The Mentalist — 3. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
670 kelime
Seviye
labirent
Sahnedekarmaşık yollardan oluşan ağ
We got lost in the maze
Labirentte kaybolduk
neşeyle
Sahnedemutlu ve keyifli bir şekilde
They sang gaily at the party
Partide neşeyle şarkı söylediler
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
katletmek
Sahnedebir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
sunmak
Sahnedebir şeyi birine vermek veya iletmek
I would like to extend my thanks
Teşekkürlerimi sunmak istiyorum
uzatmak
bir şeyi daha uzun hale getirmek
I want to extend my visa
Vizemi uzatmak istiyorum
uzanmak
belirli bir alanı veya mesafeyi kaplamak
The garden extends to the river
Bahçe nehre kadar uzanıyor
zehir
Sahnedehastalık veya ölüme neden olabilen madde
This plant contains a strong poison
Bu bitki güçlü bir zehir içerir
zehirlenme
Sahnedezehirli bir madde almaktan kaynaklanan hastalık
Food poisoning is very painful
Gıda zehirlenmesi çok acı vericidir
zehirleme
birine zehirli bir madde verme eylemi
Poisoning the water is a crime
Suyu zehirlemek bir suçtur
zehirlenme
zararlı maddelerin neden olduğu rahatsızlık
He suffered from food poisoning
Gıda zehirlenmesi yaşadı
sarhoş
Sahnedealkolün etkisi altında olan
He made a drunken phone call
Sarhoş bir telefon araması yaptı
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
surat asmak
kızgın olduğun için sessiz ve mutsuz olmak
He will go into a sulk if you say that
Eğer bunu söylersen surat asar
detaylandırmak
bir konuyu ayrıntılarıyla anlatmak
I do not want to go into the details
Detaylara girmek istemiyorum
sinirlendirmek
Sahnedebirini öfkelendirmek
His comments riled her
Onun yorumları onu sinirlendirdi
zorla girmek
Sahnedebir yere veya araca zor kullanarak girmek
Someone tried to break into my car
Birisi arabama zorla girmeye çalıştı
zorla girmek
bir binaya veya odaya güç kullanarak girmek
Someone tried to break into our house
Birisi evimize zorla girmeye çalıştı
istemsiz
Sahnedekasti olarak yapılmayan
It was an involuntary reflex
Bu istemsiz bir refleksti
zorunlu
seçime bağlı olmayan
He was an involuntary participant
O, zorunlu bir katılımcıydı
elektrikli
Sahnedeelektrikle çalışan
He has an electric car
Onun elektrikli bir arabası var
heyecan verici
çok heyecanlı veya enerji dolu
The atmosphere in the room was electric
Odadaki atmosfer heyecan vericiydi
elektrikli
elektrikle çalışan
The house has an electric stove
Evde elektrikli bir ocak var
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
Sahnedebir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
risk
Sahnedekötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
riske atmak
Sahnedebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
Risk
oyuncuların bölgeleri fethetmeye çalıştığı bir strateji oyunu
We played Risk last night
Dün gece Risk oynadık
riske atmak
bir şeyi zarar görme ihtimaliyle karşı karşıya bırakmak
He did not want to risk his life
Hayatını riske atmak istemedi
dalış
Sahnedebaş aşağı suya atlamak
He decided to dive into the pool
Havuza dalmaya karar verdi
salaş bar
kötü görünümlü ve ucuz eğlence yeri
They spent the night in a dive
Geceyi salaş bir barda geçirdiler
derinleşmek
bir konuyu yoğun şekilde çalışmak
You should dive into this new course
Bu yeni derse derinlemesine çalışmalısın
kumru
barışın sembolü olarak kullanılan beyaz kuş
A white dove flew away
Beyaz bir kumru uçup gitti
derinlemesine incelemek
bir konuyu detaylıca araştırmak
Let us dive into the details
Detayları derinlemesine inceleyelim
düşünceli
Sahnedebaşkalarını düşünen
It was very thoughtful of you
Çok düşünceliydiniz
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
mutlu
Sahnedemutluluk veya keyif hisseden veya bunu gösteren
I am very happy today
Bugün çok mutluyum
mutlu
zevk veya neşe duyma hali
I am happy today
Bugün mutluyum
yanlışlıkla
Sahnedeistemeden veya hata sonucu
I accidentally deleted the file
Dosyayı yanlışlıkla sildim
mucizevi
Sahnedeçok şaşırtıcı veya harika olan
It was a miraculous recovery
Bu mucizevi bir iyileşmeydi
otopsi
Sahnedeölüm nedenini belirlemek için yapılan tıbbi işlem
The doctor performed an autopsy
Doktor otopsi yaptı
otopsi
ölüm sebebini bulmak için yapılan ceset incelemesi
An autopsy determined the cause of death
Otopsi ölüm nedenini belirledi
otopsi
ölüm nedenini belirlemek için yapılan tıbbi inceleme
The doctor performed an autopsy
Doktor bir otopsi yaptı
otopsi
ölüm nedenini belirlemek için cesedin incelenmesi
The doctor performed an autopsy
Doktor bir otopsi yaptı
yeni gelen
Sahnedebir yere yakın zamanda gelmiş kişi
He is a newcomer to this city
O bu şehre yeni gelen biri
yeni gelen
bir yere yeni varmış olan kişi
The newcomer is very friendly
Yeni gelen kişi çok cana yakın
endişe
Sahnedesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
ilgilendirmek
bir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
hayatlar
Sahnededoğum ile ölüm arasındaki süreler
They have happy lives
Mutlu hayatları var
yaşamak
hayatta olmak ve deneyimler kazanmak
He lives in London
O Londra'da yaşıyor
insanlar
yaşayan bireyler
Many lives were saved
Birçok insan kurtarıldı
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
She lives in London
O Londra'da yaşıyor
uykulu
Sahnedeuyuma ihtiyacı hisseden
I feel sleepy
Uykulu hissediyorum
cesaretle söylemek
Sahnederiskli veya yeni olabilecek bir şeyi ifade etmek
I venture to suggest a new idea
Yeni bir fikir önermeye cüret ediyorum
cüret etmek
riskli veya tehlikeli bir şey yapmaya cesaret etmek
He ventured into the cave
Mağaraya girmeye cüret etti
girişim
yeni bir iş projesi
This new venture is very risky
Bu yeni girişim çok riskli
girişim
yeni bir iş etkinliği veya proje
They started a new business venture
Yeni bir iş girişimi başlattılar
ezmek
Sahnedebir şeyi büyük bir güçle sıkıştırmak
He crushed the empty can
Boş kutuyu ezdi
platonik aşk
birine karşı duyulan güçlü romantik çekim
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
hoşlanma
birine karşı duyulan romantik ilgi
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
ezmek
birini tamamen yenilgiye uğratmak
Our team will crush the rival
Takımımız rakibi ezecek
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
lisans
Sahnedebir şeyi yapmaya izin veren resmi belge
I have a license
Lisansım var
ruhsat vermek
Sahnedebir şeye resmi izin vermek
The city licensed the new cafe
Şehir yeni kafeye ruhsat verdi
rafting
Sahnedenehir üzerinde botla yapılan su sporu
We went rafting on the river
Nehirde rafting yaptık
rafting
düz bir yüzen yapı kullanarak su üzerinde seyahat etme aktivitesi
We are going rafting tomorrow
Yarın rafting yapmaya gidiyoruz
kova
Sahnedeeşya taşımak için kullanılan kulplu ve ağzı açık kap
Fill the bucket with water
Kovayı suyla doldur
çınlama
Sahnedetekrarlanan net bir müzikal ses
I heard the ring a ling of the bells
Zillerin çınlamasını duydum
avantaj
Sahnedebir durumu daha iyi hale getiren fayda
This is a big advantage
Bu büyük bir avantaj
iyilik
Sahnedeyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
iyilik
Sahnedebirinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
süsleme
Sahnedebir yeri daha güzel göstermek için kullanılan nesne
The Christmas decorations are beautiful
Noel süslemeleri çok güzel
klinik
Sahnedetıbbi tedavi alınan yer
The clinic is open on Mondays
Klinik Pazartesi günleri açıktır
eğitim kursu
belirli bir beceri üzerine yapılan kısa ve yoğun eğitim
He attended a tennis clinic last weekend
Geçen hafta sonu bir tenis eğitimine katıldı
ritüeller
Sahnedebelirli bir şekilde yapılan eylemler dizisi
Many cultures have different rituals
Birçok kültürün farklı ritüelleri vardır
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğrenmek
Sahnedeyeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
yok
Sahnedehayır kelimesinin gayriresmi kullanımı
Do you want to go? Nah.
Gitmek ister misin? Yok.
protokol
Sahnederesmi durumlar için geçerli olan kurallar bütünü
The diplomat followed the protocol
Diplomat protokole uydu
protokol
resmi kurallar veya izlenmesi gereken adımlar dizisi
We must follow the safety protocol
Güvenlik protokolüne uymalıyız
başarı
Sahnedebir hedefe ulaşmanın sonucu
Hard work leads to success
Sıkı çalışma başarıya götürür
açığa çıkma
Sahnedeşaşırtıcı ve önemli bir gerçeğin ortaya çıkması
The revelation shocked everyone
Bu açığa çıkış herkesi şaşırttı
uysal
Sahnedesessiz ve tartışmaya meyilli olmayan
He is a very meek person
O çok uysal bir insandır
açıkça
açık ve net bir biçimde
He straight up lied to me
Bana açıkça yalan söyledi
buzsuz
buz eklenmeden servis edilen
I like my whiskey straight up
Viskimi buzsuz severim
dürüstçe
doğrudan ve açık bir şekilde
Tell me straight up what you think
Ne düşündüğünü bana dürüstçe söyle
dürüstçe
açık ve doğru bir şekilde
He told me straight up that he was leaving
Bana gideceğini dürüstçe söyledi
dürüst
tamamen açık ve içten konuşan
He was straight-up with me about the problem
Sorun hakkında bana karşı dürüsttü
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
Sahnedebirine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
hayal kırıklığına uğratmak
Sahnedebeklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
insanlar
Sahnedebir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
aile
aile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
halk
sıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
başsavcı
Sahnedehükümetin en üst düzey hukuk yetkilisi
The attorney general announced a new investigation
Başsavcı yeni bir soruşturma duyurdu
başsavcı
hükümeti veya ülkeyi temsil eden en üst düzey hukuk yetkilisi
The attorney general represented the state in court
Başsavcı mahkemede devleti temsil etti
başsavcı
bir hükümetin ana hukuk danışmanı olan kişi
The attorney general gave a statement
Başsavcı bir açıklama yaptı
katı
Sahnedekurallara kesin olarak uyulmasını isteyen
My teacher is very strict
Öğretmenim çok katıdır
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
kullanmak
Sahnedebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
belirtmek
Sahnedebir şeyi işaret etmek veya bildirmek
Please indicate your choice
Lütfen seçiminizi belirtiniz
elektrot
Sahnedevücuda elektrik akımı ileten veya vücuttan alan küçük cihaz
The doctor placed the electrode on his chest
Doktor elektrodu göğsüne yerleştirdi
içki
Sahnedealkollü içecekler için kullanılan gayriresmi kelime
They bought some booze for the party
Parti için biraz içki aldılar
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
They like to booze on the weekends
Hafta sonları içki içmeyi severler
içki
alkollü içecekler için kullanılan argo bir ifade
He brought some booze to the party
Partiye biraz içki getirdi
teknik
Sahnedebir şeyi yapmak için kullanılan özel yöntem
She has a great painting technique
Onun harika bir resim tekniği var
hastalar
Sahnedetıbbi bakım alan kişiler
The doctor visited all the patients
Doktor tüm hastaları ziyaret etti
hastalar
tıbbi tedavi gören kişiler
The doctor sees many patients
Doktor birçok hasta görür
hasta
tıbbi tedavi gören kişi
The doctor has many patients today
Doktorun bugün çok hastası var
hastalar
doktor veya hastanede tedavi gören kişiler
The doctor visits his patients
Doktor hastalarını ziyaret ediyor
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
kesin
Sahnedegerçekleşmesi neredeyse kaçınılmaz olan
It is bound to rain today
Bugün yağmur yağması kesin
yönelmiş
bir yere doğru hareket eden
The ship is bound for home
Gemi eve doğru gidiyor
sıçrayış
uzun veya yüksek bir atlama hareketi
The deer cleared the fence in a single bound
Geyik tek bir sıçrayışla çitin üzerinden atladı
bağlı
iple veya başka bir şeyle sıkıca tutturulmuş
The prisoner was bound in chains
Mahkum zincirlerle bağlanmıştı
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
intihar
Sahnedekişinin kendi canına kıyması
He attempted suicide
İntihar girişiminde bulundu
intihar
Sahnedekişinin kendi hayatına kasten son vermesi
He committed suicide
O intihar etti
mekik koşusu
sporcuların belirli çizgiler arasında hızlıca gidip gelerek yaptığı bir egzersiz
We ran suicides during practice
Antrenman sırasında mekik koşusu yaptık
yaygın
kolayca bulunan veya özel olmayan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
geçirmek
Sahnedebir süreçten veya deneyimden geçmek
He had to undergo surgery
Ameliyat geçirmek zorunda kaldı
rutin
Sahnedebir şeylerin yapılışındaki düzenli yol
I have a morning routine
Bir sabah rutinim var
hareket dizisi
spor veya gösterilerde düzenli olarak uygulanan hareketler bütünü
The gymnast practiced her routine
Jimnastikçi hareket dizisini çalıştı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
deneyim
Sahnedeyaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
tecrübe
Sahnedebir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyum yaşamak
I experienced great joy
Büyük bir neşe hissettim
donut
Sahnedeortasında delik bulunan tatlı bir hamur işi
I ate a chocolate doughnut for breakfast
Kahvaltıda çikolatalı bir donut yedim
donut
ortası genellikle delik olan kızartılmış tatlı hamur işi
I eat a doughnut for breakfast
Kahvaltıda bir donut yerim
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
çakırkeyif
Sahnedealkolün etkisiyle hafifçe sarhoş olmuş
She felt a bit tipsy after one glass of wine
Bir kadeh şaraptan sonra kendini biraz çakırkeyif hissetti
üye
Sahnedebir gruba dahil olan kişi
He is a member of the club
O kulübün bir üyesidir
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
çok
Sahnedeçok fazla bir şekilde
I badly need some help
Çok yardıma ihtiyacım var
kötü bir şekilde
yetersiz veya hatalı bir biçimde
He played the game badly
Oyunu kötü oynadı
kritik
Sahnedeçok önemli
It is crucial to be on time
Zamanında gelmek çok önemlidir
fikir
Sahnedekişisel görüş veya yargı
What is your opinion?
Senin fikrin nedir?
görüş
bir konu hakkındaki kişisel düşünce veya yargı
What is your opinion on this topic
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
cilt
Sahnedevücudun dış tabakası
She has soft skin
Cildi çok yumuşak
ağır cezalandırmak
birini çok sert şekilde cezalandırmak
They will skin him for this
Bunun için onu ağır cezalandıracaklar
derisini yüzmek
bir şeyin dış tabakasını çıkarmak
He skinned the rabbit
Tavşanın derisini yüzdü
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
acı verici
Sahnedeacı veya rahatsızlık veren
The injury was very painful
Yaralanma çok acı vericiydi
düzensiz
Sahnedenormal bir kalıba uymayan
The heartbeat was irregular
Kalp atışları düzensizdi
paylaşma
Sahnedebir şeyi başkalarıyla aynı anda kullanma
We are sharing the umbrella
Şemsiyeyi paylaşıyoruz
paylaşma
bir şeyin bir kısmını başkalarına verme
They are sharing the cake
Keki paylaşıyorlar
bayılmak
Sahnedebilincini yitirmek
She might pass out from the heat
Sıcaktan bayılabilir
bayılmak
bilincini kaybetmek
It was so hot that he passed out
Hava o kadar sıcaktı ki bayıldı
dağıtmak
bir gruptaki herkese vermek
He will pass out the papers
Kağıtları dağıtacak
siroz
Sahnedekaraciğere zarar veren ciddi bir hastalık
He was diagnosed with liver cirrhosis
Ona karaciğer sirozu teşhisi konuldu
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please carry on with your work
Lütfen işine devam et
el bagajı
uçağa yanınızda aldığınız çanta
I have a small carry on
Küçük bir el bagajım var
taşkınlık yapmak
heyecanlı kızgın veya endişeli bir şekilde davranmak
Please do not carry on like that
Lütfen o şekilde taşkınlık yapma