The Mentalist — 2. Sezon Bölüm 22
Kelimeler ve anlamları
491 kelime
Seviye
sıra dışı
Sahnedetuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
oralarda bir yerlerde
dünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
orada
konuşmacıdan uzak bir yerde
Look at the birds out there
Şuradaki kuşlara bak
dışarıda
bulunulan yerin uzağında bir yerde
He is out there waiting for you
O dışarıda seni bekliyor
orada
mevcut durumda veya belli bir alanda
There are many people out there
Orada pek çok insan var
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
almak
Sahnedebir şeyi teslim almak veya kabul etmek
I received a letter
Bir mektup aldım
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
bıyık
Sahnedeüst dudakta çıkan kıl
He has a big mustache
Onun büyük bir bıyığı var
psişik
Sahnedezihinle veya doğaüstü yeteneklerle ilgili
She claims to have psychic powers
Psişik güçleri olduğunu iddia ediyor
medyum
Sahnededoğaüstü zihinsel yetenekleri olduğunu iddia eden kişi
The psychic predicted what would happen
Medyum neler olacağını tahmin etti
old fashioned
viski bitter ve şeker ile yapılan klasik bir alkollü kokteyl
He ordered an old fashioned at the bar
Barda bir tane old fashioned sipariş etti
eski moda
geçmiş bir dönemin tarzında olan
My grandfather has old fashioned ideas
Büyükbabamın eski moda fikirleri var
eski moda
geçmişten gelen günümüzde artık kullanılmayan tarz veya düşünce
This dress is very old fashioned
Bu elbise çok eski moda
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
konum
Sahnedebelirli bir yer veya pozisyon
What is your current location?
Şu anki konumun nedir?
yayınlamak
Sahnedebir ürünü veya bilgiyi halka sunmak
The band will release their new album next week
Grup yeni albümlerini gelecek hafta yayınlayacak
serbest bırakmak
bir şeyi serbest bırakmak veya salıvermek
Please release the bird
Lütfen kuşu serbest bırakın
rahatlama
stres veya gerginlikten kurtulma hissi
Crying brought her a sense of release
Ağlamak ona bir rahatlama hissi getirdi
feragatname
bir haktan veya iddiadan vazgeçildiğini gösteren yasal belge
She signed a legal release
O yasal bir feragatname imzaladı
tetik
bir silahı ateşlemek için çekilen parça
Pull the release to fire the gun
Silahı ateşlemek için tetiği çekin
motel
Sahnedemotorcular için tasarlanmış otel
We stayed at a motel during our trip
Seyahatimiz sırasında bir motelde kaldık
motel
sürücüler için uygun fiyatlı otel
We stayed at a motel last night
Dün gece bir motelde kaldık
motel
genellikle araçla seyahat edenlerin konakladığı yol kenarı oteli
We stayed at a motel
Bir motelde kaldık
motel
araç sürücüleri için tasarlanmış otel
We stayed at a motel last night
Dün gece bir motel de kaldık
iletişim kurmak
Sahnedebaşkalarıyla fikir veya bilgi alışverişinde bulunmak
People communicate using language
İnsanlar dil kullanarak iletişim kurar
iletişim kurmak
bilgi veya düşünceleri başkalarıyla paylaşmak
They communicate by email
E-posta yoluyla iletişim kuruyorlar
iletmek
birine bilgi aktarmak
Please communicate your plans clearly
Lütfen planlarınızı açıkça iletin
dönem
Sahnedebelirli bir çağ veya zaman dilimi
Those were the glory days
Onlar görkemli dönemlerdi
program
televizyon yayını
I watched Days yesterday
Dün Days programını izledim
günler
24 saatlik süreler
I have been waiting for two days
İki gündür bekliyorum
kalan gün
tamamlanması gereken süre
There are five days left
Beş gün kaldı
gün
24 saatlik zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
gün
yirmi dört saatlik süre
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
zamanlar
birinin hayatındaki özel bir dönem
I miss my school days
Okul zamanlarımı özlüyorum
gündüz
güneşin doğuşu ile batışı arasındaki zaman
The days are getting longer
Gündüzler uzuyor
süre
bir şeyin devam ettiği zaman aralığı
These days are very busy
Bu süreler çok yoğun
tarih
takvimdeki belirli bir zaman noktası
What are the days of the trip
Gezinin tarihleri nelerdir
günler
yirmi dört saatlik periyotlar
The days go by quickly
Günler çabuk geçiyor
bugünler
günümüz veya yakın geçmiş zaman
Life is easier these days
Bugünler hayat daha kolay
günler
yirmi dört saatlik süreler
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
gün
yirmi dört saatten oluşan zaman birimi
It takes two days to walk there
Oraya yürümek iki gün sürer
zamanlar
geçmişte kalan bir dönem
Those were the good old days
O güzel eski zamanlardı
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
rahatlamak
Sahnedesakinleşmek ve daha az gergin hissetmek
I need to relax after a long day
Uzun bir günden sonra rahatlamam gerekiyor
esnetmek
bir kuralı veya gerekliliği daha az katı hale getirmek
The school decided to relax the rules
Okul kuralları esnetmeye karar verdi
rahatlamak
birini sakin ve daha az gergin hissettirmek
Music helps me relax
Müzik rahatlamama yardımcı olur
dinlenmek
sakinleşmek veya daha az hareketli olmak
I want to relax on the weekend
Hafta sonu dinlenmek istiyorum
cüzdan
Sahnedepara ve kartların konulduğu küçük katlanabilir kılıf
I lost my wallet
Cüzdanımı kaybettim
cüzdan
para ve kart taşımaya yarayan küçük eşya
I keep my money in my wallet
Paramı cüzdanımda taşıyorum
kadın cinsel organı
kadın dış cinsel organı için kullanılan argo bir terim
Some people use the word wallet as a slang term for female genitalia
Bazı insanlar wallet kelimesini kadın cinsel organı için argo bir terim olarak kullanır
cüzdan
para ve kart taşımak için kullanılan katlanabilir yassı kap
I keep my money in my wallet
Paramı cüzdanımda tutuyorum
patika
Sahnedetakip edilen yol veya iz
We followed the hiking trail
Yürüyüş patikasını takip ettik
geride kalmak
bir yarışmada veya oyunda arkada olmak
Our team is trailing by two points
Takımımız iki puan geride
takip etmek
birini gizlice izlemek
The detective trailed the suspect
Dedektif şüpheliyi takip etti
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
politika
Sahnedebir hükümet veya grubun izlediği plan veya eylem dizisi
The government has a new economic policy
Hükümetin yeni bir ekonomi politikası var
politika
bir kurumun veya kişinin izlediği kural veya yöntem
This is the company policy
Bu, şirket politikasıdır
düzenleme
bir kurum tarafından konulan yazılı kural veya belge
The company has a strict policy about lateness
Şirketin geç kalma konusunda katı bir düzenlemesi var
kongre
Sahnedebelirli bir amaç için düzenlenen büyük toplantı
I am going to the convention
Kongreye gidiyorum
anlaşma
ülkeler arasında yapılan resmi uzlaşma
The countries signed a new convention
Ülkeler yeni bir anlaşma imzaladı
gelenek
toplumda kabul görmüş alışılmış davranış biçimi
Shaking hands is a social convention
Tokalaşmak sosyal bir gelenektir
düzenli
Sahnedesık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
normal
Sahnedealışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
müdavim
bir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
düzenli
belirli aralıklarla tekrarlanan veya standart olan
The bus arrives at regular intervals
Otobüs düzenli aralıklarla gelir
sıradan
her zamanki gibi olan veya tipik
This is my regular route to work
Bu işe gitmek için kullandığım sıradan yol
kabul etmek
Sahnedebir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
Sahnedebir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
kule
Sahnedeyüksek ve dar bir yapı
The tower is very tall
Kule çok yüksek
dev gibi yükselmek
etrafındaki herkesten veya her şeyden çok daha uzun olmak
He towers over everyone in the room
O odadaki herkesin üzerinde yükseliyor
geç yatmak
Sahnedeuyumak için normalden daha geç saatte yatağa gitmek
I like to stay up on weekends
Hafta sonları geç yatmayı severim
uyanık kalmak
uyumayıp uyanık kalmak
I stayed up late last night
Dün gece geç saatlere kadar uyanık kaldım
yerinde kalmak
düşmeden yerinde durmak
The poster will not stay up on the wall
Poster duvarda durmuyor
ayakta kalmak
uyumadan geceyi geçirmek
We stayed up all night to study
Ders çalışmak için bütün gece ayakta kaldık
danışman
Sahnedeuzmanlık alanında tavsiye veren kişi
She is a business consultant
O bir iş danışmanıdır
danışman
profesyonel tavsiye veren kişi
She is a business consultant
O bir iş danışmanı
ilgilenmek
Sahnedebir şeyle veya biriyle ilgilenmek
I need to attend to some business
Bazı işlerle ilgilenmem gerekiyor
ilgilenmek
biriyle veya bir şeyle ilgilenmek veya bakımını yapmak
Please attend to the customers first
Lütfen önce müşterilerle ilgilenin
ilgilenmek
bir görev veya kişi ile meşgul olmak
I need to attend to some work
Biraz işle ilgilenmem gerekiyor
dikkat etmek
bir şeye veya kişiye odaklanarak dinlemek
You should attend to what the teacher says
Öğretmenin söylediklerine dikkat etmelisin
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
sunmak
Sahnedebirine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
geçmiş
zaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
geçe
saatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
dost canlısı
Sahnedeinsanlarla iyi geçinen ve nazik olan
The neighbors are very friendly
Komşular çok dost canlısı
cana yakın
nezaket ve sıcaklık gösteren
She is a very friendly person
O çok cana yakın biridir
dost
kendi tarafınızdan olan ve zarar verilmesi istenmeyen
We must avoid friendly fire
Bu durumda dost ateşinden kaçınmalıyız
sahiplik
Sahnedebir şeye sahip olma durumu
The possession of the land is disputed
Arazinin sahipliği tartışmalı
eşyalar
birine ait olan şeyler
He lost all his possessions
Tüm eşyalarını kaybetti
musallat
bir ruh tarafından ele geçirilme durumu
He claimed to be suffering from demonic possession
Kötü ruhların musallatına uğradığını iddia etti
bulundurma
bir şeyi yasal olarak elinde tutma durumu
The suspect was arrested for illegal drug possession
Şüpheli yasa dışı uyuşturucu bulundurmaktan tutuklandı
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
endişeli
Sahnedekaygılı veya huzursuz hisseden
She looks concerned
Endişeli görünüyor
endişeli
bir durum hakkında kaygı duymak
I am concerned about the future
Gelecek hakkında endişeliyim
ilgili
bir kişiyi veya konuyu kapsayan veya onunla alakalı olan
This matter is concerned with everyone
Bu mesele herkesle ilgili
endişeli
bir konu hakkında kaygı duyan
He is concerned about the future
Gelecek hakkında endişeli
oturup dinlenmek
Sahnedevücudunu alt kısmı üzerine dayayıp dinlenmek
You can sit down here
Buraya oturup dinlenebilirsin
masada yenen yemek
insanların masaya oturarak yediği yemek
We had a sit-down meal
Masada yenen bir yemek yedik
oturma eylemi
bir şeyi protesto etmek için topluca oturarak yapılan eylem
The workers held a sit-down in the factory
İşçiler fabrikada bir oturma eylemi yaptılar
oturup konuşmak
biriyle resmi veya planlı bir görüşme yapmak
We should sit down to discuss the contract
Sözleşmeyi görüşmek için oturup konuşmalıyız
oturmak
vücudunu bir yere veya zemine doğru alçaltmak
Please sit down here
Lütfen buraya otur
oturmak
sandalyeye veya yere yerleşmek
You can sit down on the floor
Yere oturabilirsin
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
Sahnedebir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
elemek
Sahnedebir şeyin mümkün olmadığını belirlemek
We cannot rule out this option
Bu seçeneği eleyemeyiz
eleme
bir kişiyi veya olasılığı değerlendirme dışı bırakmak
The doctor ruled out a serious illness
Doktor ciddi bir hastalığı eledi
olasılık dışı bırakmak
bir şeyin mümkün veya uygun olmadığına karar vermek
We cannot rule out this possibility
Bu ihtimali olasılık dışı bırakamayız
yardımcı olmak
Sahnededestek veya yardım sağlamak
I will assist you with the project
Projede size yardımcı olacağım
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
duymak
kulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
zevk
Sahnedebir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tat
bir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
tatmak
kalitesini anlamak için az miktarda denemek
Please taste the soup
Lütfen çorbayı tat
tat
bir şeyin kısa süreliğine yaşanması
She wanted a taste of success
Başarının tadına bakmak istedi
ölü nokta
Sahnedemesajların veya nesnelerin başka birinin alması için bırakıldığı gizli yer
The spy left the documents at the dead drop
Casus belgeleri ölü noktaya bıraktı
ölü nokta
bilgilerin veya eşyaların önceden kararlaştırılmış bir yere gizlice bırakılarak teslim edilmesi yöntemi
He left the package at the dead drop
Paketi ölü noktaya bıraktı
gizli teslimat
birinin alması için eşyaların gizlice bırakılması yöntemi
They used a dead drop to exchange the documents
Belgeleri takas etmek için gizli bir teslimat noktası kullandılar
kullanılabilir
Sahnedekullanılabilen
The tool is still usable
Araç hâlâ kullanılabilir
adında
Sahnedeismi olan
I have a friend named Can
Can adında bir arkadaşım var
isimlendirmek
birine veya bir şeye ad vermek
They named the baby Ayse
Bebeğe Ayse ismini verdiler
atamak
birini bir göreve getirmek
She was named the new manager
Yeni müdür olarak atandı
adlandırılmış
birine veya bir şeye isim vermek
They named their cat Luna
Kedilerine Luna adını verdiler
çözmek
Sahnedebir şeyin cevabını bulmak
I can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilirim
çözmek
bir soruna çözüm bulmak
They solved the problem
Sorunu çözdüler
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak
I can solve this math problem
Bu matematik problemini çözebilirim
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak
She can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilir
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
soruşturma
Sahnedegerçekleri veya bilgileri ortaya çıkarmak için yapılan dikkatli çalışma
The police started an investigation
Polis bir soruşturma başlattı
yasa dışı ticaret
Sahnedekanunsuz alım satım süreci
He is involved in illegal trafficking
Yasa dışı ticaret ile uğraşıyor
kaçakçılık
yasa dışı alım satım faaliyeti
They were arrested for drug trafficking
Uyuşturucu kaçakçılığından tutuklandılar
taşıma
bir şeylerin bir yerden diğerine hareketi
The trafficking of goods is strictly regulated
Malların taşınması sıkı kurallara tabidir
incelemek
Sahnedebir şeyi dikkatlice kontrol etmek
I will audit the report
Raporu inceleyeceğim
denetlemek
bir şeyi resmi olarak kontrol etmek
The accountant will audit the books
Muhasebeci defterleri denetleyecek
ağır suç
Sahnedeçok ciddi bir suç
He was convicted of a felony
Ağır suçtan hüküm giydi
ağır suç
ciddi bir suç
He was charged with a felony
Ağır bir suçla suçlandı
Bravo
Sahnedebir kadının başarılı performansını övmek için kullanılır
Brava! That was a wonderful performance
Bravo! Bu harika bir performanstı
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
yanında
Sahnedebiriyle birlikte veya beraberinde
Bring your sister along
Kız kardeşini de yanına al
boyunca
bir hat veya yön boyunca
Walk along the river
Nehir boyunca yürüyün
boyunca
tüm süre boyunca
He sang along the way
Yol boyunca şarkı söyledi
kandırmak
birini çıkar sağlamak amacıyla yalanla oyalama
He led me along with fake promises
Beni sahte vaatlerle kandırdı
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
kısa
Sahnedeaz süren
We had a short meeting
Kısa bir toplantı yaptık
eksik
bir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
kısa
boyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
şort
belden dize kadar uzanan giysi
He bought a new short
Yeni bir şort aldı
aniden
bir uyarı olmadan birdenbire
He stopped short when he saw the car
Arabayı gördüğünde aniden durdu
kısa
uçtan uca küçük bir mesafeye sahip olan
This rope is too short
Bu halat çok kısa
sürüklemek
Sahnedebir şeyi yüzey üzerinde çekmek
Drag the chair across the room
Sandalyeyi oda boyunca sürükle
sıkıcı şey
sıkıcı veya can sıkıcı durum
This meeting is such a drag
Bu toplantı çok sıkıcı
nefes
sigaradan çekilen duman
He took a long drag
Uzun bir nefes çekti
drag performansı
erkeklerin eğlence amacıyla kadın kıyafetleri giyerek yaptığı gösteri
He is famous for his drag performance
O drag performansıyla ünlüdür
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
edinmek
bir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
kıyafetler
Sahnedevücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak
giydirmek
birine kıyafetlerini giydirmek
She clothes the children
Çocukları giydiriyor
kıyafet
vücudu örtmek için giyilen eşya
I need new clothes for the party
Parti için yeni kıyafetlere ihtiyacım var
göç
Sahnedebaşka bir ülkeye yerleşmek için gitme eylemi
Immigration laws are very strict
Göç yasaları çok katıdır
alay
Sahnedebirini küçük düşürmek için yapılan alay
The boy's clothes were a subject of mockery
Çocuğun kıyafetleri alay konusu oldu
üzgün
Sahnedemutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
üzmek
birini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
bozmak
bir şeyin düzenini veya işleyişini aksatmak
The rain upset our plans
Yağmur planlarımızı bozdu
sahne
Sahnedeperformans sergilenen yüksek alan
The actor is on the stage
Oyuncu sahnededir
aşama
bir sürecin adımı
We are at the first stage
İlk aşamadayız
hazırlamak
hazır hale getirmek
He staged the equipment
Ekipmanları hazırladı
sahnelemek
bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek amacıyla düzenlemek
They staged a protest in the city center
Şehir merkezinde bir protesto sahnelediler
aşama
bir süreçteki belirli bir nokta
We are in the first stage of the project
Projenin ilk aşamasındayız
ufuk
Sahnedeyerin ve göğün birleşiyor gibi göründüğü çizgi
We watched the sunset on the horizon
Gün batımını ufukta izledik
ufuk
bir kişinin bilgi veya deneyim sınırı
Travel broadens your horizon
Seyahat etmek ufkunuzu genişletir
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
teşhis koymak
Sahnedebir kişinin hastalığını belirlemek
The doctor diagnosed her with the flu
Doktor ona grip teşhisi koydu
teşhis etmek
bir sorunun nedenini bulmak
The doctor will diagnose the problem
Doktor sorunu teşhis edecek
teşhis etmek
birinin hangi hastalığa sahip olduğunu belirlemek
The doctor will diagnose the illness
Doktor hastalığı teşhis edecek
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeterli
istenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
duygu
Sahnedeiçte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
duygu
yoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
his
fiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
duygu
yoğun bir heyecan durumu
Anger is a strong feeling
Öfke güçlü bir duygudur
duygu
güçlü bir his
Joy is a happy feeling
Neşe mutlu bir duygudur
duygu
güçlü bir duygu hali
She is full of feeling
O duygu dolu biri
umut
iyi şeylerin gerçekleşmesini bekleme hissi
I have a hopeful feeling about this
Bunun hakkında umutlu bir hissim var
düşünce
bir konu hakkında fikir veya tutum sahibi olma
I have a feeling that we should go
Gitmemiz gerektiğine dair bir düşüncem var
kurnaz
Sahnedebaşkalarını kandırmada yetenekli
The fox was very cunning and escaped
Tilki çok kurnazdı ve kaçtı
kaçakçılık yapmak
Sahnedeyasa dışı malların alım satımını yapmak
Criminals traffic stolen goods
Suçlular çalıntı malların kaçakçılığını yapıyor
trafik
yoldaki araçlar
There is a lot of traffic today
Bugün çok trafik var
trafik
yoldaki araç veya insan akışı
There is a lot of traffic on the road
Yolda çok trafik var
alışkanlık
Sahnededüzenli olarak yapılan davranış
Reading is a good habit
Kitap okumak iyi bir alışkanlıktır
cübbe
rahibe veya keşişlerin giydiği özel giysi
The nun wore a simple habit
Rahibe sade bir cübbe giymişti
kesinlikle
Sahnedehiç şüphe olmadan
He will surely win
Kesinlikle kazanacak
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
ana konuşma
Sahnedebir etkinliğin en önemli kısmı
The CEO gave the keynote speech
CEO ana konuşmayı yaptı
gizlemek
Sahnedebir şeyin görülmesini engellemek
He tried to conceal the truth
Gerçeği gizlemeye çalıştı
suç
Sahnedeyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
vatana ihanet
birinin kendi ülkesine karşı yaptığı hainlik
He was punished for the crime of betraying his country
Ülkesine ihanet etme suçundan cezalandırıldı
suç
yasalara aykırı olan eylem
Stealing is a serious crime
Hırsızlık ciddi bir suçtur
seçmek
Sahnedebir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
eşlik etmek
biriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
ilişki kurmak
biriyle veya bir şeyle yakın bağ kurmak veya dahil olmak
I want to go with someone who is kind
Kibar biriyle ilişki kurmak istiyorum
itibar
Sahnedeinsanların biri hakkında sahip olduğu düşünce
She has a good reputation in the company
Şirkette iyi bir itibarı var
itibar
insanların biri hakkındaki genel düşüncesi
He has a good reputation
Onun iyi bir itibarı var
almak
Sahnedebir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
seçmek
bir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
müdür
Sahnedebir işletmeyi veya ekibi yöneten kişi
He is a great manager
O harika bir müdür
yönetici
bir ekibin veya işin sorumlusu olan kişi
The manager is in a meeting
Yönetici bir toplantıda
menajer
sanatçı veya sporcuların işlerini yürüten kişi
The singer has a good manager
Şarkıcının iyi bir menajeri var