The Mentalist — 1. Sezon Bölüm 20
Kelimeler ve anlamları
604 kelime
Seviye
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
akmak
Sahnedesabit ve pürüzsüz bir şekilde hareket etmek
The river flows into the sea
Nehir denize akar
Akış
Sahnedebir etkinliğe tamamen odaklanıp keyif alınan ruh hali
She was in a state of flow while painting
Resim yaparken akış halindeydi
adet kanaması
kadınların regl döneminde vücudundan dışarı çıkan kan
She experienced a heavy flow
Yoğun bir adet kanaması yaşadı
polis
Sahnedepolis teşkilatının bir üyesi
The cop stopped the car
Polis arabayı durdurdu
almak
bir şeyi ele geçirmek veya elde etmek
I copped a new shirt at the store
Mağazadan yeni bir gömlek aldım
açısından
Sahnedeile ilgili olarak
As far as I am concerned this is appropriate
Bana göre bu uygun
kadarıyla
bilinen derece anlamında
As far as I know he is right
Bildiğim kadarıyla o haklı
ölçüsünde
belirlenen sınır veya kapsam dahilinde
As far as the law allows we can do it
Kanunun izin verdiği ölçüde bunu yapabiliriz
kadarıyla
bir şeyin doğru veya ilgili olduğu ölçüde
As far as I know he is coming
Bildiğim kadarıyla o geliyor
kadar
belirli bir noktaya veya seviyeye ulaşmak
We walked as far as the lake
Göle kadar yürüdük
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
yozlaşmış kişi
Sahnedeahlaki standartları çok düşük olan kişi
He is considered a degenerate
O, yozlaşmış biri olarak kabul edilir
kötüleşmek
kalite veya durum olarak daha kötü bir hale gelmek
The situation began to degenerate rapidly
Durum hızla kötüleşmeye başladı
yozlaşmak
ahlaki veya toplumsal değerlerini kaybederek kötüleşmek
Society started to degenerate over time
Toplum zamanla yozlaşmaya başladı
yozlaşmış
ahlaki değerlerini kaybetmiş veya kötü davranan
The community became degenerate over time
Topluluk zamanla yozlaştı
oyalanmak
Sahnedebiriyle rahat bir ortamda zaman harcamak
We hung out at my house
Benim evimde oyalandık
asmak
ıslak çamaşırları kuruması için ipe dizmek
I hang out the laundry in the sun
Çamaşırları güneşte asıyorum
sarkıtmak
vücudun bir kısmını pencere veya kapıdan dışarı çıkarmak
Do not hang out the window
Pencereden dışarı sarkma
vakit geçirmek
rahat bir şekilde zaman harcamak
I just want to hang out at home
Sadece evde vakit geçirmek istiyorum
takılma
arkadaşlarla yapılan gündelik sosyal buluşma
We planned a fun hang out for Friday
Cuma günü için eğlenceli bir takılma planladık
takılmak
arkadaşlarla rahat bir şekilde vakit geçirmek
We like to hang out on weekends
Hafta sonları takılmaktan hoşlanırız
vakit geçirmek
arkadaşlarla dinlenerek zaman harcamak
They hang out at the park every day
Her gün parkta vakit geçirirler
birlikte olmak
arkadaşlarla keyifli bir şekilde beraber olmak
Let's hang out this evening
Bu akşam birlikte olalım
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
şişman
Sahnedevücut yapısı geniş veya ağırlığı fazla olan
The fat cat is sleeping
Şişman kedi uyuyor
yüklü
bir şeyi vurgulamak için kullanılan
He received a fat salary
Yüklü bir maaş aldı
yağ
yiyeceklerde bulunan doğal yağlı madde
This food has too much fat
Bu yiyecek çok fazla yağ içeriyor
gururla
Sahnedegurur duyduğunu belirtecek şekilde
She smiled proudly at her son
Oğluna gururla gülümsedi
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
hiçbir şey
Sahnedehiçbir şey
I have nothing
Hiçbir şeyim yok
rahatlamak
Sahnedesakinleşmek ve daha az gergin hissetmek
I need to relax after a long day
Uzun bir günden sonra rahatlamam gerekiyor
esnetmek
bir kuralı veya gerekliliği daha az katı hale getirmek
The school decided to relax the rules
Okul kuralları esnetmeye karar verdi
rahatlamak
birini sakin ve daha az gergin hissettirmek
Music helps me relax
Müzik rahatlamama yardımcı olur
dinlenmek
sakinleşmek veya daha az hareketli olmak
I want to relax on the weekend
Hafta sonu dinlenmek istiyorum
çocuklar
Sahnedegenç insan topluluğu
The kids are playing
Çocuklar oynuyor
çocuk
genç bir kişi
I have two kids
İki çocuğum var
ot
Sahnedemarihuana için kullanılan yaygın isim
He smokes weed
O ot içiyor
yabani ot
Sahnedeistenmediği yerlerde yetişen yabani bitki
There are weeds in the garden
Bahçede yabani otlar var
yabani ot
bahçede istenmeden büyüyen bitki
There is a weed in the garden
Bahçede bir yabani ot var
esrar
yasadışı uyuşturucu olarak kullanılan bir bitki
They found some weed in his bag
Çantasında biraz esrar buldular
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
Sahnedebir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
kurtulmak
Sahnedeartık sorumlu tutulmamak veya zor bir durumdan kurtulmak
The boss let him off the hook
Patron onu kurtardı
sürekli
hiç durmadan devam eden
The phone is ringing off the hook
Telefon hiç durmadan çalıyor
harika
çok iyi veya etkileyici
This song is off the hook
Bu şarkı harika
ahize dışarıda
telefon ahizesinin yerine tam yerleşmemiş olması
Someone left the phone off the hook
Biri telefonu ahizesi dışarıda bırakmış
dürüst insan
Sahnedekurallara uyan ve dürüst olan kimse
He is a straight arrow who always tells the truth
O her zaman doğruyu söyleyen dürüst bir insandır
koruma
Sahnedebirini veya bir şeyi güvende tutma işlemi
This helmet provides protection
Bu kask koruma sağlar
alın
Sahnedegözlerin üzerindeki yüz bölümü
He has a high forehead
Onun geniş bir alnı var
öfke
Sahnedeçok kızgın olma durumu veya hissi
His anger was obvious
Öfkesi belliydi
kızdırmak
birini öfkelendirmek
Don't anger the boss
Patronu kızdırma
öfke
kızgınlık ve hiddet duygusu
He could not hide his anger
Öfkesini gizleyemiyordu
muhtemel
Sahnedegerçekleşme ihtimali yüksek olan
It is likely to rain today
Bugün yağmur yağması muhtemel
tutuklamak
Sahnedebirini polis gözetimi altına almak
The police arrested the man
Polis adamı tutukladı
yakalamak
Sahnedebirini yasal yollarla ele geçirmek
They arrested him at the airport
Onu havaalanında yakaladılar
durma
bir işlevin aniden durması
He suffered a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
tutuklamak
birini yasal yetkiyle gözaltına almak
The police will arrest the thief
Polis hırsızı tutuklayacak
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What sort of food is this
Bu ne tür bir yemek
halletmek
Sahnedebir sorunu veya durumu başarıyla çözmek
I will sort this problem out soon
Bu sorunu yakında halledeceğim
sıralamak
nesneleri gruplara ayırmak veya düzenlemek
Please sort these books
Lütfen bu kitapları sırala
inatçı
Sahnedefikrini veya davranışlarını değiştirmeyi reddeden
He is very stubborn
O çok inatçıdır
inatçı
fikrini veya tutumunu değiştirmek istemeyen
He is too stubborn to admit he is wrong
O haksız olduğunu kabul edemeyecek kadar inatçı
kendi halinde kalmak
Sahnedediğer insanlarla etkileşimden kaçınmak
He prefers to keep to himself at work
İşte kendi halinde kalmayı tercih ediyor
uymak
bir kurala veya plana bağlı kalmak
We must keep to the schedule
Programa uymalıyız
saklamak
bir şeyi başkalarına söylememek veya göstermemek
Keep this secret to yourself
Bu sırrı kendine sakla
acı çekmek
Sahnedeacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
huzuruna çıkmak
Sahnederesmi bir ortamda birinin karşısına gelmek
He had to go before the judge
Hâkimin huzuruna çıkması gerekiyordu
önce gelmek
zaman veya sıra bakımından daha önce gelmek
The letter A goes before the letter B
A harfi B harfinden önce gelir
önce gelmek
bir şeyden daha önce gerçekleşmek
Dinner goes before dessert
Akşam yemeği tatlıdan önce gelir
korkmuş
Sahnedekorkuya kapılmış
He was scared of the dark
Karanlıktan korkuyordu
korkmuş
Sahnedekorku veya endişe hissetme durumu
She is scared of dogs
O köpeklerden korkuyor
korkmuş
korku hisseden
I am scared of spiders
Örümceklerden korkuyorum
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından tanınan
He is a famous singer
O ünlü bir şarkıcıdır
adres
Sahnedebirinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
randevu
Sahnedeönceden kararlaştırılmış görüşme veya buluşma
I have an appointment with the doctor
Doktorla bir randevum var
randevu
önceden belirlenmiş bir buluşma veya ziyaret
I have a doctor's appointment
Doktor randevum var
randevu
belirli bir zamanda birisiyle buluşma planı
I have a doctor's appointment tomorrow
Yarın doktor randevum var
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
Sahnedebir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
gerekçe göstermek
Sahnedebir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kullanmak
bir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
saygısız
Sahnedesaygı göstermeyen
He was disrespectful to his teacher
Öğretmenine saygısızca davrandı
başvurmak
Sahnedebir şeyi değerlendirilmesi için resmi olarak sunmak
I put in an application for the job
İş için başvuru yaptım
eklemek
bir şeyi başka bir şeye dahil etmek
Put in some salt
Biraz tuz ekle
telefon etmek
bir telefon araması yapmak
I will put in a call
Bir telefon araması yapacağım
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please put in the new batteries
Lütfen yeni pilleri yerleştirin
harcamak
bir işe zaman veya çaba vermek
She put in a lot of work on this project
Bu projeye çok emek harcadı
yerleştirmek
bir şeyi bir kabın veya alanın içine koymak
I put in the keys into the bag
Anahtarları çantanın içine yerleştirdim
yerleştirmek
bir şeyi bir yere takmak veya koymak
They will put in a new heater
Yeni bir ısıtıcı yerleştirecekler
soruşturma
Sahnedegerçekleri veya bilgileri ortaya çıkarmak için yapılan dikkatli çalışma
The police started an investigation
Polis bir soruşturma başlattı
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
basit
Sahnedezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
gösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
inç
Sahnedebir fitin on ikide birine eşit olan uzunluk birimi
The screen is ten inches wide
Ekran on inç genişliğinde
yavaşça ilerlemek
çok yavaş ve kademeli olarak hareket etmek
The car began to inch forward
Araba yavaşça ilerlemeye başladı
inç
2.54 santimetreye eşit uzunluk birimi
That screen is ten inches wide
O ekran on inç genişliğinde
arkasını dönmek
Sahnedeyönünü değiştirip ters tarafa bakmak
Turn around and look at me
Arkana dön ve bana bak
tersine çevirmek
kötü giden bir durumu iyileştirmek
The new manager turned the business around
Yeni müdür işletmeyi düzeltti
düzeltmek
kötü bir durumu çok daha iyi hale getirmek
The new plan will turn around the company
Yeni plan şirketi düzeltecek
dönüş
yön veya fikirde yaşanan tam bir değişiklik
The sudden turnaround in his opinion was surprising
Onun fikrindeki ani dönüş şaşırtıcıydı
yönünü şaşırmak
nerede olduğunu bilememek veya kaybolmak
I turned around in the woods
Ormanda yönümü şaşırdım
arkasına dönmek
ters yöne bakacak şekilde hareket etmek
Please turn around so I can see you
Lütfen arkana dön ki seni görebileyim
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
hediye
birine verilen nesne
I bought a present for my friend
Arkadaşım için bir hediye aldım
her kim
Sahnedekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
Sahnedekim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
aniden
Sahnedebeklenmedik bir şekilde ve hızlıca gerçekleşen
All of a sudden, it started to rain
Birdenbire yağmur yağmaya başladı
ani
uyarı olmaksızın hızlıca gerçekleşen
It was an all of a sudden change
Bu ani bir değişiklikti
aniden
beklenmedik bir biçimde birdenbire
All of a sudden the phone rang
Aniden telefon çaldı
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
an
bir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
arsa
Sahnedeküçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
sıklıkla
Sahnedebirçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
çok miktarda
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
çok
büyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
kader
birinin hayatındaki koşullar veya durum
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
yoga
SahnedeHindistan kökenli fiziksel ve zihinsel bir uygulama
I do yoga every morning
Her sabah yoga yaparım
süre
Sahnedebir şeyin devam ettiği zaman aralığı
These days are very busy
Bu süreler çok yoğun
program
televizyon yayını
I watched Days yesterday
Dün Days programını izledim
günler
24 saatlik süreler
I have been waiting for two days
İki gündür bekliyorum
kalan gün
tamamlanması gereken süre
There are five days left
Beş gün kaldı
gün
24 saatlik zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
gün
yirmi dört saatlik süre
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
dönem
belirli bir çağ veya zaman dilimi
Those were the glory days
Onlar görkemli dönemlerdi
zamanlar
birinin hayatındaki özel bir dönem
I miss my school days
Okul zamanlarımı özlüyorum
gündüz
güneşin doğuşu ile batışı arasındaki zaman
The days are getting longer
Gündüzler uzuyor
tarih
takvimdeki belirli bir zaman noktası
What are the days of the trip
Gezinin tarihleri nelerdir
günler
yirmi dört saatlik periyotlar
The days go by quickly
Günler çabuk geçiyor
bugünler
günümüz veya yakın geçmiş zaman
Life is easier these days
Bugünler hayat daha kolay
günler
yirmi dört saatlik süreler
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
gün
yirmi dört saatten oluşan zaman birimi
It takes two days to walk there
Oraya yürümek iki gün sürer
zamanlar
geçmişte kalan bir dönem
Those were the good old days
O güzel eski zamanlardı
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
önemli biri
Sahnedeönemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
söylemek
kelimeleri ağızla ifade etmek
I want to say something
Bir şey söylemek istiyorum
söylemek
kelimeleri sesli olarak ifade etmek
She is saying her name
O ismini söylüyor
konuşmak
bir konu hakkında söz söylemek
People are talking about it
İnsanlar bu konuda konuşuyor
gelişigüzel
Sahnedebelirli bir düzen veya plan olmaksızın
He threw his clothes around willy nilly
Kıyafetlerini gelişigüzel etrafa saçıyor
rastgele
düzensiz veya rastgele bir şekilde
He threw his clothes around willy nilly
Kıyafetlerini etrafa rastgele fırlattı
güvenilir
Sahnedegüvenilebilen
He is a very reliable employee
O çok güvenilir bir çalışandır
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya veya elde etmeye çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
konuşmak
Sahnedebiriyle sohbet etmek veya iletişim kurmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
konuşmak
birisiyle sohbet etmek amacıyla konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
azarlamak
birisinin kötü davranışı veya hatası hakkında ciddi şekilde konuşmak
The teacher had to speak to the student
Öğretmen öğrenciyi azarlamak zorunda kaldı
hitap etmek
birinin duygularına veya düşüncelerine seslenmek
This movie really speaks to me
Bu film gerçekten duygularıma hitap ediyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to speak to him
Onunla konuşmam gerekiyor
görüşmek
biriyle karşılıklı sohbet etmek
I want to speak to the manager
Müdürle görüşmek istiyorum
bırakmak
Sahnedebir şeyle ilgilenmeyi veya konuşmayı sonlandırmak
Please drop the subject now
Lütfen şimdi bu konuyu bırak
düşürmek
bir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
karıştırmak
Sahnedebir şeye sorun çıkaracak şekilde müdahale etmek
He screwed with the equipment
Ekipmanı karıştırdı
kafa bulmak
birisiyle şaka yapmak veya dalga geçmek
Are you screwing with me?
Benimle kafa mı buluyorsun?
uğraşmak
birine kötü veya sinir bozucu şekilde davranmak
Don't screw with him today
Bugün onunla uğraşma
tuzak kurmak
Sahnedebirini suçlu göstermek için plan yapmak
They set him up
Ona tuzak kurdular
kurmak
Sahnedebir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I will set up the computer
Bilgisayarı kuracağım
ayarlamak
bir durumun meydana gelmesini sağlamak
He set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarladı
ayarlamak
birine bir şey sağlamak veya birini biriyle tanıştırmak
We set up a meeting for them
Onlar için bir toplantı ayarladık
kurulum
bir sistemin veya ekipmanın düzenlenme biçimi
The computer set-up is very simple
Bilgisayar kurulumu çok basit
kumpas
birini suçlu göstermek için tasarlanan hileli plan
He realized that the arrest was a set-up
Tutuklanmanın bir kumpas olduğunu anladı
düzenlemek
bir şeyi belirli bir sıraya veya konuma koymak
Please set up the chairs for the meeting
Lütfen toplantı için sandalyeleri düzenleyin
kurmak
bir şeyi yerine yerleştirip kullanıma hazır hale getirmek
They set up the new computer system
Yeni bilgisayar sistemini kurdular
hazırlamak
bir şeyi başlaması için uygun duruma getirmek
We need to set up the agenda for today
Bugünün gündemini hazırlamamız gerekiyor
hazırlamak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I set up the new computer
Yeni bilgisayarı hazırladım
ortak
Sahnedeiş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
ortak
Sahnedebirlikte bir şey yaptığınız kişi
She is my business partner
O benim iş ortağım
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
ortak
birlikte çalıştığınız veya oyun oynadığınız kişi
I have a new dance partner
Yeni bir dans ortağım var
platonik aşk
Sahnedebirine karşı duyulan güçlü romantik çekim
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
hoşlanma
birine karşı duyulan romantik ilgi
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
ezmek
bir şeyi büyük bir güçle sıkıştırmak
He crushed the empty can
Boş kutuyu ezdi
ezmek
birini tamamen yenilgiye uğratmak
Our team will crush the rival
Takımımız rakibi ezecek
cilt bakımı
Sahnedeyüz için uygulanan güzellik işlemi
She went to the spa for a skin treatment
Cilt bakımı için spaya gitti
tedavi
bir hastalığı iyileştirmek için uygulanan bakım
The patient needs special treatment
Hastanın özel tedaviye ihtiyacı var
tedavi
hastaya uygulanan tıbbi bakım
He needs urgent treatment
Acil tedaviye ihtiyacı var
kaplama
bir pencere için örtü veya süsleme
She chose a modern window treatment
Modern bir pencere kaplaması seçti
kafasını karıştırmak
Sahnedebirinin zihnini karıştırmak veya yanıltmak
The confusing instructions mixed me up
Karmaşık talimatlar kafamı karıştırdı
kafası karışık
net düşünemeyen
He is mixed up about the plan
Plan hakkında kafası karışık
karışmış
şeylerin düzensiz veya yanlış olduğu durum
The files got mixed up
Dosyalar karıştı
bulaşmış
bir işe veya olaya dahil olmuş
He is mixed up in a crime
O bir suça bulaşmış
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
eşlik etmek
Sahnedebiriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
birlikte gelmek
bir şeyin parçası olarak sunulmak veya satılmak
This phone comes with a charger
Bu telefon şarj aletiyle birlikte geliyor
beraberinde gelmek
bir şey ile aynı zamanda var olmak veya gerçekleşmek
This phone comes with a charger.
Bu telefonun yanında şarj aleti gelir.
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
elbette
Sahnedeevet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
rota
Sahnedeizlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
kurs
Sahnedebelirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
tabii
Sahnedebir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
sualtı
Sahnedesuyun yüzeyinin altında
He can stay underwater for a minute
Bir dakika boyunca suyun altında kalabilir
ekipman
Sahnedebelirli bir etkinlik için kullanılan araç gereçler
I have all the gear for skiing
Kayak yapmak için tüm ekipmanlara sahibim
kıyafet
Sahnedebelirli bir etkinlik için giyilen giysiler
I need cycling gear for the race
Yarış için bisiklet kıyafetlerine ihtiyacım var
vites
taşıtlarda tekerleklere giden gücü ayarlayan mekanizma
Shift into a lower gear for the hill
Yokuş için daha düşük bir vitese geç
uyarlamak
bir şeyi belirli bir amaca veya gruba uygun hale getirmek
The lesson was geared towards beginners
Ders yeni başlayanlara göre ayarlanmıştı
mahsur kalmış
Sahnedebir yerde kapalı kalıp çıkamayan
We are stuck in the elevator
Asansörde mahsur kaldık
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
sıkışmış
zor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
üzerine kalmış
istemeden üstlenmek zorunda kalınan görev
I was stuck with this homework
Bu ödev üzerime kaldı
yapışmış
bir yüzeye sabitlenmiş olan
The paper is stuck to the wall
Kâğıt duvara yapışmış
sıkışmış
hareket edemeyen veya açılmayan
The door is stuck
Kapı sıkışmış
takılı kalmış
bir konumda sabitlenen
My foot is stuck in the hole
Ayağım çukurda takılı kaldı
tıkanmış
bir konuda ilerleyemeyen veya düşünemeyen
I am stuck on this answer
Bu cevapta tıkandım
sıkışmış
bir yerde veya durumda hareket edemez hale gelmiş
The door is stuck
Kapı sıkışmış
temiz
Sahnedekir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
masum
Sahnedebir suçtan dolayı suçlu olmayan
The jury found him clean
Jüri onu masum buldu
temiz
Sahnedeyasa dışı hiçbir şey yapmamış olan
His record is clean
Onun sicili temiz
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
anlaşılır
kolayca kavranabilen veya yorumlanabilen
This is a clean answer
Bu anlaşılır bir cevap
yumruklamak
özellikle yüzüne sertçe vurmak
He cleaned him in the face
Onun yüzünü yumrukladı
pak
kir veya leke içermeyen
Please keep your room clean
Lütfen odanı pak tut
lekesiz
kirden tamamen arındırılmış
The glass is completely clean
Bardak tamamen lekesiz
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's get started
Hadi başlayalım
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
şaşkına çevirmek
Sahnedebirini büyük bir şaşkınlığa uğratmak
The sudden news blew everyone away
Ani haber herkesi şaşkına çevirdi
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance blew me away
Performansı beni hayran bıraktı
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her singing blew me away
Şarkı söyleyişi beni hayran bıraktı
uçup gitmek
rüzgarın etkisiyle savrulmak
The paper blew away in the wind
Kağıt rüzgarda uçup gitti
etkilemek
birini büyük hayranlık içinde bırakmak
The performance will blow you away
Performans seni çok etkileyecek
sektörde çalışmak
Sahnedebelirli bir alanda veya endüstride görevli olmak
She works in finance
O finans sektöründe çalışıyor
eklemek
bir şeyi başka bir şeyin içine katmak
I need to work in more details
Daha fazla detay eklemem gerekiyor
zaman ayırmak
yoğun bir programda birine veya bir şeye yer açmak
I can work in a meeting at noon
Öğlen için bir toplantıya zaman ayırabilirim
uyum sağlamak
bir duruma veya ortama uygun olmak
The new rules work in well
Yeni kurallar iyi uyum sağlıyor
birlikte çalışmak
başkalarıyla ortaklaşa iş yapmak
I enjoy working in a team
Takım halinde çalışmaktan keyif alıyorum
çalışmak
bir yerde iş sahibi olmak
I work in a bank
Bir bankada çalışıyorum
dahil etmek
bir şeye eklemek veya karıştırmak
We should work in some exercise to our routine
Rutinimize biraz egzersiz dahil etmeliyiz
ayrıca
Sahnedesöylenenlere ek bir nokta katmak için kullanılır
Besides it is raining outside
Ayrıca dışarıda yağmur yağıyor
haricinde
bir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
ek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
ayrıca
söylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor