

The Good Place — Season 3 Episode 11
Kelimeler ve anlamları
615 kelime
Seviye
düşüş
Sahnedebir şeydeki ani ve küçük düşüş
There was a dip in sales
Satışlarda bir düşüş vardı
batırmak
bir şeyi kısa süreliğine bir sıvının içine sokmak
Dip the bread in the oil
Ekmeği yağa batır
Of
şaşkınlık hayal kırıklığı veya hafif bir rahatsızlık ifade etmek için kullanılan gayriresmi ünlem
Dip I missed the bus
Of otobüsü kaçırdım
alçalmak
kısa süreliğine aniden aşağı inmek
The temperature will dip tonight
Hava sıcaklığı bu gece düşecek
solgun göstermek
birinin cildinin daha az sağlıklı görünmesine neden olmak
This yellow shirt washes me out
Bu sarı gömlek beni solgun gösteriyor
çıkarmak
bir şeyi tamamen ortadan kaldırmak
Soap washed out the stain
Sabun lekeyi çıkardı
iyice yıkamak
bir şeyi suyla tamamen temizlemek
I washed out the cup
Fincanı iyice yıkadım
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
fedakâr
Sahnedebaşkalarını kendinden daha çok düşünen
She is very selfless
O çok fedakârdır
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
araştırma
Sahnedegerçekleri ortaya çıkarmak için yapılan sistematik inceleme
She is doing research on cancer
Kanser üzerine araştırma yapıyor
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
geçerli olmak
Sahnedebir durum için etkili veya doğru olmak
This rule does not apply here
Bu kural burada geçerli değil
başvurmak
resmi olarak bir şey istemek
I want to apply for a job
Bir işe başvurmak istiyorum
uygulamak
bir şeyi belirli bir amaç için kullanmak
You should apply these methods
Bu yöntemleri uygulamalısın
kendini vermek
bir işe tüm dikkatini ve çabasını harcamak
You must apply yourself to study
Ders çalışmaya kendini vermelisin
saldırgan
Sahnedezorlayıcı veya düşmanca davranan
He became aggressive during the argument
Tartışma sırasında saldırganlaştı
gökyüzü
SahnedeBulutların ve yıldızların bulunduğu yer
The stars shine in the heaven
Yıldızlar gökyüzünde parlar
cennet
Sahnedeiyi insanların ölümden sonra gittiğine inanılan yer
He believes he will go to heaven
Cennete gideceğine inanıyor
cennet
Tanrı'nın ve iyi insanların öldükten sonra gittiği yer
He believes in heaven
O, cennete inanır
parça
Sahnedebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
Sahnedefilm veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
Sahnedebirbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
rahatsız etmek
Sahnedebirini kızdırmak veya hayal kırıklığına uğratmak
His constant questions began to vex me
Sürekli sorduğu sorular beni rahatsız etmeye başladı
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
ağırbaşlılık
Sahnedeçok ciddi ve önemli bir tavır
The leader spoke with great gravitas
Lider büyük bir ağırbaşlılıkla konuştu
dolap
Sahnedeeşyaları saklamak için rafları olan bir mobilya
Put the plates in the cupboard
Tabakları dolaba koy
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
ne kadar
bir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
kanıt
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu gösteren bilgi
There is no evidence for this claim
Bu iddia için hiçbir kanıt yok
üzmek
Sahnedebirini üzgün veya endişeli hale getirmek
I didn't want to upset her
Onu üzmek istemedim
üzgün
üzgün veya endişeli hissetmek
She is very upset
O çok üzgün
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
kızgın
bir şeyden duyulan kızgınlık veya rahatsızlık
I am upset about the noise
Gürültüden dolayı kızgınım
en iyi arkadaş
en çok sevilen ve güvenilen kişi
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en iyi arkadaş
en yakın arkadaş
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
açıklama
Sahnedebir şeyi netleştiren ifade
I need a clear explanation
Net bir açıklamaya ihtiyacım var
açıklama
bir şeyi anlaşılır kılan ifade
Please give me an explanation for this
Lütfen bana bunun için bir açıklama yap
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
Sahnedeani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
imkansız
bir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılmak veya görünür olmak
He came out of the house
Evden dışarı çıktı
-den çıkmak
bir şeyin içinden gelmek
The cat came out of the box
Kedi kutudan çıktı
sonuçlanmak
bir durumun veya girişimin belli bir şekilde neticelenmesi
Nothing good came out of the meeting
Toplantıdan iyi bir sonuç çıkmadı
dışarı çıkmak
bir yerin içinden dış kısmına hareket etmek
He came out of the room
O odadan dışarı çıktı
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
şekil
Sahnedebir şeyin görünür yapısı
The ice took a strange form
Buz garip bir şekil aldı
form
doldurulması gereken boşlukları olan kağıt
Fill out this form
Bu formu doldurun
oluşturmak
bir şeyi meydana getirmek veya yapmak
They will form a committee
Onlar bir komite oluşturacak
biçim
bir şeyin türü veya çeşidi
Ice is a form of water
Buz bir su biçimidir
pazar
Sahnedeinsanların mal alıp sattığı yer
They go to the market every Sunday
Her pazar pazara giderler
pazar
insanların mal veya hizmet alıp sattığı yer veya sistem
I go to the market every Sunday
Her pazar pazara giderim
pazarlamak
bir ürün veya hizmeti tanıtmak veya reklamını yapmak
They market their products online
Ürünlerini internet üzerinden pazarlıyorlar
pazar
insanların mal alıp sattığı yer
I went to the market to buy fresh vegetables
Taze sebze almak için pazara gittim
mülteci
Sahnedekendi ülkesini terk etmek zorunda kalan kişi
He is a refugee
O bir mülteci
sıkı
Sahnedesıkıca tutulmuş veya sabitlenmiş
Hold the rope tight
İpi sıkı tut
gergin
Sahnedeçok endişeli veya stresli hissetme durumu
he felt tight before his big exam
büyük sınavından önce kendini gergin hissetti
yakın
güçlü bir ilişkiye sahip olan
They are a tight family
Onlar yakın bir ailedir
kısıtlı
çok az boş zamanı olan
I have a tight schedule
Yoğun bir programım var
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
takvim
Sahnedebir yılın günlerini, haftalarını ve aylarını gösteren liste
Check the calendar for the date
Tarih için takvimi kontrol et
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
bin
Sahnede1.000 sayısı
I have a thousand books
Bin kitabım var
tamam
Sahnedeonaylamak veya bir şeyin yolunda olduğunu belirtmek için kullanılır
Alright, I will go
Tamam, gideceğim
hakkında
Sahnedebir konu ile ilgili olma durumu
I have a question regarding the schedule
Program hakkında bir sorum var
ile ilgili
bir konuyla ilgili olarak
I have a question regarding the project
Proje ile ilgili bir sorum var
dikkate alma
bir şeye gösterilen özen veya düşünce
He is regarding the risks
Riskleri dikkate alıyor
hemen
Sahnedebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
binmek
bir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
kalmak
Sahnedevarlığını sürdürmek veya aynı durumda kalmak
He remained silent
Sessiz kaldı
kalmak
bir yerde bulunmaya devam etmek
Please remain in your seats
Lütfen koltuklarınızda kalın
kalmak
bir şeyin varlığını sürdürmesi veya bir yerde durması
Only a few cookies remain
Sadece birkaç kurabiye kaldı
kalıntı
ölen bir kişinin bedeni veya parçası
The remains were found in the woods
Kalıntılar ormanda bulundu
kapı
Sahnedebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kapı
Sahnedegirişe izin vermek için açılıp kapanan hareketli panel
The door is open
Kapı açık
kapı
Sahnedebir odaya veya binaya girişi kapatmaya yarayan hareketli engel
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
kapı
bir odaya girmek için açılan panel
He is at the door
O kapıda
bölüm
Sahnedebir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
reyon
bir mağazanın veya organizasyonun bir kısmı
This is the clothing department
Burası giyim reyonu
bölüm
büyük bir kurumun belirli bir işi yapan parçası
She works in the marketing department
Pazarlama bölümünde çalışıyor
giriş
Sahnedebir binaya veya odaya girilen yer
The entrance is over there
Giriş şurada
Giriş
Bir yere girme eylemi
He made a quick entrance
Hızlı bir giriş yaptı
Büyülemek
Birini hayranlıkla doldurmak
They entrance the audience
Seyirciyi büyülüyorlar
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
yönetmek
Sahnedezor bir durumun üstesinden gelmek için gereken yolu bulmak
She had to navigate a difficult situation
Zor bir durumu yönetmesi gerekti
yolunu bulmak
bir yerdeki yolu bulmak
I used a map to navigate the city
Şehirde yolumu bulmak için bir harita kullandım
rotayı belirlemek
bir aracın veya geminin yönünü belirlemek
The captain navigated the ship
Kaptan gemiyi yönlendirdi
şampanya
SahnedeFransa'nın Champagne bölgesinde üretilen köpüklü şarap
They drank champagne to celebrate
Kutlamak için şampanya içtiler
tükenmek
sona ermek veya bitmek
We are running out of time
Zamanımız tükeniyor
dışarı koşmak
bir yerden aceleyle ayrılmak
He ran out of the room
Odadan dışarı koştu
tükenmek
bir şeyin tamamen bitmesi ve kalmaması
The milk has run out
Süt tükendi
hatırlatıcı
Sahnedebir şeyi hatırlamaya yardımcı olan şey
I set a reminder on my phone
Telefonuma bir hatırlatıcı kurdum
lamba
Sahnedeışık üreten cihaz
The lamp is on the table
Lamba masanın üzerinde
üzerine
Sahnedebir şeyin üstünde veya üzerine
He placed the book upon the table
Kitabı masanın üzerine koydu
çalışan
Sahnedebir işveren için çalışan kişi
He is a new employee
O, yeni bir çalışan
onurlandırmak
Sahnedebirine büyük saygı ve hayranlık göstermek
We honour the brave soldiers
Cesur askerleri onurlandırıyoruz
onur
bir kişinin iyi ahlakı veya toplumsal saygınlığı
He defended his honour in the argument
Tartışmada onurunu savundu
sayın yargıç
bir hakime hitap ederken kullanılan saygılı ifade
I have a question Your Honour
Sayın yargıç bir sorum var
komisyon
Sahnedebir şeyi düzenleyen resmi grup
The commission met today
Komisyon bugün toplandı
komisyon
satışlar üzerinden ödenen ücret
He earns a commission
Komisyon kazanır
sipariş etmek
birine resmi olarak bir iş vermek
She commissioned a painting
Bir tablo sipariş etti
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
kaygı
Sahnedeendişe veya huzursuzluk hissi
He suffers from anxiety
Kaygı problemi yaşıyor
endişe
gerginlik veya korku hissi
I felt a lot of anxiety before the test
Sınavdan önce çok endişe duydum
tam burada
tam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
isim
Sahnedebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
söylemek
Sahnedekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
mücadeleci
Sahnedepes etmeyen ve güçlü bir mücadele ruhuna sahip
He is a scrappy player
O, mücadeleci bir oyuncudur
başını çevirmek
bakmamak için yüzünü başka yöne çevirmek
He turned away from the light
Işıktan başını çevirdi
içeri almamak
birinin içeri girmesine izin vermemek
They turned the fans away at the door
Kapıdaki hayranları içeri almadılar
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
We cannot turn away those in need
Yardıma ihtiyacı olanları geri çeviremeyiz
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
aynen aktarmak
Sahnedebirinin söylediği kelimeleri olduğu gibi tekrarlamak
Can you quote the text exactly
Metni aynen aktarabilir misin
alıntı yapmak
birinin sözlerini aktarmak
He likes to quote famous authors
Ünlü yazarlardan alıntı yapmayı sever
fiyat teklifi
bir şeyin ne kadara mal olacağının belirtilmesi
He asked for a quote for the repairs
Tamirat için bir fiyat teklifi istedi
mevsim
Sahnedeyılın dört bölümünden her biri
Winter is my favorite season
Kış benim en sevdiğim mevsimdir
sezon
bir televizyon veya radyo dizisinin bölümleri
I am watching the second season
İkinci sezonu izliyorum
tatlandırmak
yemeğe tuz veya baharat eklemek
Season the chicken with some salt
Tavuğu biraz tuzla tatlandır
mevsimi
meyve veya sebzelerin olgunlaşıp tüketilmeye hazır olduğu zaman dilimi
Strawberries are in season now
Şu an çilek mevsimi
ter
Sahnedecilt tarafından üretilen sıvı
He broke out in cold sweats
Soğuk terler döktü
eşofman takımı
rahatlamak veya spor yapmak için giyilen rahat kıyafetler
I wear my sweats at home
Evde eşofman takımımı giyerim
eşofman altı
spor veya dinlenme için giyilen rahat pantolon
He is wearing grey sweats
Gri bir eşofman altı giyiyor
eşofman
rahatlamak veya spor yapmak için giyilen bol kıyafetler
I like to wear comfortable sweats on weekends
Hafta sonları rahat eşofmanlar giymeyi seviyorum
boşluk
Sahnedeboş bir alan veya his
He felt a void in his heart
Kalbinde bir boşluk hissetti
geçersiz kılmak
bir şeyi yürürlükten kaldırmak veya yasal geçerliliğini bozmak
You must void the contract
Sözleşmeyi geçersiz kılmalısın
boş
içinde hiçbir şey bulunmayan
The room was completely void
Oda tamamen boştu
acil
Sahnedehemen dikkat veya işlem gerektiren
This is an urgent matter
Bu acil bir konu
acil
hızlı müdahale gerektiren
This is an urgent call
Bu acil bir çağrı
ivedi
geciktirilmeden yapılması gereken
We need an urgent response
İvedi bir cevaba ihtiyacımız var
seçkin
Sahnedeen iyi veya en yetenekli kişilerden oluşan grup
The elite team won the championship
Seçkin takım şampiyonluğu kazandı
seçkin
en yetenekli veya başarılı olan insan grubu
They are part of an elite team
Onlar seçkin bir takımın parçası
terlemek
Sahnedeciltten ter çıkarmak
I sweat a lot in summer
Yazın çok terlerim
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılanmak veya gerilmek
Don't sweat the small stuff
Küçük şeyleri dert etme
sorguya çekmek
birini yoğun veya agresif bir şekilde sorgulamak
The detectives sweated the suspect for information
Dedektifler bilgi almak için şüpheliyi sorguya çekti
kötü yer
hoş olmayan veya kötü bir mekan
This neighborhood is a bad place to live
Bu mahalle yaşamak için kötü bir yer
mil
Sahnede1.609 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
We walked for a mile
Bir mil boyunca yürüdük
mil
1.609 kilometreye eşit bir uzaklık ölçüsü
The city is ten miles away
Şehir on mil uzakta
mil
1.6 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
That road is many miles long
O yol birçok mil uzunluğunda
mil
1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzaklıkta
istem dışı
Sahnedeplanlanmamış veya beklenmedik
His comment had an unintended effect
Yorumunun istem dışı bir etkisi oldu
etkisiz
Sahnedeistenen sonucu vermeyen
His efforts were ineffectual
Onun çabaları etkisizdi
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
yetenek
Sahnedebir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to sing well
Onun iyi şarkı söyleme yeteneği var
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to learn quickly
Hızlı öğrenme yeteneğine sahip
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to speak three languages
O üç dil konuşma yeteneğine sahip
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
çıkarmak
Sahnedebir şeyi bir yerden çıkarıp almak
Pick the seeds out
Tohumları çıkar
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
şeftali
Sahnedeüzeri tüylü tatlı bir meyve
I ate two peaches for breakfast
Kahvaltıda iki şeftali yedim
harika şey
çok iyi veya memnuniyet verici bir şey
Everything is peaches now
Artık her şey harika
yapay deri
gerçek deri olmayan katman
This material is not skin
Bu malzeme gerçek deri değildir
sonuç
Sahnedebir eylemin sonucunda meydana gelen durum
Every action has a consequence
Her eylemin bir sonucu vardır