

The Good Place — Season 4 Episode 6
Kelimeler ve anlamları
639 kelime
Seviye
savunmak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarar görmemesi için korumak
The army defended the city
Ordu şehri savundu
endişe verici
Sahnedeendişe veya kaygı uyandıran
This is a troubling development
Bu endişe verici bir gelişme
gelecek zaman
gelecek zaman planı veya niyeti belirtir
I am going to study
Ders çalışacağım
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığınızı belirtir
We are going to move
Taşınmaya niyetliyiz
planlamak
bir şeyi yapmayı planlamak
She is going to cook
Yemek yapmayı planlıyor
gitmek
bir yere düzenli olarak gitmek
I am going to university
Üniversiteye gidiyorum
niyetinde olmak
bir şeyi yapmayı planlamak
I am going to sleep now
Şimdi uyumaya niyetliyim
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
dinlenmek
enerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
hemen
Sahnedebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
çözmek
Sahnedebir şeyin cevabını bulmak
I can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilirim
çözmek
Sahnedebir sorunun cevabını bulmak
I can solve this math problem
Bu matematik problemini çözebilirim
çözmek
bir soruna çözüm bulmak
They solved the problem
Sorunu çözdüler
üstesinden gelmek
Sahnedebir zorluğun veya sorunun üstesinden gelmeyi başarmak
She overcame her fear
Korkusunun üstesinden geldi
etkisi altına almak
birini çok güçlü bir şekilde etkilemek
She was overcome with emotion
Duygularının etkisi altına girdi
alay etmek
biriyle alay ederek gülmek
Don't make fun of him
Onunla alay etme
dalga geçmek
biriyle şakacı veya kaba bir şekilde eğlenmek
They make fun of my hair
Saçımla dalga geçiyorlar
tepeden bakmak
Sahnedebirine kendisinden daha üstün veya önemliymiş gibi davranmak
He tends to condescend to his younger colleagues
Genç meslektaşlarına karşı tepeden bakma eğiliminde
hakkında
Sahnedebir konu ile ilgili olma durumu
I have a question regarding the schedule
Program hakkında bir sorum var
ile ilgili
bir konuyla ilgili olarak
I have a question regarding the project
Proje ile ilgili bir sorum var
dikkate alma
bir şeye gösterilen özen veya düşünce
He is regarding the risks
Riskleri dikkate alıyor
sürdürmek
bir şeyi aynı seviyede yapmaya devam etmek
Keep up the good work
İyi iş çıkarmaya devam et
sürdürmek
bir şeyi aynı seviyede yapmaya devam etmek
Keep up the good work
İyi çalışmaya devam et
uykusunu kaçırmak
birinin uyumasını engellemek
The loud noise kept me up
Yüksek ses uykumu kaçırdı
ayak uydurmak
bir şeyin hızına yetişmek veya güncel kalmak
It is hard to keep up with him
Ona ayak uydurmak zor
cennet
iyi insanların ölümden sonra gittiği varsayılan yer
Everyone hopes to go to a good place when they die
Herkes öldüğünde iyi bir yere gitmeyi umar
iyi bir durum
hayatta olumlu bir hal veya koşul
She is finally in a good place in her life
Sonunda hayatında iyi bir noktada
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
kişilik
Sahnedebir kişinin kendine özgü nitelikleri
She has a strong personality
Onun güçlü bir kişiliği var
gömmek
Sahnedebir şeyi toprağın altına koymak
The dog buried its bone
Köpek kemiğini gömdü
gömmek
bir şeyle tamamen örtmek
The house was buried in snow
Ev kara gömüldü
ezmek
bir takımı büyük bir farkla yenmek
They buried the other team 5-0
Diğer takımı 5-0 ile ezdiler
gömmek
bir şeyi bulunamayacak bir yere koymak
The dog likes to bury its bone
Köpek kemiğini gömmeyi sever
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
hadi
Sahnedebir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
simit atıştırmalığı
üzerinde çeşitli malzemeler bulunan tek lokmalık küçük simit parçası
I ate some bagel bites for a snack
Atıştırmalık olarak birkaç tane simit parçası yedim
eylem
Sahnedeyapılan veya gerçekleşen bir şey
Take action now
Şimdi harekete geç
motor
başlamak için verilen işaret
The director shouted action
Yönetmen motor diye bağırdı
mekanizma
bir silahın doldurmasını ve ateşlemesini sağlayan hareketli parçalar
The gun's action is smooth
Silahın mekanizması düzgün çalışıyor
on
Sahnede10 sayısı
I have ten apples
On tane elmam var
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
ölmek
Sahnedehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
biliyordu
Sahnedebir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
biliyordu
bir konuda bilgi sahibi olmak
I knew the answer
Cevabı biliyordum
çok dikkatli davranmak
birini kızdırmamak için çok dikkatli hareket etmek
I have to walk on eggshells around my boss
Patronumun yanında çok dikkatli davranmak zorundayım
temkinli olmak
birini gücendirmemek adına aşırı tedbirli olmak
She walks on eggshells whenever her father is angry
Babası kızgın olduğunda o her zaman temkinli olur
çok dikkatli davranmak
birini kızdırmaktan kaçınmak için aşırı titiz hareket etmek
He has to walk on eggshells around his boss
Patronunun yanında çok dikkatli davranması gerekiyor
yolculuk
Sahnedebir yerden başka bir yere yapılan seyahat
Have a nice trip
İyi yolculuklar
saçmalamak
aptalca veya mantıksızca davranmak
Stop tripping and listen to me
Saçmalamayı bırak ve beni dinle
ayağı takılmak
dengesini kaybedip neredeyse düşmek
I tripped over a rock
Bir taşa takıldım
tetiklemek
bir cihazı veya sistemi çalışmaya başlatmak
The sensor tripped the alarm
Sensör alarmı tetikledi
ırkçı
Sahnedeinsanların ırklarına dayalı adaletsiz inançlara sahip olan
He made a racist comment
Irkçı bir yorum yaptı
pastel boya
Sahnedeçizim yapmak için kullanılan renkli balmumu çubuk
The child used a red crayon
Çocuk kırmızı bir pastel boya kullandı
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
-e doğru
Sahnedebirine veya bir şeye doğru olan yön
She walked toward the door
Kapıya doğru yürüdü
doğru
birine veya bir şeye yönelik
He walked toward the door
O kapıya doğru yürüdü
düşünmek
fikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
şarkı
Sahnedesözleri olan müzik parçası
I love this song
Bu şarkıyı seviyorum
şarkı
sözleri olan kısa müzik parçası
She sang a short song
Kısa bir şarkı söyledi
sabit
Sahnededeğişmeyen veya hareket etmeyen
He has a steady job
Sabit bir işi var
düzene girmek
düzenli veya sakin hale gelmek
His heart rate steadied
Kalp atış hızı düzene girdi
sabit tutmak
bir şeyi veya birini daha az titrek veya daha dengeli hale getirmek
Hold the ladder steady
Merdiveni sabit tut
kişisel bilgisayar
Sahnedebireysel kullanım için tasarlanmış elektronik cihaz
I work on my PC all day
Bütün gün bilgisayarımda çalışıyorum
politik doğrucu
insanları incitmekten kaçınan dil kullanımı
They try to be PC at work
İş yerinde politik doğrucu olmaya çalışıyorlar
intikamcı
Sahnedekendisine kötülük yapana karşı öç alma isteği duyan
He is a vindictive person
O intikamcı biridir
fikir
Sahnedekişisel görüş veya yargı
What is your opinion?
Senin fikrin nedir?
görüş
bir konu hakkındaki kişisel düşünce veya yargı
What is your opinion on this topic
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
takma ad
Sahnedegerçek ismin yerine kullanılan isim
My nickname is Sam
Takma adım Sam
lakap
birine verilen samimi veya komik isim
He has a funny nickname
Onun komik bir lakabı var
alev alev
Sahnedeateşler içinde olan veya çok sıcak
The flaming torch lit up the cave
Alev alev yanan meşale mağarayı aydınlattı
olanaklar
Sahnedeolabilecek veya yapılabilecek şeyler
There are many possibilities for the future
Gelecek için birçok olanak var
insanlar
Sahnedeinsanların genel adı
Humans make mistakes sometimes
İnsanlar bazen hata yapar
insanoğlu
biyolojik bir tür olarak homo sapiens
Humans are an intelligent species
İnsanoğlu zeki bir türdür
mahalle
Sahnedebir kasaba veya şehirdeki bölge veya topluluk
I live in a quiet neighborhood
Sessiz bir mahallede yaşıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
gin remi
bir çeşit iskambil oyunu
They played gin rummy all night
Bütün gece gin remi oynadılar
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
unutmak
Sahnedebir şeyi akılda tutamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
kalkıp
bir işi beklenmedik şekilde yapmak
He up and left the party
Partiden kalkıp gitti
kesinlikle
kesin olarak
I will be there for sure
Kesinlikle orada olacağım
kadar
Sahnedebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
bir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
savaşlar
Sahnedeülkeler veya gruplar arasındaki silahlı mücadele hali
Many wars happened in the past
Geçmişte birçok savaş yaşandı
savaşlar
ülkeler veya gruplar arasındaki çatışma dönemi
There have been many wars
Birçok savaş oldu
çatışmalar
gruplar veya ülkeler arasındaki kavgalar
Wars are terrible
Savaşlar korkunçtur
çatışmalar
ülkeler veya gruplar arasındaki büyük organize kavgalar
The leaders wanted to avoid new wars
Liderler yeni çatışmalardan kaçınmak istedi
benlik
Sahnedekişinin kendi varlığıyla ilgili algısı
He has a strong ego
Güçlü bir benliği var
ego
kişinin kendisini aşırı önemli görmesi
His ego is too big
Egosu çok büyük
ego
kişinin kendi değerine dair düşüncesi
His big ego prevented him from apologizing
Büyük egosu özür dilemesine engel oldu
kanama
Sahnedebir yaradan kan gelmesi
The wound is bleeding
Yara kanıyor
sömürme
birinin elindeki tüm parayı tüketme
These costs are bleeding our budget
Bu masraflar bütçemizi sömürüyor
aşırı
aşırı derecede
It is bleeding cold today
Bugün hava aşırı soğuk
kalça
Sahnedevücudun üzerine oturulan kısmı
She shook her booty
Kalçasını salladı
ganimet
zorla ele geçirilen değerli eşyalar
The pirates found the booty
Korsanlar ganimeti buldu
hızlıca
Sahnedehızlı bir şekilde veya gecikmeden
He ran quickly to the bus
Otobüse hızlıca koştu
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
kazanmak
Sahnedebir yarışmada birinci olmak
We want to win the game
Oyunu kazanmak istiyoruz
kazanmak
Sahnedebirinin desteğini veya sevgisini elde etmek
She tried to win his trust
Onun güvenini kazanmaya çalıştı
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
kırılganlık
Sahnedekolayca kırılabilme veya zarar görebilme durumu
The fragility of the glass surprised me
Camın kırılganlığı beni şaşırttı
çay
Sahnedeyapraklardan yapılan sıcak bir içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
hayran olmak
Sahnedebirine veya bir şeye saygı duymak ve onu beğenmek
I admire your courage
Cesaretine hayranım
hayranlıkla bakmak
bir şeye zevk alarak ve beğenerek bakmak
We stood there to admire the view
Manzarayı hayranlıkla seyretmek için orada durduk
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
sap
bir nesneyi tutmaya yarayan parça
The door handle is broken
Kapı kolu kırık
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
eğilimi olmak
Sahnedebelirli bir şekilde davranmaya meyilli olmak
I tend to wake up early
Erken uyanma eğilimim var
bakmak
bir şeye bakmak veya onunla ilgilenmek
She tends the garden
Bahçeye bakıyor
ince
Sahnedebelirgin olmayan veya fark edilmesi zor olan
There is a subtle difference between the two
İkisi arasında ince bir fark var
uğraşmak
birini rahatsız etmek veya başını belaya sokmak
Don't mess with him
Onunla uğraşma
takılmak
birine şaka yapmak veya oyun oynamak
I was just messing with you
Sadece sana takılıyordum
korkak
Sahnedecesareti olmayan
It was a cowardly act
Korkakça bir hareketti
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
gülümsemek
Sahnedeağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
yüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
bir şekilde
Sahnedenasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde
I will finish it somehow
Onu bir şekilde bitireceğim
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
dürüstlük
Sahnededürüst olma ve güçlü ahlaki ilkelere sahip olma özelliği
He is a man of great integrity
O, büyük bir dürüstlüğe sahip bir adamdır
bütünlük
tam ve eksiksiz olma durumu
The structural integrity of the bridge is weak
Köprünün yapısal bütünlüğü zayıf
gerçek dışı
Sahnedegerçek olmayan veya doğru olmayan
The colors in the painting look unreal
Tablodaki renkler gerçek dışı görünüyor
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
kokusunu almak
Sahnedebir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
golf
Sahnedetopun deliklere sokulduğu bir spor
He plays golf on weekends
O hafta sonları golf oynar
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
neyse
Sahnedeönemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
her ne olursa olsun
her ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
seçim
Sahnedeseçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
iki veya daha fazla olasılık arasından tercih yapma durumu
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
özgüven
kişinin kendi değerine veya yeteneklerine olan inancı
He has high self esteem
Onun özgüveni yüksek
öz saygı
kişinin kendi değerine duyduğu güven
Respecting others helps your self esteem
Başkalarına saygı duymak öz saygınızı artırır
öz saygı
kişinin kendine ve değerine duyduğu güven
High self esteem leads to happiness
Yüksek öz saygı mutluluğa götürür
civarında
Sahnedebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
etrafında
Sahnedebir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz