The Mentalist — 3. Sezon Bölüm 19
Kelimeler ve anlamları
571 kelime
Seviye
anlatmak
Sahnedesözcüklerle bir olayı aktarmak
He says a short story
O kısa bir hikaye anlatıyor
belirtmek
Sahnedebir şeyi sözcüklerle dile getirmek
The report says the truth
Rapor gerçeği belirtiyor
yazmak
bir metnin bir şeyi belirtmesi
The sign says stop
Tabelada dur yazıyor
ileri sürmek
bir düşünceyi veya inancı dile getirmek
He says that this is a bad idea
Bu fikrin kötü olduğunu ileri sürüyor
söylemek
bir şeyi sözlü olarak ifade etmek
She says hello to her teacher
Öğretmenine merhaba diyor
söylemek
birine sözlü olarak bilgi vermek
He says hello to everyone
O herkese merhaba söylüyor
ifade etmek
bir düşünceyi sözcüklerle aktarmak
She says she is happy
O mutlu olduğunu ifade ediyor
demek
bir şeyi yazı veya sözle belirtmek
The sign says stop
Tabela dur diyor
iyi anlaşmak
Sahnedebiriyle kısa sürede arkadaş olmak
We hit it off immediately
Onunla hemen iyi anlaştık
kanı kaynamak
biriyle hızlıca iyi anlaşmak ve arkadaş olmak
They hit it off immediately
Hemen kanları kaynadı
hemen kaynaşmak
birbirleriyle hemen iyi anlaşmaya başlamak
We really hit it off when we first met
İlk tanıştığımızda hemen kaynaştık
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
doğal
Sahnedebeklenen veya alışılmış olan
It is natural to feel nervous
Gergin hissetmek doğaldır
doğuştan yetenekli
bir konuda doğuştan yeteneği olan kimse
He is a natural at playing piano
O piyano çalmakta doğuştan yetenekli
doğal
doğada kendiliğinden var olan ve insan yapımı olmayan
We prefer natural food
Biz doğal yiyecekleri tercih ederiz
hırslı
Sahnedebaşarılı olma konusunda güçlü bir istek duyan
He is a very ambitious student
O çok hırslı bir öğrencidir
açıklar
Sahnedebir şeyi anlaşılır kılmak
She explains the rules
O kuralları açıklar
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
He explains the rules clearly
O kuralları açıkça açıklar
açıklar
bir şeyi kolayca anlaşılır kılmak için nedenler veya detaylar sunmak
She explains the rules clearly
O kuralları net bir şekilde açıklar
hoşça kal
Sahnedebirinden ayrılırken kullanılan sözler
Good bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
hoşça kal
vedalaşırken söylenen dostça ifade
Please say good bye to your friend
Lütfen arkadaşına hoşça kal de
önsezi
Sahnedebir şeyin doğru olduğuna dair güçlü his
I have a hunch about this
Bu konuda bir önsezim var
kamburlaşmak
vücudunu öne doğru eğmek
Do not hunch your back
Sırtını kamburlaştırma
sezgi
kanıt olmaksızın bir şeyin doğru olduğuna dair his
I had a hunch he would call
Beni arayacağına dair bir sezgim vardı
kullanmak
Sahnedebir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
yararlanmak
Sahnedebir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
kötüye kullanmak
Sahnedebir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
bir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
açıklama
Sahnedebir şeyi netleştiren ifade
I need a clear explanation
Net bir açıklamaya ihtiyacım var
açıklama
bir şeyi anlaşılır kılan ifade
Please give me an explanation for this
Lütfen bana bunun için bir açıklama yap
açıklama
bir durumu anlaşılır kılan ifade
I need an explanation for this mistake
Bu hata için bir açıklamaya ihtiyacım var
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
şüphe duymak
Sahnedebir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphelenmek
bir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
şüphe
bir şeyin doğru olup olmadığından emin olamama hissi
I have some doubt about his story
Onun hikayesi hakkında biraz şüphem var
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
katılmak
Sahnedebir etkinliğe gitmek veya bir yerde bulunmak
I will attend the meeting
Toplantıya katılacağım
eşlik etmek
bir şeyle aynı zamanda meydana gelmek
Fever often attends this illness
Ateş genellikle bu hastalığa eşlik eder
ilgilenmek
birine veya bir şeye yardım etmek ya da bakım sağlamak
You should attend to your studies
Derslerinle ilgilenmelisin
beklemek
birinin gelmesine kadar orada bulunmak
He attended the guests at the door
Misafirleri kapıda bekledi
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
Sahnedebir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
Sahnedebir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
bizzat
Sahnedebaşkası yerine doğrudan kendisi tarafından yapılan
She signed the document personally
Belgeyi bizzat imzaladı
şahsen
kişinin kendi bakış açısına göre
Personally I think it is a good idea
Şahsen bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
açgözlü
Sahnedeihtiyacından daha fazlasını isteyen
He is a greedy man
O açgözlü bir adamdır
yerleştirmek
Sahnedebir şeyi belirli bir konuma koymak
Please put in the new batteries
Lütfen yeni pilleri yerleştirin
eklemek
bir şeyi başka bir şeye dahil etmek
Put in some salt
Biraz tuz ekle
telefon etmek
bir telefon araması yapmak
I will put in a call
Bir telefon araması yapacağım
başvurmak
bir şeyi değerlendirilmesi için resmi olarak sunmak
I put in an application for the job
İş için başvuru yaptım
harcamak
bir işe zaman veya çaba vermek
She put in a lot of work on this project
Bu projeye çok emek harcadı
yerleştirmek
bir şeyi bir kabın veya alanın içine koymak
I put in the keys into the bag
Anahtarları çantanın içine yerleştirdim
yerleştirmek
bir şeyi bir yere takmak veya koymak
They will put in a new heater
Yeni bir ısıtıcı yerleştirecekler
eski eş
Sahnededaha önce biriyle evli olan kadın
He gets along well with his ex wife
Eski eşiyle arası iyi
eski eş
boşanmış olan kadın eş
His ex wife lives in London
Eski eşi Londra'da yaşıyor
dava
Sahnedemahkemeye taşınan hukuki uyuşmazlık
He filed a lawsuit against the company
Şirkete karşı dava açtı
tehdit etmek
Sahnedebirini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
tehdit etmek
birini veya bir şeyi tehlikeye sokmak
Smoking threatens your health
Sigara içmek sağlığını tehdit eder
tehdit etmek
birine zarar vereceğini söyleyerek gözdağı vermek
He threatened to quit his job
İşinden istifa etmekle tehdit etti
başarılı
Sahnedeistenen sonuca ulaşmış
He is a successful student
O başarılı bir öğrenci
başarılı
iyi bir sonuç elde etmiş olan
She is a successful doctor
O, başarılı bir doktordur
başarılı
istenen sonucu elde eden
He is a successful student
O başarılı bir öğrenci
aksan
Sahnedebir bölgeye özgü konuşma biçimi
He has a strong British accent
Onun güçlü bir İngiliz aksanı var
aksan
Sahnedebir kişinin kelimeleri söyleyiş biçimi
She speaks with a French accent
O Fransız aksanıyla konuşuyor
vurgulamak
bir şeyi daha belirgin hale getirmek
The blue tie accents his eyes
Mavi kravat gözlerini vurguluyor
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
iş adamı
Sahnedeticari işlerle uğraşan erkek
He is a successful businessman
O başarılı bir iş adamı
iş adamı
bir işletmeyi yöneten kişi
He is a successful businessman
O başarılı bir iş adamıdır
iş adamı
iş dünyasında üst düzey pozisyonda çalışan erkek
The businessman leads his company
İş adamı şirketini yönetiyor
iş adamı
ticaretle uğraşan kişi
He is a successful businessman
O başarılı bir iş adamı
çeşitli
Sahnedebirçok farklı türden veya çeşitten oluşan
The city has a diverse population
Şehirde çok çeşitli bir nüfus var
cesaret
Sahnedekorkusuz olma ve cesur davranma özelliği
He showed great boldness in the face of danger
Tehlike karşısında büyük bir cesaret gösterdi
üye
Sahnedebir gruba dahil olan kişi
He is a member of the club
O kulübün bir üyesidir
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
köken
Sahnedebir kişinin ailesi ve geçmiş hayatı
They come from different backgrounds
Farklı kökenlerden geliyorlar
arka plan
bir resmin veya sahnenin arkasında kalan kısım
The mountains are in the background
Dağlar arka planda
bilgilendirmek
birine önemli bilgiler vermek
The manager will background the team on the new project
Müdür yeni proje hakkında ekibi bilgilendirecek
arka plan
kullanıcının doğrudan müdahalesi olmadan çalışan bilgisayar işlemi
This app runs in the background
Bu uygulama arka planda çalışır
geçmiş
bir kişinin sosyal kültürel veya ailevi geçmişi
He has a musical background
Onun müzikal bir geçmişi var
yeniden evlenmek
Sahnedeboşanma veya eşin ölümü sonrası tekrar evlenmek
He decided to remarry
Yeniden evlenmeye karar verdi
saf
Sahnedetecrübesiz ve kolay kandırılan
She was too naive to see the trick
Hileyi fark edemeyecek kadar saftı
aşmak
Sahnedebir sorunu çözüp veya kabullenip hayatına devam etmek
It is time to move past this argument
Bu tartışmayı aşmanın zamanı geldi
geride bırakmak
bir şeyi geride bırakıp ilerlemek
You need to move past your mistakes
Hatalarını geride bırakman gerekiyor
açıklama
Sahnedebir şeyin nasıl olduğunu anlatan yazı
Read the product description
Ürün açıklamasını oku
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
Sahnedeihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
sıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
kulağa gelmek
Sahnedebir şeyin öyle göründüğü izlenimini vermek
That sounds great
Kulağa harika geliyor
merak uyandırmak
bir şeyi bilmek veya öğrenmek isteme duygusu yaratmak
His story sounds interesting
Onun hikayesi merak uyandırıyor
ses
kulakla duyulabilen titreşimler
The sounds were very loud
Sesler çok yüksekti
tartışma
Sahnedeküçük ve kısa süreli anlaşmazlık
They had a little tiff about dinner
Akşam yemeği hakkında küçük bir tartışma yaşadılar
alfabe
Sahnedebir dilde kullanılan harfler bütünü
She is learning her abc's
O alfabesini öğreniyor
kesin
Sahnedetamamen doğru veya hatasız
What is the exact time?
Tam saat kaç?
zorla almak
birinden bir şeyi baskı ile istemek
He exacted a promise from her
Ondan zorla bir söz aldı
fotoğraf
Sahnedekamera ile çekilen resim
I took a photo
Bir fotoğraf çektim
fotoğraf
Sahnedekamera ile çekilen basılı veya dijital görüntü
I took a photo of the cat
Kedinin bir fotoğrafını çektim
o günden beri
Sahnedegeçmişteki belirli bir zamandan itibaren
She has been happy ever since
O günden beri çok mutlu
o zamandan beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have lived here ever since I was a child
Çocukluğumdan beri burada yaşıyorum
o zamandan beri
geçmişteki bir noktadan şu ana kadar sürekli olarak
I have lived here ever since
O zamandan beri burada yaşıyorum
o zamandan beri
geçmişteki bir noktadan şu ana kadar
I have lived here ever since
Buraya taşındığımdan beri burada yaşıyorum
sabote etmek
Sahnedebir şeyi kasten bozmak veya tahrip etmek
They tried to sabotage the bridge
Köprüyü sabote etmeye çalıştılar
baltalamak
bir planı veya girişimi kasten bozmak
He tried to sabotage her career
Onun kariyerini baltalamaya çalıştı
sabote etmek
bir şeye kasten zarar vermek veya onu yok etmek
They tried to sabotage the project
Projeyi sabote etmeye çalıştılar
dava avukatı
Sahnedemahkemede dava takip eden kişi
The litigator argued the case in front of the judge
Dava avukatı davayı hakimin önünde savundu
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
mekanik
Sahnedemakinelerle ilgili
This is a mechanical problem
Bu mekanik bir sorun
mekanik
makinelerle veya aletlerle ilgili olan
He is a mechanical engineer
O bir makine mühendisi
dolar
SahnedeABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
dolar
ABD ve bazı ülkelerde kullanılan temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
lanet
kızgınlık veya vurgu belirtmek için kullanılan argo ifade
He is a friggin idiot
O lanet bir aptal
aşırı
vurgu yapmak amacıyla kullanılan gayriresmi söz
It is friggin cold outside
Dışarısı aşırı soğuk
lanet
bir şeyi vurgulamak için kullanılan kaba bir söz
Close that friggin door
Şu lanet kapıyı kapat
dahil
Sahnedebir grubun parçası olarak
Everyone is invited, including me
Ben de dahil herkes davetli
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
aptal
Sahnedesağduyudan yoksun kişi
Don't be such a fool
Bu kadar aptal olma
budala
doğru karar verme yeteneği olmayan kişi
He is a complete fool
O tam bir budala
kandırmak
birini aldatmak
You can't fool me
Beni kandıramazsın
kandırmak
birini aldatmak
Don't try to fool me
Beni kandırmaya çalışma
bildirmek
Sahnedebir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
rapor
bir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
rapor
bilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
Sahnedebir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
özerklik
Sahnedekendi kararlarını alma ve kendi hayatını yönetme yetisi
Students need autonomy to learn effectively
Öğrencilerin etkili bir şekilde öğrenmeleri için özerkliğe ihtiyaçları vardır
tekne
Sahnedesuda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
bot
suda seyahat etmek için kullanılan küçük araç
I have a small boat
Küçük bir botum var
tekne
su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük araç
We took a boat to the island
Adaya tekneyle gittik
bot
su üzerinde yolculuk yapmak için kullanılan küçük taşıt
They use a small boat for fishing
Balık tutmak için küçük bir bot kullanıyorlar
meraklı
Sahnedeyeni şeyler öğrenmeye istekli
He is a curious student
O, meraklı bir öğrencidir
menzil
Sahnedebir silahın veya kişinin ulaşabileceği alan
The missile has a long range
Füzenin uzun bir menzili var
yelpaze
farklı şeylerden oluşan grup
We offer a wide range of products
Geniş bir ürün yelpazesi sunuyoruz
mera
hayvanların otladığı geniş açık arazi
Cattle roam on the range
Sığırlar merada otluyor
dolaşmak
geniş bir alan içerisinde hareket etmek
Wild horses range across the plains
Vahşi atlar ovalarda dolaşır
bir yer
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yerde
belirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
eşlik etmek
Sahnedebir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
elbette
Sahnedeevet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
rota
izlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
kitap
sayfaları olan yazılı bir eser
I am reading a good book
İyi bir kitap okuyorum
tutuklamak
Sahnedebirini polis gözetimi altına almak
The police arrested the man
Polis adamı tutukladı
tutuklamak
Sahnedebirini yasal yetkiyle gözaltına almak
The police will arrest the thief
Polis hırsızı tutuklayacak
durma
bir işlevin aniden durması
He suffered a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
yakalamak
birini yasal yollarla ele geçirmek
They arrested him at the airport
Onu havaalanında yakaladılar
başlangıç
Sahnedebir durumun başladığı ilk nokta
Let us go back to the first place
Hadi başlangıca geri dönelim
birincilik
yarışmada veya sıralamada ilk sırayı alma durumu
She won the first place in the race
O yarışta birinciliği kazandı
ilk durum
bir şeyin asıl veya orijinal hali
That was not the case in the first place
İlk durum böyle değildi
ilk olarak
bir sürecin veya durumun başlangıcında
I did not want to go there in the first place
Oraya zaten ilk olarak gitmek istememiştim
profesyonel
Sahnedebir kişinin işi veya kariyeri ile ilgili
This is a professional decision
Bu profesyonel bir karar
profesyonel
bir işte oldukça yetenekli olan kişi
He is a professional photographer
O profesyonel bir fotoğrafçıdır
mesleki
özel eğitim gerektiren bir işle ilgili olan
She wants to improve her professional skills
Mesleki becerilerini geliştirmek istiyor
dışarıda bırakmak
Sahnedebirini bir grubun veya etkinliğin dışında tutmak
They shut him out of the conversation
Onu konuşmanın dışında bıraktılar
kapatmak
bir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
susturmak
birinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
benlik
Sahnedebir kişinin kendi varlığı
She discovered her true self
Kendi gerçek benliğini keşfetti
benlik
birinin aslında olduğu kişi
He is trying to find his true self
O gerçek benliğini bulmaya çalışıyor
kendi
kişinin bireysel kimliği
You must love yourself
Kendini sevmelisin
seçmek
Sahnedebir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
peşinden gitmek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesi için çabalamak
You should go for your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
hedeflemek
bir amaca ulaşmaya çalışmak
I will go for the win
Galibiyeti hedefliyorum
ayrılmak
bir yerden hareket etmeye hazırlanmak
I have to go for today
Bugün için ayrılmalıyım
geçerli olmak
birinin veya bir şeyin durumuna uygun düşmek
This rule goes for everyone
Bu kural herkes için geçerli
girişmek
bir şeyi elde etmeye veya yapmaya çalışmak
I will go for the top prize
Büyük ödül için girişiyorum
fiyat biçilmek
belirli bir bedele sahip olmak
This painting goes for a high price
Bu tabloya yüksek bir fiyat biçiliyor
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı amaçlamak
We go for an early start tomorrow
Yarın erken başlamaya niyetleniyoruz
uymak
birine uygun veya doğru olmak
That color goes for your skin tone
O renk tenine uyuyor
desteklemek
birini seçmek veya tutmak
I go for the local team
Yerel takımı destekliyorum
çabalamak
bir amaca ulaşmaya gayret etmek
You should go for your dreams
Hayallerin için çabalamalısın
tercih etmek
bir şeyi istemek veya seçmek
I think I will go for the salad
Sanırım salatayı tercih edeceğim
saldırmak
birini dövmeye veya yenmeye çalışmak
The dog might go for you
Köpek sana saldırabilir
itiraf etmek
Sahnedeyanlış bir şey yaptığını söylemek
He confessed to the crime
Suçu itiraf etti
çözülmüş
Sahnedebir düğümü açarak serbest bırakılmış
Her shoelaces were untied
Ayakkabı bağcıkları çözülmüştü
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
umut etmek
Sahnedebir şeyin olmasını istemek
I am hoping for the best
En iyisini umuyorum
ümit etmek
bir şeyin gerçekleşmesini dilemek
She is hoping to pass the exam
Sınavı geçmeyi ümit ediyor
yönetici
Sahnedebir şirkette üst düzey pozisyonda olan kişi
He is a senior executive
O, üst düzey bir yöneticidir
yürütme
yasaları uygulamaktan sorumlu hükümet kolu ile ilgili
The president leads the executive branch
Başkan yürütme organına liderlik eder
talimat
bir şeyi yapma emri
The executive was clear and simple
Talimat açık ve basitti
soruşturma
Sahnedegerçekleri veya bilgileri ortaya çıkarmak için yapılan dikkatli çalışma
The police started an investigation
Polis bir soruşturma başlattı
silah ateşlemek
Sahnedebir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
hedef almak
Sahnedebirine veya bir şeye ateş etmek
Do not shoot at the innocent people
Masum insanlara ateş etmeyin
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie tomorrow
Yarın bir film çekeceğiz
ateşlemek
bir silahın patlamasını sağlamak
He shot the gun into the air
Silahı havaya ateşledi
vurmak
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanmak
You should not shoot at birds
Kuşlara ateş etmemelisin
ateş etmek
birine veya bir şeye silah doğrultup ateşlemek
The soldier shot at the target
Asker hedefe ateş etti
ateş açmak
silah veya başka bir mühimmatı ateşlemek
They decided to shoot at the enemy
Düşmana ateş açmaya karar verdiler
yaralamak
silahla birini vurarak sakat bırakmak
The robber shot the security guard
Soyguncu güvenlik görevlisini vurdu
enjekte etmek
bir sıvıyı zorla bir yere vermek
The doctor will shoot the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
vurup yaralamak
mermi ile birini yaralamak
He accidentally shot his friend
Kazara arkadaşını vurdu
öldürmek
mermi ile birinin yaşamına son vermek
The soldier shot the guard
Asker nöbetçiyi vurdu
vurup öldürmek
silah kullanarak birini öldürmek
They shot the man in the street
Adamı sokakta vurup öldürdüler
ateş etmek
birine veya bir şeye ateşli silahla vurmak
He decided to shoot at the target
Hedefe ateş etmeye karar verdi
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye doğru göndermek
Please shoot the ball to me
Lütfen topu bana fırlat
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!