

The Good Place — Season 3 Episode 10
Kelimeler ve anlamları
571 kelime
Seviye
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
milyon puan
bir milyon puanlık değer
You need to reach a million point goal
Bir milyon puanlık hedefe ulaşmalısın
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
hızlandırmak
bir işi çabuklaştırmak
Please make it fast
Lütfen hızlandır
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
ölmek
birinin yaşamını yitirmesi
The patient did not make it
Hasta hayata tutunamadı
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
negatif
Sahnedesıfırdan küçük değer veya yük
This number is negative
Bu sayı negatif
olumsuz
kötü veya pozitif olmayan
He has a negative attitude
Olumsuz bir tavrı var
olumsuz
olumlu olmayan veya hayır anlamına gelen
He gave a negative answer
Olumsuz bir cevap verdi
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
hıncını çıkarmak
başka bir şeye kızdığı için birine kötü davranmak
Don't take it out on me
Hıncını benden çıkarma
çekici
Sahnedefiziksel olarak etkileyici
She looks sexy in that dress
O elbisenin içinde çekici görünüyor
seksi
Sahnedecinsel arzu uyandıran
He has a sexy voice
Seksi bir sesi var
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
kullanmak
Sahnedebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
son
Sahnedesonunda olan veya gerçekleşen
This is the final chapter
Bu son bölümdür
final
bir dersin sonunda yapılan sınav
I have a final tomorrow
Yarın bir final sınavım var
kesin
değiştirilemez olan
This is my final decision
Bu benim kesin kararım
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
istek duymak
bir şeyi yapmayı arzulamak
I feel like having coffee now
Şu an kahve içmeye istek duyuyorum
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
yarım
Sahnedebütünü oluşturan iki eşit parçadan biri
He ate half the apple
Elmanın yarısını yedi
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
Sahnedefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
şekil
Sahnedebir şeyin görünür yapısı
The ice took a strange form
Buz garip bir şekil aldı
biçim
Sahnedebir şeyin türü veya çeşidi
Ice is a form of water
Buz bir su biçimidir
form
doldurulması gereken boşlukları olan kağıt
Fill out this form
Bu formu doldurun
oluşturmak
bir şeyi meydana getirmek veya yapmak
They will form a committee
Onlar bir komite oluşturacak
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
monte etmek
Sahnedebir şeyi bir yüzeye sabitlemek
He mounted the television on the wall
Televizyonu duvara monte etti
binmek
bir şeye binmek veya üzerine çıkmak
He mounted the horse
Ata bindi
dağ
çok yüksek doğal bir yer şekli
They climbed Mount Everest
Everest Dağı'na tırmandılar
düzenlemek
bir etkinlik için hazırlık yapmak
They mounted a special exhibition
Özel bir sergi düzenlediler
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
platonik aşk
Sahnedebirine karşı duyulan güçlü romantik çekim
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
ezmek
üzerine baskı uygulayarak kırmak veya parçalamak
Crush the garlic
Sarımsağı ez
ezip geçmek
birini tamamen mağlup etmek
The army crushed the enemy
Ordu düşmanı ezip geçti
hoşlanma
birine karşı duyulan romantik ilgi
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
yavru köpek
Sahnedegenç köpek
The puppy is cute
Yavru köpek sevimli
yavru köpek
henüz çok genç olan köpek
The puppy is playing in the garden
Yavru köpek bahçede oynuyor
tarafsız
Sahnedekişisel duygulardan etkilenmeyen
A judge must be objective
Bir hakim tarafsız olmalıdır
hedef
ulaşılması planlanan şey
Our main objective is success
Ana hedefimiz başarıdır
-e dayalı
bir şeyi temel alan
The movie is based on a true story
Film gerçek bir hikâyeye dayanıyor
dayalı
bir şeyin ana nedeni veya başlangıç noktası olarak kullanılması
The movie is based on a true story
Film gerçek bir hikayeye dayalı
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
konular
bir konu veya ilgi alanı
We discussed many things
Birçok konu hakkında konuştuk
kayıt
Sahnedegerçeklerin yazılı veya resmi tutanağı
The school keeps a record of grades
Okul notların bir kaydını tutar
rekor
şimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
bölüm
Sahnedebir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
reyon
Sahnedebir mağazanın veya organizasyonun bir kısmı
This is the clothing department
Burası giyim reyonu
bölüm
büyük bir kurumun belirli bir işi yapan parçası
She works in the marketing department
Pazarlama bölümünde çalışıyor
ruh eşi
Sahnedebirbirine duygusal olarak mükemmel uyan kişi
I found a friend who is my soulmate
Ruh eşim olan bir arkadaş buldum
hayat arkadaşı
Sahnederomantik ilişki için mükemmel uyumlu kişi
He hopes to find his soulmate one day
O bir gün hayat arkadaşını bulmayı umuyor
aptal
Sahnedezekası düşük olan
That was a dumb mistake
Bu aptalca bir hataydı
basitleştirmek
bir şeyi anlaşılması daha kolay hale getirmek
They had to dumb down the manual
Kılavuzu basitleştirmek zorunda kaldılar
aptal
zeki olmayan veya iyi düşünemeyen
It was a dumb mistake to make
Yapılması aptalca bir hataydı
dilsiz
konuşma yetisi olmayan
The man was born dumb
Adam dilsiz doğmuştu
bütünlük
Sahnedetam ve eksiksiz olma durumu
The structural integrity of the bridge is weak
Köprünün yapısal bütünlüğü zayıf
dürüstlük
dürüst olma ve güçlü ahlaki ilkelere sahip olma özelliği
He is a man of great integrity
O, büyük bir dürüstlüğe sahip bir adamdır
mantıklı olmak
makul veya anlaşılır olmak
This does not make sense
Bu mantıklı değil
ekran
SahnedeGörüntü veya bilgi gösteren düz yüzey
The phone screen is broken
Telefon ekranı kırık
perde
Arka plan veya görüntüleme için kullanılan düz yüzey
They put a screen in the room
Odaya bir perde koydular
taramak
Bir şeyi tespit etmek için incelemek veya test etmek
Doctors screen patients for the virus
Doktorlar hastaları virüs için tarıyor
sineklik
pencere veya kapılarda kullanılan delikli ince ağ
The screen keeps bugs out
Sineklik böcekleri dışarıda tutar
felsefi açıdan
derin düşünce ve mantığa dayanan bir bakış açısıyla
Philosophically speaking life is a journey
Felsefi açıdan hayat bir yolculuktur
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
şahıs
Sahnedebelirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
pislik
kötü birine söylenen kaba bir söz
He is such an ash hole
O tam bir pislik
terbiyesiz
çok kaba veya kötü niyetli kimse
Do not be an ash hole
Terbiyesiz olma
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
Yüzüklerin Efendisi
J.R.R. Tolkien tarafından yazılan ünlü fantastik bir hikaye
I want to read The Lord of the Rings
Yüzüklerin Efendisi okumak istiyorum
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
firari
Sahnedeyasadan kaçan kişi
The fugitive hid in the mountains
Firari dağlarda saklandı
hiçbir yer
Sahnedehiçbir yerde olmayan
There is nowhere to sit
Oturacak hiçbir yer yok
tek
Sahnedesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
bekar
Sahnedeevli veya bir ilişkisi olmayan
She is currently single
O şu anda bekar
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
saçma
Sahnedeakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
Sahnedezekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
kusursuz
Sahnedehiçbir hata veya kusuru olmayan
Her performance was flawless
Performansı kusursuzdu
eyvah
hafif bir endişe veya alarmı ifade etmek için kullanılır
Uh oh, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
tüh
kötü bir şey olduğunda söylenen söz
Uh oh, the glass broke
Tüh, bardak kırıldı
eyvah
kötü bir şey olabileceği zaman çıkarılan ses
Uh oh, it looks like it's going to rain
Eyvah, yağmur yağacak gibi görünüyor
eyvah
bir şeylerin ters gittiğini veya kötü bir durumun olacağını belirtmek için çıkarılan ses
Uh oh I dropped my phone
Eyvah telefonumu düşürdüm
ilgili
Sahnedeele alınan konuyla bağlantılı olan
Please provide all relevant information
Lütfen tüm ilgili bilgileri sağlayın
büyüyle ortaya çıkarmak
bir şeyi sanki sihir yapmış gibi var etmek
The magician conjured up a rabbit from his hat
Sihirbaz şapkasından bir tavşan ortaya çıkardı
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
tahta tabanlı ayakkabı
genellikle tahta tabana sahip bir tür ayakkabı
It is a unique kind of wear
Bu eşsiz bir tahta tabanlı ayakkabı türüdür
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
depolamak
Sahnedebir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
saklamak
eşyaları sonra kullanmak için bir yere koymak
Store your clothes in the attic
Kıyafetlerini tavan arasına sakla
mağaza
ürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
stok
gelecekte kullanım için biriktirilen şeyler
We have a store of food
Yiyecek stokumuz var
övünmek
Sahnedekendisiyle aşırı gurur duyarak konuşmak
He likes to brag about his car
Arabasıyla övünmeyi sever
örneğin
örnek vermek için kullanılır
I like fruit, for example, apples
Meyveleri severim, örneğin elmaları
yalanlamak
Sahnedebir şeyin doğru olmadığını söylemek
He denied the rumors
Söylentileri yalanladı
reddetmek
bir şeyi kabul etmemek veya izin vermemek
She was denied access
Erişimi reddedildi
reddetmek
birinden gelen bir isteği kabul etmemek
The manager denied my request for time off
Müdür izin talebimi reddetti
inkar etmek
bir şeyin doğru olmadığını veya yapmadığını söylemek
He denies breaking the vase
O vazoyu kırdığını inkar ediyor
ürkütmek
birini çok endişelendirmek veya korkutmak
You freak me out when you drive so fast
Bu kadar hızlı sürdüğünde beni ürkütüyorsun
dehşete düşürmek
birini aşırı derecede korkutmak veya üzmek
The sudden noise freaked the baby out
Ani gürültü bebeği dehşete düşürdü
paniklemek
aşırı derecede korkmak veya üzülmek
She freaked out when she lost her keys
Anahtarlarını kaybettiğinde panikledi
panikleme
ani ve şiddetli bir duygu patlaması
She had a major freak out in front of everyone
Herkesin önünde büyük bir panikleme yaşadı
tekrar kontrol etmek
bir şeyi doğrulamak için yeniden kontrol etmek
Please double check the date
Lütfen tarihi tekrar kontrol et
benlik
Sahnedebirinin aslında olduğu kişi
He is trying to find his true self
O gerçek benliğini bulmaya çalışıyor
benlik
bir kişinin kendi varlığı
She discovered her true self
Kendi gerçek benliğini keşfetti
kendi
kişinin bireysel kimliği
You must love yourself
Kendini sevmelisin
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans partisi
insanların dans ettiği sosyal etkinlik
We went to the dance last night
Dün gece dans partisine gittik
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
yapmak
Sahnedebir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
götürmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
algılamak
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
almak
bir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
berbat olmak
Sahnedeçok kötü veya nahoş olmak
This movie sucks
Bu film berbat
emmek
vakum kullanarak bir şeyi ağza çekmek
The baby sucks its thumb
Bebek parmağını emiyor
emmek
bir sıvıyı ağız yoluyla içine çekmek
The baby likes to suck milk
Bebek süt emmeyi sever
oral seks yapmak
cinsel uyarım sağlamak için birinin cinsel organlarını ağızla uyarmak
She sucked him
Ona oral seks yaptı
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
çözmek
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şahsiyet
ünlü veya önemli bir kişi
He is a famous figure
O ünlü bir şahsiyettir
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
zor
Sahnedebaşa çıkması veya anlaşılması zor olan
This is a tricky question
Bu zor bir soru
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
kendini tutmak
Sahnedebir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
etki
Sahnedebir şeyin başka bir şey üzerinde yarattığı sonuç
The medicine had a good effect
İlacın iyi bir etkisi oldu
anlam
bir sözün ifade ettiği amaç
He said something to that effect
O bu anlama gelen bir şey söyledi
eşya
bir kişiye ait olan özel mülk
He gathered his personal effects
Kişisel eşyalarını topladı
bozuk para
Sahnedepara olarak kullanılan düz metal parça
I found a coin on the street
Sokakta bir bozuk para buldum
türetmek
yeni bir kelime veya ifade icat etmek
He coined a new term for this phenomenon
O bu fenomen için yeni bir terim türetti
kara koyun
grubun geri kalanından farklı olan kişi
He is the black sheep of the family
O, ailenin kara koyunudur
içini oymak
bir şeyin iç kısmını boşaltmak
She hollowed out the pumpkin for Halloween
Cadılar Bayramı için kabağın içini oydu
maddesizleşmek
Sahnedefiziksel olarak görünmez hale gelmek veya yok olmak
The character started to dematerialise
Karakter maddesizleşmeye başladı
takılmak
arkadaşlarla rahat bir vakit geçirmek
Do you want to hang out tomorrow?
Yarın takılmak ister misin?
dışarı sarkmak
bir şeyin içinden dışarı doğru uzanmış olmak
The shirt was hanging out of the bag
Gömlek çantadan dışarı sarkıyordu
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya açığı olmayan
His alibi was airtight
Mazereti kusursuzdu
hava geçirmez
havanın girmesine veya çıkmasına izin vermeyen
The container is airtight
Kap hava geçirmez
seçenek
Sahnedeseçilebilecek şey
You have two options
İki seçeneğiniz var
veya benzeri
veya buna benzer bir şey
Do you want some tea or something?
Çay veya benzeri bir şey ister misin?
falan
veya benzeri bir şey
Do you want coffee or something
Kahve falan ister misin
alternatif
Sahnedeher zamankinden farklı olan
We took an alternate route home
Eve alternatif bir yoldan gittik
yedek
başkasının yerine geçen kişi
He is an alternate for the team
O, takım için bir yedek
sırayla yapmak
bir işi dönüşümlü olarak gerçekleştirmek
They alternate between running and walking
Koşu ve yürüyüşü sırayla yapıyorlar
vuruş
Sahnedemüzikteki ritim birimi veya kalp atışı
Follow the beat
Ritmi takip et
yenmek
birini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
ilgi duymaya başlamak
bir şeye ilgi duymaya başlamak
I got into yoga recently
Son zamanlarda yogaya ilgi duymaya başladım
binmek
bir aracın içine girmek
Get into the car
Arabaya bin
alışkanlık edinmek
bir şeyi düzenli olarak yapmaya başlamak
I want to get into running
Koşmaya alışkanlık edinmek istiyorum
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
evli
Sahnedebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
skor
Sahnedebir oyundaki puanların toplamı
The score is two to one
Skor ikiye bir
puan almak
bir oyun veya sınavdan puan almak
He scored 90 on the test
Sınavdan 90 aldı
elde etmek
bir şeyi kazanmak veya almak
He managed to score two tickets to the game
Maça iki bilet almayı başardı
sivilce
Sahnedeciltte çıkan küçük kırmızı şişlik
I have a zit on my nose
Burnumda bir sivilce var
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
Sahnede1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
boşver
bir şeyi artık düşünmemeye karar vermek
Forget it, it doesn't matter
Boşver, önemli değil
tam anlamıyla
Sahnedekelimesi kelimesine veya tam olarak
I literally read every word of the book
Kitabın her kelimesini tam anlamıyla okudum
gerçekten
gerçek bir şekilde
I am literally exhausted today
Bugün gerçekten çok yorgunum