The Mentalist — 2. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
467 kelime
Seviye
-den dolayı
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sebep olduğu durum
The game was canceled because of the rain
Maç yağmur yüzünden iptal edildi
bodrum
Sahnedebir binanın ana katının altındaki oda
We keep old boxes in the basement
Eski kutuları bodrumda saklıyoruz
bodrum
binanın zemin seviyesinin altındaki kat veya oda
The washing machine is in the basement
Çamaşır makinesi bodrumda
bodrum
binanın zemin seviyesinin altında bulunan oda
We keep old boxes in the basement
Eski kutuları bodrumda tutuyoruz
dövme
Sahnedecilde yapılan kalıcı desen
She has a tattoo on her arm
Kolunda bir dövme var
trampet vuruşu
trampet ile çalınan hızlı ve ritmik ses
The drum tattoo signaled the march
Trampet vuruşu yürüyüşü başlattı
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
tekinsiz bir şekilde
Sahnedegarip veya korkutucu bir şekilde
The house was eerily quiet
Ev tekinsiz bir şekilde sessizdi
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından tanınan
He is a known singer
O ünlü bir şarkıcıdır
bilinen
hakkında bilgiye sahip olunan
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
tanıdık
daha önce karşılaşılan veya aşina olunan
This melody sounds known
Bu melodi tanıdık geliyor
tanınmış
birçok kişi tarafından bilinen
He is a known author
O tanınmış bir yazar
saygısız
Sahnedesaygı göstermeyen
He was disrespectful to his teacher
Öğretmenine saygısızca davrandı
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
kopya
Sahnedebaşka bir şeyin aynısı olarak yapılan nesne
Please make three copies of this paper
Lütfen bu kağıdın üç kopyasını çıkarın
kafatası
Sahnedebaşı oluşturan kemik
The skull protects the brain
Kafatası beyni korur
kafatası
başın kemikli kısmı
The artist drew a human skull
Sanatçı bir insan kafatası çizdi
kafa kemiği
beyni koruyan kemik yapısı
The skull protects the brain
Kafatası beyni korur
etkilemek
Sahnedebirinin hayranlığını veya saygısını kazanmak
He tried to impress his boss
Patronunu etkilemeye çalıştı
etkilemek
birinde hayranlık veya saygı uyandırmak
He wanted to impress his boss
Patronunu etkilemek istedi
iz bırakmak
birinin duygu veya düşünceleri üzerinde güçlü bir etki yaratmak
Her kindness impressed me
Kibarlığı bende iz bıraktı
etki etmek
güçlü bir his uyandırmak
The music impressed the crowd
Müzik kalabalığı etkiledi
gizlice yerleştirmek
Sahnedebir şeyi gizli veya yasadışı yollarla bir yere koymak
The criminal planted evidence
Suçlu kanıt yerleştirdi
tesis
endüstriyel veya teknik bir sürecin gerçekleştiği yer
He works at a power plant
Enerji santralinde çalışıyor
bitki
genellikle toprakta yetişen canlı bir varlık
I bought a new plant
Yeni bir bitki aldım
dikmek
tohumları veya genç bitkileri toprağa ekmek
We plant seeds in spring
Baharda tohum dikeriz
ilgilendirmek
Sahnedebirinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
buradan çık
Sahnedebir yerden ayrılmak
Please get out of here
Lütfen buradan çık
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
depolamak
Sahnedebir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
mağaza
ürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
mağaza
eşyaların satıldığı bir yer
I went to the store
Mağazaya gittim
kimse
Sahnedebelirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
dağılmak
Sahnedefarklı yönlere doğru hızla gitmek
The birds scattered when they saw the cat
Kediyi görünce kuşlar dağıldı
trafik
Sahnedeyoldaki araçlar
There is a lot of traffic today
Bugün çok trafik var
trafik
yoldaki araç veya insan akışı
There is a lot of traffic on the road
Yolda çok trafik var
kaçakçılık yapmak
yasa dışı malların alım satımını yapmak
Criminals traffic stolen goods
Suçlular çalıntı malların kaçakçılığını yapıyor
transkript
Sahnedesözlü ifadelerin yazıya dökülmüş hali
I read the transcript of the interview
Mülakatın transkriptini okudum
ucuz
Sahnededüşük fiyatlı
This shirt is very cheap
Bu gömlek çok ucuz
kalitesiz
Sahnededüşük kaliteli veya değersiz
This is a cheap plastic toy
Bu kalitesiz bir plastik oyuncak
cimri
para harcamak istemeyen
He is too cheap to buy a gift
Hediye almayacak kadar cimri
hoş
Sahnedegüzel veya keyif verici
We had a lovely day at the park
Parkta çok hoş bir gün geçirdik
güzel
çok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
sevimli
nazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
hoş
çok hoş veya güzel olan
She looks lovely in that dress
O bu elbise içinde çok hoş görünüyor
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
girişmek
Sahnedebir işe büyük bir enerji veya güçle başlamak
He went at the task with energy
Göreve enerjiyle girişti
konumlanmak
belirli bir yerde bulunmak
Where does this part go at
Bu parça nereye konumlanıyor
ilerlemek
belirli bir hızla hareket etmek
He goes at a steady rate
O sabit bir hızla ilerliyor
ilerlemek
belirli bir hızda veya tempoda hareket etmek
They are going at a fast pace
Hızlı bir tempoda ilerliyorlar
manşet
Sahnedebir haberin başlığı
I read the headline in the newspaper
Gazetedeki manşeti okudum
baş sanatçı olmak
bir etkinlikte en önemli veya öne çıkan gösteriyi yapmak
The band will headline the concert tonight
Grup bu akşamki konserde baş sanatçı olacak
baş sanatçı olmak
bir gösterideki en önemli veya ana sanatçı konumunda bulunmak
She will headline the music festival tonight
O bu gece müzik festivalinde baş sanatçı olacak
ile uğraşmak
Sahnedeeğlence veya aktivite için bir şeyi kullanmak veya ellemek
He is playing with the controls
Kontrollerle uğraşıyor
üzerinde düşünmek
bir fikri kesin karar vermeden değerlendirmek
I play with the idea of moving abroad
Yurtdışına taşınma fikri üzerinde düşünüyorum
oyalamak
eğlenmek amacıyla bir şeyle oynamak veya onu hareket ettirmek
Do not play with your food
Yemeğinle oynama
kaçırıcı
Sahnedebirini zorla alıp alıkoyan kişi
The kidnapper asked for money
Kaçırıcı para istedi
adam kaçıran
Sahnedebirini zorla alıp götüren kişi
The police are looking for the kidnapper
Polis adam kaçıranı arıyor
boşvermek
Sahnedebir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
çaba
Sahnedebir şeyi başarmak için harcanan enerji
It takes a lot of effort to learn a language
Bir dil öğrenmek çok çaba gerektirir
çaba
bir şeyi yapmak için harcanan fiziksel veya zihinsel enerji
It takes effort to learn a new language
Yeni bir dil öğrenmek çaba gerektirir
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkarım
kötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
oyuncak
Sahnedeçocukların oynaması için yapılan nesne
This is a new toy
Bu yeni bir oyuncak
oyalanmak
bir şeyle ciddiyetsizce oynamak
He was toying with his food
Yemeğiyle oyalanıyordu
bina
Sahnededuvarları ve çatısı olan yapı
This building is very tall
Bu bina çok yüksek
inşa etmek
parçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They are building a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
üzerine inşa etme
bir şeyi temel alarak daha fazla ilerleme kaydetmek
They are building on their past success
Geçmiş başarılarının üzerine inşa ediyorlar
inşaat
bir yapıyı oluşturma süreci
The building of the new house is almost finished
Yeni evin inşaatı neredeyse bitti
adres
Sahnedebirinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
silah
Sahnedebirine zarar vermek veya saldırmak için kullanılan nesne
He has a dangerous weapon
Onun tehlikeli bir silahı var
silahlandırmak
birini veya bir şeyi silahla donatmak
They will weaponize the drones
İHA'ları silahlandıracaklar
silah
saldırı veya savunma için kullanılan araç
The suspect dropped the weapon
Şüpheli silahı yere attı
silah
saldırmak veya savunmak için kullanılan nesne
He was carrying a weapon
O bir silah taşıyordu
aptallık
Sahnedeçok aptalca davranışlar veya fikirler
I cannot believe the idiocy of this decision
Bu kararın aptallığına inanamıyorum
neticelenmek
Sahnedebir durumun belli bir şekilde bitişe ulaşması
Their long search turned out in failure
Uzun aramaları başarısızlıkla neticelendi
dönüşmek
gelişim göstererek bir şeye dönüşmek
He turned out to be a good student
İyi bir öğrenci oldu
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
söndürmek
ışığı kapatmak
Turn out the lights
Işıkları söndür
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
They turned out the man who asked for help
Yardım isteyen adamı geri çevirdiler
ortaya çıkmak
bir durumun sonunda aslında nasıl olduğunun anlaşılması
It turned out to be true
Doğru olduğu ortaya çıktı
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
sonuçlanmak
belirli bir şekilde gelişmek veya bitmek
The cake turned out delicious
Kek harika sonuçlandı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
dışarı salmak
hayvanları açık bir alana bırakmak
The farmer turned out the cows
Çiftçi inekleri dışarı saldı
ortaya çıkmak
bir gerçeğin sonradan fark edilmesi
It turned out that the key was in the drawer
Anahtarın çekmecede olduğu ortaya çıktı
sonuçlanmak
bir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
söndürmek
bir ışık kaynağını kapatmak
Please turn out the light before sleeping
Uyumadan önce lütfen ışığı söndür
toplanmak
bir olay için insanların bir araya gelmesi
Many people turned out for the protest
Protesto için birçok insan toplandı
gerçekleşmek
olayların belirli bir seyir izlemesi
The situation turned out quite complicated
Durum oldukça karmaşık bir şekilde gerçekleşti
anlaşılmak
bir şeyin aslında öyle olduğunun fark edilmesi
It turned out he was right all along
Onun başından beri haklı olduğu anlaşıldı
çıkmak
bir kişinin sonradan farklı bir karakterde görülmesi
The stranger turned out to be an old friend
Yabancı eski bir arkadaş çıktı
personel eksikliği olan
Sahnedeyeterli sayıda çalışanı olmayan
We are shorthanded in the kitchen
Mutfakta personel eksikliğimiz var
kaba
Sahnedenazik olmayan
He was very rude to the waiter
Garsona karşı çok kabaydı
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
satın aldı
Sahnedebir şeyi edinmek
He paid for the car
Arabayı satın aldı
ücreti ödenmiş
Sahnedeyapılan iş karşılığında para verilmiş
She is a paid worker
O ücretli bir çalışan
dikkat etti
birine veya bir şeye yoğunlaşma eylemi
He paid attention to the lesson
O derse dikkat etti
alt kat
Sahnedebinanın mevcut katının altındaki kat
He is downstairs
O alt katta
profesyonel olmayan
Sahnedemesleki standartlara uygun olmayan
His behavior was very unprofessional
Davranışı çok profesyonel değildi
profesyonelce olmayan
beklenen beceri veya özeni göstermeyen
His behavior was unprofessional
Onun davranışları profesyonelce değildi
anlam
Sahnedebir sözün ifade ettiği amaç
He said something to that effect
O bu anlama gelen bir şey söyledi
eşya
bir kişiye ait olan özel mülk
He gathered his personal effects
Kişisel eşyalarını topladı
etki
bir şeyin başka bir şey üzerinde yarattığı sonuç
The medicine had a good effect
İlacın iyi bir etkisi oldu
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
arkasındaki
Sahnedebir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
Sahnedebirinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
yeniden çerçevelemek
Sahnedebir durumu farklı bir bakış açısıyla sunmak
We need to reframe the problem to find a solution
Çözüm bulmak için sorunu yeniden çerçevelememiz gerekiyor
tıklatmak
Sahnedebir şeye hafifçe ve art arda vurmak
Tap the glass gently
Cama hafifçe vurun
tap dansı
özel ayakkabılarla yapılan bir dans türü
She likes tap dance
Tap dansını seviyor
musluk
suyun akışını kontrol eden düzenek
Turn off the tap please
Lütfen musluğu kapat
telefonu dinlemek
birinin özel telefon görüşmelerini gizlice dinlemek
The detective tapped the criminal's phone
Dedektif suçlunun telefonunu dinledi
ilerleme
Sahnedeileriye doğru hareket veya gelişim
She is making progress in her studies
Çalışmalarında ilerleme kaydediyor
ilerlemek
bir hedef doğrultusunda ileri gitmek veya gelişmek
Science continues to progress
Bilim ilerlemeye devam ediyor
ilerleme
ileri doğru hareket veya gelişim
We are making good progress on this project
Bu projede iyi ilerleme kaydediyoruz
iç
Sahnedebir şeyin içinde bulunan
The internal parts are damaged
İç parçalar hasarlı
şefkatli
Sahnedesevgi ve şefkat gösteren
He gave her a loving hug
Ona şefkatli bir şekilde sarıldı
sevgi dolu
sevgi ve ilgi gösteren
She is a loving mother
O, sevgi dolu bir anne
sevmek
bir şeyi çok beğenmek veya ondan zevk almak
I am loving this music
Bu müziği çok seviyorum
dip
Sahnedeçok kötü veya başarısız bir nokta
That was the low of his career
Bu kariyerinin en kötü noktasıydı
düşük
miktarı veya derecesi az olan
The price is very low
Fiyat çok düşük
kısık
ses seviyesi düşük olan
She speaks in a low voice
O kısık sesle konuşuyor
alçak
kötü veya adil olmayan
That was a low act
Bu alçak bir hareketti
kaçırma
Sahnedebirini zorla ve yasa dışı olarak alıp götürme
He was arrested for kidnapping
Kaçırma suçundan tutuklandı
adam kaçırma
Sahnedebirini zorla ve yasa dışı bir şekilde alıkoyma suçu
The police solved the kidnapping case
Polis adam kaçırma davasını çözdü
adam kaçırma
birini zorla alıkoyma eylemi
The police arrested the suspect for kidnapping
Polis şüpheliyi adam kaçırmaktan tutukladı
birey
Sahnedetek bir insan
Every individual has rights
Her bireyin hakları vardır
birey
tek bir kişi veya şey
Every individual has rights
Her bireyin hakları vardır
tek
başka şeylerden ayrı olan
Each part is individual
Her parça ayrıdır
birey
tek bir kişi veya şey
Every individual needs space
Her bireyin alana ihtiyacı vardır
ekip
Sahnedebirlikte çalışan insan grubu
The film crew worked hard
Film ekibi çok çalıştı
mürettebat
birlikte çalışan insan grubu
The crew is ready
Mürettebat hazır
mürettebatta yer almak
bir teknenin veya geminin ekibinde görev yapmak
He likes to crew on sailing boats
O yelkenli teknelerde mürettebat olarak çalışmayı sever
ekip
film veya gösteri setinde oyunculardan ayrı olarak çalışan grup
The film crew set up the cameras
Film ekibi kameraları kurdu
bulmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
They found the lost dog
Kayıp köpeği buldular
kurmak
bir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
düşüş
miktar veya seviyede ani azalma
There was a sharp drop off in sales
Satışlarda keskin bir düşüş oldu
gözden kaybolmak
görünür veya duyulur olmayı bırakmak
They began to drop off one by one
Birer birer gözden kaybolmaya başladılar
uyuyakalmak
genellikle farkında olmadan uykuya dalmak
I might drop off during the movie
Film sırasında uyuyakalabilirim
bırakmak
birini veya bir şeyi bir yere götürüp orada bırakmak
Please drop me off at the school
Lütfen beni okulun orada bırak
bırakma noktası
insanların veya eşyaların bırakıldığı yer
Please wait at the drop-off point
Lütfen bırakma noktasında bekleyin
hola
Sahnedemerhaba anlamına gelen İspanyolca kelime
He said hola to me
Bana hola dedi
sokaklar
Sahnedeşehir veya kasabalardaki halka açık yollar
The streets are very busy
Sokaklar çok kalabalık
sokaklar
şehir veya kasabadaki halka açık yollar
The streets are empty
Sokaklar boş
sokaklar
şehir veya kasabadaki yollar
The streets are very busy today
Bugün sokaklar çok kalabalık
uyuşturucu
Sahnedezihin ve vücudu etkileyen güçlü ilaç
The police found illegal narcotics in the car
Polis arabada yasadışı uyuşturucular buldu
rahatsız etmek
Sahnedebirini üzmek veya endişelendirmek
I don't want to disturb you
Seni rahatsız etmek istemiyorum
bölmek
birinin yaptığı işi durdurmak
Do not disturb me while I am working
Çalışırken beni bölme
yerinden oynatmak
bir şeyin yerini veya durumunu değiştirmek
Do not disturb the papers on the desk
Masadaki kağıtları yerinden oynatma
görüntü
Sahnedebir şeyin görsel temsili
The image is very clear
Görüntü çok net
imaj
insanların bir kişi veya şirket hakkında sahip olduğu fikir
The company wants to improve its public image
Şirket kamuoyundaki imajını düzeltmek istiyor
görüntülemek
bir şeyin görsel bir kopyasını oluşturmak
Doctors can image the body with this machine
Doktorlar bu makineyle vücudu görüntüleyebilir
temiz
Sahnedekir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
anlaşılır
kolayca kavranabilen veya yorumlanabilen
This is a clean answer
Bu anlaşılır bir cevap
yumruklamak
özellikle yüzüne sertçe vurmak
He cleaned him in the face
Onun yüzünü yumrukladı
masum
bir suçtan dolayı suçlu olmayan
The jury found him clean
Jüri onu masum buldu
temiz
yasa dışı hiçbir şey yapmamış olan
His record is clean
Onun sicili temiz
pak
kir veya leke içermeyen
Please keep your room clean
Lütfen odanı pak tut
lekesiz
kirden tamamen arındırılmış
The glass is completely clean
Bardak tamamen lekesiz
boş
Sahnedeiçinde hiçbir şey bulunmayan
The room is empty
Oda boş
boş
amaçtan veya değerden yoksun
These are empty promises
Bunlar boş vaatler
boşaltmak
bir kabın içindekileri dışarı çıkarmak
Please empty the trash
Lütfen çöpü boşalt
dökülmek
bir akarsuyun daha büyük bir su kütlesine boşalması
The river empties into the sea
Nehir denize dökülür
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
eşlik etmek
Sahnedebir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
yürümek
bir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
alışmak
Sahnedebir şeye zamanla alışmak ve onu yadırgamamak
I am getting used to the new city
Yeni şehre alışıyorum
alışkın olmak
bir şeyi tecrübe ettiği için ona aşina olmak
You will soon get used to the busy traffic
Yoğun trafiğe kısa sürede alışkın olacaksın
suç
Sahnedeyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
vatana ihanet
birinin kendi ülkesine karşı yaptığı hainlik
He was punished for the crime of betraying his country
Ülkesine ihanet etme suçundan cezalandırıldı
suç
yasalara aykırı olan eylem
Stealing is a serious crime
Hırsızlık ciddi bir suçtur
kaçık
Sahnedeakıl sağlığı yerinde olmayan veya tuhaf kişi
That guy is a total whack job
Şu adam tam bir kaçık
duymak
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya işitmek
Did you hear about the news
Haberleri duydun mu
duymak
bir şeyi birinden öğrenmek
Did you hear about the accident?
Kazayı duydun mu?
duymak
bir kişi veya durum hakkında bilgi ya da haber almak
Did you hear about the accident
Kazayı duydun mu
haberdar olmak
bir durumla ilgili bilgi almak
I heard about the meeting
Toplantıdan haberdar oldum
işgalci
Sahnedebir binada izinsiz veya yasal hakkı olmadan yaşayan kimse
Police removed the squatter from the house
Polis işgalciyi evden çıkardı
izinsiz yerleşen
bir yere mülk sahibinin izni olmadan yerleşen kişi
The squatter claimed rights to the property
İzinsiz yerleşen kişi mülk üzerinde hak iddia etti
ayak işi
Sahnedebelirli bir işi yapmak için çıkılan kısa yolculuk
I have to run some errands today
Bugün bazı ayak işlerini halletmem gerekiyor
iddia etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belirtmek veya hak sahipliğini öne sürmek
He claims that he is innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
hak talep etmek
bir şeyin mülkiyetini istemek
He claimed his lost bag
Kayıp çantasını talep etti
iddia etmek
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
She claims to be innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
canına mal olmak
birinin ölümüne neden olmak
The earthquake claimed many lives
Deprem birçok cana mal oldu
yok
Sahnedehayır kelimesinin gayriresmi kullanımı
Do you want to go? Nah.
Gitmek ister misin? Yok.
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
olmak
Sahnedebir durumun meydana gelmesi
What happened
Ne oldu