

The Good Place — Season 4 Episode 5
Kelimeler ve anlamları
577 kelime
Seviye
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
Sahnedetalimatlara veya kurallara göre hareket etmek
Please follow the instructions
Lütfen talimatlara uyun
anlamak
Sahnedesöylenen bir şeyi kavrayabilmek
I do not follow you
Sizi anlamıyorum
takip etmek
bir şeyi düzenli olarak izlemek veya okumak
I follow the news every day
Her gün haberleri takip ediyorum
aptal
Sahnedeçok aptal veya budala olan kişi
Stop acting like a moron
Bir aptal gibi davranmayı bırak
aptal
çok aptal kişi
Don't be such a moron
Bu kadar aptal olma
salak
çok aptal kimse
He is acting like a total moron
Tam bir salak gibi davranıyor
-sa bile
bir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
uyarmak
Sahnedebirini olası bir tehlike hakkında bilgilendirmek
I warned him about the rain
Onu yağmur hakkında uyardım
yapışkan madde
Sahnedeyoğun, ıslak ve yapışkan madde
There is some green goo on the floor
Yerde biraz yeşil yapışkan madde var
dolu
bir şeyin içinde çok miktarda bulunan
The room is full of people
Oda insanlarla dolu
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
sorun
Sahnedeendişe veya zorluk yaratan konu
We have a serious issue to discuss
Tartışmamız gereken ciddi bir sorun var
düzenlemek
bir şeyi resmi olarak vermek
The government will issue a new passport
Hükümet yeni bir pasaport düzenleyecek
sayı
belirli bir zaman için basılan dergi veya gazete
Have you seen the latest issue of the magazine
Derginin son sayısını gördün mü
kale
Sahnedekalın duvarları ve kuleleri olan büyük ve güçlü bina
The king lives in a castle
Kral bir kalede yaşar
kale
satrançta yatay veya dikey hareket eden taş
I moved my castle to protect the king
Şahı korumak için kalemi hareket ettirdim
müthiş bir şey
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan şey
That car is a real doozy
Bu araba gerçekten müthiş bir şey
durdurulamaz
Sahnededurdurulması imkansız olan
The team is unstoppable this season
Takım bu sezon durdurulamaz
muhteşem
Sahnedeçok çekici veya güzel
You look gorgeous in that dress
Bu elbisenin içinde muhteşem görünüyorsun
deri kostüm
insan derisi gibi görünmek için tasarlanmış kıyafet
The alien wore a skin suit
Uzaylı bir deri kostümü giymişti
jöle
Sahnedesallandığında titreyen yumuşak tatlı bir yiyecek
The children enjoyed the strawberry jelly
Çocuklar çilekli jöleyi çok sevdi
jöle
meyve ve şekerden yapılan tatlı bir sürülmelik
I like grape jelly
Üzüm jölesini severim
jöle
meyveden yapılan tatlı ve yumuşak bir gıda
She ate the red jelly
Kırmızı jöleyi yedi
patlayıcı jel
yumuşak kıvamda olan bir patlayıcı madde
They used blasting jelly to remove the boulder
Kayayı kaldırmak için patlayıcı jel kullandılar
asi kız
toplumsal kurallara uymayan kadın
She acts like a bad girl who ignores the rules
Kuralları görmezden gelen asi bir kız gibi davranıyor
kadar
Sahnedebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
bir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
biraz
Sahnedekısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
numara
kısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
parça
bir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
ikinci
Sahnedebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
saniye
dakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
insanlık
Sahnedetüm insanların bütünü
Humanity must protect the earth
İnsanlık dünyayı korumalı
insanlık
grup olarak tüm insanlar
The future of humanity is bright
İnsanlığın geleceği parlak
eskiden yapmak
geçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
partiler
Sahnedeinsanların eğlenmek veya sosyalleşmek için toplandığı etkinlikler
I love going to parties
Partilere gitmeyi severim
grup
birlikte bir şeyler yapan insan topluluğu
We are meeting with the other parties today
Bugün diğer gruplarla buluşuyoruz
katlanmak
zor bir duruma sabretmek
You just have to suck it and keep working
Buna katlanıp çalışmaya devam etmelisin
yönetmek
Sahnedebir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
koşmak
yürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
birkaç
Sahnedeikiden fazla fakat çok olmayan
I have several books
Birkaç kitabım var
monolog
Sahnedebir kişinin yaptığı uzun konuşma
The actor delivered a long monologue
Oyuncu uzun bir monolog sundu
mış gibi yapmak
Sahnedebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
dönmek
Sahnedehızla kendi etrafında dönmek
The dancer started to spin
Dansçı dönmeye başladı
çarpıtmak
bir şeyi belirli bir bakış açısıyla sunmak
He put a positive spin on the news
Habere olumlu bir yorum kattı
kısa tur
bir araçla yapılan kısa yolculuk
We went for a quick spin
Hızlı bir tura çıktık
müzik çalmak
bir izleyici kitlesi için kayıtlı müzik çalmak
The DJ will spin some records at the party
DJ partide birkaç plak çalacak
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
yankı
Sahnedebir yüzeye çarpıp geri dönen ses
I heard an echo in the cave
Mağarada bir yankı duydum
tekrarlamak
başka birinin söylediğini yeniden söylemek
He echoed my words
Sözlerimi tekrarladı
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
mümkün
Sahnedeyapılması veya gerçekleşmesi imkan dahilinde olan
It is possible to finish the task today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
cilt
Sahnedevücudun dış tabakası
She has soft skin
Cildi çok yumuşak
ağır cezalandırmak
birini çok sert şekilde cezalandırmak
They will skin him for this
Bunun için onu ağır cezalandıracaklar
derisini yüzmek
bir şeyin dış tabakasını çıkarmak
He skinned the rabbit
Tavşanın derisini yüzdü
su kayağı
su üzerinde kayaklar yardımıyla çekilerek yapılan spor
He is good at water skiing
O su kayağında iyidir
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
beceri
Sahnedebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
utanç verici
Sahnedekişiyi kötü veya utanmış hissettiren
His behavior was shameful
Onun davranışı utanç vericiydi
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
tam anlamıyla
Sahnedekelimesi kelimesine veya tam olarak
I literally read every word of the book
Kitabın her kelimesini tam anlamıyla okudum
gerçekten
gerçek bir şekilde
I am literally exhausted today
Bugün gerçekten çok yorgunum
mevcut değil
Sahnedeulaşılamayan veya kullanılamayan
The product is unavailable
Ürün mevcut değil
müsait değil
görüşülmesi veya ulaşılması mümkün olmayan
He is unavailable today
O bugün müsait değil
iğrenç
Sahnedeçok tatsız veya itici
The food had a vile smell
Yemeğin iğrenç bir kokusu vardı
macera
Sahnedealışılmadık ve heyecan verici bir deneyim veya etkinlik
We had a great adventure in the mountains
Dağlarda harika bir macera yaşadık
modern
Sahnedeen yeni yöntemleri içeren
They have advanced ideas
Modern fikirleri var
ileri
üst seviyede olan
This is an advanced course
Bu ileri seviye bir ders
ileri
ileri bir yaşta olan
He is at an advanced age
O ileri bir yaşta
ileri seviye
yüksek bilgi veya beceriye sahip
She is an advanced student
O ileri seviye bir öğrenci
ata binme
atın üzerine oturup onu sürme eylemi
I enjoy horseback riding
Ata binmekten keyif alırım
binicilik
at sürme ile ilgili beceri veya aktivite
She takes horseback riding lessons
Binicilik dersleri alıyor
at biniciliği
atlar ile yapılan spor dalı
Horseback riding is a popular sport
At biniciliği popüler bir spordur
etrafında
Sahnedebir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
civarında
bir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
pençelemek
Sahnedekeskin tırnaklarla bir şeyi yırtmak veya çekmek
The cat clawed the sofa
Kedi kanepeyi pençeledi
pençe
bazı hayvanların ayaklarında bulunan kavisli ve keskin kısım
The eagle has a sharp claw
Kartalın keskin bir pençesi var
dikmek
Sahnedetohumları veya genç bitkileri toprağa ekmek
We plant seeds in spring
Baharda tohum dikeriz
tesis
endüstriyel veya teknik bir sürecin gerçekleştiği yer
He works at a power plant
Enerji santralinde çalışıyor
gizlice yerleştirmek
bir şeyi gizli bir yere koymak
They planted a bug in the room
Odaya gizlice bir dinleme cihazı yerleştirdiler
bitki
genellikle toprakta yetişen canlı bir varlık
I bought a new plant
Yeni bir bitki aldım
kaçmak
bir yerden kaçmak veya ayrılmak
The thief managed to get away
Hırsız kaçmayı başardı
uzaklaşmak
bir yerden veya kişiden ayrılmak
I need to get away from the noise
Gürültüden uzaklaşmam gerekiyor
ölmek
Sahnedehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
kulak
Sahnedeişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
bir şeyi anlama veya ayırt etme yeteneği
She has a good ear for music
Müziğe iyi bir kulağı var
çözmek
bir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
meşgul
Sahnedekullanımda olan veya başka bir işle uğraşan
The bathroom is occupied
Banyo dolu
en üst düzeye çıkarmak
Sahnedebir şeyi mümkün olan en yüksek seviyeye getirmek
We want to maximize our profits
Kârımızı en üst düzeye çıkarmak istiyoruz
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
bakmak
birine veya bir şeye göz kulak olmak
He takes care of his garden
O bahçesine bakıyor
bakımını yapmak
birinin veya bir şeyin bakımını gerçekleştirme
You must take care of your bike
Bisikletinin bakımını yapmalısın
hayal etmek
Sahnedezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hazırlamak
Sahnedekendini veya bir şeyi hazır hale getirmek
I need to prepare for the exam
Sınava hazırlanmam gerekiyor
hazırlamak
Sahnedeyiyecekleri yenmeye hazır hale getirmek
She is preparing dinner for us
O bizim için akşam yemeği hazırlıyor
hazırlamak
bir şeyi kullanım için hazır hale getirmek
Please prepare the room for the guests
Lütfen odayı misafirler için hazırlayın
mesaj
birine gönderilen bilgi
Please send me a message
Lütfen bana bir mesaj gönder
çevrelemek
Sahnedebir şeyin her tarafını sarmak
The walls surround the city
Duvarlar şehri çevreler
fırsat
Sahnedebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
Sahnedebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
kolay
Sahnedezor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
ezmek
Sahnedeüzerine baskı uygulayarak kırmak veya parçalamak
Crush the garlic
Sarımsağı ez
ezip geçmek
birini tamamen mağlup etmek
The army crushed the enemy
Ordu düşmanı ezip geçti
platonik aşk
birine karşı duyulan güçlü romantik çekim
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
hoşlanma
birine karşı duyulan romantik ilgi
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
farkında
Sahnedebir şeyden haberdar olan
I am aware of the problem
Sorunun farkındayım
bulmaca
Sahnededüşünme yeteneğini test eden bir oyun veya problem
I love doing crossword puzzles
Kare bulmaca çözmeyi severim
çözmek
zor bir sorunun cevabını bulmak
She puzzled out the difficult question
Zor soruyu çözdü
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
çalışmak
Sahnedeişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
dinlenmek
enerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
tanımak
Sahnededaha önce görülen birini veya bir şeyi hatırlayıp kim olduğunu anlamak
I didn't recognize him at first
Onu ilk başta tanıyamadım
kabul etmek
bir şeyin doğru veya önemli olduğunu kabul etmek
They finally recognized the need for change
Sonunda değişim gerekliliğini kabul ettiler
üzgün
Sahnedeüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
sap
bir nesneyi tutmaya yarayan parça
The door handle is broken
Kapı kolu kırık
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
spoiler uyarısı
sürpriz bozan bir bilgi hakkında uyarı
Spoiler alert, the hero dies
Spoiler uyarısı, kahraman ölüyor
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
yüzme
Sahnedevücudu kullanarak suda hareket etme eylemi
Swimming is a great exercise
Yüzme harika bir egzersizdir
yüzme
suda yüzme eylemi
I love swimming
Yüzmeyi severim
yüzme
suda hareket etme sporu veya etkinliği
Swimming is good for health
Yüzme sağlık için faydalıdır
yüzmek
vücudu kullanarak suda ilerlemek
She is swimming in the pool
O, havuzda yüzüyor
dışarı çık
bir yerden dışarı gelmek
Come on out and play
Dışarı gel ve oyna
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem