

The Good Place — Season 3 Episode 3
Kelimeler ve anlamları
635 kelime
Seviye
gelmek
bir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
ortaya çıkmak
birinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
kararsızlık
Sahnedekarar verememe durumu
His indecision caused the delay
Kararsızlığı gecikmeye neden oldu
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
mektup
Sahnedebirine gönderilen yazılı not
I wrote a letter
Bir mektup yazdım
harf
alfabedeki bir sembol
A is a letter
A bir harftir
harf
alfabedeki bir yazı işareti
There are 26 letters
26 harf var
mektup
birine gönderilen yazılı not
I wrote a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup yazdım
aldı
Sahnedebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
içinde
bir nesnenin veya yerin içi
The cat is inside the box
Kedi kutunun içinde
uzman
Sahnedebir konuda çok bilgi veya beceriye sahip kişi
She is an expert in this field
O bu alanda bir uzmandır
yasa dışı olarak
Sahnedekanuna aykırı bir şekilde
He parked his car illegally
Arabasını yasa dışı olarak park etti
ahlak ilkesi
Sahnededoğru veya yanlış davranışa dair bir kural
Honesty is an important ethics principle
Dürüstlük önemli bir ahlak ilkesidir
etik
doğru ve yanlış hakkındaki kurallar
Professional ethics are important
Mesleki etik önemlidir
ahlak kuralları
doğru veya yanlış davranışa dair kurallar bütünü
The doctor follows strict medical ethics
Doktor katı tıbbi ahlak kurallarını takip ediyor
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren zaman birimi
They have been working here for two years
Burada iki yıldır çalışıyorlar
yıllar
çok uzun bir zaman süreci
It has been years since I saw her
Onu görmeyeli yıllar oldu
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
bir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
tatlı
Sahnedeyemeğin sonunda yenen şekerli yemek
I want chocolate cake for dessert
Tatlı olarak çikolatalı pasta istiyorum
kafa karıştırıcı
Sahnedeanlaşılması zor
The instructions are confusing
Talimatlar kafa karıştırıcı
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That is a neat trick
Bu harika bir numara
sek
buz veya karıştırıcı olmadan servis edilen
He drinks his whiskey neat
Viskisini sek içer
düzenli
temiz ve düzenli
Her desk is always neat
Masası her zaman düzenlidir
benzer
Sahnedeneredeyse aynı olan
These two cars are similar
Bu iki araba benzer
harika
Sahnedeçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
müthiş
çok yüksek kalitede veya şaşırtıcı derecede iyi
Your performance was awesome
Performansın müthişti
şahane
çok güzel veya hayranlık uyandırıcı
That is an awesome idea
Bu şahane bir fikir
harika
son derece etkileyici veya keyifli
That movie was awesome
O film harikaydı
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
diğerleri
Sahnedebahsedilenlerin dışındaki kişiler veya şeyler
He took one and left the others
Birini aldı ve diğerlerini bıraktı
kişi
bir insan bireyi
One must respect others
Kişi başkalarına saygı duymalıdır
başkaları
kendisi dışında kalan diğer insanlar
We should be kind to others
Başkalarına karşı nazik olmalıyız
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
sonunda
Sahnedeuzun bir süre sonra veya sonunda
He eventually found his keys
Sonunda anahtarlarını buldu
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He eventually arrived home
Sonunda eve vardı
hava geçirmez
Sahnedehavanın girmesine veya çıkmasına izin vermeyen
The container is airtight
Kap hava geçirmez
kusursuz
hiçbir hatası veya açığı olmayan
His alibi was airtight
Mazereti kusursuzdu
yol
Sahnedebir sonuca varmak için izlenen yaşam veya davranış şekli
She chose a difficult path in life
Hayatta zor bir yol seçti
patika
yürümek için kullanılan dar yol
Follow the path to the woods
Ormana giden patikayı takip edin
yol
takip edilecek bir güzergah veya iz
We followed the path through the forest
Ormandaki yolu takip ettik
tai chi
dengeyi ve sağlığı geliştiren yavaş bir Çin egzersizi
He practices tai chi every morning
Her sabah tai chi yapıyor
bulanık
Sahnedenet olmayan veya belirsiz
The photo is blurry
Fotoğraf bulanık
sade
Sahnedegösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basit
zor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
sonunda
Sahnedeuzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
eklemek
ek olarak veya rastgele bir şeyi dahil etmek
He decided to throw in a free gift
Ücretsiz bir hediye eklemeye karar verdi
katılmak
bir kişi veya gruba destek vermek
She decided to throw in with the team
Takıma katılmaya karar verdi
mesaj atmak
Sahnedetelefondan yazılı mesaj göndermek
I will text you
Sana mesaj atacağım
kısa mesaj
Sahnedetelefondan gönderilen yazılı ileti
I sent him a text
Ona bir kısa mesaj gönderdim
metin
yazılı veya basılı kelimeler
Read the text carefully
Metni dikkatle oku
onurlandırmak
Sahnedebirine büyük saygı ve hayranlık göstermek
We honour the brave soldiers
Cesur askerleri onurlandırıyoruz
onur
bir kişinin iyi ahlakı veya toplumsal saygınlığı
He defended his honour in the argument
Tartışmada onurunu savundu
sayın yargıç
bir hakime hitap ederken kullanılan saygılı ifade
I have a question Your Honour
Sayın yargıç bir sorum var
mikrodalga fırın
Sahnedeyiyecekleri hızlıca ısıtmak için kullanılan elektrikli cihaz
Put the food in the microwave
Yemeği mikrodalga fırına koy
mikrodalgada ısıtmak
mikrodalga fırın kullanarak yiyecek ısıtmak veya pişirmek
I will microwave the soup
Çorbayı mikrodalgada ısıtacağım
mikrodalga ile pişirmek
radyo dalgaları kullanarak yiyecekleri hızlıca pişirmek
You can microwave vegetables
Sebzeleri mikrodalgada pişirebilirsiniz
mikrodalgada ısıtmak
mikrodalga fırında yiyecek pişirmek veya ısıtmak
Can you microwave this soup
Bu çorbayı mikrodalgada ısıtabilir misin
dürtmek
Sahnedebirini veya bir şeyi hafifçe itmek
She gave him a nudge
Onu hafifçe dürttü
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
zeki
Sahnedeakıllı veya öğrenme hızı yüksek olan
He is a brainy student
O zeki bir öğrencidir
lüks
Sahnedepahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
canı istemek
Sahnedebir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
hayal gücü
zihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
sanmak
bir şeyin kanıt olmasa bile doğru olduğunu düşünmek
I fancy that he is lying
Onun yalan söylediğini sanıyorum
pas rengi
demirin oksitlenmesiyle oluşan kahverengimsi kırmızı renk
Her sweater is rust coloured
Kazağı pas renginde
spagetti
Sahnedeuzun ve ince bir makarna türü
I love spaghetti
Spagettiyi çok severim
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I am super tired
Çok yorgunum
harika
çok iyi veya muhteşem
This cake is super
Bu kek harika
bina yöneticisi
bir binayı yöneten kişi
Call the super for the leak
Sızıntı için bina yöneticisini ara
üst
bir şeyin konum olarak yukarısı
The prefix super indicates a position above
Super öneki yukarıdaki bir konumu belirtir
güçsüz
Sahnedegücü veya kontrolü olmayan
He felt powerless
Kendini güçsüz hissetti
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
emekli olmak
Sahnedeiş hayatını sonlandırıp çalışmayı bırakmak
He wants to retire next year
Gelecek yıl emekli olmak istiyor
Soru
SahnedeBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
Söz konusu
SahnedeÜzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hemen sonra
bir olaydan hemen sonra
I will call you right after the meeting
Toplantıdan hemen sonra seni arayacağım
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
kurbağa
Sahnedesu kenarlarında yaşayan ve zıplayan küçük yeşil bir hayvan
The frog jumps
Kurbağa zıplar
kurbağa
su yakınlarında yaşayan küçük yeşil zıplayan bir hayvan
I see a frog
Bir kurbağa görüyorum
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
yanında
bir şeyin veya birinin hemen yanında
The cat is next to the box
Kedi kutunun yanında
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
haline gelmek
Sahnedebaşka bir şeye dönüşmek veya bir duruma geçmek
The weather is becoming cold
Hava soğumaya başlıyor
müdahale etmek
Sahnedebir durumu değiştirmek için olaya dahil olmak
The police had to intervene
Polisin müdahale etmesi gerekti
kuru
Sahnedesu veya nem içermeyen
The grass is dry
Çimler kuru
kurutmak
bir şeyi sudan veya nemden arındırmak
Dry your hands with a towel
Ellerini bir havluyla kurula
sıkıcı
ilginç olmayan
The history lecture was dry
Tarih dersi sıkıcıydı
ayık
alkol almamış olan
He has been dry for a year
Bir yıldır ayık
beyin
Sahnedekafatasının içinde düşünce ve duyguları kontrol eden organ
Our brains control everything we do
Beyinlerimiz yaptığımız her şeyi kontrol eder
zeka
düşünme ve öğrenme yeteneği
He uses his brains to solve puzzles
Bulmacaları çözmek için zekasını kullanır
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
Sahnedeyumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
havlamak
Sahnedeköpeğin çıkardığı ses
The dog started to woof
Köpek havlamaya başladı
hav
bir köpeğin çıkardığı ses
The puppy gave a soft woof
Yavru köpek hafif bir hav sesi çıkardı
kaynatmak
Sahnedebir sıvıyı baloncuklar çıkarana kadar ısıtmak
Boil the water first
Önce suyu kaynat
çıban
ciltte oluşan ağrılı kırmızı şişlik
He has a boil on his leg
Bacağında bir çıban var
haşlamak
yiyecekleri sıcak suda pişirmek
I need to boil some eggs for breakfast
Kahvaltı için birkaç yumurta haşlamam gerekiyor
lezzetli
Sahnedetadı çok güzel olan
This cake is yummy.
Bu kek lezzetli.
lezzetli
tadı çok güzel olan yiyecek
The cake is very yummy
Kek çok lezzetli
odaklanmak
bir şeye dikkatini vermek
Please focus on your work
Lütfen işine odaklan
şu anda
Sahnedeşu an veya şimdi
I am currently at home
Şu anda evdeyim
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
-e kadar
belirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
dek
bir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
göz gezdirmek
Sahnedebir şeye hızlıca bakmak
I scanned the newspaper
Gazeteye göz gezdirdim
tarama
Sahnedetıbbi bir durumu kontrol etmek için yapılan işlem
The doctor ordered a brain scan
Doktor bir beyin taraması istedi
incelemek
bir şeyi dikkatlice gözden geçirmek
He scanned the document for errors
Belgeyi hatalar için inceledi
tarama
vücudun içini gösteren tıbbi bir görüntü
The doctor checked the brain scan
Doktor beyin taramasını kontrol etti
berbat olmak
Sahnedeçok kötü veya nahoş olmak
This movie sucks
Bu film berbat
emmek
vakum kullanarak bir şeyi ağza çekmek
The baby sucks its thumb
Bebek parmağını emiyor
emmek
bir sıvıyı ağız yoluyla içine çekmek
The baby likes to suck milk
Bebek süt emmeyi sever
oral seks yapmak
cinsel uyarım sağlamak için birinin cinsel organlarını ağızla uyarmak
She sucked him
Ona oral seks yaptı
örneğin
örnek vermek için kullanılır
I like fruit, for example, apples
Meyveleri severim, örneğin elmaları
tekmelemek
Sahnedeayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
ölmek
yaşamayı bırakmak
He kicked the bucket
Öldü
haz
güçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
kovmak
birini bir yerden zorla çıkarmak
They kicked him out
Onu kovdular
Vans
Sahnedepopüler bir Amerikan ayakkabı ve giyim markası
I bought a new pair of Vans
Yeni bir çift Vans aldım
minibüsler
eşya veya insan taşımak için kullanılan araçlar
They use vans for delivery
Teslimat için minibüsler kullanıyorlar
çalışmak
Sahnedebir konu hakkında bilgi edinmek için zaman harcamak
I study English every day
Her gün İngilizce çalışırım
çalışma odası
okuma yazma veya çalışma için kullanılan oda
He is in his study
O çalışma odasında
hızlı öğrenen
bir şeyi çabuk kavrayan kimse
She is a fast study
O hızlı öğrenen biridir
araştırma
bir konu hakkında bilgi edinmek için yapılan dikkatli inceleme
This study shows interesting results
Bu araştırma ilginç sonuçlar gösteriyor
esrarlı sigara
Sahnedeesrar içeren sigara
He rolled a beefer
Bir tane esrarlı sigara sardı
yazıcı
Sahnedemetin veya resimleri kağıda döken makine
I need a new printer
Yeni bir yazıcıya ihtiyacım var
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
yüzde
Sahnedebir bütünün yüz parçaya bölünmüş hali
Ten percent of the class is here
Sınıfın yüzde onu burada
tamamen
bütünüyle veya hiçbir eksik kalmadan
I am one hundred percent sure
Yüzde yüz eminim
yüzde
100'e bölünmüş bir bütünün bir parçası
Fifty percent of the students passed
Öğrencilerin yüzde ellisi başarılı oldu
yüzdelik
100'e bölünmüş bir bütünün oranı
The percentage of errors is small
Hata yüzdeliği düşük
cevap
Sahnedeyazılı veya sözlü bir yanıt
I am waiting for your reply
Cevabınızı bekliyorum
cevap
bir soruya verilen karşılık
I am waiting for your reply
Cevabını bekliyorum
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
jant kapağı
Sahnedeotomobil tekerleğinin ortasını kapatan metal veya plastik parça
He lost his hubcap on the highway
Otobanda jant kapağını kaybetti
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
bıçak
Sahnedebir şeyleri kesmek için kullanılan keskin araç
He sharpened his knife before cutting the rope
İpi kesmeden önce bıçağını biledi
bıçaklamak
birine kesici aletle saldırmak
He was afraid that someone would knife him
Birinin onu bıçaklamasından korkuyordu
bıçak
kesme işlerinde kullanılan keskin alet
Use a knife to cut the apple
Elmayı kesmek için bir bıçak kullan
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum