The Mentalist — 2. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
658 kelime
Seviye
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
resmî
Sahnedeönemli veya ciddi etkinlikler için uygun
He wore a formal suit to the wedding
Düğüne resmî bir takım elbise giydi
balo
şık kıyafetlerin giyildiği özel dans partisi
She bought a new dress for the formal
O balo için yeni bir elbise satın aldı
resmi davet
ciddi kuralları olan sosyal toplantı
We were invited to a formal event
Resmi bir davete çağrıldık
resmi
kurallara ve görgüye uygun olan
You should wear formal clothes here
Burada resmi kıyafetler giymelisin
sinirlendirmek
Sahnedebir şeyi yapamadığı için bıkkın veya kızgın hissettirmek
The slow computer frustrated him
Yavaş bilgisayar onu sinirlendirdi
sinirini bozmak
birini çaresiz veya kızgın hissettirmek
Slow internet frustrates me
Yavaş internet sinirimi bozuyor
engellemek
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak veya zorlaştırmak
The heavy rain frustrated our plans
Şiddetli yağmur planlarımızı engelledi
doğrulamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğundan emin olmak için tekrar kontrol etmek
I cross-checked the data
Verileri doğruladım
çıkmak
Sahnedebir yerden veya binadan ayrılmak
You should get out of the house
Evden çıkmalısın
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
dışa vurmak
bir duygu veya hissi açığa çıkarmak
You should get out your anger
Öfkeni dışa vurmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Please get out of the room
Lütfen odadan çık
gitmek
bir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
kavramak
Sahnedebir işin nasıl yapıldığını öğrenmek
It took me a few days to get the hang of driving
Araba sürmeyi kavramam birkaç günümü aldı
kavramak
bir şeyi nasıl yapacağını öğrenmek
It takes time to get the hang of this game
Bu oyunu kavramak zaman alıyor
kavramak
bir şeyi nasıl yapacağını öğrenmek
I finally got the hang of driving
Sonunda araba sürmeyi kavradım
şüphe
Sahnedebir şeyin doğru olup olmadığından emin olamama hissi
I have some doubt about his story
Onun hikayesi hakkında biraz şüphem var
şüphe duymak
bir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphelenmek
bir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
garaj yolu
Sahnedekamu yolundan eve çıkan özel yol
Park your car in the driveway
Arabanı garaj yoluna park et
makosen
Sahnedebağcıksız alçak ayakkabı
He is wearing comfortable loafers
O rahat makosenler giyiyor
işe yaramaz
Sahnedeherhangi bir amacı veya faydası olmayan
This tool is useless
Bu araç işe yaramaz
işe yaramaz
bir işe yaramayan veya fayda sağlamayan
This broken pen is useless
Bu bozuk kalem işe yaramaz
yanlışlıkla
Sahnedeistemeden veya hata sonucu
I accidentally deleted the file
Dosyayı yanlışlıkla sildim
yormak
Sahnedebirini çok yorgun hissettirmek
Walking all day will tire you
Tüm gün yürümek seni yorar
lastik
Sahnedetekerleğin yola temas eden kauçuk kısmı
The car needs a new tire
Arabanın yeni bir lastiğe ihtiyacı var
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
tutuklamak
Sahnedebirini polis gözetimi altına almak
The police arrested the man
Polis adamı tutukladı
durma
bir işlevin aniden durması
He suffered a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
tutuklamak
birini yasal yetkiyle gözaltına almak
The police will arrest the thief
Polis hırsızı tutuklayacak
yakalamak
birini yasal yollarla ele geçirmek
They arrested him at the airport
Onu havaalanında yakaladılar
acı çekmek
Sahnedeacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
ilaçlar
Sahnedehastalıkları veya ağrıyı tedavi etmek için kullanılan maddeler
The doctor prescribed some drugs for my fever
Doktor ateşim için bazı ilaçlar yazdı
ilaçlar
vücudu etkileyen kimyasal madde
Some drugs are used to treat illnesses
Bazı ilaçlar hastalıkları tedavi etmek için kullanılır
uyuşturucu
insanların etkileri için kullandığı yasadışı kimyasal maddeler
Illegal drugs are very dangerous
Yasadışı uyuşturucular çok tehlikelidir
akıl dengesini bozmak
Sahnedebirinin zihinsel sağlığını yitirmesine neden olmak
The loud noise began to derange him
Yüksek ses onun akıl dengesini bozmaya başladı
sıkıcı
Sahnedeilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is boring
Bu film sıkıcı
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
yeni
Sahnedeson zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
sonra
Sahnedeşu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
sonra
bir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
sonra
şimdiki zamandan daha ileri bir vakit
I will see you later
Seni daha sonra göreceğim
gizemli şekilde
Sahnedetuhaf veya açıklanamayan bir biçimde
He disappeared mysteriously
Gizemli bir şekilde ortadan kayboldu
boşvermek
Sahnedebir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
maaş
Sahnedebir iş karşılığında kazanılan para
She earns a high salary
O yüksek bir maaş alıyor
maaş
iş karşılığında alınan düzenli ücret
He has a high salary
Maaşı yüksek
aylık
düzenli aralıklarla ödenen para
The salary is paid on time
Maaş zamanında ödeniyor
alıngan
Sahnedekolayca gücenen veya sinirlenen
She is very touchy about her hair
Saçı konusunda çok alıngan
suçlu
Sahnedesuç işleyen kişi
The police caught the criminal
Polis suçluyu yakaladı
suçla ilgili
suçla veya yasalara aykırı olan
Criminal activities are illegal
Suç faaliyetleri yasa dışıdır
suçlu
bir suç işleyen kimse
The criminal was arrested
Suçlu tutuklandı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
birini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
bir şeyi güvende tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
işaret
Sahnedebilgi veren bir işaret veya ses
The red light is a signal to stop
Kırmızı ışık durmak için bir işarettir
işaret etmek
Sahnedebirine mesaj veya belirti göndermek
She signaled me to come here
Bana buraya gelmem için işaret etti
sinyal
radyo veya elektrik aracılığıyla gönderilen mesaj
I cannot get a signal here
Burada sinyal alamıyorum
sinyal
birine gönderilen mesaj veya işaret
He sent a signal for help
Yardım için bir sinyal gönderdi
cep telefonu
Sahnedearama yapmak ve internet kullanmak için kullanılan cihaz
I lost my cell phone
Cep telefonumu kaybettim
hücre
daha büyük bir sistemin parçası olan küçük birim
The human body is made of cells
İnsan vücudu hücrelerden oluşur
hücre
hapishanedeki küçük oda
The prisoner is in his cell
Mahkum hücresinde
hücre
canlıların en küçük yapı birimi
The human body is made of many cells
İnsan vücudu birçok hücreden oluşur
daha kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması daha az güç olan
This math problem is easier than the last one
Bu matematik problemi sonuncusundan daha kolay
daha kolay
zorluğu daha az olan
This task is easier
Bu görev daha kolay
daha basit
zor olmayan ve uğraştırmayan
There is an easier way to solve this
Bunu çözmenin daha basit bir yolu var
fiziksel olarak
Sahnedebedenle ilgili olarak
He is physically strong
O fiziksel olarak güçlüdür
pikap
Sahnedearkası açık küçük kamyon
He bought a new pickup
Yeni bir pikap aldı
teslim alma
bir şeyi bir yerden gidip alma eylemi
The pickup is at five
Teslim alma işlemi saat beşte
öylesine maç
eğlencesine yapılan plansız spor karşılaşması
They played a pickup game in the park
Parkta öylesine bir maç yaptılar
ders
Sahnedeeğitim veya öğretim oturumu
I have an English lesson
İngilizce dersim var
ders
Sahnedebirinin bir şey öğrettiği zaman dilimi
I have a math lesson today
Bugün matematik dersim var
ders
bir olaydan çıkarılan öğüt veya hayat tecrübesi
This was a hard lesson
Bu zor bir dersti
ders
bir konunun öğretildiği zaman dilimi
I have a piano lesson today
Bugün piyano dersim var
satın aldı
Sahnedepara ödeyerek bir şeyi edinmek
I bought a new car
Yeni bir araba satın aldım
seçmek
Sahnedebir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
hedeflemek
bir amaca ulaşmaya çalışmak
I will go for the win
Galibiyeti hedefliyorum
ayrılmak
bir yerden hareket etmeye hazırlanmak
I have to go for today
Bugün için ayrılmalıyım
peşinden gitmek
bir şeyin gerçekleşmesi için çabalamak
You should go for your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
geçerli olmak
birinin veya bir şeyin durumuna uygun düşmek
This rule goes for everyone
Bu kural herkes için geçerli
girişmek
bir şeyi elde etmeye veya yapmaya çalışmak
I will go for the top prize
Büyük ödül için girişiyorum
fiyat biçilmek
belirli bir bedele sahip olmak
This painting goes for a high price
Bu tabloya yüksek bir fiyat biçiliyor
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı amaçlamak
We go for an early start tomorrow
Yarın erken başlamaya niyetleniyoruz
uymak
birine uygun veya doğru olmak
That color goes for your skin tone
O renk tenine uyuyor
desteklemek
birini seçmek veya tutmak
I go for the local team
Yerel takımı destekliyorum
çabalamak
bir amaca ulaşmaya gayret etmek
You should go for your dreams
Hayallerin için çabalamalısın
tercih etmek
bir şeyi istemek veya seçmek
I think I will go for the salad
Sanırım salatayı tercih edeceğim
saldırmak
birini dövmeye veya yenmeye çalışmak
The dog might go for you
Köpek sana saldırabilir
cazibe
Sahnedeheyecan verici ve çekici olma özelliği
The glamour of Hollywood attracts many people
Hollywood'un cazibesi birçok insanı çeker
dik dik bakmak
Sahnedebirine ya da bir şeye gözlerini ayırmadan bakmak
Stop staring at me
Bana dik dik bakmayı bırak
dik dik bakmak
bir şeye uzun süre gözlerini ayırmadan bakmak
Do not stare at people
İnsanlara dik dik bakma
şartlı tahliye
Sahnedebir mahkumun cezasının bitiminden önce serbest bırakılması
He was released on parole
Şartlı tahliye ile serbest bırakıldı
biplemek
Sahnedekısa ve tiz bir ses çıkarmak
The machine started to beep
Makine biplemeye başladı
bip sesi
kısa ve tiz bir ses
I heard a loud beep
Yüksek bir bip sesi duydum
çağrı göndermek
birinin çağrı cihazına veya telefonuna sinyal göndermek
He beeped me yesterday
Dün bana çağrı gönderdi
beyan
Sahnedesöylenen veya yazılan şey
He made a strong statement
Güçlü bir beyanda bulundu
açıklama
Sahnedebir konu hakkındaki görüşlerin veya gerçeklerin sözlü ya da yazılı ifadesi
He made a statement to the press
Basına bir açıklama yaptı
hesap özeti
finansal işlemlerin yazılı kaydı
I checked my bank statement
Banka hesap özetimi kontrol ettim
konuşkan
Sahnedeçok konuşmayı seven
My sister is very chatty
Kız kardeşim çok konuşkandır
ağırlığında olmak
Sahnedebelirli bir ağırlığa sahip olmak
This box weighs five kilos
Bu kutu beş kilo ağırlığında
tartmak
bir şeyi dikkatlice düşünmek
I need to weigh my options
Seçeneklerimi tartmam gerekiyor
tartmak
bir şeyin ağırlığını ölçmek
Please weigh the fruit
Lütfen meyveyi tart
kıkırdamak
Sahnedesessiz ve yumuşak bir şekilde gülmek
He gave a little chuckle
Hafifçe kıkırdadı
kıkırdamak
Sahnedesessizce gülmek
He chuckled at the joke
Şakaya kıkırdadı
kıkırdamak
alçak sesle gülmek
She chuckled at the joke
Şakaya kıkırdayarak güldü
kıkırdamak
kısa ve sessiz sesler çıkararak gülmek
He started to chuckle at the funny video
Komik videoya kıkırdamaya başladı
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
bir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
iş birliği
Sahnedebaşkalarıyla birlikte çalışma
Cooperation is important for success
Başarı için iş birliği önemlidir
açmak
Sahnedebir kapıyı girişi açacak şekilde hareket ettirmek
He opens the door
O kapıyı açar
çatışmacı
Sahnedeçatışmaya veya tartışmaya meyilli
He has a confrontational style
Çatışmacı bir tarzı var
tamir etmek
Sahnedebozulmuş bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
He can repair the car
Arabayı tamir edebilir
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
menzil
Sahnedebir silahın veya kişinin ulaşabileceği alan
The missile has a long range
Füzenin uzun bir menzili var
yelpaze
Sahnedefarklı şeylerden oluşan grup
We offer a wide range of products
Geniş bir ürün yelpazesi sunuyoruz
mera
hayvanların otladığı geniş açık arazi
Cattle roam on the range
Sığırlar merada otluyor
dolaşmak
geniş bir alan içerisinde hareket etmek
Wild horses range across the plains
Vahşi atlar ovalarda dolaşır
inlemek
Sahnedeacı veya mutsuzluk anında çıkarılan alçak ses
He let out a low groan
Alçak sesle inledi
inlemek
acı veya rahatsızlıktan dolayı derin ses çıkarmak
He groaned when he stood up
Ayağa kalktığında inledi
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
lunapark aracı
eğlence parklarında insanların keyif için bindiği mekanik araç
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir lunapark aracıdır
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
binmek
bir aracın üzerine oturup gitmek
I like to ride my bike
Bisikletime binmeyi seviyorum
sürmek
bir hayvanın üzerine oturup onu yönlendirmek
She loves to ride horses
O at sürmeyi seviyor
yolculuk yapmak
bir taşıtla yolculuk etmek
We ride the bus to school
Okula otobüsle gidiyoruz
gezinti
bir araca binerek yapılan kısa süreli yolculuk
They went for a ride
Bir gezintiye çıktılar
yatırım
Sahnedekar elde etmek amacıyla bir şeye para yatırma eylemi
This investment will make me money
Bu yatırım bana para kazandıracak
Yatırım
kar elde etmek amacıyla para yatırılan şey
This investment will grow over time
Bu yatırım zamanla büyüyecek
yanlış bir şekilde
Sahnedeyanlış bir şekilde veya gerçek dışı olarak
He was falsely accused of theft
Hırsızlıkla yanlış bir şekilde suçlandı
artmak
Sahnedebir şeyin miktarının veya sayısının çoğalması
The demand for goods continues to grow
Ürünlere olan talep artmaya devam ediyor
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
endişelenmek
bir durum karşısında kaygı duymaya başlamak
I began to grow worried about the weather
Hava durumu hakkında endişelenmeye başladım
büyümek
bir duruma gelmek veya gelişmeye başlamak
The plant started to grow
Bitki büyümeye başladı
yerel
Sahnedebelirli bir bölge veya topluluk ile ilgili olan
We buy our food from a local market
Yiyeceklerimizi yerel bir pazardan alıyoruz
yerel otobüs
güzergah üzerindeki tüm duraklarda duran otobüs
I take the local bus to work
İşe gitmek için yerel otobüsü kullanıyorum
yerli
belirli bir bölgede yaşayan kişi
The locals are very friendly here
Buradaki yerliler çok cana yakın
yerel mekan
belirli bir amaç için kullanılan bina veya alan
He met his friends at his local
Arkadaşlarıyla yerel mekanında buluştu
soytarı
Sahnedeaptalca veya komik davranışlarda bulunan kimse
Stop acting like a clown
Bir soytarı gibi davranmayı bırak
palyaço
insanları güldürmek için renkli giysiler ve makyaj giyen sanatçı
The clown made the children laugh
Palyaço çocukları güldürdü
palyaço
komik kıyafetler giyen ve insanları güldüren kişi
The clown made everyone laugh at the party
Palyaço partide herkesi güldürdü
öğütmek
Sahnedebir şeyi çok küçük parçalara ayırmak
I grind the coffee beans
Kahve çekirdeklerini öğütürüm
rutin
zor veya sıkıcı bir görev
The daily grind is tiring
Günlük rutin yorucu
dans etmek
müzik eşliğinde vücudu hareket ettirmek
They started to grind at the party
Partide dans etmeye başladılar
ezmek
birine zalimce veya sert bir şekilde davranmak
The cruel boss grinds his employees
Zalim patron çalışanlarını eziyor
utanmış
Sahnedeutanç veya suçluluk hisseden
He felt ashamed of his mistake
Hatasından dolayı utandı
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
istekli
Sahnedebir şeyi yapmayı çok isteyen ve heyecanlı olan
He is eager to learn
O öğrenmeye istekli
tekerlek
Sahnedearacın dönerek hareket etmesini sağlayan kauçuk parça
The truck has big tires
Kamyonun büyük tekerlekleri var
lastik
tekerleğin yola temas eden kauçuk kısmı
The car needs new tires
Arabanın yeni lastiklere ihtiyacı var
duygu
Sahnedeiçte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
duygu
yoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
his
fiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
duygu
yoğun bir heyecan durumu
Anger is a strong feeling
Öfke güçlü bir duygudur
duygu
güçlü bir his
Joy is a happy feeling
Neşe mutlu bir duygudur
duygu
güçlü bir duygu hali
She is full of feeling
O duygu dolu biri
umut
iyi şeylerin gerçekleşmesini bekleme hissi
I have a hopeful feeling about this
Bunun hakkında umutlu bir hissim var
düşünce
bir konu hakkında fikir veya tutum sahibi olma
I have a feeling that we should go
Gitmemiz gerektiğine dair bir düşüncem var
çınlama
Sahnedezil gibi yüksek ve net bir ses
I hear a ringing sound
Bir çınlama sesi duyuyorum
çınlayan
yüksek ve yankılı ses çıkaran
The bell made a ringing sound
Zil çınlayan bir ses çıkardı
ticari mal
Sahnedealınıp satılan ürünler
The shop window is full of expensive merchandise
Dükkanın vitrini pahalı ticari mallarla dolu
uzaklaşmak
Sahnedebir şeyden uzaklaşmak için hareket etmek
I decided to back away from the fire
Ateşten uzaklaşmaya karar verdim
geri çekilmek
Sahnedegeriye doğru adım atarak birinden veya bir şeyden uzaklaşmak
He backed away from the stranger
Yabancıdan geri çekildi
geri çekilmek
bir şeyden uzaklaşmak için geriye doğru hareket etmek
He backed away from the fire
Ateşten geri çekildi
editöryal
Sahnedeeditör ile ilgili veya yayın sürecine dair
They have strict editorial standards
Katı editöryal standartları var
editoryal
yayıncılık süreçleriyle ilgili
The editorial team reviewed the draft
Editoryal ekip taslağı inceledi
başyazı
gazete veya dergilerde yayınlanan görüş yazısı
The newspaper published a long editorial
Gazete uzun bir başyazı yayınladı
yazı
bir yayında yer alan metin veya içerik
She wrote a new editorial piece
Dergi için yeni bir yazı yazdı
güdü
Sahnedebir şeyi yapmaya iten sebep
He had no motive to lie
Yalan söylemek için bir sebebi yoktu
biliyordu
Sahnedebir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
biliyordu
bir konuda bilgi sahibi olmak
I knew the answer
Cevabı biliyordum
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
Sahnedekişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
devam etmek
bir şeyi yapmayı sürdürmek
Please go on with your work
Lütfen işine devam et
olup bitmek
bir durumda meydana gelen olaylar
I do not know what is going on with this project
Bu projeyle ilgili neler olup bittiğini bilmiyorum
ilke
Sahnedeinanılan temel kural veya fikir
It is against my principles
Bu benim ilkelerime aykırı
prensip
bir konudaki temel düşünce veya kural
I agree with you in principle
Prensipte seninle aynı fikirdeyim
ilke
bir şeyin nasıl işlediğini açıklayan temel fikir veya kural
The device works on a simple principle
Cihaz basit bir ilke ile çalışır
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
Sahnedebir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
uzun
Sahnedeortalamadan daha uzun boylu olan
He is very tall
O çok uzun
uzun
boyu ortalamadan fazla olan
He is a very tall man
O çok uzun bir adam
zorlu
yapılması veya başarılması güç
Finishing this project is a tall order
Bu projeyi bitirmek zorlu bir iş
ızdırap
Sahnedebüyük fiziksel veya zihinsel acı
He lived in torment for years
Yıllarca ızdırap içinde yaşadı
eziyet etmek
birine acı çektirmek
He wanted to torment his enemy
Düşmanına eziyet etmek istedi
internet
Sahnedetarayıcılar aracılığıyla erişilebilen küresel bilgisayar ağı
I found the information on the web
Bilgiyi internette buldum
örümcek ağı
örümceklerin böcekleri yakalamak için yaptığı yapışkan ağ
The spider is spinning a web
Örümcek ağ örüyor
ağ
örümceğin ipliklerinden yaptığı ince bir yapı
The spider caught a fly in its web
Örümcek ağında bir sinek yakaladı
motor
Sahnedetaşıtları veya makineleri çalıştıran mekanik aygıt
The car has a powerful engine
Arabanın güçlü bir motoru var
nefes nefese
Sahnedeşok acı veya yorgunluk nedeniyle ani ve derin nefes alma
She was gasping for air
Nefes nefese kalmıştı
nefes nefese
kısa ve hızlı nefes alıp verme durumu
He was gasping for air
Nefes nefese kalmıştı
meslektaş
Sahnedebirlikte çalışılan kişi
He is my colleague
O benim meslektaşım