

The Crown — 6. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
779 kelime
Seviye
görüş
Sahnedebir konu hakkındaki düşünce
What is your view on this
Bu konudaki görüşün nedir
manzara
Sahnedebir yerden görülebilen şey
The hotel room has a great view
Otel odasının harika bir manzarası var
izlemek
bir şeyi görmek veya seyretmek
I want to view the photo
Fotoğrafı görmek istiyorum
program
televizyonda yayınlanan içerik
I watched the morning view on TV
Televizyondaki sabah programını izledim
gündeme gelmek
Sahnedebir konunun konuşulmaya başlanması
This topic will come up in the meeting
Bu konu toplantıda gündeme gelecek
ortaya çıkmak
beklenmedik bir durumun oluşması
A problem came up
Bir sorun çıktı
yukarı çıkmak
yüksek bir yere doğru hareket etmek
Come up and see my room
Yukarı gel ve odamı gör
yetişmek
bir yerde büyüme süreci
She came up in a small town
O küçük bir kasabada yetişti
yaklaşmak
birine veya bir şeye doğru ilerlemek
A stranger came up to me
Bir yabancı bana yaklaştı
ortaya çıkmak
meydana gelmek veya görünmek
A problem came up at work
İş yerinde bir sorun ortaya çıktı
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma hareket etmek
I came up the stairs to my office
Ofisime doğru merdivenlerden yukarı çıktım
bahsi geçmek
konuşulmak veya tartışılmak
Your name came up in our meeting
Toplantımızda isminizin bahsi geçti
yaklaşmak
yakın zamanda gerçekleşecek olmak
The exam date is coming up soon
Sınav tarihi yaklaşıyor
yaklaşmak
yakın gelecekte olacak olmak
Christmas is coming up fast
Noel hızla yaklaşıyor
meydana gelmek
olmak veya gerçekleşmek
Many questions came up during the event
Etkinlik sırasında birçok soru meydana geldi
yükselmek
daha üst bir konuma veya duruma gelmek
She came up in the company quickly
Şirkette hızlıca yükseldi
cemaat
Sahnedeibadet için toplanan insanlar grubu
The congregation prayed together
Cemaat birlikte dua etti
cemaat
dini ibadet için toplanan insan grubu
The congregation prayed together
Cemaat birlikte dua etti
tanrısal
Sahnededoğaüstü gücü olduğuna inanılan varlık
They worshiped the divine spirit
Tanrısal ruha taptılar
şahane
çok hoş veya harika
The cake tastes divine
Kekin tadı şahane
kehanette bulunmak
gelecekte ne olacağını tahmin etmek
He tried to divine the future
Geleceği tahmin etmeye çalıştı
harika
çok hoş veya muhteşem
The cake tasted divine
Kekin tadı harikaydı
düğün
Sahnedeevlilik töreni
We are going to a wedding this Saturday
Bu cumartesi bir düğüne gidiyoruz
evlilik töreni
Sahnedeiki kişinin evlendiği merasim
The wedding ceremony starts at noon
Evlilik töreni öğlen başlıyor
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
düğün
evlilik töreni
They are planning their wedding
Onlar düğünlerini planlıyorlar
düğün
iki kişinin evlendiği tören
They are planning a beautiful wedding
Güzel bir düğün planlıyorlar
nikah
evlilik bağıyla birleşme töreni
They had a small nikah ceremony
Küçük bir nikah töreni yaptılar
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
kısa süreli
kısa bir zaman için süren
This is a short term solution
Bu kısa süreli bir çözüm
geçici
kısa bir süre boyunca devam eden
He has a short term contract
Geçici bir sözleşmesi var
kısa vadeli
kısa bir zaman dilimi ile ilgili veya süren
This is a short-term solution
Bu kısa vadeli bir çözüm
kısa süreli
uzun olmayan bir zaman dilimi
This is a short term solution
Bu kısa süreli bir çözüm
kısa vade
kısa bir zaman süresi
We focus on the short term
Kısa vadeye odaklanıyoruz
pay
Sahnedebir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
ilgilendirmek
birinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
tanımlamak
Sahnedebir şeyin ne olduğunu açıklamak
Can you define this word
Bu kelimeyi tanımlayabilir misin
tanımlamak
bir şeyin ne anlama geldiğini açıklamak
Can you define this word
Bu kelimeyi tanımlayabilir misin
kortej
Sahnedebir düzen içinde ilerleyen insan grubu
The funeral procession moved slowly
Cenaze korteji yavaşça ilerledi
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
ortaya çıkarmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
hediye
birine verilen nesne
I bought a present for my friend
Arkadaşım için bir hediye aldım
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
daima
Sahnedeher zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
kargaşa çıkarmak
Sahnedesorun veya huzursuzluk yaratmak
He likes to stir up trouble at work
O iş yerinde kargaşa çıkarmayı seviyor
karıştırmak
bir sıvıyı veya maddeyi kaşıkla hareket ettirmek
Stir up the paint before using it
Kullanmadan önce boyayı karıştır
kışkırtmak
güçlü bir his veya duyguya sebep olmak
That news will stir up anger
Bu haber öfkeyi kışkırtacak
eşsiz
Sahnedebenzeri olmayan ve bu yüzden özel olan
This painting is one of a kind
Bu tablo eşsizdir
susturmak
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek
She tried to shush the kids
Çocukları susturmaya çalıştı
sonra
Sahnededaha sonraki bir zamanda
We had dinner and went for a walk afterwards
Akşam yemeği yedik ve sonrasında yürüyüşe çıktık
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
takdir etmek
bir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
adilce
Sahnededoğru ve hakkaniyetli bir biçimde
The teacher treated all students justly
Öğretmen tüm öğrencilere adilce davrandı
aniden
Sahnedebeklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı
aniden
beklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
getirmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
yurt sorumlusu
Sahnedeyatılı okulda bir öğrenci yurdundan sorumlu olan erkek görevli
The housemaster checked the rooms before lights out
Yurt sorumlusu ışıklar sönmeden önce odaları kontrol etti
hafif suç
Sahnededaha az ciddi olan suç
Shoplifting is often a misdemeanor
Mağaza hırsızlığı genellikle hafif bir suçtur
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
kalış
Sahnedebir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
asker
Sahnedeorduda görev yapan kişi
The soldier is guarding the camp
Asker kampı koruyor
asker
orduda savaşan kişi
He is a brave soldier
O cesur bir askerdir
bekâr
Sahnedeevli olmayan
He is unmarried
O bekâr
meydana gelmek
Sahnedegerçekleşmek veya olmak
The accident occurred at midnight
Kaza gece yarısı meydana geldi
akla gelmek
bir düşüncenin zihne gelmesi
An idea occurred to me
Aklıma bir fikir geldi
adam
Sahnedebir erkek veya erkek çocuk
He is a nice fellow
O nazik bir adam
meslektaş
aynı statüye veya aktiviteye sahip kişi
He is a fellow student
O bir okul arkadaşı
adam
genellikle erkekler için kullanılan samimi bir ifade
He is a nice fellow
O iyi bir adam
dokuzuncu
Sahnedesekizinciden sonra gelen
He finished in ninth place
Dokuzuncu sırada bitirdi
hasta
Sahnedesağlığı yerinde olmayan
She felt unwell after lunch
Öğle yemeğinden sonra kendini rahatsız hissetti
memnun etmek
Sahnedebirini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
eylem
Sahnedebir kişinin yaptığı iş
He did a good deed
İyi bir eylemde bulundu
tapu
mülkiyet sahibini gösteren yasal belge
She received the deed to the house
Evin tapusunu aldı
gerçekten
bir ifadeyi vurgulamak için kullanılan söz
It is cold in deed
Hava gerçekten soğuk
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
evlenmek
biriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
doldurmak
Sahnedebir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
doyma miktarı
doyana kadar yenen yemek
Eat your fill
Doyana kadar ye
doldurmak
bir işteki boşluğu doldurmak
Fill the position
Pozisyonu doldur
korkuyla dolmak
aşırı derecede korkmak
He was filled with dread
İçi korkuyla doldu
bilgilendirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doldurmak
vaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
bir şeyin içini ekleyerek dolu hale getirmek
Fill the bottle with water
Şişeyi suyla doldur
doldurmak
boş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
şapel
Sahnedeküçük Hristiyan ibadethanesi
The wedding was held in a small chapel
Düğün küçük bir şapelde yapıldı
gülümsemek
Sahnedeağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
Sahnedeyüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
gülümsemek
ağzı yukarı kıvırarak mutlu bir ifade oluşturmak
She gave a small smile
O hafifçe gülümsedi
zorlanmak
Sahnedebir şeyi yapmak için büyük çaba göstermek
He strained to finish the race
Yarışı bitirmek için çok zorlandı
süzmek
katı parçaları sıvıdan ayırmak
Strain the pasta
Makarnayı süz
nağme
bir müzik parçası veya melodi
We heard the strains of a distant song
Uzaktan gelen bir şarkının nağmelerini duyduk
gerilim
endişe veya stres yaratan zor durum
The job puts a lot of strain on him
Bu iş onun üzerinde büyük bir gerilim yaratıyor
ağır bir şekilde
Sahnedeçok ciddi veya acı verici biçimde
He was grievously wounded
Ağır bir şekilde yaralandı
kostüm
Sahnedebaşka birine veya bir şeye benzemek için giyilen kıyafetler
He wore a pirate costume
Korsan kostümü giydi
kalıcılık
Sahnedeuzun süre var olmaya devam etme durumu
The permanence of the ancient walls is remarkable
Antik duvarların kalıcılığı dikkat çekici
savaşta ölen
Sahnedebir çatışmada can veren
Many soldiers have fallen in the war
Savaşta birçok asker ölmüştür
hastalanmış
sağlığı bozulmuş
My friend has fallen ill
Arkadaşım hastalanmış
yıkılmış
yok edilmiş veya durdurulmuş olan
The fallen city was recovered
Yıkılmış şehir geri alındı
düşmüş
yüksek bir konumdan aşağıya inmiş olan
The leaves have fallen from the tree
Yapraklar ağaçtan düşmüş
yalvarmak
Sahnedebir şeyi çok acil veya ısrarlı bir şekilde istemek
I beg you to stay
Kalman için sana yalvarıyorum
dilenmek
genellikle para veya yardım istemek
He begged for money on the street
Sokakta para dilendi
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
iki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
strateji
Sahnedebir amaca ulaşmak için izlenen yöntem
We need a new strategy
Yeni bir stratejiye ihtiyacımız var
son dakika
bir etkinlikten veya son tarihten hemen önce
I sent the email at the last minute
E-postayı son dakikada gönderdim
son anda
çok geç kalmadan hemen önce
He arrived at the last minute
Son anda vardı
son dakika
yapılabilecek en son zamanda
We had a last minute change of plans
Son dakika plan değişikliği yaşadık
son anda
mümkün olan en son sürede
She finished her work at the last minute
İşini son anda bitirdi
son dakika
olabilecek en son zamanda gerçekleşen
He made a last minute decision
Son dakika kararı verdi
son dakika
vaktin bitimine veya son tarihe çok az kala gerçekleşen
He made a last minute decision
Son dakika kararı verdi
son an
bir olayın gerçekleşmesinden önceki en son zaman
He arrived at the last minute
O son anda vardı
son dakika
bir durumun gerçekleşmesine çok kısa süre kala
It was a last minute change
Bu son dakika değişikliğiydi
son dakika
altmış saniyelik bir süre
The goal was scored in the last minute
Gol son dakikada atıldı
son nokta
bir şeyin gerçekleşebileceği en son zaman
They canceled at the last minute
Son noktada iptal ettiler
en son an
bir olayın gerçekleşmeden önceki en son an
Don't wait until the last minute
En son ana kadar bekleme
son zaman
bir işi yapmak için mümkün olan en geç an
It was a last minute request
Bu son zaman isteğiydi
son vakit
bir olayın hemen öncesindeki en son an
We left at the last minute
Son vakitte çıktık
gizli
Sahnedebaşkaları tarafından görülmeyen
They found a hidden room in the house
Evde gizli bir oda buldular
gizli
görülmeyecek şekilde saklanmış
The key is hidden in the box
Anahtar kutunun içinde gizli
dörtnala koşmak
Sahnededört ayak üzerinde çok hızlı koşmak
The horse began to gallop
At dörtnala koşmaya başladı
yormak
Sahnedebirini çok yorgun hissettirmek
Walking all day will tire you
Tüm gün yürümek seni yorar
lastik
tekerleğin yola temas eden kauçuk kısmı
The car needs a new tire
Arabanın yeni bir lastiğe ihtiyacı var
yaşamak
Sahnedezor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
onaylanmak
Sahnedebir işlemin veya anlaşmanın resmen kabul edilmesi ya da sonuçlanması
The trade agreement went through yesterday
Ticaret anlaşması dün onaylandı
incelemek
bir şeyi başından sonuna kadar dikkatlice okumak veya kontrol etmek
Please go through these documents
Lütfen bu belgeleri inceleyin
geçmek
bir taraftan diğer tarafa hareket etmek
We will go through the tunnel
Tünelden geçeceğiz
onaylanmak
resmi olarak kabul edilmek veya tamamlanmak
The contract finally went through
Sözleşme sonunda onaylandı
yaşamak
zor bir durumla karşılaşmak
She went through a difficult time
Zor bir dönem yaşadı
fırsat
Sahnedeuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
miadını doldurmuş
Sahnedeartık kullanılmayan veya gerekli olmayan
The company replaced its superannuated equipment
Şirket miadını doldurmuş ekipmanlarını değiştirdi
kutsama
SahnedeTanrı'dan koruma veya yardım için yapılan dua
The priest gave a blessing
Rahip kutsama yaptı
iyi dilek
Sahnedebirinin mutluluğu için söylenen sözler
They gave us their blessing
Bize iyi dileklerini sundular
nimet
mutluluk veya yardım getiren şey
This rain is a blessing
Bu yağmur bir nimet
nimet
insanın kendini şanslı veya minnettar hissetmesini sağlayan şey
Having good health is a blessing
Sağlığının yerinde olması bir nimettir
takdir
Sahnedene söyleneceğine veya yapılacağına dikkatli karar verme yetisi
Please use your discretion in this matter
Bu konuda lütfen takdir yetkini kullan
gamalı haç
SahnedeNazi partisi tarafından kullanılan sembol
The swastika is a symbol of the Nazi party
Gamalı haç Nazi partisinin bir sembolüdür
ilan etmek
Sahnedebir şeyi resmî olarak söylemek
The government declared a holiday
Hükümet tatil ilan etti
ilan etmek
bir şeyi resmi veya açık bir şekilde söylemek
The government declared the holiday
Hükümet tatili ilan etti
ilan etmek
bir şeyi resmi veya aleni olarak açıklamak
They declared the war over
Savaşın bittiğini ilan ettiler
dışarıdan
Sahnedebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıda
bina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
aslında
Sahnedegerçekte veya uygulamada
In effect they have already won the game
Aslında oyunu zaten kazandılar
özetle
bir şeyin temel anlamı veya ulaşılmak istenen sonuç
The in effect meaning of his speech was a warning
Konuşmasının özeti bir uyarı niteliğindeydi
mutlu bir şekilde
Sahnedemutlu veya neşeli bir şekilde
She smiled happily
Mutlu bir şekilde gülümsedi
kader
Sahnedegelecekte olması beklenen olaylar
It was fate that we met
Tanışmamız kaderdi
hazır
Sahnedehazırlanmış durumda olan
I am ready to go
Gitmeye hazırım
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
ara sıra
Sahnedebazen düzenli olmayan aralıklarla
I visit my parents from time to time
Annemi ve babamı ara sıra ziyaret ederim
lonca binası
Sahnedelonca toplantılarının veya halka açık etkinliklerin yapıldığı bina
The mayor held the meeting at the historic guildhall
Belediye başkanı toplantıyı tarihi lonca binasında düzenledi
ün
Sahnedeçok sayıda insan tarafından bilinme ve hayranlık duyulma durumu
She gained great renown for her research
Araştırmalarıyla büyük bir ün kazandı
duygu
Sahnedesevgi, öfke veya üzüntü gibi güçlü bir his
Love is a strong emotion
Sevgi güçlü bir duygudur
yenilik
Sahnedeyeni yapılmış veya daha önce kullanılmamış olma durumu
I like the newness of this car
Bu arabanın yeniliğini seviyorum
nükleer
Sahnedeatomun enerjisiyle veya gücüyle ilgili olan
Nuclear energy is powerful
Nükleer enerji güçlüdür
bakan
Sahnedebir kurumda veya devlette üst düzey idari görevde bulunan kişi
The secretary leads the department
Bakan departmanı yönetiyor
sekreter
ofis işlerini yapan kişi
She is a secretary
O bir sekreter
sekreter
bir kişinin ofis işlerini yürüten yardımcı
The secretary managed the boss's calendar
Sekreter patronun takvimini yönetti
büro çalışanı
ofis içindeki işleri yürüten kişi
A secretary helps with general office duties
Bir büro çalışanı genel ofis işlerine yardımcı olur
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
devralmak
Sahnedebir şeyin yönetimini üstlenmek
He will take over the company
Şirketi devralacak
devralma
bir şirket veya organizasyonun kontrolünü üstlenme eylemi
They decided to take over the company
Şirketi devralmaya karar verdiler
götürmek
bir şeyi bir kişiye veya yere ulaştırmak
Can you take this over to her
Bunu ona götürebilir misin
sollamak
sürüş esnasında başka bir aracı geçmek
It is dangerous to take over on a curve
Virajda sollamak tehlikelidir
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
Sahnedebirisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
tekrar tekrar
Sahnedebirçok kez gerçekleşen
He warned me repeatedly
Beni tekrar tekrar uyardı
yerel
Sahnedebelirli bir bölge veya topluluk ile ilgili olan
We buy our food from a local market
Yiyeceklerimizi yerel bir pazardan alıyoruz
yerel otobüs
güzergah üzerindeki tüm duraklarda duran otobüs
I take the local bus to work
İşe gitmek için yerel otobüsü kullanıyorum
yerli
belirli bir bölgede yaşayan kişi
The locals are very friendly here
Buradaki yerliler çok cana yakın
yerel mekan
belirli bir amaç için kullanılan bina veya alan
He met his friends at his local
Arkadaşlarıyla yerel mekanında buluştu
elbise
Sahnedekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
Sahnedekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
giriş
Sahnedebir konunun temel açıklaması
This is a good introduction to history
Bu, tarihe iyi bir giriştir
tanışma
insanların ilk karşılaşmalarında birbirlerinin isimlerini söyleme eylemi
The introduction was quick
Tanışma hızlıydı
piyasaya sürme
yeni bir ürünün halka sunulması eylemi
The company announced the introduction of a new product
Şirket yeni bir ürünün piyasaya sürüleceğini duyurdu
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
düşünmek
bir konu hakkında fikir veya görüş sahibi olmak
What do you think of this book
Bu kitap hakkında ne düşünüyorsun
katlanılmaz
Sahnedekabul edilemeyecek kadar kötü veya rahatsız edici
The noise in the room was intolerable
Odadaki gürültü katlanılmazdı