The Mentalist — 3. Sezon Bölüm 22
Kelimeler ve anlamları
525 kelime
Seviye
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
harcamak
bir şey karşılığında para vermek
I spend money on food
Yemek için para harcıyorum
geçirmek
bir şeyi yaparak zaman kullanmak
We spend time together
Birlikte zaman geçiriyoruz
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
üyesi olmak
Sahnedebir grubun veya organizasyonun parçası olmak
I belong to a chess club
Bir satranç kulübünün üyesiyim
ait olmak
bir kişinin veya kurumun malı olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
ait olmak
bir şeyin parçası veya sahibi olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
ait olmak
birinin mülkiyetinde bulunmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
bırakmak
Sahnedebir şeyi tutmayı bırakmak
You should let go of the rope
İpi bırakmalısın
bırakmak
birinin sorundan veya sorumluluktan kurtulmasına izin vermek
The teacher let go of the extra homework
Öğretmen fazladan ödevi bıraktı
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
yumuşak
Sahnedesert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
rahat
Sahnedeendişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
kolay
yapılması zor olmayan
This math problem is easy
Bu matematik problemi kolay
prova yapmak
Sahnedebir performansı veya konuşmayı gerçek olaya hazırlık için tekrarlamak
She is rehearsing for the play
O oyun için prova yapıyor
açıklamak
Sahnedebir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
takdir
Sahnedebir başarıdan dolayı kamu önünde yapılan övgü
She deserves recognition for her project
Projesi için takdiri hak ediyor
tanıma
birini veya bir şeyi tanımlama eylemi
Facial recognition is useful
Yüz tanıma kullanışlıdır
başkemancı
Sahnedeorkestradaki birinci keman sanatçısı
The concertmaster sat down before the performance
Başkemancı performanstan önce yerine oturdu
önsezi
Sahnedebir şeyin doğru olduğuna dair güçlü his
I have a hunch about this
Bu konuda bir önsezim var
kamburlaşmak
vücudunu öne doğru eğmek
Do not hunch your back
Sırtını kamburlaştırma
sezgi
kanıt olmaksızın bir şeyin doğru olduğuna dair his
I had a hunch he would call
Beni arayacağına dair bir sezgim vardı
bürokrat
Sahnedeözellikle hükümetin idari sisteminde çalışan kişi
He is a government bureaucrat
O bir hükümet bürokratıdır
şehvet
Sahnedebir şeye karşı duyulan güçlü arzu
He has a lust for power
Güç arzusu var
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
istenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
ekoseli
Sahnedeçapraz çizgilerin oluşturduğu kareli desen
He wore a plaid shirt
Ekoseli bir gömlek giydi
liderlik
Sahnedeyönetme veya yönetme yetkisine sahip olma durumu
She showed great leadership
Büyük bir liderlik sergiledi
yönetim kadrosu
kurumu veya ülkeyi yöneten insanlar grubu
The new leadership met today
Ülkenin yeni yönetim kadrosu bugün toplandı
yönetim
bir kurumu yöneten kişi veya ekip
The company leadership supports this plan
Şirket yönetimi bu planı destekliyor
sonunda
Sahnedeuzun bir süreden veya gecikmeden sonra
We eventually arrived home
Sonunda eve vardık
sonunda
uzun bir süre sonra veya sonunda
He eventually found his keys
Sonunda anahtarlarını buldu
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He eventually arrived home
Sonunda eve vardı
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
temiz
Sahnedekir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
anlaşılır
kolayca kavranabilen veya yorumlanabilen
This is a clean answer
Bu anlaşılır bir cevap
yumruklamak
özellikle yüzüne sertçe vurmak
He cleaned him in the face
Onun yüzünü yumrukladı
masum
bir suçtan dolayı suçlu olmayan
The jury found him clean
Jüri onu masum buldu
temiz
yasa dışı hiçbir şey yapmamış olan
His record is clean
Onun sicili temiz
pak
kir veya leke içermeyen
Please keep your room clean
Lütfen odanı pak tut
lekesiz
kirden tamamen arındırılmış
The glass is completely clean
Bardak tamamen lekesiz
obua sanatçısı
Sahnedeobua çalan müzisyen
The oboist played a beautiful melody
Obua sanatçısı güzel bir melodi çaldı
ayrıca
Sahnedesöylenenlere ek bir nokta katmak için kullanılır
Besides it is raining outside
Ayrıca dışarıda yağmur yağıyor
haricinde
bir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
ek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
ayrıca
söylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor
tempo
Sahnedebir müzik parçasının çalınma hızı
The song has a fast tempo
Şarkının temposu hızlı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
tatmin olmuş
Sahnedeistediğini elde ettiği için memnun hissetmek
He felt gratified by the success
Başarıdan dolayı tatmin olmuş hissetti
pahalı
Sahnedeçok para tutan
This car is very expensive
Bu araba çok pahalı
yürümek
bir ayağını diğerinin önüne atarak hareket etmek
I am walking to the park
Parka yürüyorum
yürümek
ayaklarınızla normal hızda hareket etmek
I walk to school every day
Her gün okula yürürüm
yürümek
bir yerden bir yere ayaklarla gitmek
He is walking home
Eve yürüyor
sonuç
Sahnedebir şeyin sonucunda meydana gelen durum
The result was surprising
Sonuç şaşırtıcıydı
yol açmak
bir şeyin meydana gelmesine neden olmak
Heavy rain resulted in flooding
Şiddetli yağmur sele yol açtı
uğramak
Sahnedebirinin evine gitmek
I am going over to his house
Onun evine uğruyorum
geçmek
bir yere gitmek veya taraf değiştirmek
I am going over to his house later
Daha sonra onun evine geçeceğim
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
Sahnedebir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
bahse girmek
bir şeyin doğru olacağına dair iddiaya girmek
I bet he will arrive late
Onun geç geleceğine bahse girerim
müdür
Sahnedebir işletmeyi veya ekibi yöneten kişi
He is a great manager
O harika bir müdür
yönetici
bir ekibin veya işin sorumlusu olan kişi
The manager is in a meeting
Yönetici bir toplantıda
menajer
sanatçı veya sporcuların işlerini yürüten kişi
The singer has a good manager
Şarkıcının iyi bir menajeri var
vejetaryen
Sahnedeet içermeyen beslenme tarzı veya bu şekilde beslenen kişi
I am a vegetarian
Ben vejetaryenim
vejetaryen
Sahnedeet veya hayvansal ürün içermeyen sadece bitkisel gıdalardan oluşan
This meal is vegetarian
Bu yemek vejetaryen
basamak
Sahnedeyukarı veya aşağı çıkan basamaklardan her biri
He sat on the bottom stair
En alt basamağa oturdu
nasır
Sahnedederi üzerinde oluşan sert tabaka
He has a callus on his finger
Parmağında nasır var
asil
Sahnedeyüksek ahlaki karaktere sahip olan
He has a noble heart
Onun asil bir kalbi var
soylu
özel unvanları olan yüksek bir sosyal sınıfa ait
She comes from a noble family
O soylu bir aileden geliyor
soylu
yüksek sosyal sınıftan olan kişi
The noble lived in a large castle
Soylu kişi büyük bir kalede yaşıyordu
soylu
özel unvanları olan yüksek bir sınıfa mensup
The noble family lived in a large castle
Soylu aile büyük bir kalede yaşıyordu
üzerinde durmak
Sahnedebir yüzeyin üzerinde durur pozisyonda olmak
The book sits on the table
Kitap masanın üzerinde duruyor
üye olmak
bir kurul veya komitede görev yapmak
She sits on the school board
Okul yönetim kurulunda üye olarak görev yapıyor
bekletmek
bir işi yapmayı veya karara bağlamayı ertelemek
The manager is sitting on the report
Müdür raporu bekletiyor
üzerine oturmak
bir şeyin veya birinin ağırlığını vermek
Please do not sit on the fragile chair
Lütfen kırılgan sandalyenin üzerine oturma
eylemsiz kalmak
bir konuda harekete geçmek yerine hiçbir şey yapmamak veya beklemek
Do not sit on the report
Raporu bekletme
artırmak
Sahnedebir şeyi artırmak veya geliştirmek
We need to step up our efforts
Çabalarımızı artırmamız gerekiyor
yaklaşmak
birine veya bir şeye daha yakın olmak için hareket etmek
He stepped up to the line
Çizgiye doğru yaklaştı
sorumluluk almak
bir sorumluluğu üstlenmek veya harekete geçmek
Someone needs to step up
Birinin sorumluluk alması gerekiyor
sorumluluk almak
bir sorunu çözmek veya bir duruma müdahale etmek için inisiyatif almak
He decided to step up and lead the team
O sorumluluk almaya ve takımı yönetmeye karar verdi
serbest bırakmak
Sahnedebir şeyi tutmayı bırakıp serbest kalmasına izin vermek
He loosed the dog to run in the park
Parkta koşması için köpeği serbest bıraktı
gevşek
sıkıca tutturulmamış olan
The screw is loose
Vida gevşek
gevşek
tam olmayan veya dikkatsiz
His definition is a bit loose
Onun tanımı biraz gevşek
gevşek
gergin olmayan rahat hal
He is feeling loose after the yoga class
Yoga dersinden sonra kendini gevşek hissediyor
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
deli
Sahnedezihinsel dengesi yerinde olmayan veya tuhaf davranan
You are going loco if you think that will work
Eğer bunun işe yarayacağını düşünüyorsan delirdin demektir
sergilemek
Sahnedebir şeyi başkalarının görmesi için göstermek
He exhibited his paintings in the gallery
Tablolarını galeride sergiledi
sergi
nesnelerin veya sanat eserlerinin halka açık gösterimi
The museum has a new exhibit
Müzenin yeni bir sergisi var
böylece
Sahnedebunun sonucunda veya bu yolla
He became a citizen and thereby gained the right to vote
Vatandaş oldu ve böylece oy kullanma hakkı kazandı
düzenleme
Sahnedebir şeyi planlamak veya hazırlamak
I am arranging a meeting for next week
Gelecek hafta için bir toplantı düzenliyorum
anlaşılır
Sahnedeanlaşılması kolay
The instructions are understandable
Talimatlar anlaşılır
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya veya elde etmeye çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
önemli bir şekilde
Sahnedeönemli bir biçimde
More importantly, we must be on time
Daha da önemlisi, zamanında olmalıyız
mutlu
Sahnedemutluluk veya keyif hisseden veya bunu gösteren
I am very happy today
Bugün çok mutluyum
mutlu
zevk veya neşe duyma hali
I am happy today
Bugün mutluyum
dönem
Sahnedeyılın dört zaman diliminden biri
Each season lasts three months
Her mevsim üç ay sürer
sezon
bir televizyon veya radyo dizisinin bölümleri
I am watching the second season
İkinci sezonu izliyorum
tatlandırmak
yemeğe tuz veya baharat eklemek
Season the chicken with some salt
Tavuğu biraz tuzla tatlandır
mevsim
bir yılın belirli bir aktivite için ayrılmış dönemi
Summer is my favorite season
Yaz benim en sevdiğim mevsim
gam
Sahnedemüzik notalarının belirli bir sıraya göre dizilmesi
She practiced the piano scale
O piyano gamı çalıştı
pul
balıkların derisini kaplayan küçük sert parçalar
The fish has shiny scales
Balığın parlak pulları var
tırmanmak
dik bir yere yukarı doğru çıkmak
The climber scaled the wall
Dağcı duvara tırmandı
ölçek
bir şeyin boyutu veya kapsamı
We need to understand the scale of this problem
Bu sorunun ölçeğini anlamamız gerekiyor
yakında
Sahnedeuzak olmayan
Is there a pharmacy nearby?
Yakınlarda bir eczane var mı?
şans
Sahnedeiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
Sahnedegeçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
lafı dolandırmak
Sahnedekonunun özüne girmeden sözü uzatmak
Stop beating around the bush and tell me the truth
Lafı dolandırmayı bırak ve bana gerçeği söyle
lafı dolandırmak
asıl konudan kaçınmak
Stop beating around the bush and tell me the truth
Lafı dolandırmayı bırak ve bana gerçeği söyle
gevelemek
önemli konudan önce önemsiz şeylerden bahsetmek
Stop beating around the bush and get to the point
Gevelemeyi bırak ve sadede gel
sadık
Sahnedebirine her zaman destek olan
He is a loyal friend
O sadık bir arkadaştır
piramit
Sahnedetabanı kare olan ve tepede birleşen üçgen yüzeyli yapı
They visited the great pyramid in Egypt
Mısır'daki büyük piramidi ziyaret ettiler
piramit
kare tabanlı ve üçgen yan yüzeyleri olan yapı
The Great Pyramid is in Egypt
Büyük Piramit Mısır'dadır
saadet zinciri
yeni üyeler bularak para kazandıran hileli iş modeli
He lost his savings in a pyramid scheme
Birikimlerini bir saadet zincirinde kaybetti
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
çete üyesi
Sahnedesokak çetesine üye olan kişi
He was a gangbanger in his youth
Gençliğinde bir çete üyesiydi
çete üyesi
sokak çetesi üyesi
The police arrested a known gangbanger
Polis tanınmış bir çete üyesini tutukladı
buket
Sahnedebir demet çiçek
He bought a bouquet of roses
Bir demet gül aldı
sandık
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan kapaklı büyük ve sağlam kutu
She kept her old clothes in the trunk
Eski kıyafetlerini sandıkta sakladı
deniz şortu
yüzmek için giyilen şort
He is wearing blue trunks
O mavi deniz şortu giyiyor
ağaç gövdesi
bir ağacın kalın ana gövdesi
The tree has a thick trunk
Ağacın kalın bir gövdesi var
hortum
filin uzun ve esnek burnu
The elephant drinks with its trunk
Fil hortumuyla su içer
trompet
Sahnedeüflemeli bir müzik aleti
He plays the trumpet very well
O çok iyi trompet çalıyor
ilan etmek
bir şeyi yüksek sesle ve gururlu bir şekilde duyurmak
They trumpeted their success
Başarılarını ilan ettiler
eski erkek arkadaş
eskiden erkek arkadaşı olan kişi
She is talking to her ex boyfriend
Eski erkek arkadaşıyla konuşuyor
eski sevgili
geçmişte romantik bir ilişkisi olduğu erkek
He is my ex boyfriend
O benim eski sevgilim
eski erkek arkadaş
daha önce romantik bir ilişki yaşanılan erkek
She met her ex-boyfriend yesterday
Dün eski erkek arkadaşıyla karşılaştı
çalmak
Sahnedebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
çalmak
birine ait olan bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bike
Birisi bisikletimi çalmaya çalıştı
çalmak
bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bag
Biri çantamı çalmaya çalıştı
evrak işleri
Sahnedebir iş için gerekli olan yazılı belgeler veya formlar
I have a lot of paperwork to do
Yapmam gereken çok fazla evrak işi var
evrak
Sahnedebelgelerden veya dijital verilerden oluşan topluluk
I have too much paperwork to finish
Bitirmem gereken çok fazla evrak var
suç
Sahnedeyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
vatana ihanet
birinin kendi ülkesine karşı yaptığı hainlik
He was punished for the crime of betraying his country
Ülkesine ihanet etme suçundan cezalandırıldı
suç
yasalara aykırı olan eylem
Stealing is a serious crime
Hırsızlık ciddi bir suçtur
gömlek
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen bir giysi
He is wearing a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
gömlek
vücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
huzursuzluk
Sahnedetoplumsal huzursuzluk veya protesto durumu
There is civil unrest in the city
Şehirde toplumsal huzursuzluk var
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
üzüntü
Sahnedeüzgün olma durumu veya hissi
Her eyes were full of sadness
Gözleri üzüntü doluydu
antik
Sahnedeçok eski zamanlara ait
I love ancient history
Antik tarihi seviyorum
çok eski
oldukça yaşlı veya eski
This building is ancient
Bu bina çok eski
hay aksi
Sahnedeküçük bir hata yapıldığında söylenen ünlem
Oops, I dropped the pen
Hay aksi, kalemi düşürdüm
şeyler
bir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
işler
insanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
şeyler
türü ne olursa olsun nesneler veya durumlar
I have many things in my bag
Çantamda birçok şey var
durumlar
genel olaylar veya faaliyetler
Things are going well
Durumlar iyi gidiyor
eşyalar
nesneler veya maddeler
Please put your things away
Lütfen eşyalarını yerine koy
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
düzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
bağış toplama
Sahnedebir amaç için para toplama etkinliği
They started fund-raising for the hospital
Hastane için bağış toplamaya başladılar
etkinlik
Sahnedeplanlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
olay
gerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
saçmalık
Sahnedegerçek dışı veya anlamsız konuşma
That is total bull
Tamamen saçmalık
boğa
erkek sığır
The bull is very strong
Boğa çok güçlüdür
uzak durmak
Sahnedebir şeyden veya birinden uzak kalmak
Stay away from the fire
Ateşten uzak dur
son zamanlardaki
Sahnedekısa bir süre önce gerçekleşmiş olan
This is a recent photo
Bu yeni bir fotoğraf
yeni
kısa bir süre önce gerçekleşmiş veya yapılmış
This is a recent photo
Bu yeni bir fotoğraf
vefat etmek
Sahnedehayatı sona ermek
My grandfather passed away last year
Büyükbabam geçen yıl vefat etti