

The Good Place — Season 4 Episode 11
Kelimeler ve anlamları
572 kelime
Seviye
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Mmm, I am not sure
Hmm, emin değilim
mmm
yemek yerken alınan keyfi belirten ses
Mmm, this cake is delicious
Mmm, bu kek çok lezzetli
fırlatmak
Sahnedebir şeyi havaya atmak veya göndermek
He cast the line into the water
Olta iğnesini suya fırlattı
oyuncu kadrosu
bir film veya oyundaki oyuncuların tamamı
The cast was great
Oyuncu kadrosu harikaydı
alçı
kırık bir kemiği desteklemek için kullanılan sert sargı
He has a cast on his arm
Kolunda alçı var
görünüş
bir şeyin dıştan izlenimi veya sahip olduğu renk tonu
Her face had a sad cast
Yüzünde hüzünlü bir görünüş vardı
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans partisi
Sahnedeinsanların dans ettiği sosyal etkinlik
We went to the dance last night
Dün gece dans partisine gittik
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
fotoğraf albümü
Sahnedefotoğrafların konulduğu boş sayfalı kitap
Look at this old photo album
Bu eski fotoğraf albümüne bak
albüm
Sahnedetek bir diskteki müzik parçaları koleksiyonu
Her new album is great
Onun yeni albümü harika
albüm
bir sanatçı tarafından yayınlanan şarkılar koleksiyonu
She released a new album
O yeni bir albüm yayınladı
gelecek
Sahnedeşu andan sonra gerçekleşecek olan
We need to think about future generations
Gelecek nesilleri düşünmemiz gerekiyor
gelecek
Sahnedegelecek olan zaman
I hope for a better future
Daha iyi bir gelecek umuyorum
gelecek
şimdiden sonraki zaman dilimi
No one knows what will happen in the future
Gelecekte ne olacağını kimse bilmez
yavaş
Sahnededüşük hızda olan
The train is very slow
Tren çok yavaş
yavaşlatmak
hızını düşürmek
Please slow the car down
Lütfen arabayı yavaşlat
yavaş
düşük bir hızla veya az bir hareketle gerçekleşen
Business was slow today
Bugün işler yavaştı
mat etmek
Sahnederakibin şahını kıstırarak satranç oyununu kazanmak
I can mate the king in two moves
Şahı iki hamlede mat edebilirim
arkadaş
bir arkadaş için kullanılan gayriresmi kelime
He is my best mate
O benim en iyi arkadaşım
eş
ilişkide size mükemmel şekilde uyan kişi
She found her soul mate
Ruh eşini buldu
kaptan yardımcısı
gemi kaptanına yardım eden görevli
The mate checked the ship supplies.
Kaptan yardımcısı gemi malzemelerini kontrol etti.
penis
Sahnedeerkek üreme organı
The penis is part of the reproductive system
Penis, üreme sisteminin bir parçasıdır
penis
erkek cinsel organı
The doctor examined the penis
Doktor penisi muayene etti
penis
erkek cinsel organı
The penis is a male reproductive organ
Penis bir erkek üreme organıdır
artmak
Sahnedebir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
inşa etmek
parçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
sürüm
bir yazılımın veya sistemin belirli bir versiyonu
This is the latest build of the software
Bu yazılımın en son sürümüdür
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
tebaa
Sahnedebir hükümdarın yönetimi altında yaşayan kişi
He is a subject of the king
Kralın bir tebaasıdır
konu
Sahnedetartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
maruz bırakmak
birini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
özne
bir cümlede eylemi gerçekleştiren kişi veya nesne
The cat is the subject of the sentence
Kedi cümlenin öznesidir
kedi
Sahnedeküçük tüylü bir evcil hayvan
The cat is sleeping
Kedi uyuyor
kedi
tüylü ve genellikle evcil hayvan olarak beslenen küçük bir memeli
The cat is sleeping on the sofa
Kedi kanepede uyuyor
riske atmak
Sahnedebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
özgüven
kişinin kendi değerine veya yeteneklerine olan inancı
He has high self esteem
Onun özgüveni yüksek
öz saygı
kişinin kendi değerine duyduğu güven
Respecting others helps your self esteem
Başkalarına saygı duymak öz saygınızı artırır
öz saygı
kişinin kendine ve değerine duyduğu güven
High self esteem leads to happiness
Yüksek öz saygı mutluluğa götürür
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
mimar
Sahnedebinaları tasarlayan kişi
He is a talented architect
O yetenekli bir mimardır
mimar
Sahnedebinaları tasarlayan kişi
She is a professional architect
O profesyonel bir mimardır
eğitmek
Sahnedebir beceri öğretmek veya hazırlamak
They train the new employees
Yeni çalışanları eğitirler
tren
raylar üzerinde hareket eden birbirine bağlı vagonlar dizisi
I go to work by train
İşe trenle giderim
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
darbe
Sahnedehükümetin zor kullanılarak ani bir şekilde değiştirilmesi
The government was overthrown in a sudden coup
Hükümet ani bir darbeyle devrildi
darbe
bir hükümetin aniden ve şiddetle devrilmesi
The military staged a coup
Ordu darbe yaptı
hiç kimse
Sahnedehiçbir insan
Nobody is home
Evde hiç kimse yok
önemsiz kimse
hiçbir önemi olmayan kişi
He felt like a nobody
Kendini önemsiz biri gibi hissetti
hiç kimse
hiçbir insan
Nobody was in the room
Odada hiç kimse yoktu
önemsiz biri
önemli veya etkili olmayan kişi
He felt like a nobody at school
Okulda kendini önemsiz biri gibi hissediyordu
laf sokmak
birine dolaylı yoldan hakaret etmek veya küçümseyici sözler söylemek
She threw shade at her friend during the party
Parti sırasında arkadaşına laf soktu
kas
Sahnedehareket sağlamak için kasılan doku
He has strong muscles
Onun güçlü kasları var
güç
fiziksel kuvvet
They needed some muscle to move the piano
Piyanoyu taşımak için biraz güce ihtiyaçları vardı
kas arabası
güçlü bir motora sahip yüksek performanslı araba
He drives a powerful muscle car
Güçlü bir kas arabası sürüyor
zorla yaptırmak
birine bir şey yaptırmak için güç veya kuvvet kullanmak
They muscled him to accept the deal
Anlaşmayı kabul etmesi için onu zorladılar
duymak
Sahnedebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
oryantasyon
Sahnedeinsanlara yeni bir yeri veya işi tanıtan oturum
I have an orientation meeting tomorrow
Yarın bir oryantasyon toplantım var
yönelim
bir şeyin baktığı veya konumlandığı yön
The building has a southern orientation
Binanın güney yönelimi var
tekne
Sahnedesuda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
bot
suda seyahat etmek için kullanılan küçük araç
I have a small boat
Küçük bir botum var
tekne
su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük araç
We took a boat to the island
Adaya tekneyle gittik
bot
su üzerinde yolculuk yapmak için kullanılan küçük taşıt
They use a small boat for fishing
Balık tutmak için küçük bir bot kullanıyorlar
pay
Sahnedebir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
ortak kullanmak
Sahnedebir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
paylaşmak
bir şeyin bir kısmını başkalarına vermek
I share my toys
Oyuncaklarımı paylaşırım
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
Sahnedegizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
söylemek
Sahnedekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
en yüksek
Sahnedeen büyük seviye veya miktar
This is the highest price
Bu en yüksek fiyat
en yüksek
tabandan tavana en uzun olan
Mount Everest is the highest mountain
Everest Dağı en yüksek dağdır
en yüksek
rütbe veya önem bakımından en üst seviyede olan
He holds the highest rank in the army
Orduda en yüksek rütbeye sahip
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
geçmek
Sahnedebir yerin veya zamanın ötesinde olmak
It is past ten
Saat onu geçti
geçmiş
şimdiki zamandan önce olan
In the past, life was simple
Geçmişte hayat basitti
sonsuzluk
Sahnedesonu olmayan zaman
They promised to love each other for eternity
Birbirlerini sonsuza dek seveceklerine söz verdiler
yönetmen
Sahnedebir film veya projeyi yöneten kişi
The director filmed a new movie
Yönetmen yeni bir film çekti
müdür
bir organizasyonu veya projeyi yöneten kişi
He is the director of the company
O şirketin müdürüdür
yönetmen
filmlerin çekimini yöneten kişi
The director shouted at the actors
Yönetmen oyunculara bağırdı
güncel
Sahnedeşu an gerçekleşen veya var olan
What is your current address
Güncel adresiniz nedir
akıntı
belirli bir yöne doğru hareket eden su
The current is very strong here
Buradaki akıntı çok güçlü
akım
elektrik yükünün hareketi
The current flows through the wire
Akım telin içinden geçer
balıkçılık
Sahnedebalık yakalama sporu veya uğraşı
Fishing is a popular hobby
Balıkçılık popüler bir hobidir
balık tutmak
balık yakalamaya çalışmak
I like fishing
Balık tutmayı severim
balık tutma
balık yakalama eylemi
We spent the afternoon fishing
Öğleden sonrayı balık tutarak geçirdik
balık tutma
balık yakalama etkinliği
Fishing is a relaxing hobby
Balık tutma rahatlatıcı bir hobidir
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
asla ama asla
hiçbir zaman
I will never ever do that again
Bunu bir daha asla yapmayacağım
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
kalkıp
bir işi beklenmedik şekilde yapmak
He up and left the party
Partiden kalkıp gitti
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
yeni
Sahnedeyeni yapılmış veya eski olmayan
I need a fresh start
Yeni bir başlangıca ihtiyacım var
taze
bayatlamamış, temiz ve hoş
The bread is fresh
Ekmek taze
taze
yeni ve en son edinilen bilgi
I got fresh news about the event
Etkinlikle ilgili taze haberler aldım
amaç
Sahnedebir şeyin yapılma nedeni
What is the purpose of this meeting?
Bu toplantının amacı nedir?
kadar
Sahnedebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
bir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
patlıcan
Sahnedeyemeklerde kullanılan mor renkli bir sebze
I like eggplant
Patlıcanı severim
küresel konumlandırma sistemi
Sahnededünya çapında yer tespiti sağlayan teknoloji
The gps helps us track our route
Gps rotamızı takip etmemize yardımcı oluyor
gps cihazı
yerinizi bulmaya yarayan elektronik araç
I used my gps to find the hotel
Oteli bulmak için gps cihazımı kullandım
gps ile takip etmek
uydu kullanarak bir şeyin konumunu bulmak
They can gps track the missing car
Kayıp arabayı gps ile takip edebiliyorlar
navigasyon cihazı
uyduları kullanarak konumu gösteren cihaz
I used the GPS to find the way
Yolu bulmak için GPS kullandım
daha derin
Sahnedederinliği daha fazla olan
The river is deeper here
Nehir burada daha derin
daha derine
daha aşağıya doğru
Go deeper into the cave
Mağaranın daha derinine git
daha derin
çoğu insan tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
This book has a deeper meaning
Bu kitabın daha derin bir anlamı var
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
kafa karıştırmak
Sahnedebirinin bir şeyi anlamasını zorlaştırmak
The instructions confuse me
Talimatlar kafamı karıştırıyor
karıştırmak
birini veya bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I often confuse the twins
İkizleri sık sık karıştırırım
yanıltmak
birini yanlış düşünmeye sevk etmek
The false information confused the witnesses
Yanlış bilgi tanıkları yanılttı
kafasını karıştırmak
birinin zihnini bulandırmak
The complicated instructions confused the students
Karmaşık talimatlar öğrencilerin kafasını karıştırdı
kurtulmak
bir şeyi veya birini uzaklaştırmak
I want to get rid of this old chair
Bu eski sandalyeden kurtulmak istiyorum
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
düşünce
Sahnedebir fikir veya görüş
It was a great thought
Bu harika bir düşünceydi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
yığın
Sahnedeüst üste konulmuş şeyler grubu
There is a pile of books on the table
Masanın üzerinde bir kitap yığını var
yığmak
nesneleri üst üste koyarak birikinti oluşturmak
He piled the books on the desk
Kitapları masanın üstüne yığdı
gitar
Sahnedeparmaklarla veya pena ile çalınan telli bir müzik aleti
I play the guitar
Gitar çalarım
uygulamak
Sahnedebir planı veya sistemi hayata geçirmek
The company will implement a new policy
Şirket yeni bir politika uygulayacak
alet
iş yapmak için kullanılan nesne
He used a useful implement
İşe yarar bir alet kullandı
şarkı söylemek
Sahnedesesiyle müzikal sesler çıkarmak
I like to sing
Şarkı söylemeyi severim
beklenmedik bir şekilde
Sahnedebeklenmeyen bir şekilde
He arrived unexpectedly
Beklenmedik bir şekilde geldi
israf etmek
Sahnedebir şeyi boş yere harcamak
Don't waste your money
Paranı israf etme
kafası güzel
çok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
atık
istenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
ezip geçmek
birini bir yarışmada veya kavgada kolayca yenmek
They wasted their opponents in the game
Onlar oyunda rakiplerini ezip geçti
sınav
Sahnedebilgi veya yeteneği ölçmek için hazırlanan sorular bütünü
I have a math test tomorrow
Yarın matematik sınavım var
denemek
Sahnedekalitesini kontrol etmek için bir şeyi denemek
I want to test the new car
Yeni arabayı denemek istiyorum
tahlil
tıbbi bir durumu kontrol etmek için yapılan işlem
The doctor ordered a blood test
Doktor kan tahlili istedi
sınav
bilgiyi ölçmek için hazırlanan sorular bütünü
She failed the history test
Tarih sınavından kaldı
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
This movie is wonderful
Bu film harika
müthiş
çok iyi veya memnuniyet verici
We had a wonderful time
Müthiş vakit geçirdik
harika
çok iyi veya hoş olan
We had a wonderful time
Harika bir zaman geçirdik
huysuz
Sahnedekötü ruh hali içinde olan ve kolayca sinirlenen
He is grumpy in the morning
O sabahları huysuzdur
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
bir şekilde
Sahnedenasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde
I will finish it somehow
Onu bir şekilde bitireceğim
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
ile birlikte
birine veya bir şeye eşlik ederek
He came along with his friend
Arkadaşıyla birlikte geldi
başlatmak
yeni bir dönemin veya durumun başlamasına neden olmak
The internet ushered in a new age of communication
İnternet yeni bir iletişim çağı başlattı
ton balığı
Sahnedegıda olarak kullanılan büyük bir balık türü
I like tuna sandwiches
Ton balıklı sandviçleri severim
büyütmek
Sahnedebir çocuğu yetişkin olana kadar bakmak
She raised three children
Üç çocuk büyüttü
toplamak
bir grup insanı bir araya getirmek
They raised an army
Bir ordu topladılar
artırmak
bir şeyi daha yüksek veya daha büyük yapmak
The shop raised the prices
Mağaza fiyatları artırdı
gündeme getirmek
bir konuyu konuşulması için başlatmak
They raised an important issue
Önemli bir konuyu gündeme getirdiler
kendinden bir şeyler bulabileceğin
Sahnedebir kişinin kendini yakın hissettiği veya anlayabildiği
This movie character is very relatable
Bu karakter bana çok yakın geliyor
motor
Sahnedebaşlamak için verilen işaret
The director shouted action
Yönetmen motor diye bağırdı
eylem
yapılan veya gerçekleşen bir şey
Take action now
Şimdi harekete geç
mekanizma
bir silahın doldurmasını ve ateşlemesini sağlayan hareketli parçalar
The gun's action is smooth
Silahın mekanizması düzgün çalışıyor
ders
Sahnedebir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
sınıf
birlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
şıklaştırmak
bir şeyi daha iyi veya zarif bir hale getirmek
We need to class up this living room
Bu oturma odasını şıklaştırmamız gerekiyor
kötü kokulu
Sahnedekötü bir kokusu olan
These socks are stinky
Bu çoraplar kötü kokulu
gömmek
Sahnedebir şeyle tamamen örtmek
The house was buried in snow
Ev kara gömüldü
ezmek
bir takımı büyük bir farkla yenmek
They buried the other team 5-0
Diğer takımı 5-0 ile ezdiler
gömmek
bir şeyi toprağın altına koymak
The dog buried its bone
Köpek kemiğini gömdü
gömmek
bir şeyi bulunamayacak bir yere koymak
The dog likes to bury its bone
Köpek kemiğini gömmeyi sever