

The Good Place — Season 1 Episode 3
Kelimeler ve anlamları
582 kelime
Seviye
baş sallamak
Sahnedeonaylamak için başını yukarı aşağı hareket ettirmek
He nodded in agreement
Onaylayarak başını salladı
devasa
Sahnedeboyut olarak çok büyük
The elephant is enormous
Fil devasadır
birader
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan samimi sözcük
What's up bro
Naber birader
kardeş
yakın erkek arkadaş veya kardeş
He is my bro
O benim kardeşim
kardeş
erkek kardeş için kullanılan gayriresmi hitap
He is my bro
O benim kardeşim
neredeyse
Sahnedetamamen değil ama çok yakın
It is nearly time to go
Neredeyse gitme vakti
sığır eti
Sahnedeinekten elde edilen et
I love beef steaks
Sığır eti bifteklerini severim
husumet
biriyle olan sorun veya anlaşmazlık
I have some beef with him
Onunla bazı sorunlarım var
sent
Sahnedebir sent değerindeki küçük madeni para
I have a few pennies in my pocket
Cebimde birkaç sent var
çok sevmek
Sahnedebirine veya bir şeye derin bir sevgi ve hayranlık duymak
I adore my grandchildren
Torunlarımı çok seviyorum
çok sevmek
birini veya bir şeyi derin bir sevgiyle sevmek
I adore my family
Ailemi çok seviyorum
daha önce
Sahnedegeçmişteki bir zamanda
I saw him earlier today
Onu bugün daha önce gördüm
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
tavsiye etmek
Sahnedebir şeyin iyi veya yararlı olduğunu söylemek
I recommend this book
Bu kitabı tavsiye ederim
hobiler
Sahnedeboş zamanlarda zevk için yapılan etkinlikler
I have many hobbies like reading and swimming
Yüzme ve okuma gibi birçok hobim var
hobiler
boş zamanlarda eğlenmek için yapılan aktiviteler
Reading and painting are my hobbies
Okumak ve resim yapmak benim hobilerimdir
tipik
Sahnedebir kişi veya şey için normal veya alışılagelmiş olan
It was a typical Monday morning
Tipik bir Pazartesi sabahıydı
tipik
her zamanki gibi olan veya sık görülen
It is a typical day for us
Bizim için tipik bir gün
konuşkan
Sahnedebaşkalarıyla konuşmayı seven
She is a very conversational person
O çok konuşkan biridir
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
kâr amacı gütmeyen
ana amacı para kazanmak olmayan kuruluş
She works for a non profit
Kâr amacı gütmeyen bir kuruluşta çalışıyor
kâr amacı gütmeyen
kâr elde etmeyi amaçlamayan kuruluş
He works for a non profit organization
O kâr amacı gütmeyen bir kuruluşta çalışıyor
kar amacı gütmeyen kuruluş
sahiplerine para kazandırmayan organizasyon
She works for a non profit organization
O kar amacı gütmeyen bir kuruluşta çalışıyor
temel
Sahnedeen önemli veya ilk olan
The primary goal is safety
Temel hedef güvenliktir
ön seçim
seçmenlerin ana seçim için aday belirlediği ilk seçim
The party held a primary to choose a candidate
Parti bir aday belirlemek için ön seçim yaptı
ilkokul
küçük çocukların gittiği okul
She started primary school last year
Geçen yıl ilkokula başladı
vücut
Sahnedebir canlının fiziksel yapısı
Exercise is good for your body
Egzersiz vücuduna iyi gelir
kurul
bir organizasyonun parçası olan grup
The governing body meets today
Yönetim kurulu bugün toplanıyor
nesne
fiziksel bir varlık
This metal body reflects light
Bu metal nesne ışığı yansıtır
kişi
bir insan
There was a body on the floor
Yerde yatan bir kişi vardı
söndürmek
bir yangını durdurmak
Please put out the fire
Lütfen ateşi söndür
birlikte olmak
biriyle cinsel ilişkiye girmeyi kabul etmek
He wanted her to put out
Onunla birlikte olmasını istedi
zahmet etmek
biri için çaba göstermek veya zahmete girmek
I don't want to put you out
Seni zahmete sokmak istemiyorum
dışarı koymak
bir şeyi başkalarının görebileceği veya kullanabileceği bir yere koymak
Put out the trash
Çöpü dışarı çıkar
rahatsız
canı sıkılmış veya gücenmiş
She felt put out by his rude comment
Onun kaba yorumu yüzünden rahatsız oldu
rahatsız etmek
birine zahmet vermek veya fazladan iş çıkarmak
I hope I am not putting you out
Umarım seni rahatsız etmiyorumdur
yayınlamak
bilgiyi birçok kişiyle paylaşmak veya duyurmak
The company put out a new report today
Şirket bugün yeni bir rapor yayınladı
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
meslek
Sahnedebir kişinin geçimini sağlamak için yaptığı iş
Teaching is a noble profession
Öğretmenlik asil bir meslektir
Çinli
SahnedeÇin ile ilgili olan
He is Chinese
O Çinli
Çin yemeği
Çin'e özgü yemek pişirme tarzı
I love Chinese food
Çin yemeklerini severim
Çince
Çin'de konuşulan dil
I am learning to speak Chinese
Çince konuşmayı öğreniyorum
endişelenmek
bir durum hakkında kaygılı veya huzursuz hissetmek
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
kör
Sahnedegörme yetisi olmayan
He has been blind since birth
Doğuştan kördür
jaluzi
pencereyi kapatmak için kullanılan perde
Please close the blinds
Lütfen jaluzileri kapat
gizli
çoğu kişi tarafından bilinmeyen
They signed a blind agreement
Gizli bir anlaşma imzaladılar
kör
mantıksız ve sorgusuz yapılan
She had blind faith in her success
Başarısına körü körüne inanıyordu
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
gündelik dil ifadesi
Sahnedegünlük dilde kullanılan kelime veya deyim
Gonna is a common colloquialism
Gonna yaygın bir gündelik dil ifadesidir
dolu
bir şeyin içinde çok miktarda bulunan
The room is full of people
Oda insanlarla dolu
macera
Sahnedealışılmadık ve heyecan verici bir deneyim veya etkinlik
We had a great adventure in the mountains
Dağlarda harika bir macera yaşadık
kötü
Sahnedeahlaki olarak kötü veya kötü niyetli
He is an evil man
O kötü bir adam
tebrik
Sahnedebirinin başarısını kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your graduation
Mezuniyetin için tebrikler
genişletmek
Sahnedebir şeyi daha geniş veya kapsamlı hale getirmek
Reading helps to broaden your mind
Okumak zihnini genişletmeye yardımcı olur
gazetecilik
Sahnedehaber toplama ve yazma işi
She decided to study journalism
Gazetecilik okumaya karar verdi
sadakat kartı
alışveriş yaptıkça delinen veya damgalanan kart
I earned a free coffee using my punch card
Sadakat kartımı kullanarak bedava kahve kazandım
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yabani ot
Sahnedeistenmeyen yerlerde büyüyen bitki
He pulled the weeds from the garden
Bahçedeki yabani otları söktü
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
uzun
Sahnedeortalamadan daha uzun boylu olan
He is very tall
O çok uzun
uzun
boyu ortalamadan fazla olan
He is a very tall man
O çok uzun bir adam
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
Eyvah
Sahnedeşaşkınlık veya korku belirtmek için kullanılan ünlem
Yikes, that is a big spider
Eyvah, bu çok büyük bir örümcek
çıkmak
bir yerden dışarı çıkmak veya ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
söyleyebilmek
bir şeyi güçlükle söylemek
She could not get the words out
Kelimeleri söyleyemedi
kaçmak
zor bir durumdan veya bir yerden ayrılmak
He managed to get out of the burning building
Yanan binadan kaçmayı başardı
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
-e rağmen
söylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
hatırlatıcı
Sahnedebir şeyi hatırlamaya yardımcı olan şey
I set a reminder on my phone
Telefonuma bir hatırlatıcı kurdum
gazeteci
Sahnedehaber makaleleri veya raporlar yazan kişi
He is a famous journalist
O ünlü bir gazetecidir
scone
Sahnedegenellikle çayla tüketilen küçük ve tatlı bir çörek
She served scones with tea
Çayın yanında scone ikram etti
sadece
Sahnedebasit bir şekilde veya sadece
It is simply a matter of time
Bu sadece bir zaman meselesi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
She explained it simply
Bunu basitçe anlattı
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please carry on with your work
Lütfen işine devam et
el bagajı
uçağa yanınızda aldığınız çanta
I have a small carry on
Küçük bir el bagajım var
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
edebiyat
Sahnedebir döneme, dile veya konuya ait yazılı eserler
I love reading English literature
İngiliz edebiyatı okumayı seviyorum
kapı kapı
bir evden diğerine sırayla giderek
The salesman went door to door
Satıcı kapı kapı dolaştı
ev ev
her konutu tek tek ziyaret ederek
They are selling items ev ev
Ev ev dolaşıp eşya satıyorlar
kapı dolaşarak
her bir evi ziyaret etme eylemi
He campaigned door to door
Kapı dolaşarak kampanya yaptı
kapı kapı
bir bölgedeki her evi tek tek dolaşma
The salesperson went door to door
Satış elemanı kapı kapı dolaştı
parça
Sahnedebir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
numara
kısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
biraz
kısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
odaklanmak
bir şeye dikkatini vermek
Please focus on your work
Lütfen işine odaklan
jest
Sahnedesembolik bir anlam taşıyan davranış
It was a kind gesture
Nazik bir hareketti
el hareketi
bir şeyi ifade etmek için yapılan vücut hareketi
She made a small gesture
Küçük bir el hareketi yaptı
görmezden gelmek
Sahnedebirine veya bir şeye bilerek dikkat etmemek
He ignored my question
Sorumu görmezden geldi
görmezden gelmek
bir şeye dikkat etmemek
Ignore the warning signs
Uyarı işaretlerini görmezden gel
yok saymak
birini veya bir şeyi fark etmemezlikten gelmek
He ignored me at the party
Partide beni yok saydı
dikkate almamak
bir şeye bakmamak veya dinlememek
Just ignore the noise
Sadece gürültüyü dikkate alma
model
Sahnedekıyafetleri sergilemek için giyen kişi
She is a professional model
O profesyonel bir model
modellemek
Sahnedebir şeyin versiyonunu veya tanımını oluşturmak
They model the data in the system
Verileri sistemde modelliyorlar
örnek
taklit edilmesi gereken iyi bir kişi veya şey
She is a good model for students
O öğrenciler için iyi bir örnek
manken
fotoğraf çekimleri veya defileler için kıyafetleri sergileyen kişi
She is a famous fashion model
O ünlü bir moda mankeni
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
göz alıcı
Sahnedegörünüşüyle etkileyici ve heyecan verici olan
She wore a glamorous dress to the party
Partiye göz alıcı bir elbise giydi
neyse
Sahnedeönemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
her ne olursa olsun
her ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
için
bir amaçla
I study hard in order to pass the exam
Sınavı geçmek için çok çalışıyorum
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
etik
Sahnededoğru ve yanlış hakkında bir kural
He has a strong sense of personal ethic
Güçlü bir kişisel etik anlayışına sahip
rahatsız edici
Sahnedekişiyi huzursuz eden veya endişelendiren
The silence was disconcerting
Sessizlik rahatsız ediciydi
kafa karıştırıcı
insanın kafasını karıştıran durum
His response was disconcerting
Onun yanıtı kafa karıştırıcıydı
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
Sahnedemümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
dolu
içi boş olmayan veya alabileceği kadar çok şeyi barındıran
The glass is full of water
Bardak su ile dolu
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata yapmak
bir şey hakkında yanlış yapmak
I made a mistake on my test
Sınavımda bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
kadar
Sahnedebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
bir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
ürkütmek
birini çok endişelendirmek veya korkutmak
You freak me out when you drive so fast
Bu kadar hızlı sürdüğünde beni ürkütüyorsun
dehşete düşürmek
birini aşırı derecede korkutmak veya üzmek
The sudden noise freaked the baby out
Ani gürültü bebeği dehşete düşürdü
paniklemek
aşırı derecede korkmak veya üzülmek
She freaked out when she lost her keys
Anahtarlarını kaybettiğinde panikledi
panikleme
ani ve şiddetli bir duygu patlaması
She had a major freak out in front of everyone
Herkesin önünde büyük bir panikleme yaşadı
devasa
Sahnedeaşırı derecede büyük
Look at that giant tree
Şu devasa ağaca bak
dev
çok büyük hayali varlık
The giant is very strong
Dev çok güçlüdür
dev gibi
çok iri veya uzun boylu kişi
He is a giant of a man
O dev gibi bir adam
ekipman
Sahnedebelirli bir faaliyet için gerekli olan araç ve gereçler
We need new sports equipment
Yeni spor ekipmanlarına ihtiyacımız var
öf
Sahnederahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
okumak
Sahnedeyazılı kelimelere bakmak ve anlamak
I love reading books
Kitap okumayı severim
yüksek sesle okuma
yazılı kelimeleri sesli söyleme eylemi
Her reading was clear
Okuması netti
okuma parçası
yazılı veya basılı materyal
This is a short reading
Bu kısa bir okuma parçası
ölçüm
bilimsel bir aletin verdiği değer veya sonuç
The thermometer gave a high reading
Termometre yüksek bir değer gösterdi
karides
Sahnedekavisli vücutlu, yiyecek olarak tüketilen küçük deniz hayvanı
I love eating shrimp
Karides yemeyi severim
karides avlamak
karides yakalama işi veya faaliyeti
They go out to shrimp every summer
Her yaz karides avlamaya çıkarlar
günlük
Sahnederesmi olmayan, rahat
I prefer casual clothes
Günlük kıyafetleri tercih ederim
kafe
kahve ve yiyecek satılan dükkan
I met my friend at the coffee shop
Arkadaşımla kafede buluştum
daha dostça
Sahnedeinsanlara karşı daha sıcak ve yakın olan
She was friendlier today
O bugün daha dostçaydı
tamamı
Sahnedebir şeyin tümü veya bütünü
I read the book in its entirety
Kitabı bütünüyle okudum
yeni ev kutlaması
Sahnedeyeni bir eve taşınmayı kutlamak için verilen parti
I am invited to a housewarming party
Bir yeni ev kutlamasına davetliyim
tecavüz
Sahnedebirini zorla cinsel ilişkiye zorlama suçu
Rape is a serious crime
Tecavüz ciddi bir suçtur
talan etmek
bir yeri acımasızca harap edip yağmalamak
They raped the forest of its beauty
Ormanın güzelliğini talan ettiler
kolza
sarı çiçekleri olan ve yağı üretilen bir bitki türü
The fields are full of yellow rape
Tarlalar sarı kolzalarla dolu
harika
Sahnedeçok iyi veya heyecan verici
That was a rockin party
Harika bir partiydi
müthiş
enerji dolu ve eğlenceli
The party was rockin
Parti müthişti
rock yapmak
enerjik bir şekilde popüler müzik çalmak veya söylemek
The band is rockin the stadium tonight
Grup bu akşam stadyumda rock yapıyor
üye
Sahnedebir gruba veya topluluğa ait olan kişi
She is a member of the club
O, kulübün bir üyesi
üye
bir gruba veya topluluğa dahil olan kişi
She is a member of the club
O kulübün bir üyesi
hatırlamak
bir şeyi unutmamış olmak
I remember your name
İsmini hatırlıyorum
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
aptalca
Sahnedeakıl ve mantıktan yoksun
That was a silly mistake
Bu aptalca bir hataydı