışma koşulları için kışkırttılar
huzursuz etmek
birini endişeli veya gergin hissettirmek
The bad news started to agitate him
Kötü haberler onu huzursuz etmeye başladı
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
başlangıçta
Sahnedeen başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
devlet başkanı
Sahnedebir ülkenin resmi yöneticisi
The country has a new head of state
Ülkenin yeni bir devlet başkanı var
devlet başkanı
bir ülkenin resmi temsilcisi
The head of state welcomed the guests
Devlet başkanı misafirleri karşıladı
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
yoksul
Sahnedeçok az parası veya kaynağı olan
They lived in an impoverished neighborhood
Yoksul bir mahallede yaşıyorlardı
yoksul
Sahnedeçok az parası olan
The impoverished family needed help
Yoksul aile yardıma ihtiyaç duyuyordu
yakışıksız
Sahnedebirine veya bir duruma uygun olmayan
Such behavior is unbecoming of a leader
Böyle bir davranış bir lidere yakışmaz
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
düşünceli
Sahnedebaşkalarını düşünen
It was very thoughtful of you
Çok düşünceliydiniz
kısa
Sahnedeaz süren
We had a short meeting
Kısa bir toplantı yaptık
eksik
bir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
kısa
boyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
şort
belden dize kadar uzanan giysi
He bought a new short
Yeni bir şort aldı
aniden
bir uyarı olmadan birdenbire
He stopped short when he saw the car
Arabayı gördüğünde aniden durdu
kısa
uçtan uca küçük bir mesafeye sahip olan
This rope is too short
Bu halat çok kısa
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
jinekolojik
Sahnedekadın üreme sağlığı ile ilgilenen tıp dalına ilişkin
She had a gynecological examination today
Bugün jinekolojik muayene oldu
Sih
SahnedeSih dininin bir üyesi
He is a Sikh
O bir Sihtir
Sih
SahnedeSihizm dinini takip eden kişi
This man is a Sikh
Bu adam bir Sihtir
bölmek
Sahnedeparçalara ayırmak
Divide the cake into four pieces
Pastayı dört parçaya böl
sınır
iki şeyi birbirinden ayıran çizgi veya bölge
There is a clear divide between the two countries
İki ülke arasında belirgin bir sınır var
bölmek
parçalara ayırmak
Divide the cake into equal pieces
Pastayı eşit parçalara böl
tekel
Sahnedebir ürün veya hizmetin tek bir firma tarafından kontrol edilmesi
No one can compete with their monopoly on this service
Kimse onların bu hizmet üzerindeki tekeliyle rekabet edemez
Monopoly
oyuncuların mülk alıp satarak para kazanmaya çalıştığı bir kutu oyunu
We played Monopoly with our friends
Arkadaşlarımızla Monopoly oynadık
tekel
bir piyasanın kontrolünün tek bir yerde toplanması
The company has a monopoly on the market
Şirketin pazar üzerinde bir tekeli var
korkarım
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
korku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
yetiştirilme tarzı
Sahnedebir kişinin çocukken büyütülme ve eğitilme şekli
She had a very strict upbringing
Çok katı bir yetiştirilme tarzı vardı
savunmacı
Sahnedebir şeyi koruyan kimse
He is a strong defender
O güçlü bir savunmacı
savunma avukatı
mahkemede birini savunan kişi
The defender spoke in court
Savunma avukatı mahkemede konuştu
kendi adına konuşmak
Sahnedebir şeyin niteliklerini veya karakterini ortaya koymak
The results speak for themselves
Sonuçlar kendi adına konuşuyor
talep etmek
bir şeyi kendisi için ayırmasını istemek
I want to speak for that room
O odayı kendim için ayırmak istiyorum
ayrılmış
başkası tarafından önceden alınmış veya rezerve edilmiş
This seat is already spoken for
Bu koltuk çoktan ayrılmış
ilişkisi olmak
biriyle romantik bir birliktelik içinde bulunmak
He is spoken for and not available
Onun bir ilişkisi var ve müsait değil
karar vermek
Sahnedekesin bir karar almak
She resolved to study harder
Daha sıkı çalışmaya karar verdi
çözmek
bir sorunu çözüme kavuşturmak
They hope to resolve the conflict
Anlaşmazlığı çözmeyi umuyorlar
kararlılık
bir şeyi başarmak için sahip olunan güçlü irade
He showed great resolve
O büyük bir kararlılık gösterdi
sembolik olarak
Sahnedesembolleri kullanarak fikirleri temsil etme yoluyla
He acted symbolically to show his protest
Protestosunu göstermek için sembolik olarak hareket etti
kullanmak
Sahnedebir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
bir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
olduğu gibi söylemek
Sahnedebir şeyi dürüst ve doğrudan ifade etmek
You should just tell it as it is
Sadece olduğu gibi söylemelisin
tutucu
Sahnedeeski moda ve aşırı ciddi olan
He is a very stuffy person
O çok tutucu bir insandır
havasız
sıcak ve rahatsız edici hava
The room is very stuffy
Oda çok havasız
dünya çapında
Sahnededünyanın tamamını kapsayan
The movie became a worldwide success
Film dünya çapında bir başarı kazandı
karşı karşıya kalmak
Sahnedezor bir durumla uğraşmak
We are faced with many challenges
Birçok zorlukla karşı karşıyayız
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
sorular
Sahnedebilgi almak için yöneltilen cümleler
I have a few questions for you
Sana birkaç sorum var
sorular
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
Do you have any questions?
Sorularınız var mı?
sorular
bilgi almak için sorulan cümleler
I have a few questions
Birkaç sorum var
soru
bilgi almak için sorulan şeyler
I have some questions
Bazı sorularım var
kriz
Sahnedebüyük tehlike veya zorluk dönemi
The country is in a financial crisis
Ülke mali bir kriz içinde
kriz
büyük tehlike veya zorluk zamanı
The country is in an economic crisis
Ülke ekonomik bir kriz içinde
kriz
acilen çözülmesi gereken tehlikeli veya zor durum
The country is facing a major crisis
Ülke büyük bir krizle karşı karşıya
kriz
ciddi ve zor durum
The country is facing an economic crisis
Ülke ekonomik bir krizle karşı karşıya
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
tek seferde
Sahnedebirçok şeyi aynı anda gerçekleştiren ani ve hızlı hareket
He finished all the tasks in one fell swoop
Tüm görevleri tek seferde bitirdi
tek bir hamle
aniden gerçekleşen tek bir eylem
He ate all the cookies in one fell swoop
Bütün kurabiyeleri tek bir hamlede yedi
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan gayriresmi bir ifade
Those chaps are very kind
O adamlar çok nazik
kovboy pantolonu
kovboyların bacaklarını korumak için giydikleri deri giysi
He wears leather chaps while riding
Ata binerken deri kovboy pantolonu giyer
kovboy pantolonu
kovboyların bacaklarını korumak için giydiği deri dış pantolon
The cowboy wore leather chaps
Kovboy deri kovboy pantolonu giydi
ödül
Sahnedeiyi bir davranış veya çalışma karşılığında verilen şey
He got a reward for his hard work
Sıkı çalışması için bir ödül aldı
ödüllendirmek
birine yaptığı bir iş karşılığında bir şey vermek
Teachers reward students for hard work
Öğretmenler öğrencileri sıkı çalışmaları için ödüllendirir
görev
Sahnedeyapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help you
Sana yardım etmek benim görevim
görev
yapılması gereken işler
It is your duty to help him
Ona yardım etmek senin görevin
görev
yapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help others
Başkalarına yardım etmek benim görevim
gümrük vergisi
mallar üzerinden ödenen vergi
You must pay duty on these goods
Bu mallar için gümrük vergisi ödemelisiniz
dalga geçmek
Sahnedebirisiyle şaka yollu alay etmek
He was only taking the piss when he made that comment
O yorumu yaptığında sadece dalga geçiyordu
sakinleşmek
Sahnededaha az üzgün veya heyecanlı hale gelmek
You need to calm down
Sakinleşmen gerekiyor
sakinleştirmek
birini veya bir durumu huzurlu hale getirmek
He tried to calm down his angry friend
Arkadaşını sakinleştirmeye çalıştı
sakinleşmek
daha az kızgın veya heyecanlı hale gelmek
Please calm down
Lütfen sakinleş
hoş bir şekilde
Sahnedehoş veya keyifli bir biçimde
The room was pleasantly warm
Oda hoş bir şekilde sıcaktı
uzaklaştırmak
Sahnedebirini istenmeyen veya uzak hissettirmek
His rude behavior alienated his friends
Kaba davranışı arkadaşlarını ondan uzaklaştırdı
yabancılaştırmak
birini kendinden uzaklaştırmak veya dışlanmış hissettirmek
His rude behavior alienated his friends
Kaba davranışları arkadaşlarını kendinden uzaklaştırdı
uzaklaştırmak
birinin dışlanmış hissetmesine neden olmak
His cold behavior began to alienate his friends
Soğuk tavırları arkadaşlarını uzaklaştırmaya başladı
şüphe duymak
Sahnedebir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
şüphelenmek
Sahnedebir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphe
bir şeyin doğru olup olmadığından emin olamama hissi
I have some doubt about his story
Onun hikayesi hakkında biraz şüphem var
üretmek
Sahnedebir şeyi yapmak veya yetiştirmek
The factory produces cars
Fabrika araba üretiyor
sebze ve meyve
taze olarak toplanmış sebze ve meyveler
They sell local produce in this shop
Bu dükkanda yerel sebze ve meyveler satıyorlar
sunmak
bir şey talep edildiğinde onu vermek
Please produce your ticket
Lütfen biletinizi sunun
gerekli
Sahnedeyapılması gereken veya ihtiyaç duyulan şey
It is necessary to drink water every day
Her gün su içmek gereklidir
gerekli
yapılması veya olması gereken
Sleep is necessary for health
Uyku sağlık için gereklidir
çürümek
Sahnedeparçalanıp bozulmak
The fruit began to rot
Meyve çürümeye başladı
tür
Sahnedebirbirleriyle çiftleşebilen canlılar grubu
There are many species of birds
Birçok kuş türü vardır
tür
ortak özelliklere sahip canlılar kategorisi
There are many species of birds in the forest
Ormanda birçok kuş türü var
bahane
Sahnedebir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
affedersiniz
nazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
affetmek
bir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
kabul etmek
Sahnedebir şeyin doğru veya önemli olduğunu kabul etmek
They finally recognized the need for change
Sonunda değişim gerekliliğini kabul ettiler
tanımak
daha önce görülen birini veya bir şeyi hatırlayıp kim olduğunu anlamak
I didn't recognize him at first
Onu ilk başta tanıyamadım
ayrılma
Sahnedebirbirlerinden uzaklaşma veya ayrı tutulma eylemi
The separation of the two parts is easy
İki parçanın ayrılması kolaydır
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
konu
Sahnedetartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
tebaa
Sahnedehükümdarın veya devletin yönetimi altındaki kişi
He is a loyal subject of the queen
O kraliçenin sadık bir tebaasıdır
maruz bırakmak
birini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altındaki kimse
The king protected his subjects
Kral tebaasını korudu
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
akşam
Sahnedeöğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
akşam
öğleden sonra ile gece arasındaki gün bölümü
I read a book in the evening
Akşamları kitap okurum
akşam vakti
günün öğleden sonra ile gece arasındaki dilimi
The evening is a peaceful time
Akşam vakti huzurlu bir zamandır
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
tekrar tekrar
Sahnedebirçok kez gerçekleşen
He warned me repeatedly
Beni tekrar tekrar uyardı
gerçeklerden kopuk
Sahnedegüncel olaylardan veya gerçeklerden habersiz olan
His ideas are out of touch with reality
Onun fikirleri gerçeklerden kopuk
habersiz
güncel gelişmelerden habersiz olma durumu
He is out of touch with current events
O güncel olaylardan habersiz
irtibatı kesilmiş
bir kişiyle iletişimi kalmamış olan
I have been out of touch with my friends
Arkadaşlarımla irtibatım kesilmiş
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan korumak
We must safeguard our health
Sağlığımızı korumalıyız
güvence
bir şeyin zarar görmesini engelleyen önlem
These laws act as a safeguard for our privacy
Bu yasalar gizliliğimiz için bir güvence görevi görüyor
önlem
Sahnedebelirli bir amaca ulaşmak için atılan adım
They took measures to improve safety
Güvenliği artırmak için önlemler aldılar
ölçü
bir şeyin belli bir miktarı veya derecesi
Success is not just a measure of money
Başarı sadece paranın bir ölçüsü değildir
mevki
bir kişinin toplumdaki yeri veya rütbesi
He holds a high measure in the community
Toplumda yüksek bir mevkisi var
değerini belirlemek
bir şeyin miktarını veya değerini tespit etmek
We need to measure the progress
İlerlemeyi belirlememiz gerekiyor
kanamak
Sahnedebir yaradan kan kaybetmek
Your finger is bleeding
Parmağın kanıyor
birbirine karışmak
renklerin veya sıvıların yavaşça birbirine geçmesi
The colors began to bleed together
Renkler birbirine karışmaya başladı
gönülden desteklemek
bir takımı veya grubu çok güçlü bir bağlılıkla savunmak
He bleeds for his team
O takımını gönülden destekliyor
para kaybetmek
çok miktarda para kaybetmek
The company is bleeding money
Şirket sürekli para kaybediyor
birleştirici
Sahnedeinsanları veya toplulukları ortak bir amaç etrafında toplayan
Sport has a unifying power
Sporun birleştirici bir gücü vardır
bütünleştirici
ayrı parçaları bir araya getirip tek bir bütün oluşturan
The plan has a unifying effect
Planın bütünleştirici bir etkisi var
televizyon
Sahnedeprogramları izlememizi sağlayan cihaz
I am watching television
Televizyon izliyorum
televizyon
Sahnedehareketli görüntü ve sesin iletilip alınmasını sağlayan sistem
I watch the news on television
Haberleri televizyondan izliyorum
televizyon
program izlemeye yarayan cihaz veya sistem
I watch television every evening
Her akşam televizyon izlerim
televizyon
programları izlemek için kullanılan alet veya sistem
I am watching television
Televizyon izliyorum
özgürce
Sahnedeherhangi bir kısıtlama olmadan
You can speak freely here
Burada özgürce konuşabilirsin
evlilik töreni
Sahnedeiki kişinin evlendiği merasim
The wedding ceremony starts at noon
Evlilik töreni öğlen başlıyor
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
düğün
evlilik töreni
We are going to a wedding this Saturday
Bu cumartesi bir düğüne gidiyoruz
düğün
evlilik töreni
They are planning their wedding
Onlar düğünlerini planlıyorlar
düğün
iki kişinin evlendiği tören
They are planning a beautiful wedding
Güzel bir düğün planlıyorlar
nikah
evlilik bağıyla birleşme töreni
They had a small nikah ceremony
Küçük bir nikah töreni yaptılar
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerine karşı daha çok istemek
I prefer tea to coffee
Çayı kahveye tercih ederim
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerinden daha çok istemek veya sevmek
I prefer coffee to tea
Kahveyi çaya tercih ederim
sorumlu
Sahnedebir işten veya durumdan dolayı yükümlü olan
He is responsible for the project
Projeden o sorumlu
çok önde
Sahnedebaşkalarından çok daha iyi bir konumda olma
He is way ahead of the other students
O diğer öğrencilerden çok önde
anayasal
Sahnedebir ülkenin temel kanunlarıyla ilgili olan
This is a constitutional right
Bu anayasal bir haktır
sağlık yürüyüşü
sağlık veya egzersiz amacıyla yapılan kısa yürüyüş
He takes a daily constitutional
Her gün sağlık yürüyüşü yapar
maliyet düşürme
harcanan para miktarını azaltma
The company started cost cutting
Şirket maliyet düşürmeye başladı
maliyet kısma
harcamaları düşürme eylemi
The manager decided on cost-cutting measures
Müdür maliyet kısma önlemlerine karar verdi