

The Good Place — Season 3 Episode 12
Kelimeler ve anlamları
593 kelime
Seviye
denemek
bir şeyi yapmayı denemek
I will give it a shot
Bir deneyeceğim
hoş karşılanan
Sahnedememnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
gerekli
Sahnedeyapılması veya olması gereken
Sleep is necessary for health
Uyku sağlık için gereklidir
görkemli
Sahnedeçok etkileyici ve muhteşem
They live in a grand house
Onlar görkemli bir evde yaşıyorlar
görkemli
çok büyük ve etkileyici
He lives in a grand house
Görkemli bir evde yaşıyor
bin dolar
bin dolar anlamına gelen argo ifade
The car cost ten grand
Araba on bin dolara mal oldu
harika
çok iyi veya hoş
That is a grand idea
Bu harika bir fikir
çaldı
Sahnedebaşkasına ait bir şeyi izinsiz almak
He stole my phone
Telefonumu çaldı
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
Görüşürüz
birine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
geri gelmek
bir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
sigara içmek
Sahnedeyanan bir şeyin dumanını solumak
He does not smoke
O sigara içmez
duman
yanan maddelerin oluşturduğu görünür gaz
There is a lot of smoke
Çok fazla duman var
tütsülemek
et veya balığı dumanla korumak
They smoke the fish
Balıkları tütsülüyorlar
çok çekici
çok çekici veya güzel görünen kimse (argo)
She is a total smoke
O çok çekici biri
bilge
Sahnedetecrübe bilgi ve doğru karar verme yetisi olan
She is a very wise woman
O çok bilge bir kadındır
haberdar etmek
birine bilgi vermek
I will wise her up on the plan
Onu plan hakkında haberdar edeceğim
açısından
belirli bir konuyla ilgili olarak
Things are looking up career-wise
Kariyer açısından işler yolunda gidiyor
bilge
çok bilgili ve doğru kararlar veren kişi
The wise old man gave us advice
Bilge yaşlı adam bize tavsiye verdi
planlamak
Sahnedebir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
çok
Sahnedebüyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
uzak
mesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
artırmak
Sahnedebir şeyi daha büyük veya fazla yapmak
He augmented his income
Gelirini artırdı
işaret etmek
Sahnedebir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
yaratık
Sahnedehayvan veya canlı varlık
The sea is full of strange creatures
Deniz tuhaf yaratıklarla doludur
zaman çizelgesi
Sahnedeolayların gerçekleşme sırasına göre düzenlendiği bir liste
I added the events to the timeline
Olayları zaman çizelgesine ekledim
zaman çizelgesi
olayların ne zaman gerçekleşeceğini gösteren plan
The project timeline is very strict
Proje zaman çizelgesi çok katı
zaman çizelgesi
olayların gerçekleşme sırasına göre listesi
We created a timeline of historical events
Tarihi olayların bir zaman çizelgesini oluşturduk
tamam
Sahnedeonaylamak veya bir şeyin yolunda olduğunu belirtmek için kullanılır
Alright, I will go
Tamam, gideceğim
yormak
Sahnedebirini çok yormak
Working all day exhausts me
Tüm gün çalışmak beni yoruyor
egzoz
motorlu taşıtların dışarı attığı atık gaz
The exhaust from the car is black
Arabadan çıkan egzoz siyahtır
tüketmek
bir şeyi hiç kalmayana kadar kullanmak
They exhausted their savings
Birikimlerini tükettiler
fırsat
Sahnedebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
bir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
dişler
Sahnedeısırmak için kullanılan ağızdaki sert beyaz parçalar
Brush your teeth
Dişlerini fırçala
diş
çiğnemek için kullanılan ağızdaki sert beyaz nesne
He lost a tooth
Bir dişini kaybetti
çözmek
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şahsiyet
ünlü veya önemli bir kişi
He is a famous figure
O ünlü bir şahsiyettir
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
ihanet etmek
Sahnedegüvendiği birine sadakatsizlik etmek
He betrayed his best friend
En iyi arkadaşına ihanet etti
ele vermek
isteyerek olmasa da bir duygu veya özelliği açığa çıkarmak
Her smile betrayed her excitement
Gülümsemesi heyecanını ele verdi
misket
Sahnedeoyunlarda kullanılan küçük cam veya taştan top
He played with a glass marble
Cam bir misket ile oynadı
mermer
inşaatlarda kullanılan sert ve pürüzsüz bir taş
The floor is made of marble
Yerler mermerden yapılmış
gezegen
bir yıldızın etrafında dönen büyük ve yuvarlak gök cismi
The Earth is known as the blue marble
Dünya mavi bir gezegen olarak bilinir
saçma
Sahnedeakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
Sahnedezekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
öf
Sahnederahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
aman
Sahnedebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
icat etmek
Sahnedeyeni bir şey tasarlamak veya yapmak
Who invented the telephone?
Telefonu kim icat etti?
kalabalık
Sahnedeçok sayıda insanla dolu
The room is crowded
Oda kalabalık
kalabalık
bir arada bulunan çok sayıda insan
The square is crowded
Meydan kalabalık
kalabalık
çok sayıda insanın bir arada bulunduğu yer veya durum
The bus was very crowded this morning
Bu sabah otobüs çok kalabalıktı
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
sırt çantası
Sahnedesırtta taşınan çanta
I have a blue backpack
Mavi bir sırt çantam var
sırt çantasıyla gezmek
sırt çantasıyla seyahat etmek
They like to backpack in Europe
Avrupa'da sırt çantasıyla gezmeyi severler
inmek
aşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
yenilmek
mağlup olmak veya başarısız olmak
The team went down in the final
Takım finalde yenildi
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going down here
Burada neler oluyor
hapse girmek
hapishaneye gönderilmek
He went down for five years
Beş yıl hapse girdi
yenilmek
bir yarışma veya çatışmada mağlup olmak
Our team went down in the final match
Takımımız final maçında yenildi
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
sürüm
bir yazılımın veya sistemin belirli bir versiyonu
This is the latest build of the software
Bu yazılımın en son sürümüdür
çıkıntı yapmak
bir şeyin dışına doğru uzanmak
A nail sticks out from the wall
Duvardan bir çivi çıkıntı yapmış
dışarı çıkarmak
vücudun bir kısmını ileriye doğru uzatmak
He stuck out his tongue
Dilini dışarı çıkardı
azimle sürdürmek
zor gelse bile bir işi yapmaya devam etmek
I will stick out the course until the end
Kursu sonuna kadar azimle sürdüreceğim
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
istek duymak
bir şeyi yapmayı arzulamak
I feel like having coffee now
Şu an kahve içmeye istek duyuyorum
sömürmek
Sahnedebirini kendi çıkarı için haksız şekilde kullanmak
The company exploits its workers
Şirket işçilerini sömürüyor
kahramanlık
cesur veya etkileyici bir eylem
He told stories of his brave exploits
Cesur kahramanlıkları hakkında hikayeler anlattı
molekül
Sahnedebir kimyasal maddenin en küçük birimi
Water is made of molecules
Su moleküllerden oluşur
faydalı
Sahnedeyararlı olan veya yardımı dokunan
This map is very useful
Bu harita çok faydalı
tesadüf
Sahnedeşans eseri gerçekleşen olay
It was a total fluke
Tamamen bir tesadüftü
güvenmek
Sahnedebirinin dürüst veya güvenilir olduğuna inanmak
I trust my friend
Arkadaşıma güvenirim
güven
birinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
itimat etmek
birine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
sıkıcı
Sahnedeilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is boring
Bu film sıkıcı
yeniden başlatmak
Sahnedebir bilgisayarı veya sistemi tekrar çalışır duruma getirmek
Please reboot your computer to fix the error
Hatayı düzeltmek için lütfen bilgisayarınızı yeniden başlatın
romantik buluşma
romantik olarak hoşlanılan biriyle planlanmış sosyal görüşme
He planned a booty call
Romantik bir buluşma planladı
seks amaçlı arama
seks yapmak için yapılan telefon araması
I got a booty call at midnight
Gece yarısı seks için bir arama aldım
seks için davet etmek
birini seks için buluşmaya davet etmek
He tried to booty call her
Onu seks için davet etmeye çalıştı
seks için çağırmak
birini seks yapmak amacıyla aramak
She decided to booty call him
Onu seks için çağırmaya karar verdi
seks daveti
genellikle eski bir partnerden veya tanıdıktan gelen gündelik cinsel ilişki teklifi
She ignored his booty call last night
Dün geceki seks davetini görmezden geldi
değişiklik yapmak
bir işin yapılma biçimini değiştirmek
We decided to switch it up today
Bugün değişiklik yapmaya karar verdik
iyileşmek
Sahnedehastalık veya zorluktan sonra normal durumuna dönmek
He will recover soon
Yakında iyileşecek
geri almak
kaybedilen veya alınan bir şeyi geri bulmak
I hope to recover my lost bag
Kayıp çantamı geri almayı umuyorum
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
uyanık
Sahnedeuykuda olmayan
She is awake
O uyanık
uyanmak
uykudan uyanma eylemi
I awake early every day
Her gün erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp çevrenin farkına varmak
He will awake at sunrise
O gün doğumunda uyanacak
gücenme
Sahnedebirini kızdıran veya üzen durum
No offense intended
Seni gücendirmek istemedim
suç
yasa dışı bir eylem
It was a serious offense
Bu ciddi bir suçtu
saldırı
birine veya bir şeye saldırma eylemi
The army prepared a strong offense
Ordu güçlü bir saldırı hazırladı
çalmak
Sahnedebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
başarı
Sahnedebir hedefe ulaşmanın sonucu
Hard work leads to success
Sıkı çalışma başarıya götürür
sonsuza kadar
Sahnedetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
bıçak
Sahnedebir şeyleri kesmek için kullanılan keskin araç
He sharpened his knife before cutting the rope
İpi kesmeden önce bıçağını biledi
bıçaklamak
birine kesici aletle saldırmak
He was afraid that someone would knife him
Birinin onu bıçaklamasından korkuyordu
bıçak
kesme işlerinde kullanılan keskin alet
Use a knife to cut the apple
Elmayı kesmek için bir bıçak kullan
yer
Sahnededünyanın katı yüzeyi
Sit on the ground
Yere otur
öğütmek
yiyecekleri çok küçük parçalara ayırmak
He ground the pepper
Karabiberi öğüttü
aralık
iki hareketli nesne arasındaki boşluk
Keep ground between the cars
Arabaların arasında aralık bırak
gerekçe
bir kararın veya inancın dayandığı neden
There is no ground for your complaint
Şikayetin için bir gerekçe yok
her yerde
Sahnedeher yerde veya her yere
I looked everywhere for my keys
Anahtarlarımı her yerde aradım
kovuşturma
Sahnedebirine karşı mahkemede yasal işlem başlatılması süreci
The prosecution of the suspect began today
Şüphelinin kovuşturması bugün başladı
savcılık
mahkemede sanığın suçlu olduğunu kanıtlamaya çalışan taraf
The prosecution presented their evidence
Savcılık kanıtlarını sundu
uğraşmak
birini rahatsız etmek veya başını belaya sokmak
Don't mess with him
Onunla uğraşma
takılmak
birine şaka yapmak veya oyun oynamak
I was just messing with you
Sadece sana takılıyordum
serbest bırakmak
Sahnedebir şeyi serbest bırakmak veya salmak
He decided to unleash the dog
Köpeği serbest bırakmaya karar verdi
vahşetler
Sahnedeaşırı derecede zalimce veya şok edici eylemler
The war caused many atrocities
Savaş birçok vahşete neden oldu
kandırmak
Sahnedebirini yalan söyleyerek aldatmak
Don't try to bs me
Beni kandırmaya çalışma
saçmalık
doğru olmayan veya saçma olan şey
That is total bs
Bu tamamen saçmalık
saçmalık
doğru olmayan veya mantıksız ifade
That story is total bs
O hikaye tamamen saçmalık
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
dokunmak
Sahnedeelini bir şeye koymak
Do not touch the glass
Cama dokunma
duygulandırmak
birinin duygularını etkilemek
Your kind words touched me
Nazik sözlerin beni duygulandırdı
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal beceri
He has a professional touch
Profesyonel bir dokunuşu var
küçük bir miktar
bir şeyden çok küçük bir miktar
Add a touch of salt
Biraz
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
şekil
Sahnedebir şeyin görünür yapısı
The ice took a strange form
Buz garip bir şekil aldı
form
doldurulması gereken boşlukları olan kağıt
Fill out this form
Bu formu doldurun
oluşturmak
bir şeyi meydana getirmek veya yapmak
They will form a committee
Onlar bir komite oluşturacak
biçim
bir şeyin türü veya çeşidi
Ice is a form of water
Buz bir su biçimidir
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
bağırmak
birine yüksek sesle ve öfkeyle hitap etmek
Don't yell at me
Bana bağırma
iç çekişme
aynı grup üyeleri arasındaki çatışma
The party suffered from constant infighting
Parti sürekli iç çekişmelerden zarar gördü
düzleştirici
Sahnedebir şeyi düz hale getiren alet veya makine
The machine acts as a flattener for the metal plates
Bu makine metal plakalar için bir düzleştirici görevi görüyor
boşluk
Sahnedeboş bir alan veya his
He felt a void in his heart
Kalbinde bir boşluk hissetti
geçersiz kılmak
bir şeyi yürürlükten kaldırmak veya yasal geçerliliğini bozmak
You must void the contract
Sözleşmeyi geçersiz kılmalısın
boş
içinde hiçbir şey bulunmayan
The room was completely void
Oda tamamen boştu
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
bakmak
birine veya bir şeye göz kulak olmak
He takes care of his garden
O bahçesine bakıyor
bakımını yapmak
birinin veya bir şeyin bakımını gerçekleştirme
You must take care of your bike
Bisikletinin bakımını yapmalısın
sonuç
Sahnedebir eylemin sonucunda meydana gelen durum
Every action has a consequence
Her eylemin bir sonucu vardır
sarhoş
Sahnedeçok fazla alkol aldığı için kendinde olmayan
He is too drunk to drive
Araba sürmek için çok sarhoş
ayyaş
çok fazla alkol tüketen kişi
He is a drunk
O bir ayyaş
içilmiş
içilerek tüketilmiş
I have drunk all the water
Tüm suyu içtim
sarhoş
birine karşı çok güçlü bir çekim hissetmek
She was drunk with love
Aşkla sarhoş olmuştu
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
çarşaf
Sahnedeyatak üzerine serilen ince kumaş
I need a clean sheet for the bed
Yatak için temiz bir çarşafa ihtiyacım var
çarşaf
yatağı örtmek için kullanılan büyük kumaş parçası
I put a clean sheet on the bed
Yatağa temiz bir çarşaf serdim
kağıt
ince ve düz kağıt parçası
Please write your name on a sheet of paper
Lütfen adınızı bir kağıda yazın