

The Crown — 6. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
548 kelime
Seviye
üniversite
Sahnedeöğrencilerin ileri dereceler için eğitim aldığı ve araştırma yapılan kurum
I study at a big university
Büyük bir üniversitede okuyorum
üniversite
Sahnedeliseden sonra eğitim görülen kurum
They study at the university
Üniversitede okuyorlar
adam kaçıran
Sahnedebirini zorla alıp götüren kişi
The police are looking for the kidnapper
Polis adam kaçıranı arıyor
kaçırıcı
birini zorla alıp alıkoyan kişi
The kidnapper asked for money
Kaçırıcı para istedi
kukla
Sahnedeel yardımıyla hareket ettirilen insan veya hayvan figürü
The child played with a puppet
Çocuk bir kukla ile oynadı
kukla
iplerle veya ellerle hareket ettirilen insan veya hayvan modeli
The puppet danced on the stage
Kukla sahnede dans etti
kukla gibi kullanmak
birini kendi istekleri doğrultusunda bir kukla gibi yönetmek
The manager puppets his staff
Müdür personelini kukla gibi kullanıyor
son derece
Sahnedeçok büyük ölçüde
I enjoyed the movie immensely
Filmi son derece beğendim
dondurucu
Sahnedeaşırı derecede soğuk
The winter wind was frigid
Kış rüzgarı dondurucuydu
köylü
Sahnedeküçük bir toprak parçasına sahip olan veya kiralayan fakir çiftçi
The peasant worked hard in the fields
Köylü tarlalarda çok çalıştı
dik dik bakmak
Sahnedebirine rahatsız edici şekilde bakmak
Stop ogling her
Ona dik dik bakma
süzmek
birine cinsel arzuyla bakmak
He was ogling the woman
Kadını süzüyordu
dik dik bakmak
birine cinsel bir amaçla veya arzulu bir şekilde bakmak
He started to ogle the woman
Kadına dik dik bakmaya başladı
resmen
Sahnederesmi bir şekilde
They are officially married
Onlar resmen evli
resmen
resmi kurallara veya prosedürlere uygun bir şekilde
The building was officially opened yesterday
Bina dün resmen açıldı
zorla dahil olmak
Sahnedeistenmediğiniz bir duruma veya aktiviteye kendinizi zorla sokmak
He tried to muscle in on our conversation
Sohbetimize zorla dahil olmaya çalıştı
başarılar
Sahnedebirine başarı veya mutluluk dileme
I wish you good luck with your exam
Sınavında sana başarılar dilerim
bol şans
birine başarı veya şans dilemek için kullanılır
Good luck on your exam
Sınavında bol şans
şans
başarı veya olumlu sonuç
Winning that game required some good luck
O oyunu kazanmak biraz şans gerektirdi
sigara
Sahnedetütün içmek için kullanılan ince kağıt rulo
He smokes a cigarette every morning
Her sabah bir sigara içer
hava atmak
Sahnedeinsanların beğenisini kazanmak için bir şeyi gururla göstermek
He likes to show off his new car
O yeni arabasıyla hava atıyor
gösteriş meraklısı
yeteneklerini sergileyerek dikkat çekmeye çalışan kişi
He is such a show off
O tam bir gösteriş meraklısı
hava atmak
bir şeyi sergileyerek başkalarını etkilemeye çalışmak
Stop showing off
Hava atmayı bırak
sergilemek
bir şeyi birine göstermek
She wanted to show off her new dress
Yeni elbisesini sergilemek istedi
gösteriş budalası
başkalarını etkilemeye çalışan kimse
He is such a show off
O tam bir gösteriş budalası
gösterişçi
başkalarını etkilemek için becerilerini veya sahip olduklarını sergileyen kimse
He is such a show-off
O tam bir gösterişçi
mesele
Sahnedekişisel veya özel bir konu
This is a private affair
Bu özel bir mesele
olay
önemli veya ilgi çekici bir olay veya durum
The whole affair was a disaster
Tüm bu olay bir felaketti
gizli ilişki
iki kişi arasındaki gizli romantik ilişki
They had an affair
Onların gizli bir ilişkisi vardı
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
inanan
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kabul eden kişi
He is a true believer
O, gerçek bir inanandır
durum
Sahnedebelirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
vaka
polisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
otomatik olarak
Sahnededüşünmeden kendiliğinden gerçekleşen şekilde
I automatically closed my eyes
Otomatik olarak gözlerimi kapattım
neyse
Sahnedekonuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
yine de
her durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
gerçekten
Sahnedeçok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
susamış
Sahnedesu içme ihtiyacı duymak
I am very thirsty
Çok susadım
susamış
bir şeye karşı büyük bir arzu duyan
He is thirsty for knowledge
O bilgiye susamış
duyurma
Sahnedebir şeyi halka veya ilgililere açıkça bildirme
The company is announcing a new product
Şirket yeni bir ürün duyuruyor
en şanslı
Sahnedeen çok şansa sahip olan
I am the luckiest person
En şanslı kişi benim
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
-dığı an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği an
I will call you the minute I arrive
Vardığım an seni arayacağım
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
bulmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
They found the lost dog
Kayıp köpeği buldular
kurmak
bir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
izlenim
Sahnedebir kişi veya şey hakkında edinilen fikir veya duygu
My first impression of him was positive
Onun hakkındaki ilk izlenimim olumluydu
taklit
ünlü bir kişinin sesini veya tavırlarını taklit etme
He does a great impression of the president
Başkanın harika bir taklidini yapıyor
iz
bir şeyi bir yüzeye bastırarak bırakılan işaret
The ring left an impression on her finger
Yüzük parmağında bir iz bıraktı
izlenim
bir kişi veya şey hakkında sahip olunan fikir ya da his
She left a good impression on me
O bende iyi bir izlenim bıraktı
pişmanlık
Sahnedeyanlış bir şey yapmaktan dolayı duyulan üzüntü
He felt deep remorse for his mistake
Hatası için derin bir pişmanlık duydu
dört gözle beklemek
Sahnedegelecekte olacak bir şeyi heyecanla beklemek
I look forward to meeting you
Sizinle tanışmayı dört gözle bekliyorum
dört gözle beklemek
gelecekte olacak bir şey için heyecan duymak
I look forward to meeting you
Sizinle tanışmayı dört gözle bekliyorum
yasa dışı
Sahnedeyasalarca izin verilmeyen
This is an illegitimate business
Bu yasa dışı bir işletme
gergin
Sahnedesinirli veya endişeli hisseden
He is very uptight about the meeting
Toplantı hakkında çok gergin
geçiş töreni
Sahnedehayatta bir aşamadan diğerine geçişi simgeleyen önemli olay
Graduation is a rite of passage
Mezuniyet bir geçiş törenidir
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
varmak
Sahnedebelirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kendine gelmek
Sahnedebaygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
kesmek
Sahnedehayvanları besin için öldürmek
They slaughter cattle for food
Besin için sığır kesiyorlar
katletmek
çok sayıda insanı şiddetle öldürmek
The army slaughtered the civilians
Ordu sivilleri katletti
katletmek
şiddetli bir şekilde çok sayıda insanı öldürmek
The army slaughtered the enemy troops
Ordu düşman birliklerini katletti
katletmek
çok sayıda insanı zalimce öldürmek
The army slaughtered the innocent villagers
Ordu masum köylüleri katletti
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
tedavi etmek
bir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
tayın
Sahnedebir kişiye verilen belirli miktarda yiyecek
The soldiers received their daily ration
Askerler günlük tayınlarını aldılar
kısıtlamak
bir şeyin miktarını kontrol etmek veya sınırlamak
The government had to ration food during the war
Hükümet savaş sırasında gıdayı kısıtlamak zorunda kaldı
hav
Sahnedebir köpeğin çıkardığı ses
The puppy gave a soft woof
Yavru köpek hafif bir hav sesi çıkardı
havlamak
köpeğin çıkardığı ses
The dog started to woof
Köpek havlamaya başladı
tartışma
Sahnedebir konu hakkında yapılan konuşma
We had a long discussion about the project
Proje hakkında uzun bir tartışma yaptık
tartışma
bir konu hakkında yapılan konuşma veya fikir alışverişi
They had a long discussion about their plans
Planları hakkında uzun bir tartışma yaptılar
kaşlarını çatmak
Sahnedekızgın veya mutsuz bir yüz ifadesi yapmak
He frowned when he saw the mistake
Hatayı gördüğünde kaşlarını çattı
kaş çatmak
kızgın veya mutsuz bir ifade takınmak
She began to frown when she heard the bad news
Kötü haberi duyunca kaşlarını çatmaya başladı
sıkıcı
Sahnedeilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is boring
Bu film sıkıcı
hak eder
Sahnedebir şeyin karşılığını veya layık olduğunu görmek
That punishment serves him right
O ceza ona müstahak
hak etmek
birinin yaptığı davranışın karşılığını bulması
That serves you right
Bu sana müstahak
hizmet eder
bir şeye yararlı veya faydalı olmak
This tool serves a great purpose
Bu alet büyük bir amaca hizmet eder
hizmet etmek
birine yardım etmek veya birinin yararına çalışmak
He serves the community
O topluma hizmet eder
kapsamak
Sahnedebir parçası veya özelliği olarak bulundurmak
The job involves a lot of travel
İş çok fazla seyahat gerektiriyor
dahil etmek
bir şeye katılmasını sağlamak
We want to involve everyone in the project
Herkesi projeye dahil etmek istiyoruz
ilişki yaşamak
romantik bir ilişki içinde olmak
They are romantically involved
Romantik bir ilişki yaşıyorlar
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
ders vermek
Sahnedebir topluluğa yapılan resmi konuşma
The professor will lecture on history today
Profesör bugün tarih dersi verecek
azarlamak
birini kızgın veya eleştirel bir şekilde uyarmak
Do not lecture me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni azarlama
ders vermek
birine uzun ve ciddi bir konuşma yapmak
He lectured me about my behavior
Davranışlarım hakkında bana ders verdi
ders
öğrencilere veya bir gruba verilen resmi konuşma
The professor gave a long lecture
Profesör uzun bir ders verdi
yıkanmak
Sahnedevücudu suyla temizlemek
I bathe every morning
Her sabah yıkanırım
kaplamak
bir şeyi tamamen örtmek
The room was bathed in light
Oda ışıkla kaplanmıştı
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
ikna olmak
bir şeye inanmaya veya kabul etmeye razı olmak
He was sold on the idea
Bu fikir ona cazip geldi
hiçbir şey
hiçbir anlamda bir şey bulunmaması durumu
She has nothing left to sell
Satacak hiçbir şeyi kalmadı
satmak
para karşılığında bir şeyi vermek
They sell fresh vegetables
Onlar taze sebze satıyorlar
satmak
bir şeyi para karşılığında vermek
They sell fresh bread here
Burada taze ekmek satıyorlar
kabullenmek
Sahnedezor veya nahoş bir durumu tahammül ederek kabul etmek
You have to learn to live with it
Bununla yaşamayı öğrenmelisin
aynı evi paylaşmak
başka birisiyle aynı evi kullanmak
They live with their friends
Arkadaşlarıyla aynı evi paylaşıyorlar
birlikte yaşamak
biriyle aynı evi paylaşmak
I live with my family
Ailemle birlikte yaşıyorum
aynı evde oturmak
biriyle aynı konutta kalmak
They live with their grandparents
Büyükannesi ve büyükbabasıyla aynı evde oturuyorlar
katlanmak
hoş olmayan bir şeye alışıp onunla yaşamaya çalışmak
I have to live with this pain
Bu ağrıya katlanmak zorundayım
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
imza atmak
Sahnedekabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
işaret
özel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
halüsinojen
Sahnedegerçekte olmayan şeyleri görmeye veya duymaya yol açan madde
Hallucinogenic drugs are illegal in many countries
Halüsinojen ilaçlar birçok ülkede yasa dışıdır
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
maçın adamı
Sahnedebir spor müsabakasında en iyi oyuncuya verilen ödül
He was named the man of the match after scoring two goals
İki gol attıktan sonra maçın adamı seçildi
tam anlamıyla
Sahnedekelimesi kelimesine veya tam olarak
I literally read every word of the book
Kitabın her kelimesini tam anlamıyla okudum
gerçekten
Sahnedegerçek bir şekilde
I am literally exhausted today
Bugün gerçekten çok yorgunum
kazanan
Sahnedebir oyunu veya yarışmayı kazanan kişi
The winner gets a prize
Kazanan bir ödül alır
galip
bir yarışma veya rekabeti kazanan kişi
He was the winner
Galip oydu
kazanan
çok iyi veya başarılı olan kişi veya şey
This new idea is a real winner
Bu yeni fikir tam bir kazanan
mücadele etmek
Sahnedezorlukların üstesinden gelmeye çalışmak
He struggled against the illness
Hastalığa karşı mücadele etti
zorluk
bir sorun veya güçlük içeren durum
Learning to read was a struggle for him
Okumayı öğrenmek onun için bir zorluktu
mücadele
insanlar veya gruplar arasında güç ve kontrol için yapılan savaş
The workers began a struggle for their rights
İşçiler hakları için bir mücadele başlattılar
-e kadar
Sahnedebelli bir sınıra veya miktara kadar
It can take up to ten days
On güne kadar sürebilir
yapmak
bir aktiviteyle meşgul olmak
What are you up to
Ne yapıyorsun
-e kadar
belirli bir yere kadar
He walked up to the door
Kapıya kadar yürüdü
gücü yetmek
bir şeyi yapabilmek için gereken enerjiye sahip olmak
I am not up to going out today
Bugün dışarı çıkmaya gücüm yetmiyor
e kadar
belirli bir sınıra kadar olan
The room holds up to ten people
Oda on kişiye kadar insan alabiliyor
sorumluluk
bir kişinin seçim yapma görevi
The choice is up to you
Seçim senin sorumluluğunda
bağlı
birinin tercihine veya kararına göre hareket etmek
It is up to you
Bu sana bağlı
kadar
bir miktarın ulaşabileceği en üst sınır
Up to five people can sit here
Buraya beş kişiye kadar oturabilir
peşinde
bir işle meşgul olmak
What have you been up to lately
Son zamanlarda neler peşindesin
başarmak
Sahnedeözellikle çaba sarf ettikten sonra bir şeyi başarmak
She worked hard to achieve her goals
Hedeflerini başarmak için çok çalıştı
başarmak
bir çaba sonucunda başarılı olmak
You can achieve anything with hard work
Çok çalışarak her şeyi başarabilirsin
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya iyi bir sonuç elde etmek
You can achieve your goals with hard work
Çok çalışarak hedeflerine ulaşabilirsin
dürüstçe
Sahnededoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
ciddi
Sahnededikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
şaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
kaba
Sahnedenazik olmayan
He was very rude to the waiter
Garsona karşı çok kabaydı
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
başlangıçta
Sahnedeen başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
geldi
Sahnedebir yere ulaşmak veya yaklaşmak
She came to my house yesterday
O dün evime geldi
meydana gelmek
bir olayın gerçekleşmesi veya vuku bulması
The changes came slowly
Değişimler yavaşça gerçekleşti
geri gelmek
bir yere tekrar dönmek
They came back to the city
Şehre geri geldiler
amaç
Sahnedebir şeyin yapılma nedeni
What is the purpose of this meeting?
Bu toplantının amacı nedir?
amaç
yapmayı planladığınız şey
What is the purpose of this meeting
Bu toplantının amacı nedir
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
hemen
Sahnedeçok kısa bir süre içinde
I will be back in a second
Hemen geri geleceğim
Orta Çağ'a ait
SahnedeOrta Çağ ile ilgili olan
He studies medieval history
O Orta Çağ tarihini çalışıyor
Orta Çağ'a özgü
Orta Çağ dönemine ait olan
This is a medieval castle
Bu bir Orta Çağ kalesi
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
zinde
Sahnedeiyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
sığınak
Sahnedeinsanların veya hayvanların korunduğu güvenli yer
The wildlife sanctuary protects endangered birds
Yaban hayatı sığınağı nesli tükenmekte olan kuşları korur
tıraş köpüğü
Sahnedetıraş olmak için kullanılan krem
I bought a new shaving cream
Yeni bir tıraş köpüğü aldım
tıraş kremi
kılları cildimizden temizlemeye yardımcı olan yumuşak madde
He puts shaving cream on his face
Yüzüne tıraş kremi sürüyor
coğrafya
SahnedeDünya'nın fiziksel özelliklerini ve insan faaliyetlerini inceleyen bilim
I love learning about geography
Coğrafya öğrenmeyi seviyorum
dönem
Sahnedeokul veya üniversitede derslerin yapıldığı yılın bölümlerinden biri
My university semester starts in September.
Üniversite dönemim eylül ayında başlıyor.
dönem
okul yılının iki ana döneminden her biri
The first semester starts in September
İlk dönem Eylül'de başlar
yarıyıl
bir öğretim yılının yarısı
We have exams at the end of the semester.
Dönem sonunda sınavlarımız var.
saymak
Sahnedebir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
bekle
Sahnedebir şeyin olması için beklemek
Wait for it, the surprise is coming
Bekle, sürpriz geliyor
beklemek
bir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait for it here
Burada bekleyeceğim
duraklamak
bir şey söylemeden önce kısa bir süre ara vermek
Wait for it and then speak
Durakla ve sonra konuş
doğum günü
Sahnedeher yıl tekrarlanan doğum tarihi
Today is my birthday
Bugün benim doğum günüm
doğum günü
bir kişinin doğduğu gün
When is your birthday
Doğum günün ne zaman
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim