

The End Of The Fucking World — Season 1 Episode 7
Kelimeler ve anlamları
251 kelime
Seviye
söz vermek
Sahnedebirine bir şeyi yapacağına dair güven vermek
I promise to be there on time
Zamanında orada olacağıma söz veriyorum
söz
bir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
gündüz
güneşin gökyüzünde olduğu zaman
It is bright during the day
Gündüz hava aydınlıktır
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
iyi
sağlığı yerinde veya zarar görmemiş olan
I am feeling fine today
Bugün kendimi iyi hissediyorum
bıçak
Sahnedebir şeyleri kesmek için kullanılan keskin araç
He sharpened his knife before cutting the rope
İpi kesmeden önce bıçağını biledi
bıçaklamak
birine kesici aletle saldırmak
He was afraid that someone would knife him
Birinin onu bıçaklamasından korkuyordu
bıçak
kesme işlerinde kullanılan keskin alet
Use a knife to cut the apple
Elmayı kesmek için bir bıçak kullan
bıçak
kesmek için keskin kenarı olan bir alet
I use a knife to cut bread
Ekmek kesmek için bir bıçak kullanırım
acımak
Sahnedebirinin kötü durumundan dolayı üzüntü duymak
I feel sorry for the stray cat
Sokak kedisine acıyorum
başlamak
Sahnedebir işe veya geziye başlamak
It is time to go on our trip
Gezimize başlama zamanı
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
uzatmak
bir konuyu sıkıcı olacak şekilde uzun uzun anlatmak
He likes to go on about his job
İşi hakkında uzun uzun konuşmayı sever
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
binmek
lunaparktaki bir eğlence aracına binmek
Let us go on the roller coaster
Hız trenine binelim
girmek
dijital bir platforma erişmek
I often go on social media
Sık sık sosyal medyaya girerim
bozulmak
düzgün çalışmayı bırakmak
The machine went on suddenly
Makine aniden bozuldu
randevuya çıkmak
romantik bir partnerle buluşmak
They will go on a date tonight
Bu akşam randevuya çıkacaklar
eklenmek
bir şeyin üzerine yerleştirilmesi veya bir bütüne dahil edilmesi
These labels go on the boxes
Bu etiketler kutuların üzerine konur
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
serbest bırakmak
birinin sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
The police let him go without any punishment
Polis onu hiçbir ceza vermeden serbest bıraktı
rahatlamak
Sahnededinlenmek ve sakinleşmek
Just chill out and listen to music
Sadece rahatla ve müzik dinle
eve gitmek
Sahnedeyaşadığın yere dönmek
I want to go home now
Şimdi eve gitmek istiyorum
etik
Sahnededoğru ve yanlışla ilgili olan
This is not an ethical choice
Bu etik bir seçim değil
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
hareketli
Sahnedeyer değiştiren
The car is moving
Araba hareket ediyor
duygulandırıcı
güçlü duygular uyandıran
It was a moving story
Duygulandırıcı bir hikayeydi
taşınmak
yaşadığı yeri değiştirmek
We are moving to a new city next week
Gelecek hafta yeni bir şehre taşınıyoruz
şort
Sahnedebacakların sadece üst kısmını örten çok kısa pantolon
I wear shorts in the summer
Yazın şort giyerim
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
doğru
gerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
çift
Sahnedebirlikte kullanılan iki eşyadan oluşan set
I have a pair of socks
Bir çift çorabım var
eşlemek
iki şeyi bir araya getirerek takım oluşturmak
I need to pair these socks
Bu çorapları eşlemem gerekiyor
çift
birbiriyle ilgili iki şeyden oluşan set
I bought a new pair of shoes
Yeni bir çift ayakkabı aldım
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
dırdır etmek
Sahnedebir şeyi sürekli hatırlatarak veya şikayet ederek rahatsız etmek
Stop nagging me
Bana dırdır etmeyi bırak
ihtiyar at
yaşlı veya yorgun at
The farmer rode his old nag to town
Çiftçi yaşlı atıyla kasabaya gitti
adres
Sahnedebirinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
umut etmek
Sahnedebir şeyin olmasını istemek
I hope for a better future
Daha iyi bir gelecek umuyorum
saçma
Sahnedeakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
akılsız
zekası düşük olan veya yanlış kararlar veren
It was a stupid mistake
Bu akılsızca bir hataydı
aptal
zeki veya mantıklı olmayan
That was a stupid idea
Bu aptalca bir fikirdi
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
siktir
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba söz
fuck I missed the bus
siktir otobüsü kaçırdım
sikişmek
cinsel ilişkiye girmek
they decided to fuck
sikişmeye karar verdiler
şirin
Sahnedehoş ve sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok şirin
sevimli
şirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
olmak
Sahnedebir şeye dönüşmek veya bir duruma gelmek
He grew tired
Yorulmaya başladı
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
büyümek
boyut veya boy olarak artmak
The plant grew taller
Bitki daha fazla uzadı
büyümek
bir canlının fiziksel veya zihinsel olgunluğa ulaşması
Children grow up very fast
Çocuklar çok hızlı büyür
tek başıma
Sahnedeyanında kimse olmadan veya yardım almadan
I live on my own
Tek başıma yaşıyorum
kulübe
Sahnedegenellikle kırsal bir bölgede yer alan küçük ve basit ev
They stayed in a small wooden cabin
Küçük bir ahşap kulübede kaldılar
kulübe
küçük ve basit bir ev
They stayed in a log cabin
Kütük bir kulübede kaldılar
kabin
uçaklarda yolcuların oturduğu kapalı bölüm
The flight attendant is in the cabin
Uçuş görevlisi kabinde
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
Sahnedebir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
fırsat bulmak
Sahnedebir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
fırsat bulmak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I finally got to see the movie
Sonunda filmi görme fırsatı buldum
sinirini bozmak
birini sinirlendirmek veya üzmek
His comments really got to me
Yorumları gerçekten sinirimi bozdu
başlamak
bir işi yapmaya koyulmak
We need to get to work
İşe başlamamız gerekiyor
ilgili olmak
bir şeyle bağlantılı olmak
This point gets to the main issue
Bu nokta asıl sorunla ilgili
işaret
Sahnedebilgi veren sembol veya uyarı
A red flag is a sign of danger
Kırmızı bayrak tehlike işaretidir
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
imza atmak
kabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
oturum açmak
bir bilgisayar sistemine veya hesaba bilgileri vererek girmek
I need to sign into my account
Hesabıma oturum açmam gerekiyor
hizmetler
Sahnedebaşkaları için yapılan yardım veya işler
The company offers many services
Şirket birçok hizmet sunuyor
kamu hizmetleri
insanlara yardım veya yarar sağlayan sistemler
The city provides essential public services
Şehir temel kamu hizmetlerini sağlıyor
hizmet
bir şirket için yapılan iş
They offer high quality services
Onlar yüksek kalitede hizmet sunuyorlar
servis
başkalarına çalışma sağlayan işletme
The company provides laundry services
Şirket çamaşır yıkama servisleri sağlıyor
hizmet
yardım veya destek sağlama işi
They provide excellent services to the community
Topluma mükemmel hizmetler sunuyorlar
feci
Sahnedebir durumun şiddetini veya miktarını vurgulamak için kullanılan kaba bir ifade
You scared the shit out of me
Beni feci korkuttun
düzgünce
Sahnededoğru ve uygun bir şekilde
Please close the door properly
Lütfen kapıyı düzgünce kapat
düzgünce
doğru bir şekilde
Please close the door properly
Lütfen kapıyı düzgünce kapat
yeni başlayan
Sahnedebir şeyi öğrenmeye yeni başlayan kimse
He is a beginner in this class
O bu sınıfta yeni başlayan biri
yeni başlayan
bir şeyi öğrenmeye yeni başlamış kişi
I am a beginner
Ben yeni başlayan biriyim
bozuk
Sahnedeçalışmayan veya hasar görmüş
My phone is totally fucked up
Telefonum tamamen bozuk
saçma sapan
çok garip veya normal olmayan
That situation was really fucked up
O durum gerçekten saçma sapandı
berbat
çok kötü durumda olan
This old car is completely fucked up
Bu eski araba tamamen berbat durumda
mahvolmuş
çok kötü veya kafası karışmış durumda
I feel so fucked up after that night
O geceden sonra kendimi mahvolmuş hissediyorum
mahvolmuş
çok kötü veya hasarlı durumda olan
The engine is totally fucked up
Motor tamamen mahvolmuş
kafası güzel
uyuşturucu veya alkol etkisi altında olmak
He was totally fucked up last night
Dün gece kafası tamamen güzeldi
babalar
Sahnedeerkek ebeveynler
All the dads are here
Tüm babalar burada
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
sizi kaygılandıran bir şey
My main worry is the weather
Asıl endişem hava durumu
kanadı
Sahnedebir yaradan kan akması
He cut his finger and it bled
Parmağını kesti ve kanadı
evli
Sahnedebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
evli
bir eşi olan
They are a married couple
Onlar evli bir çift
davranmak
Sahnedebelli bir şekilde hareket etmek
He behaved strangely
Garip davrandı
uslu durmak
terbiyeli davranmak
Please behave yourself
Lütfen uslu dur
iyi davranmak
doğru kabul edilen kurallara göre hareket etmek
You must behave while you are at school
Okuldayken iyi davranmalısın
saçmalık
Sahnedeaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total bullshit
Bu tamamen saçmalık
saçmalamak
doğru olmayan şeyler söylemek
Stop bullshitting me and tell the truth
Bana saçmalamayı bırak ve doğruyu söyle
gevezelik etmek
rahat ve resmi olmayan bir şekilde sohbet etmek
We were just bullshitting in the kitchen
Mutfakta öylece gevezelik ediyorduk
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
Sahnedebirçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of work today
Bugün çok işim var
birçok
çok sayıda veya miktarda olan
I have a lot of homework
Çok ödevim var
çok
büyük miktarda veya derecede
We talk a lot
Çok konuşuruz
mahvetmek
Sahnedebir şeyi bozmak veya zarar vermek
I fucked up my knee skiing
Kayak yaparken dizimi mahvettim
batırmak
bir işi eline yüzüne bulaştırmak
I completely fucked up the exam
Sınavı tamamen batırdım
beceriksiz
sürekli hata yapan kişi
He is a total fuck-up
O tam bir beceriksiz
beceriksiz
sürekli hata yapan veya başarısız olan kişi
He is a total fuck up
O tam bir beceriksiz
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
gözetim
Sahnedeinsanları veya yerleri yakından izleme eylemi
The police kept the suspect under surveillance
Polis şüpheliyi gözetim altında tuttu
alan
Sahnedeboş veya kullanılabilir alan
There is no space here
Burada hiç yer yok
dalıp gitmek
odaklanmayı kaybetmek veya unutmak
I spaced out during the lesson
Ders sırasında dalıp gittim
uzay
Dünya atmosferinin dışındaki bölge
He wants to go to space
Uzaya gitmek istiyor
aralık bırakmak
nesneleri birbirlerinden uzağa yerleştirmek
You should space the plants out
Bitkiler arasında aralık bırakmalısın
dalıp gitmek
çevresinde olup bitenlerin farkında olmadan düşüncelere dalmak
I sometimes space during lectures
Bazen derslerde dalıp gidiyorum
gömlek
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor
çoğu zaman
Sahnedeneredeyse her zaman
I am at home most of the time
Çoğu zaman evdeyim
uyuşturucu satıcısı
Sahnedeyasa dışı uyuşturucu maddelerin satışını yapan kişi
The police arrested the drug dealer
Polis uyuşturucu satıcısını tutukladı
işlemek
Sahnedebir suç gerçekleştirmek
He committed a serious crime
Ciddi bir suç işledi
bağlanmak
bir amaca veya sözüne sadık kalmak
I cannot commit to this project
Bu projeye bağlanamam
yatırmak
birini resmi bir kararla bir kuruma veya hastaneye kapatmak
They committed him to a mental hospital
Onu bir akıl hastanesine yatırdılar
ezberlemek
bir şeyi daha sonra hatırlamak amacıyla öğrenmek
Please commit these facts to memory
Lütfen bu bilgileri ezberle
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
işe yaramaz
Sahnedeherhangi bir amacı veya faydası olmayan
This tool is useless
Bu araç işe yaramaz
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
zihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
çocuklar
Sahnedebir kişinin erkek veya kız evlatları
She has three children
Üç çocuğu var
çocuklar
birden fazla genç kişi
Many children go to school
Birçok çocuk okula gider
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
başvuru kaynağı
yardım almak için güvenilen kişi veya şey
She is my go to person for advice
O benim tavsiye için başvurduğum kişidir
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
bir yere bir amaçla gitmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
göstermek
bir şeyin doğru olduğunu kanıtlamak veya ortaya koymak
This goes to show that hard work pays off
Bu çok çalışmanın karşılığını verdiğini gösteriyor
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gözyaşları
Sahnedegözden akan tuzlu su damlaları
She wiped the tears from her face
Yüzündeki gözyaşlarını sildi
gözyaşları
ağlarken gözden akan tuzlu su damlaları
Tears rolled down her cheeks
Gözyaşları yanaklarından süzüldü
gözyaşları
ağladığımızda gözlerimizden gelen tuzlu sıvı
There were tears in her eyes
Gözlerinde yaşlar vardı
gözyaşı damlaları
gözden akan tuzlu sıvı damlaları
Two tears fell on her face
Yüzüne iki damla gözyaşı düştü
gözyaşı
gözden akan sıvı damlaları
She had tears in her eyes
Gözlerinde gözyaşları vardı
önceki
Sahnedeşimdiki zamandan önce olan
The previous chapter was easier
Önceki bölüm daha kolaydı
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
tek
Sahnedesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
bekar
evli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
evi boşaltmak
Sahnedebir yerde yaşamayı bırakmak
He moved out of the apartment
Apartman dairesinden taşındı
taşınmak
yaşanılan yerden ayrılmak
I will move out next week
Gelecek hafta taşınacağım
taşınmak
yaşanılan bir yerden ayrılmak
We have to move out of the apartment today
Bugün daireden taşınmak zorundayız
kanıt
Sahnedebir gerçeğin doğru olduğunu gösteren şey
Do you have any proof
Hiç kanıtın var mı
geçirmez
bir şeye karşı dayanıklı olan
This watch is waterproof
Bu saat su geçirmez
düzeltmek
hataları bulmak için dikkatlice okumak
You should proof your essay
Kompozisyonunu gözden geçirmelisin
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
dürüstçe
Sahnededoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
öğleden sonra
Sahnedeöğle vaktinden akşama kadar olan süre
I have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantım var
ihtar
Sahnedebirinin bir hata yaptığını belirten resmi bildirim
The player received a caution for the foul
Oyuncu faul yaptığı için ihtar aldı
dikkat
tehlikeden kaçınmak için gösterilen özen
Handle the glass with caution
Camı dikkatle tutun
uyarmak
birine olası bir tehlike hakkında ikazda bulunmak
He cautioned her about the icy road
Onu buzlu yol konusunda uyardı
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
ciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
şans
Sahnedeiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
rahatlamış
Sahnedekaygı veya stresin azaldığını hissetme durumu
I felt relieved when I heard the good news
İyi haberi duyduğumda rahatlamış hissettim
rahatlatmak
kötü bir duyguyu veya acıyı azaltmak
The medicine relieved his pain
İlaç ağrısını hafifletti
rahatlamış
endişesi veya sıkıntısı azalmış
I felt relieved when I heard the news
Haberi duyduğumda rahatlamış hissettim
içi rahatlamış
huzursuzluğu geçmiş
He was relieved to find his lost wallet
Kayıp cüzdanını bulduğunda içi rahatladı
ferahlamış
bir yükten kurtulmuş gibi hissetme
They were relieved after the problem was solved
Sorun çözüldükten sonra ferahlamışlardı
aman
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
kutsal
Tanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
korkutmak
Sahnedebirini korkuya sevk etmek
Loud noises frighten the baby
Yüksek sesler bebeği korkutur
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
anlamak
söylenen bir şeyi kavrayabilmek
I do not follow you
Sizi anlamıyorum
takip etmek
bir şeyi bitirene kadar yapmaya devam etmek
He will follow his goal
O hedefini takip edecek
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
evlat
Sahnedegenç bir kişi veya çocuk
Listen up, kiddo
Dinle bak, evlat
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
daha uzun süre
Sahnedezaman bakımından daha fazla
I cannot wait any longer
Daha uzun süre bekleyemem
artık değil
geçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
daha uzun
fiziksel boyutu daha fazla olan
This rope is longer than that one
Bu ip diğerinden daha uzun
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
pint
Sahnedesıvılar için kullanılan yaklaşık 0,47 litrelik ölçü birimi
I would like a pint of milk
Bir pint süt istiyorum
ciddi
Sahnededikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ağır
çok kötü veya büyük
She has a serious injury
Ağır bir yaralanması var
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
bakmak
Sahnedebirine veya bir şeye bakmak veya ilgilenmek
I look after my little brother
Küçük kardeşime bakarım
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin bakımını üstlenip iyi durumda olmasını sağlamak
You must look after your dog
Köpeğinle ilgilenmelisin