

The Crown — 6. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
902 kelime
Seviye
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
idari
Sahnedeyönetim veya organizasyonla ilgili olan
She has administrative experience
Onun idari deneyimi var
tür
Sahnedebenzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
dere yatağı
Sahnedesuyun akışıyla oluşmuş küçük ve dar vadi
The heavy rain carved a gully in the hill
Şiddetli yağmur tepede bir dere yatağı açtı
dere yatağı
su tarafından oluşturulmuş dar ve dik yamaçlı vadi
The heavy rain created a gully in the path
Şiddetli yağmur yolda bir dere yatağı oluşturdu
imza atmak
Sahnedekabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
işaret
özel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
en büyük
Sahnedebir grubun en yaşlı olanı
She is the eldest child in her family
O ailesindeki en büyük çocuk
zeki
Sahnedeçabuk öğrenen veya anlayan
She is a clever student
O zeki bir öğrencidir
zeki
bir şeyi çabuk kavrayan veya düşünen
He is a clever student
O zeki bir öğrenci
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
parlak kırmızı
Sahnedeparlak kırmızı bir renk
The bird has vermilion feathers
Kuşun parlak kırmızı tüyleri var
vermilyon
parlak kırmızı renk tonu
She painted the wall in vermilion
Duvarı vermilyon rengine boyadı
her dakika
Sahnedeçok kısa zaman dilimi
I check my phone every minute
Telefonumu her dakika kontrol ediyorum
sınırlı
Sahnedebelirli bir miktar veya sayı ile çevrili olan
The budget for this project is limited
Bu projenin bütçesi sınırlı
sınırlı
belli bir miktar veya alanla kısıtlanmış
We have limited time
Sınırlı zamanımız var
haklar
Sahnedeyasal veya ahlaki olarak sahip olunan yetkiler
Everyone has human rights
Herkesin insan hakları vardır
yetkiler
bir şeyi yapabilmek için verilen yasal veya ahlaki izin
They have rights to edit the files
Dosyaları düzenleme yetkileri var
doğru
bir durumun olması gereken en uygun biçimi
You chose the right path
Doğru yolu seçtin
haklar
insanların yapmasına izin verilen şeyler
Everyone has basic human rights
Herkesin temel insan hakları vardır
daha fazla vakit
Sahnedeilave zaman dilimi
We need more time to work
Çalışmak için daha fazla vakte ihtiyacımız var
eskisine göre daha uzun
Sahnedeönceki zamandan daha fazla
It took longer than expected
Beklenenden daha uzun sürdü
artık değil
geçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
daha uzun
fiziksel boyutu daha fazla olan
This rope is longer than that one
Bu ip diğerinden daha uzun
daha uzun süre
zaman bakımından daha fazla
I cannot wait any longer
Daha uzun süre bekleyemem
daha uzun süre
daha büyük bir zaman dilimi için
I cannot wait any longer
Artık daha uzun süre bekleyemem
uzunca bir süre
çok miktarda zaman boyunca
They stayed for a long time
Uzunca bir süre kaldılar
daha fazla süre
arttırılmış zaman miktarı
I will study for a longer time
Daha fazla süre ders çalışacağım
daha çok zaman
ihtiyaç duyulan ek vakit
Give me more time to think
Düşünmek için bana daha çok zaman ver
daha uzun
boyutsal olarak daha büyük olan
This bridge is longer
Bu köprü daha uzun
daha uzatılmış
genişletilmiş veya uzatılmış
The movie was longer than the book
Film kitaptan daha uzundu
daha uzun mesafe
uzaklık olarak daha fazla olan
The route is longer today
Bugün rota daha uzun mesafe
daha uzun
bir uçtan diğer uca daha büyük mesafe ölçen
This stick is longer than that one
Bu çubuk diğerinden daha uzun
daha uzun süre
daha fazla miktarda zaman boyunca
I cannot wait any longer
Daha fazla bekleyemem
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
yaradılış gereği
Sahnedekişinin temel karakteri veya fiziksel yapısı ile ilgili bir şekilde
He is constitutionally incapable of lying
O yaradılış gereği yalan söyleyemez
başbakan
Sahnedehükümetin başındaki yüksek rütbeli yönetici
The prime minister spoke to the people
Başbakan halka hitap etti
başbakan
Sahnedebir ülkenin yönetiminden sorumlu kişi
The prime minister made a speech
Başbakan bir konuşma yaptı
başbakan
hükümetin başındaki kişi
The prime minister announced new laws
Başbakan yeni yasaları duyurdu
başbakan
hükümetin en üst düzey yetkilisi
The prime minister met with the president
Başbakan cumhurbaşkanı ile görüştü
ziyaret etmek
Sahnedebir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
birini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
saygı göstergesi
Sahnedesaygı veya onur göstermek için verilen şey
The concert was a tribute to the singer
Konser şarkıcıya bir saygı göstergesiydi
aksan
Sahnedebir bölgeye özgü konuşma biçimi
He has a strong British accent
Onun güçlü bir İngiliz aksanı var
vurgulamak
bir şeyi daha belirgin hale getirmek
The blue tie accents his eyes
Mavi kravat gözlerini vurguluyor
aksan
bir kişinin kelimeleri söyleyiş biçimi
She speaks with a French accent
O Fransız aksanıyla konuşuyor
takdire şayan
Sahnedesaygı veya onay hak eden
Her courage is admirable
Onun cesareti takdire şayan
sanmak
Sahnedebir konuda fikri olmak veya inanmak
I reckon it will rain tomorrow
Yarın yağmur yağacağını sanıyorum
törenler
Sahnedeözel etkinliklerin yapıldığı resmi toplumsal olaylar
The wedding ceremonies were very beautiful
Düğün törenleri çok güzeldi
etkileyici
Sahnedegüçlü duygular uyandıracak kadar güzel veya dikkat çekici
The mountains had a dramatic view
Dağlar etkileyici bir manzaraya sahipti
dramatik
duygu veya heyecan dolu
Her reaction was very dramatic
Tepkisi çok dramatikti
abartılı
doğal olmayan bir şekilde güçlü duygular gösteren
She gave a dramatic sigh
O abartılı bir şekilde iç çekti
önemli
çok büyük veya fark edilebilir olan
There was a dramatic change in the weather
Havada önemli bir değişiklik oldu
etkileyici
güçlü duygu veya heyecan barındıran
She gave a dramatic performance
Etkileyici bir performans sergiledi
bozuk
Sahnedeçalışmayan veya hasar görmüş durum
My phone is busted
Telefonum bozuk
yakalanmış
yanlış bir şey yaparken ele geçirilmiş
I got busted for speeding
Hız yaparken yakalandım
yakalanmış
polis tarafından yakalanmış
He got busted by the police
Polis tarafından yakalandı
orijinal
Sahnedebir şeyin ilk veya başlangıç hali
This is the original version
Bu orijinal versiyon
özgün
yeni ve yaratıcı bir şekilde farklı
His ideas are very original
Fikirleri çok özgün
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
saçma
Sahnedeaptalca ya da mantıksız olan
Don't ask such a daft question
Böyle saçma bir soru sorma
uyarmak
Sahnedebirini olası bir tehlike hakkında bilgilendirmek
I warned him about the rain
Onu yağmur hakkında uyardım
sembolik
Sahnedebir şeyi temsil eden
The white dove is symbolic of peace
Beyaz güvercin barışın sembolüdür
dayandırmak
Sahnedebir şeyi bir temel üzerine kurmak
The report is built on reliable data
Rapor güvenilir verilere dayandırılıyor
üzerine eklemek
bir şeyi mevcut olanın üzerine daha da geliştirmek
We need to build on this success
Bu başarının üzerine eklememiz gerekiyor
üzerine inşa etmek
bir şeyi temel alarak daha fazlasını yapmak
We want to build on our success
Başarımızın üzerine inşa etmek istiyoruz
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla veya beklendiği gibi
He is presumably at home right now
Şu anda muhtemelen evde
anketör
Sahnedeinsanların fikirlerini öğrenmek için sorular soran kişi
The pollster asked people who they would vote for
Anketör insanlara kime oy vereceklerini sordu
gerçek
Sahnededoğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
başarmak
Sahnedebir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
He worked hard to succeed
Başarmak için çok çalıştı
yerine geçmek
birinin görevini veya yerini devralmak
He will succeed his father as CEO
Babasının yerine CEO olarak o geçecek
mizaç
Sahnedebir kişinin doğuştan gelen karakteristik özellikleri
He has a calm temperament
Sakin bir mizaca sahip
aynı görüşte olmak
Sahnedebaşkalarıyla aynı fikir veya amaca sahip olmak
Our goals align with theirs
Hedeflerimiz onlarınkiyle aynı
hizalamak
nesneleri düz bir çizgiye getirmek
Please align the chairs
Lütfen sandalyeleri hizalayın
zirve
Sahnedeliderler arasında yapılan önemli toplantı
The world leaders met at the summit
Dünya liderleri zirvede buluştu
zirve
dağın en yüksek noktası
They reached the summit before noon
Öğleden önce zirveye ulaştılar
zirve
bir dağın en yüksek noktası
The climbers reached the summit
Dağcılar zirveye ulaştı
temsil etmek
Sahnedebiri adına hareket etmek veya konuşmak
The lawyer represents the client
Avukat müvekkili temsil ediyor
simgelemek
bir şey için sembol veya işaret olmak
The dove represents peace
Güvercin barışı simgeler
temsil etmek
bir şeyi simgelemek veya ifade etmek
The red color represents danger
Kırmızı renk tehlikeyi temsil eder
maruz bırakmak
Sahnedebirini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
tebaa
Sahnedebir hükümdarın yönetimi altındaki kimse
The king protected his subjects
Kral tebaasını korudu
tebaa
Sahnedehükümdarın veya devletin yönetimi altındaki kişi
He is a loyal subject of the queen
O kraliçenin sadık bir tebaasıdır
konu
tartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
yetiştirmek
Sahnedebitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
artmak
Sahnedebir şeyin miktarının veya sayısının çoğalması
The demand for goods continues to grow
Ürünlere olan talep artmaya devam ediyor
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
endişelenmek
bir durum karşısında kaygı duymaya başlamak
I began to grow worried about the weather
Hava durumu hakkında endişelenmeye başladım
büyümek
bir duruma gelmek veya gelişmeye başlamak
The plant started to grow
Bitki büyümeye başladı
tavsiye etmek
Sahnedebirine ne yapması gerektiği hakkında öneride bulunmak
I advise you to study hard
Çok çalışmanı tavsiye ederim
tavsiye etmek
birine öneride bulunmak veya fikir vermek
I advise you to study hard
Çok çalışmanı tavsiye ederim
yol göstermek
birine bir konuda rehberlik etmek
He advised me on how to solve the issue
Sorunu nasıl çözeceğim konusunda bana yol gösterdi
öğüt vermek
birine görüş veya öneri sunmak
She advised them to be careful
Onlara dikkatli olmaları için öğüt verdi
savunulamaz
Sahnedehaklı gösterilemez veya savunulamaz olan
His actions are completely indefensible
Hareketleri tamamen savunulamaz
yaralanmalar
Sahnedevücutta kaza veya saldırı sonucu oluşan hasar
He suffered serious injuries in the accident
Kazada ciddi yaralanmalar yaşadı
birkaç
Sahnedeikiden fazla fakat çok olmayan
I have several books
Birkaç kitabım var
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
kavrayışlı
bir şeyleri hızlı düşünebilen veya anlayabilen
She has a quick mind
O hızlı kavrayan bir zihne sahip
önlemek
Sahnedebir şeyin olmasını engellemek
Vaccines prevent diseases
Aşılar hastalıkları önler
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
özet
Sahnedeana noktaların kısa bir açıklaması
Please write a short summary of the book
Lütfen kitabın kısa bir özetini yazın
arma habercisi
Sahnedearmalar konusunda çalışan düşük rütbeli görevli
The king sent a pursuivant to deliver the message
Kral mesajı iletmesi için bir arma habercisi gönderdi
orta
Sahnedemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
mülteci
Sahnedekendi ülkesini terk etmek zorunda kalan kişi
He is a refugee
O bir mülteci
üstlenmek
Sahnedezor bir işi yapmayı kabul etmek
She decided to take on the project
Projeyi üstlenmeye karar verdi
su almak
bir şeyin içine sıvı girmesi veya dolması
The boat started to take on water
Tekne su almaya başladı
kapışmak
biriyle savaşmak veya rekabet etmek
He will take on the champion
Şampiyonla kapışacak
bakış açısı
bir kişinin bir şey hakkındaki görüşü veya düşünceleri
What is your take on the matter
Konu hakkındaki bakış açın nedir
zarar vermek
bir şeye hasar veya acı vermek
The storm will take on the roof
Fırtına çatıya zarar verecek
üstlenmek
bir iş veya görev için sorumluluk almayı kabul etmek
I will take on this project
Bu projeyi ben üstleneceğim
meydan okumak
bir yarışmada veya kavgada rakibe karşı koymak
We will take on the best team
En iyi takıma meydan okuyacağız
işe almak
birini bir işte çalıştırmak için seçmek
The company will take on new staff
Şirket yeni personel işe alacak
meydan okumak
biriyle veya bir şeyle yarışmak ya da mücadele etmek
They will take on the champion tomorrow
Yarın şampiyona meydan okuyacaklar
üstlenmek
zor bir görevi yapmayı kabul etmek
I will take on this project
Bu projeyi üstleneceğim
kazanmak
yeni bir özellik veya anlam edinmeye başlamak
The room began to take on a new look
Oda yeni bir görünüm kazanmaya başladı
işe almak
birine iş veya sorumluluk vermek
We need to take on more staff
Daha fazla personel işe almamız gerekiyor
yorum
bir şeyi anlama veya sunma biçimi
What is your take on this issue
Bu konudaki yorumun nedir
kazanmak
bir nitelik veya özellik edinmeye başlamak
The room took on a gloomy look
Oda kasvetli bir hava kazandı
üstlenmek
bir görev veya sorumluluk almaya başlamak
I will take on this new project
Bu yeni projeyi üstleneceğim
bakış açısı
bir konu hakkındaki düşünce
What is your take on this matter
Bu konu hakkındaki bakış açın nedir
büyü
Sahnedesihirli güce sahip sözler veya eylemler
The witch cast a spell
Cadı bir büyü yaptı
belirtmek
genellikle kötü bir şeyin olacağının işareti olmak
This spells disaster
Bu felaket habercisidir
hecelemek
bir kelimenin harflerini sırayla söylemek veya yazmak
How do you spell your name
İsmini nasıl hecelersin
süre
kısa bir zaman aralığı
I worked there for a short spell
Orada kısa bir süre çalıştım
sıcakkanlı
Sahnedenazik ve ilgili
She is a warm person
O sıcakkanlı bir insandır
ısıtmak
bir şeyi sıcak hale getirmek
I need to warm the milk
Sütü ısıtmam gerekiyor
ılık
orta derecede sıcak
The weather is warm today
Bugün hava ılık
savurganlık
Sahnedeçok para harcama veya gereksiz yere tüketme durumu
His extravagance caused him to lose all his money
Savurganlığı tüm parasını kaybetmesine neden oldu
reformcu
Sahnedebir şeyi daha iyi hale getirmek için çalışan kişi
He is a social reformer
O sosyal bir reformcu
sonuç
Sahnedebir eylemin sonucunda meydana gelen durum
Every action has a consequence
Her eylemin bir sonucu vardır
önem
bir şeyin değeri veya ağırlığı
The decision is of great consequence
Bu karar büyük önem taşıyor
ceza
yanlış bir davranışın sonucunda verilen karşılık
He faced the consequence of his actions
Yaptıklarının cezasını çekti
rağmen
Sahnedebir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
yine de
buna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
kuvvet
Sahnedepolis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
zorlamak
birini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
işlev
Sahnedebir şeyin doğal veya amaçlanan kullanımı
What is the function of this button
Bu düğmenin işlevi nedir
resmî davet
sosyal bir toplantı veya parti
It was a formal function
Bu resmî bir davetti
çalışmak
bir şeyin amaçlandığı gibi işlemesi
The machine does not function
Makine çalışmıyor
çalışmak
bir şeyin amaçlandığı gibi iş görmesi
The machine does not function anymore
Makine artık çalışmıyor
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
istisna
Sahnedegenel bir kuralın dışında kalan durum
There is one exception to this rule
Bu kuralın bir istisnası var
istisna
genel kuralın dışında kalan şey
This rule has one exception
Bu kuralın bir istisnası var
hobi
Sahnedeboş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
ilgilendirmek
Sahnedebirinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
başarmak
Sahnedezor bir durumun üstesinden gelmek
I didn't think they could pull it off
Bunu başarabileceklerini sanmıyordum
halletmek
bir işi yürütmek veya yapmak
They tried to pull it off quietly
Sessizce halletmeye çalıştılar
oldukça
Sahnedeorta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
gizemli
Sahnedeçoğu insan tarafından anlaşılmayan veya gizli olan
He is interested in arcane knowledge
O gizemli bilgilere ilgi duyuyor
maaş
Sahnedebir çalışanın yaptığı iş için aldığı para
The company pays good salaries
Şirket iyi maaşlar ödüyor
köylü kadın
Sahnedekırsal bölgede yaşayan veya oradan gelen kadın
The countrywoman sold her vegetables
Köylü kadın sebzelerini sattı
köylü
kırsal alanda ikamet eden kadın
She spoke like a typical countrywoman
Tipik bir köylü gibi konuştu
sekreter
Sahnedeofis işlerini yapan kişi
She is a secretary
O bir sekreter
bakan
Sahnedebir kurumda veya devlette üst düzey idari görevde bulunan kişi
The secretary leads the department
Bakan departmanı yönetiyor
sekreter
bir kişinin ofis işlerini yürüten yardımcı
The secretary managed the boss's calendar
Sekreter patronun takvimini yönetti
büro çalışanı
ofis içindeki işleri yürüten kişi
A secretary helps with general office duties
Bir büro çalışanı genel ofis işlerine yardımcı olur
layık
Sahnedebir şeyi hak eden
She is deserving of this success
Bu başarıya layık
dönüşmek
Sahnedebaşka bir şeye dönüşmek veya değişmek
The caterpillar turned into a butterfly
Tırtıl bir kelebeğe dönüştü
sapağa girmek
farklı bir yola veya patikaya girmek için yön değiştirmek
Turn into the next street
Bir sonraki sokağa gir
dönüşmek
bir şeyin başka bir şeye dönüşmesi
The caterpillar will turn into a butterfly
Tırtıl kelebeğe dönüşecek
dönüşmek
bir şeyin başka bir şeye değişmesi
The caterpillar will turn into a butterfly
Tırtıl kelebeğe dönüşecek
bir şey
Sahnedetek bir neden veya örnek vermek için kullanılır
One thing I like about this house is the garden
Bu evle ilgili sevdiğim bir şey bahçesidir
kriket
Sahnedeçim sahada sopalar ve toplarla oynanan bir oyun
Cricket is popular in India
Kriket Hindistan'da popülerdir
cırcır böceği
yüksek ses çıkaran küçük zıplayan bir böcek
I can hear a cricket outside
Dışarıda bir cırcır böceği duyabiliyorum
yaklaşık olarak
Sahnedetam olarak değil; yaklaşık
It takes roughly ten minutes
Yaklaşık on dakika sürer
sertçe
şiddetli veya agresif bir şekilde
He pushed her roughly
Onu sertçe itti
robot
Sahnedeotomatik olarak hareket edebilen ve görevleri yerine getirebilen makine
The robot can clean the house
Robot evi temizleyebilir
zarif
Sahnedeakıcı ve çekici bir şekilde hareket eden
She is a graceful dancer
O zarif bir dansçıdır
bestelemek
Sahnedebir sanat eseri veya müzik parçası üretmek
She is composing a song
O bir şarkı besteliyor
oluşturmak
bir şeyin temel parçalarını meydana getirmek
Different gases are composing the atmosphere
Farklı gazlar atmosferi oluşturuyor