

The Good Place — Season 3 Episode 8
Kelimeler ve anlamları
589 kelime
Seviye
manipüle etmek
Sahnedebirini veya bir şeyi kontrol etmek
He tried to manipulate her
Onu manipüle etmeye çalıştı
manipüle etmek
Sahnedebirini kurnazca veya dürüst olmayan bir yolla etkilemek
He tried to manipulate her decision
Onun kararını manipüle etmeye çalıştı
kızgın
Sahnedeöfkeli hissetmek veya öfke göstermek
He is mad at me
Bana kızgın
harika
çok iyi veya etkileyici
Those shoes are mad
Bu ayakkabılar harika
tutkun
birine karşı çok güçlü sevgi duyan
He is mad about her
Ona tutkun
gidip getirmek
Sahnedebir şeyi gidip geri getirmek
Can you fetch the ball?
Topu getirir misin?
etmek
belirli bir fiyata satılmak
This antique will fetch a high price
Bu antika yüksek bir fiyata satılacak
hata
Sahnedeyanlış bir şeyin sorumluluğu
It was my fault
Benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kel
Sahnedekafasında saç olmayan
He is bald
O keldir
kelleştirmek
saç dökülmesine neden olmak
The treatment made him bald
Tedavi onu kelleştirdi
kel
kafasında hiç saç olmayan
My grandfather is bald
Dedem kel
dışarıdan
Sahnedebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıda
bina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
malikane
Sahnedeçok büyük ve görkemli ev
He lives in a huge mansion
O, kocaman bir malikanede yaşıyor
baloncuk
Sahnedesıvı içindeki yuvarlak hava boşluğu
There is a bubble in the water
Suyun içinde bir baloncuk var
köpürmek
hava kabarcıkları oluşturmak
The water began to bubble
Su köpürmeye başladı
kabarcık çıkarmak
bir sıvının içinden hava veya gaz çıkması
The water started to bubble in the pan
Su tavada kabarcık çıkarmaya başladı
ezmek
Sahnedeüzerine baskı uygulayarak kırmak veya parçalamak
Crush the garlic
Sarımsağı ez
ezip geçmek
birini tamamen mağlup etmek
The army crushed the enemy
Ordu düşmanı ezip geçti
platonik aşk
birine karşı duyulan güçlü romantik çekim
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
hoşlanma
birine karşı duyulan romantik ilgi
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
karşı
Sahnedeiki taraf arasındaki karşıtlığı veya rekabeti belirten sözcük
Real Madrid versus Barcelona
Real Madrid Barcelona'ya karşı
fiziksel
Sahnedevücutla ilgili olan
He is in good physical health
Fiziksel sağlığı yerinde
maddi
ruhsal olmayan, maddeyle ilgili
The physical world is complex
Fiziksel dünya karmaşıktır
sağlık kontrolü
bir kişinin vücudunun tıbbi muayenesi
I need to go for my yearly physical
Yıllık sağlık kontrolüme gitmem gerekiyor
yavru köpek
Sahnedegenç köpek
The puppy is cute
Yavru köpek sevimli
yavru köpek
henüz çok genç olan köpek
The puppy is playing in the garden
Yavru köpek bahçede oynuyor
favori
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favourite colour
Mavi benim favori rengim
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
bölüm
Sahnedebir şeyin parçası veya ayrılmış kısmı
This section is very long
Bu bölüm çok uzun
ezici
Sahnedebirini küçük düşüren veya utandıran
She gave him a withering look
Ona ezici bir bakış attı
yıkıcı
aşırı sert ve eleştirel olan
She gave him a withering look
Ona yıkıcı bir bakış attı
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
Sahnedeani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
kartal
Sahnedegüçlü kanatları ve keskin gözleri olan büyük bir kuş
The eagle flies high
Kartal yüksekten uçar
sırıtış
Sahnededişleri görünür şekilde genişçe gülümsemek
He had a wide grin on his face
Yüzünde geniş bir sırıtış vardı
patlamış mısır
Sahnedeısıtılmış mısır tanelerinin patlamasıyla oluşan yiyecek
I love eating popcorn
Patlamış mısır yemeyi severim
çözmek
bir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
yaratık
Sahnedehayvan veya canlı varlık
The sea is full of strange creatures
Deniz tuhaf yaratıklarla doludur
sakin
Sahnedebir yerde yaşayan kişi
I am a resident of this city
Bu şehrin bir sakiniyim
asistan doktor
bir hastanede eğitimine devam eden doktor
He is a resident doctor
O bir asistan doktor
sakin
belli bir yerde yaşayan kimse
She is a resident of this city
O bu şehrin bir sakini
görüntü
Sahnedebir şeyin görsel temsili
The image is very clear
Görüntü çok net
imaj
insanların bir kişi veya şirket hakkında sahip olduğu fikir
The company wants to improve its public image
Şirket kamuoyundaki imajını düzeltmek istiyor
aygıt
Sahnedeküçük ve kullanışlı elektronik alet
This little gizmo makes cooking much easier
Bu küçük aygıt yemek yapmayı çok daha kolaylaştırıyor
aygıt
küçük ve kullanışlı bir makine veya alet
He bought a new gizmo for his kitchen
Mutfak için yeni bir aygıt satın aldı
mor
Sahnedekırmızı ile mavi arasındaki renk
I have a purple shirt
Mor bir gömleğim var
bacak
Sahnedeyürümek için kullanılan vücut bölümü
My leg hurts
Bacağım ağrıyor
etap
uzun bir yolculuğun veya etkinliğin bir bölümü
This is the final leg of the trip
Bu yolculuğun son etabı
ölçmek
Sahnedebir şeyin miktarını veya derecesini saptamak
He tried to gauge the reaction of the audience
Seyircilerin tepkisini ölçmeye çalıştı
gösterge
bir şeyin miktarını veya boyutunu ölçmeye yarayan alet
The fuel gauge shows that the tank is empty
Yakıt göstergesi deponun boş olduğunu gösteriyor
ölçmek
bir şeyin miktarını veya değerini değerlendirmek
I need to gauge his interest in the project
Projeye olan ilgisini ölçmem gerekiyor
saçma
Sahnedemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
utanılacak
Sahnedeutanç veya tuhaflık duygusu yaratan
That was an embarrassing mistake
O utanılacak bir hataydı
utandırıcı
birinin kendini çekingen veya rahatsız hissetmesine neden olan
It was an embarrassing moment for me
Benim için utandırıcı bir andı
mahcup edici
birine kendini çekingen veya tuhaf hissettiren
He told an embarrassing story about his childhood
Çocukluğu hakkında mahcup edici bir hikaye anlattı
utandırıcı
insana kendini huzursuz veya mahcup hissettiren
It was an embarrassing mistake for everyone
Herkes için utandırıcı bir hataydı
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
mahvetmek
Sahnedebir şeyi artık kullanılamayacak kadar bozmak
The rain ruined my clothes
Yağmur kıyafetlerimi mahvetti
harabe
yok olmuş bir yapının kalıntıları
We visited the ancient ruins
Eski harabeleri ziyaret ettik
yol açmak
bir şeyin olmasına sebep olmak
Smoking can lead to cancer
Sigara kansere yol açabilir
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
Hard work will lead to success
Sıkı çalışma başarıya yol açacaktır
mutluluk
Sahnedemutlu olma durumu
Money cannot buy happiness
Para mutluluğu satın alamaz
tuhaf
Sahnedeçok sıra dışı veya garip
That is a freaky coincidence
Bu tuhaf bir tesadüf
kapanmak
tamamen kapanmak veya örtülmek
The shops close up early
Dükkanlar erken kapanır
yakın çekim
çok yakından görülen veya incelenen görüntü
The photographer took a close up of the insect
Fotoğrafçı böceğin yakın çekimini yaptı
yakın çekim
bir nesnenin çok yakınından çekilmiş fotoğraf veya görüntü
The photographer took a close up of the flower
Fotoğrafçı çiçeğin yakın çekimini yaptı
hecelemek
Sahnedebir kelimenin harflerini sırayla söylemek veya yazmak
How do you spell your name
İsmini nasıl hecelersin
belirtmek
genellikle kötü bir şeyin olacağının işareti olmak
This spells disaster
Bu felaket habercisidir
büyü
sihirli güce sahip sözler veya eylemler
The witch cast a spell
Cadı bir büyü yaptı
süre
kısa bir zaman aralığı
I worked there for a short spell
Orada kısa bir süre çalıştım
saçma
Sahnedeakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
zekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
tüketmek
bir şeyi tamamen kullanmak veya yemek veya içmek
We go through a lot of milk
Çok fazla süt tüketiyoruz
yaşamak
zor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
içinden geçmek
bir şeyin bir tarafından girip diğerinden çıkmak
The train goes through the tunnel
Tren tünelin içinden geçer
karıştırmak
bir şeyin içindekileri incelemek veya aramak
I went through my pockets to find money
Para bulmak için ceplerimi karıştırdım
onaylanmak
bir işlemin veya anlaşmanın resmen kabul edilmesi ya da sonuçlanması
The trade agreement went through yesterday
Ticaret anlaşması dün onaylandı
tren
Sahnederaylar üzerinde hareket eden birbirine bağlı vagonlar dizisi
I go to work by train
İşe trenle giderim
eğitmek
bir beceri öğretmek veya hazırlamak
They train the new employees
Yeni çalışanları eğitirler
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
baykuş
Sahnedegeceleri avlanan, büyük gözlü bir kuş
The owl flies at night
Baykuş geceleri uçar
birey
Sahnedetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
kişi
insan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
-den beri
Sahnedegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
tıraş etmek
Sahnedeciltteki kılları kesmek
He is shaving his beard
Sakalını tıraş ediyor
ince parça
bir yiyecekten kesilen çok ince parça
Add some chocolate shavings to the cake
Pastaya biraz çikolata parçası ekle
aslında
bir şeyin gerçek olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
I thought it was easy, but in fact it was hard
Kolay olduğunu sanmıştım ama aslında zordu
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
özür
Sahnedebir hata sonrası pişmanlık belirtme
I owe you an apology
Sana bir özür borçluyum
özür
üzgün olduğunu belirten ifade
Please accept my apology
Lütfen özrümü kabul edin
özür
bir hata için üzgün olduğunu belirten sözler
She accepted his apology
Onun özürünü kabul etti
dönüştürmek
Sahnedebiçim veya görünüş bakımından tamamen değiştirmek
The caterpillar transforms into a butterfly
Tırtıl bir kelebeğe dönüşür
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
dahil
Sahnedebir grubun parçası olarak
Everyone is invited, including me
Ben de dahil herkes davetli
parça
Sahnedebir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
numara
kısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
biraz
kısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
seçme
Sahnedebir şeyi tercih etme eylemi
Choosing the right path is difficult
Doğru yolu seçmek zordur
yalvarmak
Sahnedebir şeyi çok acil veya ısrarlı bir şekilde istemek
I beg you to stay
Kalman için sana yalvarıyorum
dilenmek
genellikle para veya yardım istemek
He begged for money on the street
Sokakta para dilendi
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
yıkamak
Sahnedesu ve sabunla kirleri temizlemek
Wash your hands
Ellerini yıka
başarısızlık
tamamen başarısız olan bir durum
The whole plan was a wash
Tüm plan başarısız oldu
akmak
bir yüzeyin üzerinden geçip gitmek
Waves wash over the shore
Dalgalar kıyının üzerinden akıyor
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
yola çıkmak
bir yerden ayrılmak
I think it's time to head out
Sanırım yola çıkma vakti geldi
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
yüz
Sahnede100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
kabul etmek
Sahnedebir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
bir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
saçma
Sahnedeinandırıcı olmayan veya etkisiz
That is a lame excuse
Bu saçma bir bahane
yetersiz
ikna edici olmayan veya zayıf
That is a lame excuse
Bu çok yetersiz bir bahane
topal
bacağındaki sorun yüzünden yürüyemeyen
The horse is lame
At topal
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
zihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
örnek
Sahnedebir şeyi açıklamak için kullanılan somut durum
Give me an example
Bana bir örnek ver
acımasız
Sahnedeacı veya ıstırap veren
He is a cruel person
O acımasız bir insandır
sahte
Sahnedegerçek bir şeye benzeyecek şekilde yapılmış
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
uydurmak
doğru olmayan bir şeyi gerçek gibi söylemek
He faked the data
Verileri uydurdu
yapmacık
gerçek olmayan veya samimi olmayan
Her smile is fake
Gülümsemesi yapmacık
numara yapmak
gerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi göstermek
He faked a cough
Öksürme numarası yaptı
genetik
Sahnedegenlerin ve özelliklerin ebeveynlerden çocuklara nasıl aktarıldığının incelenmesi
She is studying genetics at university
Üniversitede genetik okuyor
genetik
ebeveynlerden çocuklara özelliklerin nasıl aktarıldığını inceleyen bilim dalı
She is studying genetics at university
Üniversitede genetik okuyor
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
getirmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
bir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
piton
Sahnedeavını sıkarak öldüren büyük bir yılan
The python is a large snake
Piton büyük bir yılandır
sonunda
Sahnedeuzun bir süre sonra veya sonunda
He eventually found his keys
Sonunda anahtarlarını buldu
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He eventually arrived home
Sonunda eve vardı
şapşal
Sahnedeaptal veya şaşkın kimse
Stop being such a dingus
Bu kadar şapşal olmayı bırak
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım