

The Crown — 5. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
711 kelime
Seviye
hafta sonu
Sahnedecumartesi ve pazar günleri
I will go to the park this weekend
Bu hafta sonu parka gideceğim
hafta sonu tatili
Cuma akşamından pazar gecesine kadar olan zaman
We are going on a trip for the weekend
Hafta sonu tatili için bir geziye çıkıyoruz
simya
SahnedeOrta Çağ'da değersiz metalleri altına dönüştürmeye çalışan çalışma
Alchemy was considered a mystical science in the Middle Ages
Simya Orta Çağ'da mistik bir bilim olarak kabul edilirdi
Simya
metalleri altına dönüştürmeyi hedefleyen orta çağ kimyası
Alchemy was studied by ancient scholars
Simya eski bilginler tarafından çalışılıyordu
rahatsızlık
Sahnedehafif bir kızgınlık veya bıkkınlık hissi
He felt irritation at the noise
Gürültüden rahatsızlık duydu
tahriş
vücudun bir bölgesinde oluşan ağrı veya rahatsızlık hissi
The soap caused irritation to his skin
Sabun cildinde tahrişe neden oldu
berbat
Sahnedeçok kötü veya iğrenç
The weather is horrid today
Bugün hava berbat
ülkeler
Sahnedekendi hükümetleri ve sınırları olan toprak parçaları
I want to visit many different countries
Birçok farklı ülkeyi ziyaret etmek istiyorum
program
Sahnedeplanlanan etkinliklerin ve zamanlarının listesi
Check the schedule for today
Bugünün programını kontrol et
planlamak
bir şeyi belirli bir zamana planlamak veya düzenlemek
I will schedule a meeting
Bir toplantı planlayacağım
program
etkinliklerin veya görevlerin planı
My schedule is very busy
Programım çok yoğun
planlama
olayların ne zaman gerçekleşeceğini belirleme süreci
I need to make a schedule for the week
Haftalık bir plan yapmam gerekiyor
içinde
Sahnedebelirli bir zaman veya mekanın içinde
I will arrive within an hour
Bir saat içinde varacağım
anlaşma
Sahnedeinsanlar arasındaki resmi uzlaşı
They signed the agreement
Onlar anlaşmayı imzaladılar
sözleşme
her iki tarafın da uyması gereken kuralları içeren resmi belge
They signed the agreement
Sözleşmeyi imzaladılar
fikir birliği
aynı görüşe sahip olma durumu
We are in agreement
Fikir birliği içindeyiz
katı tutum
Sahnedeuzlaşmayı veya fikrini değiştirmeyi reddeden yaklaşım
The government is taking a hard line on taxes
Hükümet vergiler konusunda katı bir tutum izliyor
hop
Sahnedesihirli bir şekilde aniden veya hızlıca
And presto, the rabbit disappeared!
Ve hop, tavşan ortadan kayboldu!
tebrikler
Sahnedebir başarıyı kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your new job
Yeni işin için tebrikler
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
uğraşı
Sahnedeboş zamanları değerlendirmek için yapılan eğlenceli iş
Gardening is his favorite leisure activity
Bahçe işleri onun en sevdiği uğraşıdır
hobi
boş zamanlarda keyif için yapılan etkinlik
Reading is my favorite hobby
Okumak benim en sevdiğim hobimdir
uğraş
zevk için yapılan aktivite
Painting is a relaxing hobby
Resim yapmak rahatlatıcı bir uğraştır
hobi
boş vakitlerde keyif için yapılan etkinlik
Her hobby is painting pictures
Hobisi resim yapmaktır
içinin derinlikleri
Sahnedebirinin en gizli ve samimi düşünceleri veya hisleri
In your heart of hearts you know the truth
İçinin derinliklerinde gerçeği biliyorsun
titizlikle
Sahnedebüyük bir dikkat ve çabayla
He painstakingly restored the old painting
Eski tabloyu titizlikle restore etti
fotoğraf
Sahnedekamera ile çekilmiş resim
This is a beautiful photograph
Bu güzel bir fotoğraf
fotoğraflamak
fotoğraf makinesiyle resim çekmek
She likes to photograph flowers
Çiçekleri fotoğraflamayı sever
sülün
Sahnedegenellikle avlanan büyük bir kuş türü
The pheasant hid in the grass
Sülün çimenlerin arasına saklandı
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
imzaladı
Sahnedebir belgeyi onaylamak için isminizi yazmak
He signed the important document
O önemli belgeyi imzaladı
imzalı
üzerinde imza bulunan
This is a signed document
Bu imzalı bir belgedir
imzalı
bir şeyi onayladığını veya sahiplendiğini göstermek için üzerine isim yazılmış
The contract is signed
Sözleşme imzalı
takıntı yapmak
Sahnedebir şeyi aşırı derecede ve sürekli düşünmek
Don't obsess over the small details
Küçük detaylara takılıp kalma
takıntı haline getirmek
bir şeyi sürekli düşünmek
He obsesses over his grades
Notlarını takıntı haline getiriyor
sahne
Sahnedebir oyun, film veya hikayenin bir bölümü
The first scene of the movie was sad
Filmin ilk sahnesi üzücüydü
olay yeri
bir olayın gerçekleştiği yer
Police arrived at the scene
Polis olay yerine ulaştı
rezalet
toplum içinde gösterilen öfkeli davranış
Please do not make a scene
Lütfen rezalet çıkarma
çevre
kişinin ilgi duyduğu sosyal ortam veya grup
She is part of the local art scene
O yerel sanat çevresinin bir parçası
çetele
Sahnedenesnelerin sayısının tutulduğu kayıt
He kept a tally of the score
Skorun çetelesini tuttu
anlaşma
Sahnedekarşılıklı olarak varılan uzlaşma
We reached an understanding
Bir anlaşmaya vardık
kavrama
Sahnedebir şeyin ne anlama geldiğini bilme yeteneği
His understanding of math is great
Onun matematik kavraması harikadır
anlayışlı
başkalarının duygularını veya durumunu kabul eden
She is a very understanding person
O çok anlayışlı bir insandır
anlayış
bir durumu veya bilgiyi kavrama durumu
She has a deep understanding of the subject
Konu hakkında derin bir anlayışı var
anlama
bir şeyin ne anlama geldiğini bilme durumu
He has a deep understanding of the subject
Konu hakkında derin bir anlayışı var
anlayışlı
başkalarının hatalarını kabul etmeye istekli
She is very understanding about my mistake
Hatam konusunda çok anlayışlı
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
işten çıkarmak
birini bir işi bırakmaya veya bir yerden ayrılmaya zorlamak
The company had to give up some staff
Şirket bazı personeli işten çıkarmak zorunda kaldı
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
Sahnedeolmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
başarmak
Sahnedezor bir şeyi yapmayı becermek
I managed to fix the car
Arabayı tamir etmeyi başardım
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
başarmak
bir şeyi yapmayı becermek
I can manage to finish the report
Raporu bitirmeyi başarabilirim
başarmak
bir işi veya sorunu üstesinden gelerek halletmek
I can manage this task by myself
Bu görevi kendi başıma başarabilirim
yönetmek
bir kurumun veya kişilerin işleyişini idare etmek
She manages a large company
O büyük bir şirketi yönetiyor
sorgulamak
Sahnedebirine çok sayıda soru sormak
The police interrogated the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
önderlik eden
Sahnedebir grubun başında veya kontrolünde olan kimse
She is leading the team
O takıma önderlik ediyor
yol açan
bir şeyin meydana gelmesine neden olan
This is leading to success
Bu başarıya yol açıyor
öncülük
yol gösterme veya yönetme eylemi
Their leading was very helpful
Onların öncülüğü çok yardımcı oldu
önde gelen
en önemli veya başarılı olan
She is a leading expert in her field
O alanında önde gelen bir uzmandır
keşfetmek
Sahnedebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
Bir varmış bir yokmuş
Sahnedemasalların başında kullanılan geçmiş zaman ifadesi
Once upon a time, there was a king
Bir varmış bir yokmuş, bir kral varmış
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
daha büyük
Sahnedeboyut veya miktar olarak daha fazla
This number is greater than that one
Bu sayı diğerinden daha büyük
daha önemli
önem veya değer olarak daha fazla
Safety is of greater importance here
Burada güvenlik daha önemli
huzursuzca
Sahnededinlenememe veya rahatlayamama durumunu gösterir şekilde
He slept restlessly all night
Tüm gece huzursuzca uyudu
renk katmak
Sahnedebir durumu daha heyecanlı veya canlı hale getirmek
We should spice things up with some music
Biraz müzikle ortama renk katmalıyız
heyecan katmak
bir durumu daha ilginç veya eğlenceli hale getirmek
We decided to spice things up by organizing a surprise party
Sürpriz bir parti düzenleyerek ortama heyecan katmaya karar verdik
görmek
Sahnedegözleri kullanarak bir şeye bakmak
I am seeing the mountains from here
Buradan dağları görüyorum
madem
bir durumu açıklamak için kullanılan ifade
Seeing that you are busy I will leave
Madem meşgulsün gideceğim
görüşmek
birisiyle vakit geçirmek
I am seeing my friend today
Bugün arkadaşımla görüşüyorum
görmek
bir şeyin gerçekleştiğini izlemek
I am seeing the movie
Filmi görüyorum
bakmak
bir şeyi gözlemlemek
She is seeing the stars
O yıldızlara bakıyor
izlemek
bir şeyi dikkatle takip etmek
We are seeing the birds
Kuşları izliyoruz
esasen
Sahnedeen temel veya önemli yönüyle
In essence they are the same thing
Esasen onlar aynı şey
yetki
Sahnedeemir verme veya karar alma hakkı
He has the authority to sign the contract
Sözleşmeyi imzalama yetkisi var
kurum
resmi güce sahip kuruluş
The housing authority manages the apartments
Konut kurumu daireleri yönetiyor
otorite
belirli bir konuda bilgisine güvenilen kişi veya kurum
She is an authority on modern art
O modern sanat konusunda bir otoritedir
yetkili
karar verme veya kuralları uygulama gücüne sahip kişi
You should talk to the authority in charge
Sorumlu yetkiliyle konuşmalısın
reddetmek
Sahnedebir teklifi veya kişiyi kabul etmemek
He rejected the offer
Teklifi reddetti
defolu ürün
standartlara uymadığı için kabul edilmeyen ürün
This shirt is a reject
Bu gömlek defolu bir ürün
reddedilen ürün
kabul edilmeyip geri çevrilen şey
The factory sells the rejects cheaply
Fabrika reddedilen ürünleri ucuza satıyor
telefon görüşmesi
Sahnedetelefon üzerinden yapılan konuşma
I have a phone call
Bir telefon görüşmem var
telefon araması
telefonla birini arama eylemi
I received a phone call
Bir telefon araması aldım
telefon görüşmesi
iki kişi arasında telefonla yapılan konuşma
We had a long phone call
Uzun bir telefon görüşmesi yaptık
protestocu
Sahnedekamuya açık bir şekilde bir şeye karşı çıkan kimse
The protestors marched down the street
Protestocular caddeden aşağı yürüdüler
protestocu
bir şeye karşı olduğunu kamu önünde gösteren kimse
The protestors marched down the street
Protestocular caddede yürüdü
sonunda
Sahnedeuzun bir süreden veya gecikmeden sonra
We eventually arrived home
Sonunda eve vardık
sonunda
uzun bir süre sonra veya sonunda
He eventually found his keys
Sonunda anahtarlarını buldu
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He eventually arrived home
Sonunda eve vardı
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye razı etmek
I persuaded him to stay
Onu kalmaya ikna ettim
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya veya inanmaya razı etmek
I persuaded him to come
Onu gelmeye ikna ettim
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
ortaya çıkarmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
hediye
birine verilen nesne
I bought a present for my friend
Arkadaşım için bir hediye aldım
kısmen
Sahnedetamamıyla değil belli bir oranda
I agree with you in part
Sana kısmen katılıyorum
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
sadece
Sahnedesadece veya yalnızca anlamında
It was merely a small error
Bu sadece küçük bir hataydı
sadece
sadece veya yalnızca anlamında
It was merely a mistake
Bu sadece bir hataydı
övgüye değer
Sahnedeövülmeyi veya beğenilmeyi hak eden
Her dedication to her studies is commendable
Derslerine olan bağlılığı övgüye değer
demir perde
Sahnedeiki bölgeyi birbirinden ayıran siyasi engel
The iron curtain divided Europe during the Cold War
Demir perde Soğuk Savaş sırasında Avrupa'yı ikiye böldü
karşılaştırmak
Sahnedeiki veya daha fazla şey arasındaki benzerlik ve farkları incelemek
I will compare these two items
Bu iki eşyayı karşılaştıracağım
karşılaştırmak
benzerlikleri ve farklılıkları incelemek
Compare these two pictures.
Bu iki resmi karşılaştır.
karşılaştırmak
iki veya daha fazla şeyi benzerliklerini veya farklılıklarını görmek için incelemek
Please compare these two photos
Lütfen bu iki fotoğrafı karşılaştır
karşılaştırmak
benzerlik ve farklılıkları görmek için incelemek
Please compare these two pictures
Lütfen bu iki resmi karşılaştırın
ayırmak
Sahnedenesneleri birbirinden uzaklaştırmak
Please separate the red and white clothes
Lütfen kırmızı ve beyaz kıyafetleri ayırın
ayrı
diğerlerinden farklı veya birleşmemiş olan
They have separate rooms
Onların ayrı odaları var
ayrılmak
romantik veya evlilik ilişkisini sonlandırmak
They decided to separate last year
Geçen yıl ayrılmaya karar verdiler
ayırmak
birbirine bağlı olan şeyleri birbirinden uzaklaştırmak
You should separate the red socks from the white ones
Kırmızı çorapları beyazlardan ayırmalısın
bölge
Sahnedebazı ülkelerde bulunan büyük idari alan
The Moscow Oblast is near the capital
Moskova bölgesi başkentin yakınındadır
garip
Sahnedealışılmışın dışında veya şaşırtıcı
That is a strange sound
Bu garip bir ses
tuhaf
alışılmadık veya sıra dışı
It was a strange dream
Tuhaf bir rüyaydı
garip
normal veya beklenenden farklı olan
It is strange to see snow here
Burada kar görmek garip
galip gelmek
Sahnedebir mücadelede veya durumda üstün gelmek
Justice will prevail
Adalet galip gelecek
yaygın olmak
bir şeyin en çok rastlanan veya yaygın olması
Optimism prevails in this town
Bu kasabada iyimserlik yaygındır
arkadaş grubu
Sahnedebirlikte vakit geçiren insan grubu
The whole gang is here
Tüm grup burada
çete
yasa dışı işler yapan bir grup insan
The police arrested the gang
Polis çeteyi tutukladı
istikrar
Sahnededeğişmeden kalma veya sağlam olma durumu
The country needs political stability
Ülkenin siyasi istikrara ihtiyacı var
nadir bir şey
Sahnedeyaygın veya alışılmış olmayan şey
This blue diamond is a true rarity
Bu mavi elmas gerçekten nadir bulunan bir şeydir
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
sekreter
Sahnedeofis işlerini yapan kişi
She is a secretary
O bir sekreter
bakan
Sahnedebir kurumda veya devlette üst düzey idari görevde bulunan kişi
The secretary leads the department
Bakan departmanı yönetiyor
sekreter
bir kişinin ofis işlerini yürüten yardımcı
The secretary managed the boss's calendar
Sekreter patronun takvimini yönetti
büro çalışanı
ofis içindeki işleri yürüten kişi
A secretary helps with general office duties
Bir büro çalışanı genel ofis işlerine yardımcı olur
adli
Sahnedehukukla ilgili bilimsel yöntemlere dayanan
She is a forensic expert
O bir adli uzmandır
uzlaşmak
Sahnedeher iki tarafın da bazı ödünler vererek anlaşmaya varması
We need to compromise to solve the problem
Sorunu çözmek için uzlaşmamız gerekiyor
tehlikeye atmak
Sahnedebir şeyi daha zayıf veya daha az etkili hale getirmek
This mistake could compromise the security
Bu hata güvenliği tehlikeye atabilir
uzlaşma
tarafların karşılıklı fedakarlıkta bulunduğu anlaşma
We reached a compromise
Bir uzlaşmaya vardık
algı
Sahnedebir şey hakkında düşünme biçimi
Her perception of the situation was wrong
Durum hakkındaki algısı yanlıştı
algı
şeyleri fark etme veya anlama yeteneği
Her perception of the problem was different
Onun soruna dair algısı farklıydı
efendim
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik bir ifade
Yes, sir
Evet, efendim
kongre
Sahnedebelirli bir amaç için düzenlenen büyük toplantı
I am going to the convention
Kongreye gidiyorum
anlaşma
ülkeler arasında yapılan resmi uzlaşma
The countries signed a new convention
Ülkeler yeni bir anlaşma imzaladı
gelenek
toplumda kabul görmüş alışılmış davranış biçimi
Shaking hands is a social convention
Tokalaşmak sosyal bir gelenektir
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
varmak
Sahnedebelirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
nazik
Sahnededost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
birleştirmek
Sahnedeiki veya daha fazla şeyi bir araya getirmek
Combine the ingredients in a bowl
Malzemeleri bir kapta birleştirin
biçerdöver
hasat ürünlerini kesip toplayan tarım makinesi
The combine is working in the field
Biçerdöver tarlada çalışıyor
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
sonuç
Sahnedebir şey hakkında düşündükten sonra ulaşılan karar veya fikir
We reached a logical conclusion
Mantıklı bir sonuca vardık
sonuç
bir şeyin son bölümü
The story has a happy conclusion
Hikayenin mutlu bir sonu var
sonuç
bir konuyla ilgili varılan nihai karar veya yargı
They reached a logical conclusion
Mantıklı bir sonuca vardılar
eşsiz
Sahnedetürünün tek örneği olan
Everyone has a unique fingerprint
Herkesin eşsiz bir parmak izi vardır
gözden kaybolmak
Sahnedegörünmez hale gelmek veya bulunamamak
The sun disappeared behind the clouds
Güneş bulutların arkasında kayboldu
hayal kırıklığı
Sahnedebir şeye olan inancını yitirme hissi
He felt a deep sense of disenchantment with his job
İşiyle ilgili derin bir hayal kırıklığı hissediyordu
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
I am giving her the book
Kitabı ona veriyorum
cömert
paylaşmaya veya vermeye istekli
He is a very giving person
O çok cömert bir insandır
neden olmak
bir olayın gerçekleşmesine sebep olmak
The storm is giving us problems
Fırtına bize sorunlara neden oluyor
kutlama
bir şeyi kutlamak için insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a giving for the holidays
Tatil için bir kutlama düzenlediler
vermek
birine bir şeyi uzatmak
She is giving me a present
O bana bir hediye veriyor
kovmak
birini işten çıkarmak veya bir yeri terk etmeye zorlamak
They are giving him the boot
Onu işten çıkarıyorlar
atlatmak
seni kovalayan birinden kurtulmayı başarmak
He is giving the guards the slip
Korumaları atlatıyor
onaylamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belirtmek
Please confirm your email address
Lütfen e-posta adresinizi onaylayın
kiliseye kabul etmek
birini resmi olarak kilise üyesi yapmak
The bishop confirmed the new members
Piskopos yeni üyeleri kiliseye kabul etti
davetiye
Sahnedebirini bir etkinliğe çağırmak için gönderilen kart veya mesaj
I received an invitation to the wedding
Düğün için bir davetiye aldım
üzerine
Sahnedebir şeyin üstünde veya üzerine
He placed the book upon the table
Kitabı masanın üzerine koydu
kilidini açmak
Sahnedebir şeyi kullanılabilir veya ulaşılabilir hale getirmek
You can unlock new features in the game
Oyunda yeni özelliklerin kilidini açabilirsin
kilidini açmak
kilitli bir kapıyı veya kabı açmak
I unlock the door
Kapının kilidini açıyorum
patolog
Sahnedehastalıkların nedenlerini ve etkilerini inceleyen uzman doktor
The pathologist examined the tissue sample
Patolog doku örneğini inceledi