The Mentalist — 3. Sezon Bölüm 23
Kelimeler ve anlamları
839 kelime
Seviye
beceri
Sahnedebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
efendim
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik bir ifade
Yes, sir
Evet, efendim
işkence etmek
Sahnedebirine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı çektirmek
They decided to torture him
Ona işkence etmeye karar verdiler
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
uğraşmak
Sahnedebirine şaka yapmak veya onu rahatsız etmek
Do not mess with my little brother
Küçük kardeşimle uğraşma
uğraşmak
birine kasten sorun çıkarmak
Don't mess with me
Benimle uğraşma
kafasını karıştırmak
birinin kafasını belirsizliğe veya karmaşaya sürüklemek
Do not mess with his head
Onun kafasını karıştırma
takılmak
birine şaka yapmak
Do not mess with your brother
Kardeşine takılma
boşlamak
Sahnedeyapılması gereken bir şeyi yapmamak
I blew off my homework
Ödevimi boşladım
görmezden gelmek
birini görmezden gelmek veya ondan kaçınmak
He blew off his friend
Arkadaşını görmezden geldi
stres atmak
stres veya gerginliği gidermek
He needs to blow off some steam
Biraz stres atması gerekiyor
ekmek
bir randevuyu veya etkinliği iptal etmek
She blew off the meeting
Toplantıyı ekti
uçup gitmek
şiddetli bir etkiyle yerinden çıkıp savrulmak
The hat blew off in the wind
Şapka rüzgarda uçup gitti
ihmal etmek
yapılması beklenen bir görevi yerine getirmemek
She decided to blow off her responsibilities
Sorumluluklarını ihmal etmeye karar verdi
ekmek
planlanan bir buluşmaya veya işe gitmemek
He blew off our meeting
Buluşmamızı ekti
başarısız olmak
bir şeyi çok kötü yapmak veya başaramamak
He blew off his presentation
Sunumunda başarısız oldu
uçurmak
patlama sonucu bir şeyin yerinden kopması
The explosion blew off the door
Patlama kapıyı uçurdu
uçurmak
rüzgarın bir şeyi yerinden çıkarması
The wind blew off my hat
Rüzgar şapkamı uçurdu
stres atmak
birikmiş öfke veya gerginliği boşaltmak
I exercise to blow off steam
Stres atmak için egzersiz yapıyorum
başkası tarafından reddedilme
birini reddetme veya görmezden gelme eylemi
Her boyfriend gave her the cold blow-off
Erkek arkadaşı onu soğuk bir şekilde reddetti
sabırsızlanmak
Sahnedebir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
gerçekten
Sahnedeçok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
şüpheli
Sahnedebir şeyin yanlış veya yasa dışı olduğunu düşündüren
He saw a suspicious car near the house
Evin yakınında şüpheli bir araba gördü
şüpheli
bir şeylerin yanlış olduğunu veya birinin dürüst olmadığını hissetme durumu
He looked very suspicious
Çok şüpheli görünüyordu
hayal etmek
Sahnedezihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
gevşek
Sahnedetam olmayan veya dikkatsiz
His definition is a bit loose
Onun tanımı biraz gevşek
serbest bırakmak
bir şeyi tutmayı bırakıp serbest kalmasına izin vermek
He loosed the dog to run in the park
Parkta koşması için köpeği serbest bıraktı
gevşek
sıkıca tutturulmamış olan
The screw is loose
Vida gevşek
gevşek
gergin olmayan rahat hal
He is feeling loose after the yoga class
Yoga dersinden sonra kendini gevşek hissediyor
meraklı
Sahnedebir şeyler öğrenmeye veya keşfetmeye çok istekli
The inquisitive student asked many questions
Meraklı öğrenci birçok soru sordu
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
Sahnedene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
çocuklar
Sahnedegenç insan topluluğu
The kids are playing
Çocuklar oynuyor
çocuk
genç bir kişi
I have two kids
İki çocuğum var
ön
Sahnedeileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
cephe
Sahnedebelirli bir faaliyetin veya konunun yürütüldüğü alan
They are working on the diplomatic front
Diplomatik cephede çalışıyorlar
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
kılıf
gizli ve yasa dışı işleri örtbas etmek için kullanılan görünürdeki faaliyet
The event was a front for his illegal activities
Etkinlik yasa dışı faaliyetleri için bir kılıftı
paravan
bir şeyin arkasındaki gerçeği gizlemek için kullanılan görünüş
They used the store as a front
Dükkanı paravan olarak kullandılar
ön
bir kişinin durduğu yer veya bir şeyin ön kısmı
Please stand at the front of the line
Lütfen sıranın önünde durun
cephe
ilerleyen bir hava kütlesinin ön kenarı
A cold front is moving in
Soğuk bir hava cephesi yaklaşıyor
ön
bir şeyin ileride bulunan kısmı
Stand at the front of the line
Sıranın en önüne geç
sonsuz
Sahnedesonu olmayan veya sonsuza kadar süren
The ocean looks endless
Okyanus sonsuz görünüyor
kaynak
Sahnedesize yardımcı olmak için kullanılabilecek şeyler
The library is a great resource
Kütüphane harika bir kaynaktır
planlanmış
Sahnedebelirli bir zaman için planlanmış veya düzenlenmiş
The meeting is scheduled for 10 AM
Toplantı saat 10'a planlandı
planlanmış
belirli bir zaman için önceden kararlaştırılmış
The flight is scheduled for noon
Uçuş öğlen saatine planlandı
planlanmış
belli bir zamanda olması kararlaştırılmış
The meeting is scheduled for tomorrow
Toplantı yarın için planlandı
yağsız
Sahnedehiç yağ içermeyen
I drink nonfat milk
Yağsız süt içerim
tamamen
Sahnedeçok iyi veya eksiksiz bir şekilde
It is perfectly normal
Bu tamamen normal
boyut
Sahnedeparalel bir dünya veya varoluş düzlemi
They traveled to another dimension
Başka bir boyuta seyahat ettiler
boyut
bir nesnenin ölçülebilir büyüklüğü
What are the dimensions of the room
Odanın boyutları nedir
takı
Sahnedevücuda takılan süs eşyaları
She loves wearing jewelry
O, takı takmayı sever
takı
yüzük veya kolye gibi vücuda takılan süs eşyaları
She wears beautiful jewelry every day
O her gün güzel takılar takar
mücevher
vücuda takılan süs eşyası
She wears beautiful jewelry
O güzel mücevherler takıyor
büyüleyici
Sahnedeçok ilginç veya çekici
This book is fascinating
Bu kitap büyüleyici
büyüleyici
aşırı derecede ilginç veya çekici
The story was absolutely fascinating
Hikaye kesinlikle büyüleyiciydi
avantaj
Sahnedebir durumu daha iyi hale getiren fayda
This is a big advantage
Bu büyük bir avantaj
kasa dairesi
Sahnededeğerli eşyaları saklamak için kullanılan güvenli oda
The gold is in the vault
Altın kasa dairesinde
kasa dairesi
Sahnededeğerli eşyaları saklamak için kullanılan güçlü duvarları ve kapısı olan oda
The bank kept the money in a vault
Banka parayı kasa dairesinde tuttu
üstünden atlamak
elleri veya bir sırığı kullanarak bir şeyin üzerinden atlamak
He vaulted over the fence
Çitin üzerinden atladı
kemer
bir binanın veya odanın tavanını oluşturan kavisli yapı
The church has a high stone vault
Kilisenin yüksek bir taş kemeri var
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
ölümcül
Sahnedeölüme yol açan
The poison is deadly
Zehir ölümcüldür
ölümcül
Sahnedeölüme yol açan veya neden olabilen
The snake has a deadly bite
Yılanın ölümcül bir ısırığı var
son derece
çok veya tamamen
He is deadly serious
O son derece ciddi
son derece
çok yüksek bir seviyede
He was deadly serious about the matter
Konu hakkında son derece ciddiydi
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
zinde
Sahnedeiyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
oyun parkı
Sahnedeçocukların oynaması için çeşitli ekipmanların bulunduğu alan
Children run around the playground
Çocuklar oyun parkında koşuyor
oyun alanı
çocukların oynaması için ekipmanların bulunduğu açık alan
The children are at the playground
Çocuklar oyun alanında
eğlence yeri
insanların dinlenip eğlenebileceği mekan
The city is a playground for tourists
Bu şehir turistler için bir eğlence yeri
belirtmek
Sahnedebir şeyi işaret etmek veya bildirmek
Please indicate your choice
Lütfen seçiminizi belirtiniz
ölmek üzere
Sahnedeölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
şans
Sahnedeiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
kaybetmek
Sahnedebir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
kaybetmek
Sahnedebir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
konum
Sahnedebelirli bir yer veya pozisyon
What is your current location?
Şu anki konumun nedir?
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
tuvalet
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
banyo
tuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
affetmek
birinin yaptığı bir şey için ona kızmayı bırakmak
You should forgive him for his mistake
Onun hatası için onu affetmelisin
stres
Sahnedezor durumların neden olduğu endişe veya zihinsel gerginlik
High stress affects your health
Yüksek stres sağlığınızı etkiler
vurgulamak
bir şeye özel önem vermek
I want to stress this point
Bu noktayı vurgulamak istiyorum
gerilme
bir nesne üzerine uygulanan kuvvet
The bridge cannot take too much stress
Köprü çok fazla gerilmeye dayanamaz
stres yaratmak
birini kaygılı veya endişeli hale getirmek
This project stresses me
Bu proje bende stres yaratıyor
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba göstermek
I am trying to learn English
İngilizce öğrenmeye çalışıyorum
zorlu
katlanılması veya başa çıkılması güç olan
The situation was very trying
Durum çok zorluydu
deneme
bir şeyi yapmak için çaba göstermek
I am trying to learn English
İngilizce öğrenmeye çalışıyorum
intikam
Sahnedeyapılan bir kötülüğe karşılık olarak zarar vermek
He took revenge on his enemy
Düşmanından intikam aldı
intikam
size zarar veren birine karşılık verme eylemi
He wanted revenge for the joke
Şaka için intikam almak istedi
öç
yapılan bir haksızlık için birini cezalandırma eylemi
She sought vengeance for her friend
Arkadaşı için öç almak istedi
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
ne kadar
bir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
başka türlü
Sahnedebaşka bir şekilde veya farklı olarak
I thought otherwise
Ben farklı düşündüm
aksi takdirde
Sahnedeaksi durumda veya başka bir şey olursa
Hurry up, otherwise you will be late
Acele et, aksi takdirde geç kalacaksın
reklam yapmak
Sahnedebir ürün veya hizmeti insanlara duyurmak
They advertise their new product on TV
Yeni ürünlerinin reklamını televizyonda yapıyorlar
ev arkadaşı
Sahnededaireyi paylaştığınız kimse
I have a new housemate
Yeni bir ev arkadaşım var
ev arkadaşı
Sahnedeaynı evde birlikte yaşadığınız kişi
My roommate is very kind
Ev arkadaşım çok nazik
ev arkadaşı
Sahnedeaynı evde birlikte yaşadığınız kişi
I am looking for a new roommate
Yeni bir ev arkadaşı arıyorum
beklenmek
Sahnedeyapılması gereken veya beklenen bir şey
You are supposed to be here at nine
Dokuzda burada olman bekleniyor
gereken
yapılması zorunlu veya beklenilen
You are supposed to arrive on time
Zamanında gelmen gerekiyor
varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I supposed it was true
Bunun doğru olduğunu varsaydım
varsayılan
doğru veya olası olduğu düşünülen
It is a supposed fact
Bu varsayılan bir gerçektir
bildirmek
Sahnedebir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
rapor
Sahnedebilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım
rapor
bir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
şanssız
Sahnedekötü şansa sahip olan
He is very unlucky
O çok şanssız
tehdit etmek
Sahnedebirini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
tehdit etmek
birini veya bir şeyi tehlikeye sokmak
Smoking threatens your health
Sigara içmek sağlığını tehdit eder
tehdit etmek
birine zarar vereceğini söyleyerek gözdağı vermek
He threatened to quit his job
İşinden istifa etmekle tehdit etti
orta
Sahnedeiki uç nokta arasında olan
I want a medium coffee
Orta boy bir kahve istiyorum
araç
bir şeyi yapma yolu
Television is a powerful medium of communication
Televizyon güçlü bir iletişim aracıdır
medyum
ölülerin ruhlarıyla iletişim kurduğunu iddia eden kişi
The medium claimed to speak to ghosts
Medyum hayaletlerle konuştuğunu iddia etti
neredeyse
Sahnedehemen hemen veya fiilen
It is practically finished
Neredeyse bitti
neredeyse
hemen hemen ya da büyük oranda
He has practically finished the work
İşi neredeyse bitirdi
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
hurdacı
Sahnedeatıklar arasından yararlı şeyler arayan kişi
The scavenger found an old clock in the trash
Hurdacı çöpte eski bir saat buldu
kısa
Sahnedekısa süren
It was a brief meeting
Kısa bir toplantıydı
bilgilendirmek
birine önemli bilgileri vermek
The boss briefed the team
Patron ekibi bilgilendirdi
özet
kısa yazılı rapor veya özet
I read the brief before the meeting
Toplantıdan önce özeti okudum
külot
dar kesim erkek iç çamaşırı
He bought a new pair of briefs
Yeni bir külot aldı
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
günaydın
Sahnedeiyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
saat
Sahnede60 dakikalık zaman birimi
It took two hours to finish
Bitirmesi iki saat sürdü
saatlerce
uzun veya belirsiz bir süre
I waited for hours
Saatlerce bekledim
saat
altmış dakikalık zaman dilimi
We waited for two hours
İki saat bekledik
saat
altmış dakikalık bir zaman dilimi
I have been waiting for two hours
İki saattir bekliyorum
saat
günün yirmi dörtte birlik zaman dilimi
We studied for many hours
Birçok saat boyunca çalıştık
saat
altmış dakikalık zaman birimi
It takes two hours to reach there
Oraya varmak iki saat sürüyor
saat
altmış dakikadan oluşan zaman periyodu
The work will take five hours
İş beş saat sürecek
her kim
Sahnedekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
kim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
uğramak
Sahnedekısa süreliğine ziyaret etmek
Please come by tomorrow
Lütfen yarın uğra
elde etmek
bir şeyi edinmek veya bulmak
How did you come by this book
Bu kitabı nasıl elde ettin
uğramak
bir yere veya birine kısa süreliğine ziyaret gerçekleştirmek
Come by my office later
Daha sonra ofisime uğra
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
rutin
Sahnedezor veya sıkıcı bir görev
The daily grind is tiring
Günlük rutin yorucu
öğütmek
bir şeyi çok küçük parçalara ayırmak
I grind the coffee beans
Kahve çekirdeklerini öğütürüm
dans etmek
müzik eşliğinde vücudu hareket ettirmek
They started to grind at the party
Partide dans etmeye başladılar
ezmek
birine zalimce veya sert bir şekilde davranmak
The cruel boss grinds his employees
Zalim patron çalışanlarını eziyor
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
Sahnedebirine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
şiir
Sahnederitim ve imgelem içeren yazılı eser
She wrote a beautiful poem
Güzel bir şiir yazdı
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
tutmak
bir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
tutunmak
bir şeye sıkıca sarılmak
Please hold on to the railing
Lütfen tırabzana tutunun
tutuklamak
Sahnedebirini yasal yetkiyle gözaltına almak
The police will arrest the thief
Polis hırsızı tutuklayacak
yakalamak
Sahnedebirini yasal yollarla ele geçirmek
They arrested him at the airport
Onu havaalanında yakaladılar
tutuklamak
birini polis gözetimi altına almak
The police arrested the man
Polis adamı tutukladı
durma
bir işlevin aniden durması
He suffered a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
başarmak
Sahnedeözellikle çaba sarf ettikten sonra bir şeyi başarmak
She worked hard to achieve her goals
Hedeflerini başarmak için çok çalıştı
başarmak
bir çaba sonucunda başarılı olmak
You can achieve anything with hard work
Çok çalışarak her şeyi başarabilirsin
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya iyi bir sonuç elde etmek
You can achieve your goals with hard work
Çok çalışarak hedeflerine ulaşabilirsin
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
gerçeklikten kopuk
Sahnedegerçekle bağdaşmayan yanlış inanışlara sahip olan
He is delusional if he thinks he will win
Kazanacağını düşünüyorsa gerçeklikten kopuktur
sanrılı
yanlış inançlara veya fikirlere sahip olan
He has a delusional belief that he can fly
Uçabileceğine dair sanrılı bir inancı var
arabayla saldırı
Sahnedehareket halindeki bir araçtan gerçekleştirilen ani saldırı
The police investigated the drive by
Polis arabayla saldırıyı araştırdı
arabayla geçmek
bir yerin önünden araçla geçmek
We will drive by the school
Okulun önünden arabayla geçeceğiz
araçtan ateş açma
hareket halindeki bir araçtan ateş edilerek gerçekleştirilen saldırı
The police investigated the drive-by shooting
Polis araçtan ateş açma saldırısını soruşturdu
arabayla geçmek
bir yerin önünden araçla geçmek
We will drive by your house later
Daha sonra evinin önünden arabayla geçeceğiz
önde
Sahnedebaşkalarından daha iyi bir konumda olmak
She is ahead in the race
Yarışta o önde
ileride
ön tarafta
Go straight ahead
Dosdoğru ilerleyin
vaktinden önce
planlanandan veya beklenenden daha erken
We arrived ahead of schedule
Vaktinden önce geldik
ileride
gelecek zamanda olan veya gerçekleşecek
There are many challenges ahead
İleride birçok zorluk var
talimat
Sahnedebirine ne yapacağını söyleyen yönergeler
Follow the instructions carefully
Talimatları dikkatlice izleyin
öğretim
becerilerin öğrenilmesi veya öğretilmesi süreci
The school provides quality instruction
Okul kaliteli öğretim sağlıyor
eğitim
birine bir şeyin nasıl yapılacağının öğretilmesi eylemi
He received instruction in piano
Piyano eğitimi aldı
pay
Sahnedebir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla aynı anda birlikte kullanmak
We share the same office
Aynı ofisi paylaşıyoruz
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın