

The Crown — 5. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
691 kelime
Seviye
ortak
Sahnedeiki veya daha fazla kişi tarafından birlikte kullanılan
They have a joint bank account
Ortak bir banka hesapları var
joint
marihuana ile doldurulmuş sigara
He smoked a joint
Bir joint içti
mekan
bir restoran veya yer için kullanılan gayriresmi sözcük
This burger joint is great
Bu burger mekanı harika
eklem
iki parçanın birbirine bağlandığı yer
He injured his knee joint while running
Koşarken diz eklemini incitti
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
değişim
Sahnedebir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
yaşadı
Sahnedebir yerde hayat sürmek
He lived in a small house
Küçük bir evde yaşadı
yaşadı
hayatta olmak veya deneyim sahibi olmak
He lived a long life
Uzun bir hayat yaşadı
yaşadı
belirli bir hayat tarzını sürdürdü
He lived a simple life
O basit bir hayat yaşadı
tecrübe etmek
bir olayı bizzat yaşayıp geçirmek
They lived through a terrible storm
Korkunç bir fırtına yaşadılar
batmak
Sahnedebir girişimin başarısızlığa uğraması
His new company started to sink
Yeni şirketi batmaya başladı
lavabo
yıkama için kullanılan kap
Wash your hands in the sink
Ellerini lavaboda yıka
ısı emici
ısıyı emip dağıtan cihaz
The computer needs a heat sink
Bilgisayarın bir ısı emiciye ihtiyacı var
batmak
özellikle suyun içine doğru aşağı inmek
The ship started to sink
Gemi batmaya başladı
hayat arkadaşı
Sahnedeevli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
ortak
iş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
ortak
birlikte bir şey yaptığınız kişi
She is my business partner
O benim iş ortağım
ortak
birlikte çalıştığınız veya oyun oynadığınız kişi
I have a new dance partner
Yeni bir dans ortağım var
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
ızdırap
Sahnedeçok şiddetli zihinsel veya fiziksel acı
She cried in anguish
Izdırap içinde ağladı
suçlu
Sahnedesuç işleyen kişi
The police caught the criminal
Polis suçluyu yakaladı
suçla ilgili
suçla veya yasalara aykırı olan
Criminal activities are illegal
Suç faaliyetleri yasa dışıdır
suçlu
bir suç işleyen kimse
The criminal was arrested
Suçlu tutuklandı
algılamak
Sahnedebir şeyi fark etmek veya anlamak
I could perceive a change in his voice
Sesindeki bir değişikliği algılayabildim
giymek
Sahnedeüzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
giymek veya takmak
vücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
vücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
takmak
vücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
bütçe
Sahnedepara harcama planı
We need to create a budget for the trip
Gezi için bir bütçe oluşturmamız gerekiyor
bütçe
paranın nasıl harcanacağına dair plan
We have a tight budget
Dar bir bütçemiz var
bütçelemek
bir şeyin nasıl kullanılacağını dikkatlice planlamak
I need to budget my time
Zamanımı planlamam gerekiyor
mantar
Sahnedesapı ve şapkası olan bir mantar türü
I like mushrooms on my pizza
Pizzada mantarı severim
hızla çoğalmak
bir şeyin kısa sürede hızla artması veya yayılması
New houses are mushrooming in the area
Bölgede yeni evler hızla çoğalıyor
şüphelenmek
Sahnedebirinin suçlu olduğunu veya bir şeyin yanlış olduğunu düşünmek
The police suspect him of the crime
Polis ondan şüpheleniyor
şüpheli
suç işlediğinden şüphelenilen kimse
The police caught the suspect
Polis şüpheliyi yakaladı
şüpheli
kötü veya dürüst olmadığı düşünülen
That behavior looks very suspect
Bu davranış çok şüpheli görünüyor
şüpheli
bir suça karıştığı düşünülen kimse
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
iç organlarını çıkarmak
Sahnedebir bedenin iç organlarını dışarı alma işlemi
The butcher was eviscerating the chicken carefully
Kasap tavuğun iç organlarını dikkatlice çıkarıyordu
niyet etmek
Sahnedebir şeyi hedef olarak belirlemek
I intend to visit London next year
Gelecek yıl Londra'yı ziyaret etmeyi planlıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
yaptırmak
Sahnedebirini bir işi yapmaya neden olmak
She is making me clean the room
O bana odayı temizletiyor
yapma
bir şeyi üretmek veya oluşturmak
She is making a cake
O bir pasta yapıyor
kazanmak
bir işten para elde etmek
She is making a lot of money
O çok para kazanıyor
nitelik
bir şeye katkıda bulunan özellik
He has the making of a champion
O şampiyon olma niteliğine sahip
katı
Sahnedekurallara kesin olarak uyulmasını isteyen
My teacher is very strict
Öğretmenim çok katıdır
vazo
Sahnedeçiçek koymak için kullanılan süslü kap
The flowers are in the vase
Çiçekler vazoda
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
bir tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip bir grup
This is some kind of plant
Bu bir tür bitki
bıkmış
Sahnedebir şeyden sıkılmış veya bıkmış olmak
I am sick of waiting
Beklemekten bıktım
bıkmış
bir şeye uzun süre maruz kaldığın için ondan sıkılmış olmak
I am sick of this cold weather
Bu soğuk havadan bıktım
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
niyetlenmek
Sahnedebir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
ahlaki üstünlük
Sahnedebir tartışmada ahlaki veya stratejik olarak daha avantajlı konumda olma
He maintained the high ground throughout the discussion
Tartışma boyunca ahlaki üstünlüğünü korudu
yüksek yer
etrafındaki bölgeden daha yüksekte olan arazi
We went to high ground
Yüksek yere gittik
avantajlı konum
bir tartışma veya çatışmada elde edilen üstün durum
He maintained the high ground during the debate
Tartışma sırasında avantajlı konumunu korudu
çay
Sahnedeyapraklardan yapılan sıcak bir içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
çay
kuru yaprakların üzerine kaynar su dökülerek hazırlanan sıcak içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
dedikodu
insanlar hakkındaki söylentiler veya haberler
She is spilling the tea about the party
Parti hakkındaki dedikoduları anlatıyor
yıllık
Sahnedeyılda bir kez olan
We have an annual meeting
Yıllık bir toplantımız var
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
rol
Sahnedebir durum veya performansta üstlenilen görev
She played an important role in the project
Projede önemli bir rol oynadı
rol
Sahnedefilm veya tiyatro oyununda oyuncunun canlandırdığı karakter
She played a lead role in the movie
O filmde başrolü oynadı
görev
bir durum içinde sahip olunan işlev veya konum
Everyone has a specific role in the project
Projede herkesin belirli bir görevi var
yapışkanlı not kağıdı
Sahnedebir yüzünde yapıştırıcı olan ve üzerine not yazılan küçük kağıt parçası
I left a sticky note on the fridge
Buzdolabının üzerine bir yapışkanlı not kağıdı bıraktım
dosyalamak
Sahnederesmî makamlara belge teslim etmek
You must file your report today
Raporunu bugün dosyalamalısın
dosya
belgelerin veya dijital verilerin toplandığı yer
I opened the file
Dosyayı açtım
sıra
insanların birbiri ardına dizildiği sıra
The students walked in a file
Öğrenciler tek sıra halinde yürüdü
törpü
bir şeyi düzeltmek veya şekillendirmek için kullanılan pürüzlü alet
She used a nail file
Tırnak törpüsü kullandı
tehdit etmek
Sahnedebirini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
tehdit etmek
birini veya bir şeyi tehlikeye sokmak
Smoking threatens your health
Sigara içmek sağlığını tehdit eder
tehdit etmek
birine zarar vereceğini söyleyerek gözdağı vermek
He threatened to quit his job
İşinden istifa etmekle tehdit etti
ima
Sahnededoğrudan söylenmeyip hissettirilen anlam
Her tone carried a clear implication of doubt
Tonu net bir şüphe iması taşıyordu
sonuç
bir şeyin olası etkisi veya sonucu
The decision has serious implications
Bu kararın ciddi sonuçları var
finansal
Sahnedepara veya finans ile ilgili
He is facing financial problems
Finansal sorunlar yaşıyor
mali
Sahnedepara veya finans ile ilgili
He is having financial problems
Mali sorunlar yaşıyor
mali
parayla veya finansla ilgili
He needs financial help
Mali yardıma ihtiyacı var
açıklama
Sahnedebir konu hakkındaki görüşlerin veya gerçeklerin sözlü ya da yazılı ifadesi
He made a statement to the press
Basına bir açıklama yaptı
beyan
söylenen veya yazılan şey
He made a strong statement
Güçlü bir beyanda bulundu
hesap özeti
finansal işlemlerin yazılı kaydı
I checked my bank statement
Banka hesap özetimi kontrol ettim
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
kibarca
Sahnedekibar ve saygılı bir şekilde
He spoke to everyone civilly
Herkese kibarca konuştu
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
He is watching the birds
Kuşları izliyor
izlemek
bir şeyi bir süre boyunca gözleme
I am watching a movie
Bir film izliyorum
erkek arkadaş
Sahnededüzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
siyasal iletişimci
Sahnedepolitikacıların veya olayların kamuoyunda nasıl algılanacağını etkilemeye çalışan kişi
The campaign hired a spin doctor to polish the candidate's image
Kampanya adayın imajını parlatmak için bir siyasal iletişimci tuttu
halkla ilişkiler uzmanı
Sahnedebir kurum veya kişi hakkındaki düşünceleri yönlendirmeye çalışan kişi
The corporation used a spin doctor to defend its reputation
Şirket itibarını savunmak için bir halkla ilişkiler uzmanı tuttu
ilgilendirmek
Sahnedebirinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
sekiz haneli
Sahnedesekiz basamaklı bir sayıdan oluşan genellikle çok büyük miktarda para
He earns an eight figure salary
Sekiz haneli bir maaş kazanıyor
iki yıl
Sahnedeiki yıl süren
I lived there for two years
Orada iki yıl yaşadım
fark yaratmak
Sahnedeönemli bir etki veya değişiklik yapmak
You can make a difference in the world
Dünyada fark yaratabilirsin
fark yaratmak
önemli bir etki veya değişiklik oluşturmak
Volunteering can make a difference
Gönüllülük fark yaratabilir
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment please
Lütfen bir an bekleyin
süre
oldukça kısa bir zaman parçası
It only took a moment
Sadece kısa bir süre aldı
ikincisi
Sahnedeiki şeyden bahsedilirken sondaki
I prefer the latter option
İkinci seçeneği tercih ederim
girişmek
Sahnedebir şeyi yapmayı denemek
I am not sure if I can win but I will go for it
Kazanabilir miyim bilmiyorum ama girişmeye değer
denemek
istediğin bir şeyi yapmaya çalışmak
You really want that job so go for it
O işi gerçekten istiyorsun o yüzden dene
cesaretlendirmek
birine bir şeyi denemesini söylemek
You should go for it
Bunu denemelisin
cesaret etmek
bir şeyi yapmak için gayret göstermek
You should go for it
Bunu yapmaya cesaret etmelisin
menü
Sahnederestoranda sunulan yiyecek ve içeceklerin listesi
Can I see the menu
Menüyü görebilir miyim
menü
bir restoranda sunulan yemek ve içeceklerin listesi
I am reading the menu
Menüyü okuyorum
menü
restoranda sipariş edilebilecek yemeklerin listesi
Can I see the menu please
Menüyü görebilir miyim lütfen
menü
bir cihazda sunulan seçenekler listesi
Click the menu to see settings
Ayarları görmek için menüye tıklayın
paylaşmak
Sahnedebir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla aynı anda birlikte kullanmak
We share the same office
Aynı ofisi paylaşıyoruz
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
ebeveyn
bir çocuğun annesi veya babası
My parent is very kind
Ebeveynim çok nazik
üzgün
Sahnedeüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
derimsi
Sahnedederi gibi sert ve pürüzlü
His skin is leathery
Cildi derimsi
cilt
Sahnedevücudun dış tabakası
She has soft skin
Cildi çok yumuşak
ağır cezalandırmak
birini çok sert şekilde cezalandırmak
They will skin him for this
Bunun için onu ağır cezalandıracaklar
derisini yüzmek
bir şeyin dış tabakasını çıkarmak
He skinned the rabbit
Tavşanın derisini yüzdü
anlaşma
Sahnedeinsanlar arasındaki resmi uzlaşı
They signed the agreement
Onlar anlaşmayı imzaladılar
sözleşme
her iki tarafın da uyması gereken kuralları içeren resmi belge
They signed the agreement
Sözleşmeyi imzaladılar
fikir birliği
aynı görüşe sahip olma durumu
We are in agreement
Fikir birliği içindeyiz
koparılmamış
Sahnedebir yerden çekilip alınmamış veya toplanmamış
These flowers are still unplucked
Bu çiçekler hala koparılmamış
anlamak
Sahnedebilgiden sonuç çıkarmak
I gather that you are tired
Yorgun olduğunuzu anlıyorum
toparlamak
kontrol altına almak
She gathered her thoughts
Düşüncelerini topladı
toplamak
insanları veya nesneleri bir araya getirmek
Please gather your things before we leave
Gitmeden önce lütfen eşyalarını topla
toplanmak
bir grup halinde bir yere gelmek
We will gather here tonight
Bu gece burada toplanacağız
mutfak
Sahnedeyemek pişirmek için kullanılan oda
The kitchen is clean
Mutfak temiz
Görüşürüz
Sahnedebirine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma adımları
Follow the standard procedure
Standart yöntemi izleyin
prosedür
bir şeyi yapmak için izlenen işlem sırası
Follow the safety procedure
Güvenlik prosedürünü takip edin
muhafaza etmek
Sahnedebir şeyi elinde tutmaya devam etmek
The company wants to retain its best employees
Şirket en iyi çalışanlarını elinde tutmak istiyor
stresli
Sahnedezor durumlardan kaynaklanan endişe veya zihinsel gerginlik
She feels stressed because of her exams
Sınavları yüzünden kendini stresli hissediyor
stresli
endişeli veya baskı altında hissetmek
I feel stressed about my exams
Sınavlarım hakkında stresli hissediyorum
stresli
endişe veya baskı hissi
He feels very stressed at work
İş yerinde çok stresli hissediyor
stresli
zor durumlar nedeniyle endişeli veya kaygılı hissetme
I feel stressed at work
İşte stresli hissediyorum
gibi hissetmek
Sahnedebir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
isteyip canı çekmek
bir şeyi yapma arzusu duymak
I feel like eating pizza
Canım pizza yemek istiyor
çok
Sahnedebir sıfatı güçlendirmek için kullanılan
I am terribly sorry
Çok üzgünüm
aşırı derecede
Sahnedeçok büyük ölçüde
It is terribly cold today
Bugün hava aşırı derecede soğuk
kötü
çok kötü bir şekilde
He behaved terribly at the party
Partide çok kötü davrandı
sıra ev
Sahnedebirbirine bitişik şekilde yan yana dizilmiş evlerden her biri
He lives in a small terraced house
O küçük bir sıra evde yaşıyor
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
açıkça söylemek
Sahnedebir şeyi dürüstçe ve doğrudan ifade etmek
He finally came out about the truth
Sonunda gerçekler hakkında açıkça konuştu
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılmak veya görünür olmak
The sun came out
Güneş çıktı
dökülmek
yerinden ayrılmak veya düşmek
His tooth came out
Dişi düştü
sonuçlanmak
belli bir şekilde sonuçlanmak
The photo came out well
Fotoğraf güzel çıktı
ortaya çıkmak
bir şeyin hemen veya gecikmeden görünür hale gelmesi
The truth will come out immediately
Gerçekler hemen ortaya çıkacak
yayımlanmak
bir eserin halka sunulması veya duyurulması
The new book will come out soon
Yeni kitap yakında yayımlanacak
durum
Sahnedebelirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
vaka
polisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
hakem
Sahnedebir spor müsabakasını yöneten kişi
The umpire started the game
Hakem oyunu başlattı
hakem
oyunda kuralların uygulanmasını sağlayan kişi
The umpire made a decision
Hakem bir karar verdi
her gün
Sahnedeher bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerine karşı daha çok istemek
I prefer tea to coffee
Çayı kahveye tercih ederim
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerinden daha çok istemek veya sevmek
I prefer coffee to tea
Kahveyi çaya tercih ederim
gelişme
Sahnedebir şeyin daha iyi hale gelmesi
I can see a big improvement in your work
Çalışmalarında büyük bir gelişme görüyorum
gerçekleşmek
Sahnedebir olayın meydana gelmesi
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi veya bir etkinliğin düzenlenmesi
The concert will take place in the park
Konser parkta gerçekleşecek
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
sevgi
Sahnedebirine karşı duyulan sevgi veya yakınlık hissi
She has a deep affection for her dog
Köpeğine karşı derin bir sevgisi var
feshetmek
Sahnedebir kuruluşu veya anlaşmayı resmi olarak sona erdirmek
They decided to dissolve the club
Kulübü feshetmeye karar verdiler
çözünmek
bir sıvının içinde dağılıp yok olmak
Salt dissolves in water
Tuz suda çözünür
feshetmek
bir kuruluşu resmen sona erdirmek
They decided to dissolve the group
Grubu feshetmeye karar verdiler
çözünmek
bir sıvı içinde karışıp kaybolmak
Sugar will dissolve in water
Şeker suda çözünür
yüksek sesle
Sahnedeçok fazla ses çıkararak
He speaks loudly
Yüksek sesle konuşur
çaresizlik
Sahnedehiçbir umudu kalmama durumu
He acted out of desperation
Çaresizlikten dolayı böyle davrandı