

The Good Place — Season 2 Episode 2
Kelimeler ve anlamları
539 kelime
Seviye
duygu
Sahnededuygusal bir durum veya tepki
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
sıcak
Sahnedeyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
şu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
harika
çok iyi veya etkileyici olan
This new movie is hot
Bu yeni film harika
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That is a neat trick
Bu harika bir numara
sek
buz veya karıştırıcı olmadan servis edilen
He drinks his whiskey neat
Viskisini sek içer
düzenli
temiz ve düzenli
Her desk is always neat
Masası her zaman düzenlidir
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
kuşak
Sahnedebel çevresine veya omuzdan aşağıya takılan uzun kumaş şerit
She wore a red sash
Kırmızı bir kuşak takmıştı
yedek
Sahnedeihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek fazladan şey
I have a backup plan
Bir yedek planım var
geri gelmek
bir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
duymak
Sahnedebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
fırsat
Sahnedebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
bir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
cennet
Sahnedeiyi insanların ölümden sonra gittiğine inanılan yer
He believes he will go to heaven
Cennete gideceğine inanıyor
cennet
Tanrı'nın ve iyi insanların öldükten sonra gittiği yer
He believes in heaven
O, cennete inanır
gökyüzü
Bulutların ve yıldızların bulunduğu yer
The stars shine in the heaven
Yıldızlar gökyüzünde parlar
kazanmak
Sahnedebir yarışmada birinci olmak
We want to win the game
Oyunu kazanmak istiyoruz
kazanmak
birinin desteğini veya sevgisini elde etmek
She tried to win his trust
Onun güvenini kazanmaya çalıştı
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
kayıt
Sahnedeolayların yazılı veya dijital kaydı
Keep a log of your hours
Çalışma saatlerinin kaydını tut
kütük
bir ağaçtan gelen kalın odun parçası
He put a log on the fire
Ateşe bir kütük attı
kütük
bir ağaçtan gelen kalın odun parçası
The log is very heavy
Kütük çok ağır
kaydetmek
bir şeyin resmi yazılı veya sesli kaydını tutmak
Please log your hours worked
Lütfen çalıştığınız saatleri kaydedin
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
fabrika
Sahnedeeşyaların üretildiği yer
This is a big factory
Bu büyük bir fabrika
fabrika
ürünlerin üretildiği bina
The factory makes cars
Fabrika arabalar üretiyor
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
kesinlikle
evet demek veya güçlü bir şekilde onaylamak için kullanılır
Want to go? Bet
Gitmek ister misin? Tabii ki
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
bahse girmek
bir sonuç üzerine para yatırmak
I bet ten dollars on the game
Maça on dolar yatırdım
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
papyon
boyuna takılan fiyonk şeklinde kravat
He wore a black bow tie
Siyah bir papyon taktı
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba göstermek
I am trying to learn English
İngilizce öğrenmeye çalışıyorum
sinir bozucu
rahatsızlık veya zorluk veren
It was a trying day
Sinir bozucu bir gündü
deniyor
bir şeyi yapmak için gayret ediyor
He is trying to sleep
Uyumaya çalışıyor
zorlu
katlanılması veya başa çıkılması güç olan
The situation was very trying
Durum çok zorluydu
işkence etmek
Sahnedebüyük fiziksel veya zihinsel acı çektirmek
He was tortured for hours
Saatlerce ona işkence edildi
işkence
büyük fiziksel veya zihinsel acı
Silence can be torture
Sessizlik bir işkence olabilir
işkence etmek
birine şiddetli acı vermek
They tried to torture the prisoner
Mahkûma işkence etmeye çalıştılar
işkence
birine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı verme eylemi
The torture was cruel and illegal
İşkence zalimce ve yasa dışıydı
yüz
Sahnede100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
osuruk
Sahnedevücuttan çıkan gaz
He let out a loud fart
Yüksek sesle osurdu
yellenmek
vücuttan gaz çıkarmak
He farted loudly
O yüksek sesle yellendi
yellenme
vücuttan çıkan gaz
That fart smelled bad
O yellenme kötü kokuyordu
yellenmek
vücuttan gaz çıkarmak
The dog farted in the living room
Köpek oturma odasında yelendi
içini dökmek
Sahnededuygularını veya sorunlarını anlatarak rahatlamak
I need to vent about my boss
Patronum hakkında içimi dökmem gerekiyor
havalandırma
hava veya gazın girip çıkmasını sağlayan açıklık
Smoke comes out of the vent
Duman havalandırmadan çıkar
bıkmış
bir şeyden sıkılmış veya bıkmış olmak
I am sick of waiting
Beklemekten bıktım
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
karar vermek
Sahnedebir seçim yapmak
I cannot decide
Karar veremiyorum
belirlemek
bir şeye karar kılıp seçmek
We decided the date
Tarihi belirledik
karar vermek
bir seçim yapmak
I decided to eat pizza
Pizza yemeye karar verdim
beyin
Sahnededüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
zeka
düşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
kontrol etmek
Sahnedebir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
teslim etmek
bir şeyi geçici olarak emanete bırakmak
You can check your bags here
Çantalarınızı buraya teslim edebilirsiniz
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
Sahnedetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
şahıs
Sahnedebelirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
üye
Sahnedebir gruba veya topluluğa dahil olan kişi
She is a member of the club
O kulübün bir üyesi
üye
bir gruba veya topluluğa ait olan kişi
She is a member of the club
O, kulübün bir üyesi
hatırlamak
bir şeyi unutmamış olmak
I remember your name
İsmini hatırlıyorum
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
ispiyonlamak
Sahnedebirini ele vermek
He ratted on his friends
Arkadaşlarını ispiyonladı
sıçan
Sahnedeuzun kuyruklu, genellikle haşere olan küçük bir kemirgen
There is a rat in the basement
Bodrumda bir sıçan var
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
oturum
Sahnedebir etkinliğin gerçekleştiği zaman dilimi
The training session starts at ten
Eğitim oturumu saat onda başlar
şekil
Sahnedebir şeyin dış biçimi veya hatları
The clouds have a strange shape
Bulutlar garip bir şekle sahip
şekillendirmek
bir şeye belirli bir biçim vermek
He shaped the clay
Kili şekillendirdi
form
bir kişinin fiziksel veya zihinsel durumu
He is in good shape
O iyi bir formda
şekillendirmek
bir şeyin nasıl gelişeceği üzerinde etkili olmak
Education helps to shape our future
Eğitim geleceğimizi şekillendirmeye yardımcı olur
parçalara ayrılmak
parçalara bölünerek dağılmak
The old book is falling apart
Eski kitap parçalara ayrılıyor
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kendine gelmek
bayıldıktan sonra tekrar bilinç kazanmak
He finally came to after the accident
Kazadan sonra sonunda kendine geldi
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
karşılamak
Sahnedebir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
aday
Sahnedebir pozisyon veya derece için başvuran kişi
She is a strong candidate for the job
O, iş için güçlü bir aday
aday
bir işe başvuran veya seçimde yarışan kimse
He is the best candidate for the job
O bu iş için en iyi aday
vurulmak
Sahnedebir şey tarafından vurulmak
He was struck by lightning
Yıldırım ona çarptı
varmak
anlaşmaya veya bir sonuca ulaşmak
They struck a deal yesterday
Dün bir anlaşmaya vardılar
çıkarmak
özellikle yapışmış bir şeyi yerinden çıkarmak
He pulled off the sticker
Çıkartmayı söküp çıkardı
başarmak
zor bir şeyi başarmak
I can't believe you pulled it off
Bunu başardığına inanamıyorum
başarmak
zor bir işi gerçekleştirmek
She pulled off the difficult plan
Planı başarıyla gerçekleştirdi
hareket etmek
bir yerden araçla ayrılmak
The car pulled off at high speed
Araba hızla hareket etti
hırsızlık
Sahnedebaşkasına ait bir şeyi izinsiz alma suçu
He was arrested for theft
Hırsızlık suçundan tutuklandı
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
geçen
şu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
çuf çuf
trenin çıkardığı ses
The train went choo choo
Tren çuf çuf diye gitti
çuf çuf tren
çocukların tren için kullandığı isim
Look at the little choo choo
Şu küçük çuf çuf trene bak
çocukluk
Sahnedeçocuk olduğu zamanlar
I had a happy childhood
Mutlu bir çocukluğum vardı
iğrenç
Sahnedetiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
hasta
kendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
aşağılık
bir kişi için kullanılan kaba ifade
You are a sick person
Sen aşağılık bir insansın
menü
Sahnedebir restoranda sunulan yemek ve içeceklerin listesi
I am reading the menu
Menüyü okuyorum
menü
restoranda sipariş edilebilecek yemeklerin listesi
Can I see the menu please
Menüyü görebilir miyim lütfen
kankalar
Sahnedegenellikle aynı bölgeden olan çok yakın arkadaşlar
I am hanging out with my homies
Kankalarımla takılıyorum
kararlılık
Sahnedevazgeçmeme ve azimli olma özelliği
She showed great determination to finish the race
Yarışı bitirmek için büyük bir kararlılık gösterdi
kararlılık
bir konuda alınan kesin karar
He showed great determination to succeed
Başarmak için büyük bir kararlılık gösterdi
muhteşem
Sahnedeçok etkileyici veya görkemli
The view from the top is spectacular
Zirvedeki manzara muhteşem
mevsim
Sahnedeyılın dört bölümünden her biri
Winter is my favorite season
Kış benim en sevdiğim mevsimdir
sezon
bir televizyon veya radyo dizisinin bölümleri
I am watching the second season
İkinci sezonu izliyorum
tatlandırmak
yemeğe tuz veya baharat eklemek
Season the chicken with some salt
Tavuğu biraz tuzla tatlandır
mevsimi
meyve veya sebzelerin olgunlaşıp tüketilmeye hazır olduğu zaman dilimi
Strawberries are in season now
Şu an çilek mevsimi
devam et
bir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
bekle
kısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
bulmaca
Sahnededüşünme yeteneğini test eden bir oyun veya problem
I love doing crossword puzzles
Kare bulmaca çözmeyi severim
çözmek
zor bir sorunun cevabını bulmak
She puzzled out the difficult question
Zor soruyu çözdü
ahlaki
Sahnededoğru ve yanlış davranışlarla ilgili
It is a moral issue
Bu ahlaki bir mesele
ahlak dersi
bir olaydan çıkarılan ders veya öğüt
The moral of the story is to be honest
Hikayeden çıkarılacak ders dürüst olmaktır
ders
Sahnedeeğitim veya öğretim oturumu
I have an English lesson
İngilizce dersim var
ders
bir olaydan çıkarılan öğüt veya hayat tecrübesi
This was a hard lesson
Bu zor bir dersti
ders
bir konunun öğretildiği zaman dilimi
I have a piano lesson today
Bugün piyano dersim var
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
uyluk
Sahnedekalça ile diz arasındaki bacak bölümü
My thigh hurts
Uyluğum ağrıyor
yaş
Sahnedebir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
çağ
belirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
oyun oynamak
Sahnededürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
nüfuz
insanlar üzerindeki özel güç veya etki
He has a lot of pull with the boss
Patron üzerinde çok nüfuzu var
kas çekilmesi
kasın aşırı gerilmesi sonucu oluşan yaralanma
I have a muscle pull in my leg
Bacağımda kas çekilmesi var
çekmek
bir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
Pull the door to open it
Açmak için kapıyı çek
dikkatini dağıtmak
Sahnedebirinin dikkatini başka yöne çekmek
Don't distract me while I am working
Ben çalışırken dikkatimi dağıtma
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
istemek
bir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
hata korumalı
hata durumunda güvenliği sağlayacak şekilde tasarlanmış
The system has a fail-safe mechanism
Sistemin hata korumalı bir mekanizması var
emniyet düzeneği
bir arıza durumunda sistemin güvenli kalmasını sağlayan mekanizma
The elevator has a fail safe
Asansörün bir emniyet düzeneği var
yedek plan
aksilik durumunda devreye giren ikincil önlem
We need a fail safe for the project
Proje için bir yedek plana ihtiyacımız var
arıza korumalı hale getirmek
bir sistemin bozulması durumunda tehlike yaratmamasını sağlamak
This mechanism is designed to fail safe
Bu mekanizma arıza durumunda güvenli kalacak şekilde tasarlandı
arıza koruma sistemi
bir hata veya tehlikeyi önlemek için tasarlanmış güvenlik mekanizması
The fail safe stopped the machine automatically
Arıza koruma sistemi makineyi otomatik olarak durdurdu
sus
konuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
köşegen
Sahnedebir köşeden karşı köşeye giden doğru
Draw a diagonal line
Köşegen bir çizgi çiz
boş konuşma
Sahnedeilgi çekici veya anlamlı olmayan sözler
He just said blah blah blah
Sadece boş boş konuştu
boş laf
anlamsız veya önemsiz sözler
He filled his speech with blah
Konuşmasını boş laflarla doldurdu
zırva
anlamsız veya sıkıcı konuşma
Do not listen to that blah
O zırvayı dinleme
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
armut
Sahnedeağaçta yetişen tatlı, yeşil veya kahverengi bir meyve
I eat a pear every day
Her gün bir armut yerim
soğuk
Sahnededüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
hazırlıksız
bir konu hakkında yeterli bilgiye veya deneyime sahip olmama durumu
She went into the interview cold
Görüşmeye hazırlıksız gitti
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
rahatlamak
dinlenmek ve sakinleşmek
Just chill out and listen to music
Sadece rahatla ve müzik dinle
büyülü
Sahnedesihirle ilgili veya sihirli güçleri olan
It was a magic moment
Büyülü bir andı
sihirbazlık
illüzyon yapma sanatı
He knows some magic
O biraz sihirbazlık biliyor
büyü
gizemli güçlerle olayları kontrol etme yeteneği
Magic is not real
Büyü gerçek değildir
sihirli güç
imkansız şeyleri yapabilme gücü
The ring has magic
Yüzüğün sihirli gücü var
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
gömlek
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor