The Mentalist — 1. Sezon Bölüm 16
Kelimeler ve anlamları
528 kelime
Seviye
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
ebeveyn
bir çocuğun annesi veya babası
My parent is very kind
Ebeveynim çok nazik
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
incelemek
Sahnedebir şeyi dikkatlice kontrol etmek
I will audit the report
Raporu inceleyeceğim
denetlemek
bir şeyi resmi olarak kontrol etmek
The accountant will audit the books
Muhasebeci defterleri denetleyecek
duymak
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya birinden bilgi almak
I heard the news yesterday
Dün haberleri duydum
duymak
bilgi edinmek
I heard the news today
Haberleri bugün duydum
duymak
kulakla işitmek
I heard a loud noise
Yüksek bir ses duydum
duymak
bir haberi veya bilgiyi öğrenmek
I heard that he is leaving
Onun ayrılacağını duydum
duygusal
Sahnededuygularını yoğun yaşayan
She is an emotional person
O duygusal bir insandır
duygusal
Sahnededuygularla veya hislerle ilgili olan
He gave an emotional speech
O duygusal bir konuşma yaptı
duygusal
duygularla ilgili olan
This is an emotional issue
Bu duygusal bir konu
susturmak
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek
She tried to shush the kids
Çocukları susturmaya çalıştı
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
birine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
bir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
çökmek
Sahnedeaniden yere yıkılmak
The building collapsed
Bina çöktü
çöküş
fiziksel veya zihinsel sağlığın aniden bozulması
He suffered a total physical collapse
Tam bir fiziksel çöküş yaşadı
çökmek
aniden faaliyet göstermeyi veya var olmayı durdurmak
The entire system collapsed suddenly
Tüm sistem aniden çöktü
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
ters
Sahnedezıt yön veya sıra
Please reverse the order of the list
Lütfen listenin sırasını tersine çevirin
tersine çevirmek
Sahnedebir şeyin yönünü aksi tarafa döndürmek
The car started to reverse down the street
Araba sokakta geri gitmeye başladı
geri almak
bir durumu eski haline getirmek
We must reverse the damage to the environment
Çevreye verilen zararı geri almalıyız
yavaşça
Sahnededüşük bir hızda; hızlı değil
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
yavaşça
düşük bir hızla
He speaks slowly
O yavaşça konuşuyor
yavaş
hızlı olmayacak şekilde
The car moved slowly
Araba yavaş hareket etti
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından tanınan
He is a known singer
O ünlü bir şarkıcıdır
bilinen
hakkında bilgiye sahip olunan
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
tanıdık
daha önce karşılaşılan veya aşina olunan
This melody sounds known
Bu melodi tanıdık geliyor
tanınmış
birçok kişi tarafından bilinen
He is a known author
O tanınmış bir yazar
kat
Sahnedebir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
zemin
bir odada üzerinde yürüdüğünüz yüzey
Please clean the floor
Lütfen zemini temizleyin
gazlamak
bir aracın pedalına sonuna kadar basmak
He decided to floor it on the highway
Otoyolda gaza sonuna kadar basmaya karar verdi
meraklı
Sahnedebaşkalarının özel hayatıyla aşırı ilgilenen
My neighbor is very nosy
Komşum çok meraklı
meraklı
başkalarının özel hayatıyla gereğinden fazla ilgilenen kimse
She is a very nosy neighbor
O çok meraklı bir komşu
otopark
Sahnedearaçların geçici olarak bırakıldığı yer
Is there a parking nearby
Yakınlarda bir otopark var mı
park etmek
bir taşıtı belirli bir yere bırakmak
I am parking the car
Arabayı park ediyorum
uğramak
Sahnedekısa süreliğine ziyaret etmek
Please come by tomorrow
Lütfen yarın uğra
elde etmek
bir şeyi edinmek veya bulmak
How did you come by this book
Bu kitabı nasıl elde ettin
uğramak
bir yere veya birine kısa süreliğine ziyaret gerçekleştirmek
Come by my office later
Daha sonra ofisime uğra
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
endişe
Sahnedesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
ilgilendirmek
Sahnedebir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
iki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
alışılmadık
Sahnedenormal olmayan veya nadir görülen
It is unusual to snow here in April
Burada nisan ayında kar yağması alışılmadık bir durumdur
sıradışı
alışılmışın dışında olan
She has an unusual talent
Onun sıradışı bir yeteneği var
daha sonra
Sahnedegelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
vakitli değil
Sahnedekararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
sonra
bir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
sonra
şimdiki zamandan daha ileri bir vakit
I will see you later
Seni daha sonra göreceğim
daha sonra
şimdiki zamandan sonraki bir vakitte
I will call you later
Seni daha sonra arayacağım
daha sonra
şu andan sonraki bir zamanda
I will call you later
Seni daha sonra arayacağım
iki odaklı gözlük
Sahnedehem yakını hem uzağı görmeyi sağlayan gözlük
He wears bifocal glasses to read and see far
Okumak ve uzağı görmek için iki odaklı gözlük takıyor
dondurmak
Sahnedebir faaliyetin veya işlemin geçici olarak durdurulması
The company decided to freeze the hiring process
Şirket işe alım sürecini dondurmaya karar verdi
donmak
sıvının katı hale geçmesi
Water will freeze at zero degrees
Su sıfır derecede donar
dondurucu
aşırı derecede soğuk olan hava
The weather outside is freezing
Dışarıdaki hava dondurucu
donmak
çok soğuyup buz haline gelmek
Water will freeze at zero degrees
Su sıfır derecede donar
yeniden evlenmek
Sahnedeboşanma veya eşin ölümü sonrası tekrar evlenmek
He decided to remarry
Yeniden evlenmeye karar verdi
çimdiklemek
Sahnedebirinin derisini parmaklarıyla sıkıştırmak
Don't pinch me
Beni çimdikleme
bir tutam
bir şeyin çok küçük miktarı
Add a pinch of salt
Bir tutam tuz ekle
darlık
ihtiyaç duyulan bir şeyin zorlayıcı eksikliği
The family is in a financial pinch
Aile finansal bir darlık içinde
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
savaşmak
Sahnedebir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
iki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
pıhtı
Sahnededamar içinde oluşan kan kütlesi
The doctor found a blood clot in his leg
Doktor bacağında bir kan pıhtısı buldu
pıhtılaşmak
kan gibi sıvıların kalınlaşıp katılaşması
The blood began to clot
Kan pıhtılaşmaya başladı
ahmak
aptal veya budala bir kimse
Don't be such a clot
Bu kadar ahmak olma
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
araç yolculuğu
Sahnedebir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürmek
hareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
binmek
bir aracın üzerine oturup gitmek
I like to ride my bike
Bisikletime binmeyi seviyorum
affedersiniz
Sahnedenazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
affetmek
bir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
bir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
acayip
bir şeyi kuvvetle vurgulamak için kullanılan argo ifade
This is freakin amazing
Bu acayip harika
lanet
bir şeye duyulan öfkeyi vurgulayan kaba bir söz
Shut that freakin door
Kapat şu lanet kapıyı
acayip
bir durumu vurgulamak için kullanılan günlük bir ifade
It is freakin cold today
Bugün acayip soğuk
lanet
çok sinir bozucu veya rahatsız edici
Stop that freakin noise
Şu lanet sesi kes
fena halde
güçlü bir duygu veya vurguyu belirtmek için kullanılan söz
That was freakin' amazing
Bu inanılmaz derecede harikaydı
kanepe
Sahnedeiki veya daha fazla kişinin oturabileceği uzun yumuşak koltuk
I sat on the couch
Kanepeye oturdum
ifade etmek
bir düşünceyi belirli bir biçimde dile getirmek
The request was couched in polite terms
İstek nazik bir dille ifade edilmişti
plak
Sahnedemüzik veya ses depolayan düz disk
I listen to music on an old record
Eski bir plaktan müzik dinliyorum
kayıt
Sahnedeolayların veya gerçeklerin yazılı ya da sözlü hesabı
The police have a record of the accident
Polisin kaza ile ilgili bir kaydı var
rekor
şimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
bahsetmek
Sahnedebir kişi veya şey hakkında konuşmak veya tanımlamak
Please do not refer to that event again
Lütfen o olaydan bir daha bahsetme
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He referred to the book during the lecture
Ders sırasında kitaptan bahsetti
yönlendirmek
birini yardım veya karar için başka bir yere veya kişiye göndermek
My doctor will refer me to a specialist
Doktorum beni bir uzmana yönlendirecek
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
çalışan
Sahnedebir işveren için çalışan kişi
He is a new employee
O, yeni bir çalışan
çalışma masası
Sahnedeyazı yazmak veya çalışmak için kullanılan düz yüzeyli mobilya
The book is on the desk
Kitap masanın üzerinde
masa
üstünde yazı yazılan veya çalışılan mobilya
Please put the book on the desk
Lütfen kitabı masanın üstüne koy
masada çalışmak
bir masanın başında oturup iş yapmak
I will desk for the whole day
Bütün gün masada çalışacağım
uğramak
Sahnedebir kişi veya yeri kısa süreliğine ziyaret etmek
I will stop by your office later
Daha sonra ofisine uğrayacağım
uğramak
kısa süreliğine birini ziyaret etmek
I will stop by later
Daha sonra uğrayacağım
baston
Sahnedeyürümeye yardımcı olmak için kullanılan uzun ve ince bir araç
He uses a cane to walk
Yürümek için baston kullanıyor
değnekle dövmek
birini sopayla vurmak
The teacher caned the naughty student
Öğretmen yaramaz öğrenciyi değnekle dövdü
kamış
sert gövdeli uzun bir bitki
Sugar cane is a tall plant
Şeker kamışı uzun bir bitkidir
körlük
Sahnedegörme yetisinin olmaması
Blindness can be caused by disease
Körlük hastalıklardan kaynaklanabilir
pahalı
Sahnedeçok para tutan
This car is very expensive
Bu araba çok pahalı
düpedüz
tamamen veya kesinlikle
He is flat out lying
Düpedüz yalan söylüyor
tam
tamamen ya da kesinlikle olan
That was a flat-out lie
O tam bir yalandı
açıkça
açık ve dürüst bir şekilde
He flat out refused the offer
O teklifi açıkça reddetti
derin
Sahnedeyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
derin
çok güçlü veya yoğun
He has a deep love for music
Müziğe karşı derin bir sevgisi var
bu nedenle
Sahnedebu sebeple
I think, ergo I am
Düşünüyorum, öyleyse varım
ortak kullanmak
Sahnedebir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
arsa
Sahnedeküçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
sıklıkla
Sahnedebirçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
çok miktarda
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
kader
birinin hayatındaki koşullar veya durum
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
vahşi
Sahnedekorkutucu olacak şekilde güçlü ve öfkeli
The lion is a fierce animal
Aslan vahşi bir hayvandır
şiddetli
çok güçlü veya saldırgan
There is fierce competition
Şiddetli bir rekabet var
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
zihin
kişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
ertelemek
Sahnedebir şeyi yapmadan önce beklemek
Let's hold off on the decision
Kararı erteleyelim
savuşturmak
bir saldırıyı veya tehlikeyi uzaklaştırmak
The army held off the enemy
Ordu düşmanı savuşturdu
durdurmak
birinin ilerleyişine engel olmak
He held off the crowd
Kalabalığı durdurdu
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
tamam
Sahnedebir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
olumlu
Sahnedekötü şeyler yerine iyi şeyleri düşünen
Stay positive about the future
Gelecek hakkında olumlu kal
pozitif
bir şeyin doğru veya mevcut olduğunu gösteren
The test result was positive
Test sonucu pozitifti
artı
sıfırdan büyük olan matematiksel değer
Five is a positive number
Beş pozitif bir sayıdır
pozitif
bir maddenin veya durumun var olduğunu gösteren
The medical test was positive
Tıbbi test sonucu pozitifti
dürüstlük
Sahnededoğru ve adil olma özelliği
Honesty is very important
Dürüstlük çok önemlidir
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
affetmek
birinin yaptığı bir şey için ona kızmayı bırakmak
You should forgive him for his mistake
Onun hatası için onu affetmelisin
e-posta
Sahnedebilgisayar üzerinden gönderilen mesaj
I received an important e-mail
Önemli bir e-posta aldım
e-posta
internet üzerinden elektronik olarak gönderilen veya alınan mesaj
I received an important e-mail
Önemli bir e-posta aldım
posta
bir sistem aracılığıyla gönderilen mektuplar veya paketler
The mail arrives every morning
Posta her sabah gelir
e-posta göndermek
internet üzerinden elektronik mesaj iletmek
Please e-mail me the file
Lütfen dosyayı bana e-posta ile gönder
mülakat
Sahnedesoru sormak için yapılan resmi görüşme
I have a job interview tomorrow
Yarın bir iş mülakatım var
mülakat yapmak
resmi bir görüşmede birine sorular sormak
They will interview the candidates today
Adaylarla bugün mülakat yapacaklar
mülakat
birine soru sormak için yapılan toplantı
I have a job interview tomorrow
Yarın iş mülakatım var
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
sabah
Sahnedegünün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sadakatsiz
Sahnedeeşine veya arkadaşına sadık olmayan
He was unfaithful to his wife
Karısına sadakatsizdi
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
işe dönmek
Sahnedebırakılan bir göreve veya çalışmaya yeniden başlamak
You should do get back to work
İşe geri dönmelisin
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
açık
önünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
boğazını temizlemek
dikkat çekmek için boğazından ses çıkarmak
He cleared his throat before speaking
Konuşmadan önce boğazını temizledi
heyecan
Sahnedebir şey hakkında hissedilen aşırı heyecan
There is a lot of hype about the new movie
Yeni film hakkında çok fazla heyecan var
abartı
medyada yaratılan aşırı ilgi ve heyecan
There is a lot of hype about the new movie
Yeni film hakkında çok fazla abartı var
abartmak
bir şeyi daha önemli göstermek için yoğun tanıtım yapmak
They hyped up the new movie
Yeni filmi çok abarttılar
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
bozukluk
Sahnedevücudun bir bölümünün normalden daha az iyi çalışması durumu
He has a hearing impairment
Onun işitme bozukluğu var
niyet
Sahnedeyapmak veya başarmak istenen şey
My intention is to learn English
Niyetim İngilizce öğrenmek
aptalca
Sahnedeakıl ve mantıktan yoksun
That was a silly mistake
Bu aptalca bir hataydı
dağlık bölge
Sahnedeyüksek ve dağlık bir bölge
They live in the highlands
Dağlık bölgede yaşıyorlar
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
geliştirmek
Sahnedebir şeyi daha iyi hale getirmeye çalışmak
He works on his English skills
İngilizce becerilerini geliştiriyor
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde durmak
bir sorunu çözmeye veya halletmeye çalışmak
I need to work on this problem
Bu problem üzerinde durmam gerekiyor
uğraşmak
bir şey için zaman ve çaba harcamak
She is working on her painting
O resim üzerinde uğraşıyor
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevgili
sevdiğin kişi
My love is waiting for me
Sevgilim beni bekliyor
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
sonlandırmak
Sahnedebir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
karakter
Sahnedehikaye, film veya oyundaki kişi
He is my favorite character
O benim en sevdiğim karakter
karakter
bir insanı tanımlayan özellikler bütünü
He has a strong character
Güçlü bir karakteri var
karakter
yazı sisteminde kullanılan harf veya simge
This password requires eight characters
Bu şifre sekiz karakter gerektiriyor
karakter
özellikle sıra dışı veya dikkat çekici olan belirli bir kişi
That old man is a real character
O yaşlı adam gerçekten sıra dışı biri
yönetmek
Sahnedebir şeyi yönetmekten sorumlu olmak
She directs the movie
Filmi yönetiyor
doğrudan
arada hiçbir şey olmadan
This is a direct flight
Bu doğrudan bir uçuş
açık sözlü
nazik olmaya çalışmadan tam olarak düşündüğünü söyleyen
She is very direct with her feedback
Geri bildirimlerinde çok açık sözlüdür
dosya
Sahnedebelgelerin veya dijital verilerin toplandığı yer
I opened the file
Dosyayı açtım
dosyalamak
Sahnederesmî makamlara belge teslim etmek
You must file your report today
Raporunu bugün dosyalamalısın
sıra
insanların birbiri ardına dizildiği sıra
The students walked in a file
Öğrenciler tek sıra halinde yürüdü
törpü
bir şeyi düzeltmek veya şekillendirmek için kullanılan pürüzlü alet
She used a nail file
Tırnak törpüsü kullandı
görsel
Sahnedegörme ile ilgili
He is a visual learner
O, görsel bir öğrencidir
görsel
gözle görülebilen şey
The teacher used visual aids
Öğretmen görsel materyaller kullandı
üretmek
Sahnedeyeni bir fikir plan veya cevap ortaya atmak
She came up with a great idea
O harika bir fikir üretti
bulmak
bir şeyi sağlamak veya temin etmek
Can you come up with the money
Parayı bulabilir misin
bulmak
bir fikir düşünmek veya oluşturmak
She came up with a great plan
Harika bir plan buldu
bulmak
yeni bir fikir ortaya koymak veya üretmek
She came up with a great idea
Harika bir fikir buldu
her kim
Sahnedekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
Sahnedekim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı