The Mentalist — 1. Sezon Bölüm 19
Kelimeler ve anlamları
567 kelime
Seviye
Vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
vay be
şaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
haber kapsamı
Sahnedehaberlerin veya olayların raporlanması
The media coverage was extensive
Medya kapsamı genişti
kapsam
bir hizmetin veya korumanın sağladığı alan
My insurance provides good coverage
Sigortam iyi bir kapsam sağlıyor
düzenli olarak
Sahnedebelirli zaman aralıklarıyla gerçekleşen
I exercise regularly
Düzenli olarak egzersiz yaparım
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen
He is a truthful person
O dürüst bir insandır
davranış
Sahnedebir kişinin hareket etme veya davranma biçimi
His behavior was very good
Davranışı çok iyiydi
davranış
bir kişinin veya şeyin hareket etme biçimi
His behavior is polite
Davranışı çok kibar
satıcı
Sahnedeürün veya eşya satan kişi
He is a car dealer
O bir araba satıcısıdır
veya
Sahnedeikisinden biri veya her ikisi
You need a form and/or a fee
Bir form veya ücret gerekir
ateşli silah yaralanması
Sahnedekurşunla oluşan yaralanma
The victim suffered a gunshot wound
Kurban bir ateşli silah yaralanması geçirdi
sıkışmış
Sahnedebir yerde veya durumda hareket edemez hale gelmiş
The door is stuck
Kapı sıkışmış
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
sıkışmış
zor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
üzerine kalmış
istemeden üstlenmek zorunda kalınan görev
I was stuck with this homework
Bu ödev üzerime kaldı
yapışmış
bir yüzeye sabitlenmiş olan
The paper is stuck to the wall
Kâğıt duvara yapışmış
sıkışmış
hareket edemeyen veya açılmayan
The door is stuck
Kapı sıkışmış
mahsur kalmış
bir yerde kapalı kalıp çıkamayan
We are stuck in the elevator
Asansörde mahsur kaldık
takılı kalmış
bir konumda sabitlenen
My foot is stuck in the hole
Ayağım çukurda takılı kaldı
tıkanmış
bir konuda ilerleyemeyen veya düşünemeyen
I am stuck on this answer
Bu cevapta tıkandım
gecikme
Sahnedebir şeyin olması gerekenden daha geç gerçekleşmesi
There was a delay in our flight
Uçuşumuzda bir gecikme oldu
ertelemek
bir şeyin daha geç olmasını sağlamak
They delayed the meeting
Toplantıyı ertelediler
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I am awfully sorry
Çok üzgünüm
silmek
Sahnedebir şeyi tamamen ortadan kaldırmak
He requested to expunge his criminal record
Sabıka kaydının silinmesini talep etti
silmek
bir şeyi tamamen silmek veya yok etmek
The court decided to expunge the record
Mahkeme kaydın silinmesine karar verdi
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
paramedik
Sahnedeacil tıbbi yardım vermek üzere eğitilmiş kişi
The paramedic arrived quickly
Paramedik hızla geldi
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
elinde tutmak
Sahnedesahip olmaya devam etmek
You should hold on to your ticket
Biletini elinde tutmalısın
beklemek
kısa bir süre durup beklemek
Please hold on to the line for a moment
Lütfen hatta bir an bekle
sıkıca tutmak
bir şeyi el veya kollarla güçlü bir şekilde kavramak
Please hold on to the railing
Lütfen tırabzanı sıkıca tut
tutunmak
destek almak için birine veya bir şeye güvenmek
You should hold on to your principles
İlkelerine tutunmalısın
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
cihaz
Sahnedeküçük bir alet veya makine
This is a useful gadget
Bu kullanışlı bir cihaz
prova
Sahnedebir performansı sergilemeden önce yapılan çalışma
We have a rehearsal at 5 PM
Saat 5'te provamız var
prova
bir gösteri veya etkinlik öncesinde yapılan hazırlık çalışması
We had a rehearsal for the play
Oyun için bir provamız vardı
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından tanınan
He is a famous singer
O ünlü bir şarkıcıdır
özel yazı
Sahnedegazete veya dergideki özel haber
The magazine has a feature on art
Derginin sanat üzerine özel bir yazısı var
özellik
bir şeyin ayırt edici niteliği
This car has a safety feature
Bu arabanın bir güvenlik özelliği var
uzun metrajlı film
sinemada gösterilen tam uzunlukta film
The feature begins at 8 PM
Uzun metrajlı film saat 20.00'de başlıyor
yer vermek
bir performansta öne çıkarmak
The movie features a great actor
Film harika bir oyuncuya yer veriyor
çift taraflı
Sahnedehem iyi hem de kötü sonuçları olan
This opportunity is double-edged
Bu fırsat çift taraflıdır
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
Kapüşonlu sweatshirt
Sahnedekapüşonu olan bir üst giysi
I wear a hoodie when it is cold
Hava soğukken kapüşonlu sweatshirt giyerim
kapüşonlu
kapüşonu olan rahat, uzun kollu üst
I love wearing my blue hoodie
Mavi kapüşonlumu giymeyi seviyorum
aptal
Sahnedeaptal veya sinir bozucu kişi
Don't be such a schmuck
Bu kadar aptal olma
ince sesli
gıcırdayan bir ses gibi yüksek ses frekanslı
She has a high pitched voice
Onun ince bir sesi var
tiz
yüksek ses frekanslı veya tonu yüksek
The whistle has a high pitched sound
Islığın tiz bir sesi var
kulak tırmalayıcı
yüksek ve keskin sesli
I heard a high pitched scream
Tiz bir çığlık duydum
yüksek tonlu
yüksek bir sese sahip
The alarm is very high pitched
Alarm çok yüksek tonlu
tiz
yüksek frekanslı ses
The singer has a high pitched voice
Şarkıcının tiz bir sesi var
ince
çok yüksek frekanslı ses
The whistle made a high pitched sound
Düdük ince bir ses çıkardı
tiz
ince ve yüksek sesli olan
The singer hit a high pitched note
Şarkıcı tiz bir nota söyledi
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
sadece
Sahnedesadece veya yalnızca anlamında
It was merely a small error
Bu sadece küçük bir hataydı
sadece
sadece veya yalnızca anlamında
It was merely a mistake
Bu sadece bir hataydı
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
Sahnedebir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
gerçek
Sahnedegerçek olan veya doğru olan
The actual cost was higher
Gerçek maliyet daha yüksekti
gerçek
gerçekten var olan
The actual cost was lower
Gerçek maliyet daha düşüktü
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
donuk
Sahnededuygudan yoksun veya katı
The actor gave a wooden performance
Oyuncu donuk bir performans sergiledi
ahşap
tahtadan yapılmış
This is a wooden box
Bu ahşap bir kutudur
hız
Sahnedehızlı olma durumu veya hareket hızı
The car traveled at high speed
Araba yüksek hızla gitti
hızlanmak
hızlı gitmek veya bir şeyi hızlandırmak
Don't speed on the highway
Otobanda hız yapma
tarz
bir kişinin hoşlandığı veya iyi olduğu şey
That activity is not my speed
O etkinlik benim tarzım değil
amfetamin
yasa dışı uyarıcı bir madde
He was arrested for selling speed
Amfetamin sattığı için tutuklandı
gelmek
Sahnedebir yere ulaşmak veya ortaya çıkmak
The bus finally came along
Otobüs sonunda geldi
gelişmek
bir şeyin ilerleme kaydetmesi veya düzelmesi
His project is coming along nicely
Projesi güzel bir şekilde ilerliyor
eşlik etmek
birinin yanına katılıp beraber gitmek
You can come along with me
Benimle gelebilirsin
almak
Sahnedebir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
seçmek
bir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
film
Sahnedehareketli görüntülerden oluşan sinema yapıtı
I watched a great film
Harika bir film izledim
filme çekmek
Sahnedekamera ile hareketli görüntüleri kaydetmek
They are filming a movie
Bir film çekiyorlar
film
fotoğraf çekmek için kullanılan ışığa duyarlı maddeyle kaplı ince esnek şerit
I need to buy a new roll of film
Yeni bir rulo film almam gerekiyor
tabaka
bir yüzey üzerindeki çok ince madde kaplaması
There was a thin film of oil on the water
Suyun üzerinde ince bir yağ tabakası vardı
tavsiye
Sahnedeyapılması veya seçilmesi gereken şey hakkında verilen öğüt
Please follow my suggestion
Lütfen tavsiyeme uy
öneri
değerlendirilmesi için sunulan fikir veya plan
Do you have any suggestions
Hiç öneriniz var mı
öneri
yapılması veya seçilmesi gereken şey hakkında sunulan fikir
I have a good suggestion
İyi bir önerim var
bağlantı
Sahnedeiki şey arasındaki ilişki
There is a connection between the two events
İki olay arasında bir bağlantı var
bağlantı
size yardımcı olabilecek tanıdığınız kişi
He used his connection to get the job
İşi almak için bağlantısını kullandı
lama
Sahnededeveye benzeyen uzun boyunlu bir hayvan
The lama is a friendly animal
Lama dost canlısı bir hayvandır
kötü niyet
Sahnedebaşkalarına zarar verme isteği
He acted with malice
Kötü niyetle hareket etti
kutlamak
Sahnedeözel bir olay için eğlenceli bir şeyler yapmak
We will celebrate your birthday tonight
Bu gece doğum gününü kutlayacağız
kutlamak
özel bir etkinlik için eğlenceli bir şeyler yapmak
We celebrate my birthday
Doğum günümü kutlarız
kutlamak
önemli bir olayı anmak için özel bir şeyler yapmak
They celebrate the victory
Zaferi kutluyorlar
kutlamak
özel bir günü veya olayı anmak
We celebrate his birthday every year
Onun doğum gününü her yıl kutlarız
katilce
Sahnedeöldürme isteği olan
He had a murderous look in his eyes
Gözlerinde katilce bir bakış vardı
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
kötü muamele etmek
Sahnedebirine kötü davranmak veya zarar vermek
He abused the animal
Hayvana kötü davrandı
kötüye kullanmak
Sahnedebir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He abused his position
Mevkisini kötüye kullandı
kötü davranmak
Sahnedebirine veya bir şeye kötü muamele etmek
She does not abuse her cat
O kedisine kötü davranmaz
istismar
zararlı veya adaletsiz davranış
Child abuse is a crime
Çocuk istismarı bir suçtur
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
kullanmak
Sahnedebir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
yararlanmak
Sahnedebir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
bir şeyi güvende tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
boyut
Sahnedebir şeyin ne kadar büyük veya küçük olduğu
What is the size of this box
Bu kutunun boyutu nedir
boyut
bir şeyin kapladığı fiziksel alan
The size of the room is small
Odanın boyutu küçük
ölçmek
bir şeyin ne kadar büyük veya küçük olduğunu belirlemek
The worker sized the material
İşçi malzemeyi ölçtü
büyüklük
bir nesnenin hacim olarak durumu
They are similar in size
Büyüklük olarak benzerler
memnun
Sahnedemutlu ve hoşnut
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnunum
memnun
memnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
affetmek
birinin yaptığı bir şey için ona kızmayı bırakmak
You should forgive him for his mistake
Onun hatası için onu affetmelisin
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
yuvarlanmak
Sahnededönerek hareket etmek
The ball rolls away
Top yuvarlanarak uzaklaşır
uyum sağlamak
bir duruma ayak uydurmak
Roll with the changes
Değişimlere uyum sağla
küçük ekmek
yenilebilir küçük ekmek parçası
I bought a bread roll
Küçük bir ekmek aldım
rock and roll
güçlü ritimli bir müzik tarzı
I like rock and roll
Rock and roll severim
hay aksi
Sahnedehafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
çekmek
Sahnedekamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie tomorrow
Yarın bir film çekeceğiz
vurmak
Sahnedebirini veya bir şeyi vurmak için silah kullanmak
You should not shoot at birds
Kuşlara ateş etmemelisin
yaralamak
Sahnedesilahla birini vurarak sakat bırakmak
The robber shot the security guard
Soyguncu güvenlik görevlisini vurdu
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
silah ateşlemek
bir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
ateşlemek
bir silahın patlamasını sağlamak
He shot the gun into the air
Silahı havaya ateşledi
ateş etmek
birine veya bir şeye silah doğrultup ateşlemek
The soldier shot at the target
Asker hedefe ateş etti
ateş açmak
silah veya başka bir mühimmatı ateşlemek
They decided to shoot at the enemy
Düşmana ateş açmaya karar verdiler
hedef almak
birine veya bir şeye ateş etmek
Do not shoot at the innocent people
Masum insanlara ateş etmeyin
enjekte etmek
bir sıvıyı zorla bir yere vermek
The doctor will shoot the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
vurup yaralamak
mermi ile birini yaralamak
He accidentally shot his friend
Kazara arkadaşını vurdu
öldürmek
mermi ile birinin yaşamına son vermek
The soldier shot the guard
Asker nöbetçiyi vurdu
vurup öldürmek
silah kullanarak birini öldürmek
They shot the man in the street
Adamı sokakta vurup öldürdüler
ateş etmek
birine veya bir şeye ateşli silahla vurmak
He decided to shoot at the target
Hedefe ateş etmeye karar verdi
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye doğru göndermek
Please shoot the ball to me
Lütfen topu bana fırlat
sıkıştırmak
Sahnedebirini bir şey yapmaya zorlamak için baskı uygulamak
They tried to squeeze him into signing the contract
Onu sözleşmeyi imzalamaya zorlamak için sıkıştırdılar
sıkmak
bir şeyi kuvvetle bastırmak
Squeeze the lemon
Limonu sık
sevgili
romantik bir ilişki içinde olduğunuz kişi
She is my main squeeze
O benim sevgilim
silah
Sahnedemermi atan alet
The man has a gun
Adamın bir silahı var
ateş etmek
silahla ateş etmek
He gunned the target
Hedefe ateş etti
tabanca
bir maddeyi püskürten cihaz
She used a glue gun
Silikon tabancası kullandı
silah
mermi atarak ateş eden bir silah
He hid the gun in his bag
Silahı çantasına sakladı
hoşça kal
Sahnedebirinden ayrılırken kullanılan sözler
Good bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
hoşça kal
vedalaşırken söylenen dostça ifade
Please say good bye to your friend
Lütfen arkadaşına hoşça kal de
öz güven
Sahnedekişinin kendi yeteneklerine duyduğu inanç
She spoke with self assurance
Kendinden emin bir şekilde konuştu
eş zamanlı
Sahnedeaynı anda gerçekleşen
The two events were simultaneous
İki olay eş zamanlıydı
sert darbe
Sahnedeçok güçlü bir vuruş veya yumruk
He gave the ball a wallop
Topa sert bir darbe indirdi
haklamak
Sahnedebir yarışma veya kavgada birini yenmek
Our team will kick butt in the final game
Takımımız final maçında rakiplerini haklayacak
ortalığı kasıp kavurmak
çok başarılı olmak veya üstün performans sergilemek
You will kick butt in the competition
Yarışmada ortalığı kasıp kavuracaksın
ateş etme
Sahnedesilah kullanma eylemi
The shooting continued for hours
Ateş etme saatlerce sürdü
ateş etme
silahla ateş etme eylemi
He is shooting a target
Bir hedefe ateş ediyor
deneme
bir şeyi başarmaya çalışmak
He is shooting for a promotion
O terfi etmeye çalışıyor
çekim
film veya reklam için video kaydetmek
They are shooting a new movie
Yeni bir film çekiyorlar
silahlı saldırı
birinin insanlara ateş açtığı olay
The news reported a shooting yesterday
Haberlerde dün bir silahlı saldırı olduğu bildirildi
ateş etmek
bir silahtan mermi fırlatmak
He is shooting at the target
Hedefe ateş ediyor
ateş açmak
bir hedefe yönelik silah kullanmak
They started shooting at the invaders
İşgalcilere ateş açmaya başladılar
silah atışı
silahların ateşlenmesi durumu
We heard loud shooting nearby
Yakınlarda güçlü bir silah atışı duyduk
atıcılık
hedef vurmayı içeren spor dalı
She practices shooting every day
Her gün atıcılık çalışıyor
silahlı saldırı
birinin birçok kişiye zarar vermek için ateş açması
There was a shooting at the school
Okulda bir silahlı saldırı oldu
vurulma
bir kişinin ateşli silahla vurulduğu olay
He was injured in a shooting
Vurulma olayında yaralandı
ateş etme
silahla mermi atma eylemi
The soldiers began shooting
Askerler ateş etmeye başladı
silah kullanma
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanma işi
He is practicing shooting at the target
Hedefe silah kullanma çalışması yapıyor
silahlı saldırı
birinin silahla vurulduğu olay
Police are investigating the shooting
Polis silahlı saldırıyı araştırıyor
çekim
bir kamera ile görüntü kaydetme etkinliği
The shooting of the film ended yesterday
Filmin çekimi dün bitti
gemi
Sahnededenizde seyahat eden büyük deniz taşıtı
The large ship crossed the ocean
Büyük gemi okyanusu geçti
göndermek
malları göndermek veya taşımak
We will ship the order tomorrow
Siparişi yarın göndereceğiz
durum belirten ek
bir durum veya nitelik ifade eden son ek
Friendship is very important
Arkadaşlık çok önemlidir
yakıştırmak
iki kişiyi romantik bir çift olarak desteklemek
I ship those two characters
O iki karakteri birbirine yakıştırıyorum
yasadışı
Sahnedeyasalarla yasaklanmış olan
He was arrested for unlawful activity
Yasadışı faaliyetten dolayı tutuklandı
enerji toplamak
Sahnededinlenerek tekrar enerji kazanmak
I need a holiday to recharge
Enerji toplamak için tatile ihtiyacım var
şarj etmek
bir pilin veya cihazın enerji seviyesini artırmak
I need to recharge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
paspas
Sahnedebaşkalarının kendisine kötü davranmasına izin veren kişi
She is not a doormat
O bir paspas değil
paspas
ayakkabıları temizlemek için kapı önüne konulan malzeme
Please wipe your feet on the doormat
Lütfen ayaklarını paspasa sil
tahmin etmek
Sahnedegelecekte ne olacağını önceden söylemek
The experts predict rain tomorrow
Uzmanlar yarın yağmur yağacağını tahmin ediyor
benziyor
Sahnedebir şeyin görünüşünün başka bir şeye benzemesi
That cloud looks like a rabbit
O bulut bir tavşana benziyor
benziyor
görünüş olarak benzer olmak
He looks like his father
Babasına benziyor
benzemek
bir şeyin dış görünüşüne sahip olmak
She looks like her mother
O annesine benziyor
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benziyor
bir şeyin dış görünüşünün başka bir şeye benzemesi
It looks like rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
üvey anne
Sahnedebabanın evlendiği ancak kişinin biyolojik annesi olmayan kadın
She is my stepmom
O benim üvey annem
kolayca
Sahnedezorluk çekmeden
I can do it easily
Bunu kolayca yapabilirim
kolayca
çok çaba gerektirmeyen bir şekilde
I can easily finish this work
Bu işi kolayca bitirebilirim
oyuncu
Sahnedebir oyunda veya tiyatroda rol alan kişi
The players are ready to start the game
Oyuncular maça başlamaya hazır
oyuncular
bir oyuna veya etkinliğe katılan kişiler
There are ten players in the game
Oyunda on oyuncu var
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
inek
Sahnedeakademik veya teknik konulara aşırı ilgi duyan
My friend is quite nerdy about astronomy
Arkadaşım astronomi konusunda oldukça inek
üzmek
Sahnedebirini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
üzgün
mutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
bozmak
bir şeyin düzenini veya işleyişini aksatmak
The rain upset our plans
Yağmur planlarımızı bozdu
göğüs
Sahnedeboyun ile mide arasındaki vücut bölümü
He has a pain in his chest
Göğsünde bir ağrı var
sandık
eşya saklamak için kullanılan büyük ve sağlam kutu
He kept his clothes in an old wooden chest
Giysilerini eski bir ahşap sandıkta saklıyordu
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
bulmak
Sahnedebir şeyi arayarak veya bakarak keşfetmek
She finds her keys every day
O her gün anahtarlarını bulur
kabul
Sahnedebir gruba veya programa katılmak için verilen resmi izin
He received his acceptance letter from the university
Üniversiteden kabul mektubunu aldı
kabul
bir şeyin doğru veya geçerli olduğunun kabul edilmesi
The proposal gained wide acceptance
Teklif geniş bir kabul gördü
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel