

The Crown — 5. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
609 kelime
Seviye
el yazısı
Sahnedebir kişinin elle yazma tarzı
Your handwriting is very neat
El yazın çok düzgün
el yazısı
elle yazma tarzı
Her handwriting is very neat
Onun el yazısı çok düzgün
yazı
el ile yazılmış metin
I cannot read this handwriting
Bu yazıyı okuyamıyorum
dengesiz
Sahnedekolayca değişebilen veya yıkılabilen
The chair is unstable
Sandalye dengesiz
evli
Sahnedebir eşi olan
They are a married couple
Onlar evli bir çift
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
evli
bir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
evli
bir eşi olan
They have been married for ten years
Onlar on yıldır evliler
terimler
Sahnedebelirli bir alanda kullanılan kelimeler
These are technical terms
Bunlar teknik terimlerdir
ilişkiler
iki kişi veya grubun birbirleriyle etkileşim biçimi
They are on good terms with their neighbors
Komşularıyla iyi ilişkileri var
şartlar
bir anlaşmanın parçası olan kural
I do not agree with these terms
Bu şartları kabul etmiyorum
koşullar
bir anlaşmanın kuralları veya bölümleri
You must accept the terms
Koşulları kabul etmelisin
satmak
Sahnedebir ürünü para karşılığında sunmak
He intends to vend his old books
Eski kitaplarını satmayı planlıyor
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
adet
Sahnedebelirli bir türden tek bir nesne
I have two pieces of furniture
İki adet mobilyam var
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
sapasağlam
zarar görmemiş
The box arrived in one piece
Kutu sapasağlam ulaştı
hoşlanmak
Sahnedebirine karşı romantik ilgi duymak
I have a thing for my classmate
Sınıf arkadaşımdan hoşlanıyorum
hoşlanma
birine karşı duyulan güçlü beğeni veya romantik yakınlık
I have a thing for him
Ondan hoşlanıyorum
kırık
Sahnedehasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozulmuş
artık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
bozuk
artık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
eğitilmiş
eğitim verilerek söz dinler hale getirilmiş
The horse is fully broken
At tamamen eğitilmiş
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
araştırmacı
Sahnededikkatli bir inceleme veya araştırma ile ilgili
She works in investigative journalism
O araştırmacı gazetecilik alanında çalışıyor
ah
Sahnedeani bir acı hissedildiğinde kullanılan ünlem
Ouch! That hurts
Ah! Bu acıtıyor
gizlice dinlemek
Sahnedegizli bir konuşmayı gizlice dinlemek
She tried to listen in on their conversation
Onların konuşmasını gizlice dinlemeye çalıştı
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
peynirli atıştırmalık
Sahnedepeynir aromalı çıtır mısır atıştırmalığı
I am eating some wotsits
Biraz peynirli atıştırmalık yiyorum
asansör
Sahnedeinsanları bina içinde yukarı ve aşağı taşıyan makine
The elevator is broken
Asansör bozuk
asansör
binada insanları aşağı yukarı taşıyan makine
The elevator stopped at the third floor
Asansör üçüncü katta durdu
asansör
katlar arasında dikey ulaşımı sağlayan düzenek
Please wait for the next elevator
Lütfen bir sonraki asansörü bekleyin
dört gözle beklemek
Sahnedegelecekte olacak bir şeyi heyecanla beklemek
I look forward to meeting you
Sizinle tanışmayı dört gözle bekliyorum
dört gözle beklemek
gelecekte olacak bir şey için heyecan duymak
I look forward to meeting you
Sizinle tanışmayı dört gözle bekliyorum
atasözü
Sahnedeöğüt veren kısa ve bilindik ifade
He often uses a proverb to give advice
O öğüt vermek için sık sık bir atasözü kullanır
iyi olur
Sahnedebir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
daha iyi
daha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
düzen
Sahnedegücü veya etkisi olan grup ya da kurum
He is a member of the establishment
O düzenin bir üyesidir
işletme
insanların bir hizmet veya etkinlik için gittiği yer
This establishment is open 24 hours
Bu işletme 24 saat açıktır
uğraştırıcı
Sahnedeküçük detayları olduğu için yapması zor
This model kit is very fiddly to assemble
Bu model setini birleştirmek çok uğraştırıcı
zahmetli
Sahnedetutması veya kullanması zor olan küçük şeyler
Those tiny screws are very fiddly
O minik vidalar çok zahmetli
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
ücretli
Sahnedeyapılan iş karşılığında parası verilmiş
This is a paid position
Bu ücretli bir pozisyon
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
ödemek
yapılan işin karşılığında para vermek
They pay the workers every week
İşçilere her hafta ödeme yaparlar
ücret
yapılan iş için verilen para
He received his pay yesterday
Ücretini dün aldı
dikkat etmek
birine veya bir şeye özen göstermek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
para kazanmak
yapılan iş karşılığında para elde etmek
This job pays well
Bu iş iyi para kazandırıyor
maaş
bir işte çalışmanın karşılığı olarak alınan para
My pay is deposited monthly
Maaşım her ay yatıyor
borcu ödemek
birine olan borcu geri vermek
I need to pay my credit card debt
Kredi kartı borcumu ödemem gerekiyor
cezasını çekmek
yapılan yanlışın kötü sonucunu yaşamak
You will pay for what you did
Yaptığının cezasını çekeceksin
maaş
iş karşılığında verilen para
I receive my pay every month
Maaşımı her ay alırım
ziyaret etmek
birini veya bir yeri görmeye gitmek
We will pay a visit to the museum
Müzeyi ziyaret edeceğiz
ödemek
bir şeyin karşılığını vererek sahip olmak
I will pay for the book
Kitabın parasını ödeyeceğim
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
sokak lambası
Sahnedeyol kenarında bir direk üzerindeki lamba
He stood under the lamppost
Sokak lambasının altında durdu
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
gelen
Sahnedesize doğru gelen veya varmak üzere olan
There is an incoming call
Gelen bir arama var
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
hiçbiri
Sahnedeiki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
de değil
olumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
uydurmak
Sahnedebir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
barışmak
tartışmadan sonra tekrar arkadaş olmak
They finally made up
Sonunda barıştılar
karar vermek
bir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
oluşum
bir şeyin parçalarının bir araya gelme şekli
The chemical make-up of the water is simple
Suyun kimyasal oluşumu basittir
sevişmek
insanlar arasında cinsel yakınlık
They were making up on the sofa
Kanepede sevişiyorlardı
görünüş
bir kişinin veya şeyin nasıl göründüğü
The make-up of the room is simple
Odanın görünüşü sade
uydurmak
bir hikaye veya bahane yaratmak
He had to make up an excuse
Bir bahane uydurmak zorundaydı
ucuz
Sahnededüşük fiyatlı
This shirt is very cheap
Bu gömlek çok ucuz
kalitesiz
düşük kaliteli veya değersiz
This is a cheap plastic toy
Bu kalitesiz bir plastik oyuncak
cimri
para harcamak istemeyen
He is too cheap to buy a gift
Hediye almayacak kadar cimri
duymak
Sahnedebir şeyi birinden öğrenmek
Did you hear about the accident?
Kazayı duydun mu?
duymak
bir kişi veya durum hakkında bilgi ya da haber almak
Did you hear about the accident
Kazayı duydun mu
haberdar olmak
bir durumla ilgili bilgi almak
I heard about the meeting
Toplantıdan haberdar oldum
duymak
bir şeyi öğrenmek veya işitmek
Did you hear about the news
Haberleri duydun mu
tertemiz
Sahnedeahlaki açıdan hiçbir hatası veya kötü davranışı olmayan
He acts like he is whiter than white
O tertemiz biri gibi davranıyor
kanıt
Sahnedebir gerçeğin doğru olduğunu gösteren şey
Do you have any proof
Hiç kanıtın var mı
geçirmez
bir şeye karşı dayanıklı olan
This watch is waterproof
Bu saat su geçirmez
düzeltmek
hataları bulmak için dikkatlice okumak
You should proof your essay
Kompozisyonunu gözden geçirmelisin
çatı
Sahnedebir binanın en üst kısmı
The roof is leaking
Çatı akıyor
ev
yaşanılan ev veya yer
He has a roof over his head
Başını sokacak bir evi var
çatı
bir binanın tepesini örten yapı
The cat is sitting on the roof
Kedi çatının üzerinde oturuyor
kompleks
Sahnedekişinin kendisi hakkında sahip olduğu fikir ve duygular bütünü
He has an inferiority complex
Onun aşağılık kompleksi var
kompleks
bir arada bulunan bina grubu
The sports complex is huge
Spor kompleksi çok büyük
karmaşık
çok parçalı ve anlaşılması zor olan
This is a complex problem
Bu karmaşık bir problem
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
güvenilirlik
Sahnedegüvenilmeye veya inanılmaya değer olma özelliği
The witness lost her credibility in court
Tanık mahkemede güvenilirliğini yitirdi
bağlantı
Sahnedeiki şey arasındaki ilişki
There is a connection between the two events
İki olay arasında bir bağlantı var
bağlantı
size yardımcı olabilecek tanıdığınız kişi
He used his connection to get the job
İşi almak için bağlantısını kullandı
bıçak
Sahnedekesmek için keskin kenarı olan bir alet
I use a knife to cut bread
Ekmek kesmek için bir bıçak kullanırım
bıçak
bir şeyleri kesmek için kullanılan keskin araç
He sharpened his knife before cutting the rope
İpi kesmeden önce bıçağını biledi
bıçaklamak
birine kesici aletle saldırmak
He was afraid that someone would knife him
Birinin onu bıçaklamasından korkuyordu
bıçak
kesme işlerinde kullanılan keskin alet
Use a knife to cut the apple
Elmayı kesmek için bir bıçak kullan
yanımda
Sahnedebirini desteklemek veya ona sadık olmak
He is always on my side
O her zaman yanımda
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
tıklatmak
Sahnedebir şeye hafifçe ve art arda vurmak
Tap the glass gently
Cama hafifçe vurun
musluk
Sahnedesuyun akışını kontrol eden düzenek
Turn off the tap please
Lütfen musluğu kapat
tap dansı
özel ayakkabılarla yapılan bir dans türü
She likes tap dance
Tap dansını seviyor
telefonu dinlemek
birinin özel telefon görüşmelerini gizlice dinlemek
The detective tapped the criminal's phone
Dedektif suçlunun telefonunu dinledi
his
Sahnedebir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
mantık
açık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
serbest düşmek
Sahnedehavada motor gücü olmadan aşağı doğru hareket etmek
The skydiver started to free fall from the plane
Paraşütçü uçaktan serbest düşmeye başladı
hızlı düşüş
değer veya statüde ani ve hızlı azalma
The company's profits are in a free-fall
Şirketin karları hızlı bir düşüşte
hızlı düşüş
bir değerin aniden ve keskin bir şekilde azalması
Stocks were in free fall yesterday
Hisse senetleri dün hızlı bir düşüşteydi
serbest düşüş
denetimsiz ve hızlı bir iniş veya gerileme
Skydivers experience free fall
Paraşütçüler serbest düşüş yaşarlar
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
şık
Sahnedeiyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
zeki
hızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
kesinlikle
Sahnedekesin olarak
I will be there for sure
Kesinlikle orada olacağım
kesinlikle
bir teklifi veya durumu onaylamak
I will help you for sure
Sana kesinlikle yardım edeceğim
kesin
bir durum hakkında şüphe duymamak
I know for sure that it is true
Bunun doğru olduğunu kesin olarak biliyorum
kurban gitmek
Sahnedebir şeyden zarar görmek veya mağdur olmak
Many people fall victim to online scams
Birçok insan çevrimiçi dolandırıcılıklara kurban gidiyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
She gets a nice gift
Güzel bir hediye alır
varmak
bir yere ulaşmak
She gets home at six
Eve saat altıda varır
hale gelmek
bir durum veya koşul içine girmeye başlamak
It gets cold in winter
Kışın hava soğuk olur
isim almak
bir şeye yeni bir ad verilmesi
The company gets a new name
Şirket yeni bir isim alıyor
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
yaka
Sahnedegiysilerin boyun kısmını çevreleyen bölüm
The collar of the shirt is white
Gömleğin yakası beyaz
yakalamak
birini yakalamak veya tutuklamak
The police managed to collar the thief
Polis hırsızı yakalamayı başardı
yaka
gömleğin boynu saran kısmı
He fixed his collar before the meeting
Toplantıdan önce yakasını düzeltti
neredeyse hiç
Sahnedeçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
ilham
Sahnedebir şeyi yaratma veya yapma isteği uyandıran şey
Nature is a great source of inspiration
Doğa harika bir ilham kaynağıdır
ilham
aniden gelen iyi bir fikir veya yaratıcı dürtü
She found inspiration for her painting
Resmi için ilham buldu
el bombası
Sahnedeelle atılmak üzere tasarlanmış küçük bir bomba
The soldier threw a hand grenade
Asker bir el bombası attı
çaba
Sahnedebir şeyi başarmak için harcanan enerji
It takes a lot of effort to learn a language
Bir dil öğrenmek çok çaba gerektirir
çaba
bir şeyi yapmak için harcanan fiziksel veya zihinsel enerji
It takes effort to learn a new language
Yeni bir dil öğrenmek çaba gerektirir
sevgilim
Sahnedeçok sevilen kişi
Good night, my darling
İyi geceler, sevgilim
sevgili
çok sevilen kimse
He sent flowers to his darling
Sevgilisine çiçek gönderdi
ders
Sahnedebelirli bir konuda yapılan eğitim
She takes guitar lessons every week
O her hafta gitar dersleri alıyor
ders
Sahnedebir olaydan çıkarılan anlamlı sonuç
We learned important lessons from our mistakes
Hatalarımızdan önemli dersler çıkardık
ders
bir konunun öğretildiği eğitim süresi
I have English lessons every day
Her gün İngilizce dersim var
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
şaşırmak
beklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
biraz
Sahnedeküçük bir derecede
I am slightly tired
Biraz yorgunum
adalar
Sahnedeetrafı suyla çevrili kara parçaları
These islands are very large
Bu adalar çok büyük
adalar
etrafı sularla çevrili kara parçaları
The islands are very beautiful
Adalar çok güzel
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
başlangıçta
Sahnedeen başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
kesinlikle
Sahnedehiç şüphe olmadan
He will surely win
Kesinlikle kazanacak
karakter
Sahnedebir insanı tanımlayan özellikler bütünü
He has a strong character
Güçlü bir karakteri var
karakter
hikaye, film veya oyundaki kişi
He is my favorite character
O benim en sevdiğim karakter
karakter
yazı sisteminde kullanılan harf veya simge
This password requires eight characters
Bu şifre sekiz karakter gerektiriyor
karakter
özellikle sıra dışı veya dikkat çekici olan belirli bir kişi
That old man is a real character
O yaşlı adam gerçekten sıra dışı biri
bekar
Sahnedeevli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek
sadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
tekli
bir albümü tanıtmak için yayınlanan kısa müzik kaydı
They released a new single yesterday
Dün yeni bir tekli yayınladılar
tek
yalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
beklenmedik bir şekilde
Sahnedebeklenmeyen bir şekilde
He arrived unexpectedly
Beklenmedik bir şekilde geldi
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
polis memurları
Sahnedeemniyet teşkilatında çalışan erkek görevliler
The policemen caught the thief
Polis memurları hırsızı yakaladı
bağlamak
Sahnedebir şeyi kapatmak veya bağlamak
Do up your laces
Bağcıklarını bağla
yenilemek
bir binayı veya odayı onarmak ve geliştirmek
They want to do up the old house
Eski evi yenilemek istiyorlar
örtmece
Sahnedekaba bir ifade yerine kullanılan nazik söz
Passed away is a euphemism for died
Vefat etmek ölmek kelimesinin bir örtmecesidir
ısrar etmek
Sahnedebir şeyin olması gerektiğini kesin bir dille söylemek
I insist on paying for dinner
Akşam yemeğini ödemek için ısrar ediyorum
atar damar
Sahnedekanın kalpten vücuda taşınmasını sağlayan damar
The artery carries blood from the heart
Atar damar kanı kalpten taşır
bir dakika
Sahnedeçok kısa bir süre
I will be there in one minute
Bir dakika içinde orada olacağım
hasta
Sahnedetıbbi bakım alan kişi
The doctor sees the patient
Doktor hastayı muayene ediyor
sabırlı
beklerken veya sorunlarla uğraşırken sakin kalan
Please be patient
Lütfen sabırlı olun
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor