The Mentalist — 4. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
598 kelime
Seviye
manevi
Sahnederuh veya tin ile ilgili
She has a spiritual approach to life
Hayata manevi bir yaklaşımı var
faydalı
Sahnedeyararlı olan veya yardımı dokunan
This map is very useful
Bu harita çok faydalı
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
çok
Sahnedeçok fazla bir şekilde
I badly need some help
Çok yardıma ihtiyacım var
kötü bir şekilde
yetersiz veya hatalı bir biçimde
He played the game badly
Oyunu kötü oynadı
buna göre
Sahnedebir şeye uygun şekilde
The rules have changed, so please act accordingly
Kurallar değişti, bu yüzden lütfen buna göre hareket edin
cep telefonu
Sahnedearama yapmak ve internet kullanmak için kullanılan cihaz
I lost my cell phone
Cep telefonumu kaybettim
hücre
Sahnedehapishanedeki küçük oda
The prisoner is in his cell
Mahkum hücresinde
hücre
daha büyük bir sistemin parçası olan küçük birim
The human body is made of cells
İnsan vücudu hücrelerden oluşur
hücre
canlıların en küçük yapı birimi
The human body is made of many cells
İnsan vücudu birçok hücreden oluşur
isimler
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelimeler
Write your names here
İsimlerinizi buraya yazın
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
Can you name all the countries
Tüm ülkeleri adlandırabilir misin
isim
bir kişiyi veya nesneyi çağırmak için kullanılan sözcük
My name is Ali
Benim ismim Ali
ad
bir kişiyi veya nesneyi çağırmak için kullanılan sözcük
She has a beautiful name
Onun güzel bir adı var
isimler
insanları tanımlamak için kullanılan kelimeler
What are their names
Onların isimleri neler
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
yapabilirdi
Sahnedegeçmişte yapılması mümkün olan durum
I could have helped you
Sana yardım edebilirdim
emin
Sahnedehiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
Sahnedegerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
belirli
özel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
dakika
60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
patlamak
Sahnedeaniden kırılmak veya parçalara ayrılmak
The balloon burst suddenly
Balon aniden patladı
aniden tutuşmak
aniden yanmaya başlamak
The dry grass burst into flames
Kuru otlar aniden alev aldı
aniden girmek
bir yere beklenmedik biçimde hızla girmek
He burst into the room
Odaya aniden daldı
ani patlama
bir şeyin aniden kısa süreliğine ortaya çıkması
A burst of energy filled her
İçini ani bir enerji kapladı
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
bozuk para
Sahnedeküçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
etki
Sahnedebir kişi veya şeyin diğeri üzerinde bıraktığı sonuç
She has a good influence on him
Onun üzerinde iyi bir etkisi var
etkilemek
biri veya bir şey üzerinde etki bırakmak
Peers can influence your choices
Akranlar seçimlerinizi etkileyebilir
etki
başkalarının kararlarını veya davranışlarını etkileme yeteneği
She has a lot of influence over him
Onun üzerinde çok fazla etkisi var
kapı girişi
Sahnedekapı için ayrılmış olan giriş boşluğu
He stood in the doorway
Kapı girişinde durdu
açık kalmak
Sahnedekapanmadan varlığını sürdürmek
The store will stay open late
Dükkan geç saate kadar açık kalacak
emlakçı
Sahnedemülk alım satımına yardımcı olan kişi
The realtor showed us the house
Emlakçı bize evi gösterdi
emlakçı
insanların ev alıp satmasına yardımcı olan kişi
The realtor helped us buy our first house
Emlakçı ilk evimizi almamıza yardımcı oldu
gayrimenkul danışmanı
mülk alım satım işlemlerinde aracılık eden uzman
Our realtor found a buyer for the building
Gayrimenkul danışmanımız bina için bir alıcı buldu
tam olarak
Sahnedetam ve kesin bir şekilde
The meeting starts at 9:00 precisely
Toplantı tam olarak saat 9:00'da başlıyor
kağıt
Sahnedeyazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
kağıtla kaplamak
bir yüzeyi duvar kağıdı gibi bir maddeyle örtmek
They decided to paper the bedroom
Yatak odasını kağıtla kaplamaya karar verdiler
makale
okul veya yayın için hazırlanan yazılı çalışma
She wrote a paper about history
Tarih hakkında bir makale yazdı
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
Sahnededaha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
şüphelenmek
Sahnedebir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
şüphe
Sahnedebir şeyin doğru olup olmadığından emin olamama hissi
I have some doubt about his story
Onun hikayesi hakkında biraz şüphem var
şüphe duymak
bir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
memnun
Sahnedemutlu ve hoşnut
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnunum
memnun
memnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
mırıldanmak
Sahnedealçak ve anlaşılmaz bir sesle konuşmak
He continued to mutter to himself
Kendi kendine mırıldanmaya devam etti
karşı çıkmak
Sahnedebir şeye veya fikre karşı olmak
They oppose the new plan
Yeni plana karşı çıkıyorlar
karşı çıkmak
bir şeye karşı olmak
I oppose the new law
Yeni yasaya karşı çıkıyorum
karşı çıkmak
bir şeye karşı durmak
I oppose this new rule
Bu yeni kurala karşı çıkıyorum
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için sesler çıkarmak
He is laughing at the joke
Şakaya gülüyor
kıkırdamak
kısık sesle gülmek
She is laughing softly
Hafifçe kıkırdıyor
gülmek
komik bir şeye sesli tepki vermek
He is laughing at the joke
O şakaya gülüyor
kıkırdama
kısa ve sessiz sesler çıkararak gülmek
She is laughing at the joke
O şakaya kıkırdıyor
homurdanmak
Sahnededüşük ve kaba bir ses çıkarmak
He grunted in response
Cevap olarak homurdandı
homurtu
Sahnedebir insan veya hayvan tarafından çıkarılan düşük kaba ses
The pig let out a loud grunt
Domuz yüksek bir homurtu çıkardı
er
düşük rütbeli asker için kullanılan gayriresmi bir sözcük
He started as a grunt
Er olarak başladı
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
kullanmak
Sahnedebir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
tereddüt
Sahnedebir konuda emin olamama hissi
She had a moment of hesitation
Bir an tereddüt etti
belki
Sahnedebir şeyin mümkün olup kesin olmadığını belirtmek için kullanılır
Maybe it will rain today
Bugün belki yağmur yağacak
peşinden gitmek
Sahnedebir şeyi elde etmek için çaba göstermek
She wants to pursue her dreams
O hayallerinin peşinden gitmek istiyor
kovalamak
birini veya bir şeyi yakalamak için peşinden gitmek
The police pursued the suspect
Polis şüpheliyi kovaladı
peşinden gitmek
bir şeyi elde etmeye veya başarmaya çalışmak
She wants to pursue a career in art
O sanatta bir kariyerin peşinden gitmek istiyor
açıklamak
Sahnedebir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
çıkmak
Sahnedebir yerden veya binadan ayrılmak
You should get out of the house
Evden çıkmalısın
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
dışa vurmak
bir duygu veya hissi açığa çıkarmak
You should get out your anger
Öfkeni dışa vurmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Please get out of the room
Lütfen odadan çık
gitmek
bir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
profesyonel
Sahnedebir kişinin işi veya kariyeri ile ilgili
This is a professional decision
Bu profesyonel bir karar
profesyonel
bir işte oldukça yetenekli olan kişi
He is a professional photographer
O profesyonel bir fotoğrafçıdır
mesleki
özel eğitim gerektiren bir işle ilgili olan
She wants to improve her professional skills
Mesleki becerilerini geliştirmek istiyor
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
yaralı
Sahnedeyaralanmış veya hareket edemeyen kişi
There is a man down on the field
Sahada bir yaralı var
Yere düşmüş kişi
yere devrilmiş veya düşmüş insan
There is a man down on the field
Sahada yere düşmüş bir adam var
gönderdi
Sahnedebir şeyi bir yere gitmesi için yola çıkarmak
I sent a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere yollamak
I sent an email
Bir e-posta gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkarmak
He sent a letter to me
Bana bir mektup gönderdi
piyano
Sahnedesiyah ve beyaz tuşları olan büyük bir müzik aleti
I can play the piano
Piyano çalabiliyorum
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
surat asmak
kızgın olduğun için sessiz ve mutsuz olmak
He will go into a sulk if you say that
Eğer bunu söylersen surat asar
detaylandırmak
bir konuyu ayrıntılarıyla anlatmak
I do not want to go into the details
Detaylara girmek istemiyorum
saplantılı
Sahnedeönüne geçilemeyen bir dürtüyle hareket eden
He is a compulsive gambler
O, saplantılı bir kumarbazdır
danışman
Sahnedetavsiye veren kişi
He is my financial adviser
O benim finansal danışmanım
nefesini çekmek
Sahnedeşaşkınlık, korku veya ağrı nedeniyle aniden derin bir nefes almak
She gasped in surprise
Şaşkınlıkla nefesini çekti
ani nefes
Sahnedeaniden alınan kısa ve hızlı nefes
She gave a gasp of surprise
Şaşkınlıkla ani bir nefes aldı
yetenek
Sahnedebir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
göz
görmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
ızdırap
Sahnedefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ekmek
un ve sudan yapılan pişmiş yiyecek
This pain is fresh
Bu ekmek taze
dönem
Sahnedebelirli bir zaman dilimi
This is a difficult period in my life
Bu hayatımdaki zor bir dönem
nokta
yazı sonunda kullanılan küçük yuvarlak işaret
Put a period at the end of the sentence
Cümlenin sonuna nokta koy
adet
kadın vücudundan gerçekleşen aylık kanama
She is on her period
Adet döneminde
nokta
bir konunun tartışmaya kapalı olduğunu belirten ifade
I am not going to that party period
O partiye gitmiyorum nokta
manipüle etmek
Sahnedebirini kurnazca veya dürüst olmayan bir yolla etkilemek
He tried to manipulate her decision
Onun kararını manipüle etmeye çalıştı
manipüle etmek
birini veya bir şeyi kontrol etmek
He tried to manipulate her
Onu manipüle etmeye çalıştı
yönlendirmek
bir kişiyi veya durumu ustaca kontrol etmek
She manipulated the conversation
Sohbeti o yönlendirdi
şekillendirmek
bir şeyi beceriyle değiştirmek veya kullanmak
He manipulated the data to show the results
Sonuçları göstermek için verileri şekillendirdi
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
sporcu
Sahnedespor yapan kişi
He is a professional athlete
O profesyonel bir sporcudur
skandal
Sahnedehalk arasında utanç yaratan veya itibar zedeleyen olay
The politician was involved in a huge scandal
Politikacı büyük bir skandala karıştı
yakın
Sahnedeuzak olmayan
The park is near my house
Park evimin yakınında
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunan
My house is near the park
Evim parka yakın
neredeyse
gerçekleşmesine çok az kalması
It is near lunchtime
Neredeyse öğle yemeği vakti
yaklaşmak
bir şeye doğru gelmek
The runner nears the finish line
Koşucu bitiş çizgisine yaklaşıyor
omuz
Sahnedekolu vücuda bağlayan eklem
My shoulder hurts
Omzum ağrıyor
yük
kişinin üstlenmesi gereken ağır görev
He bears a heavy shoulder for the team
Takım için ağır bir yük taşıyor
banket
yolun kenarında bulunan emniyet şeridi
He pulled the car onto the shoulder
Arabayı bankete çekti
ileri gelen
Sahnedeçok önemli veya güçlü bir kimse
The bigwig decided to cancel the meeting
İleri gelen kişi toplantıyı iptal etmeye karar verdi
görev
Sahnedeyapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help you
Sana yardım etmek benim görevim
görev
yapılması gereken işler
It is your duty to help him
Ona yardım etmek senin görevin
görev
yapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help others
Başkalarına yardım etmek benim görevim
gümrük vergisi
mallar üzerinden ödenen vergi
You must pay duty on these goods
Bu mallar için gümrük vergisi ödemelisiniz
terapi
Sahnedezihinsel veya fiziksel bir durum için uygulanan tedavi
She goes to therapy once a week
Haftada bir kez terapiye gidiyor
tedavi
Sahnedebir hastalığın veya yaralanmanın iyileşmesine yardımcı olan uygulama
She is starting physical therapy today
O bugün fizik tedaviye başlıyor
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
sonra
Sahnedeşu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
sonra
bir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
sonra
şimdiki zamandan daha ileri bir vakit
I will see you later
Seni daha sonra göreceğim
başlangıçta
Sahnedebir şeyin en başındaki hali
The house was originally a school
Ev başlangıçta bir okuldu
başlangıçta
en başta, ilk olarak
I originally lived in London
Başlangıçta Londra'da yaşıyordum
oğul
Sahnedeebeveynlerin erkek çocuğu
He is my son
O benim oğlum
son zamanlarda
Sahnedeyakın geçmişte
I have been very busy lately
Son zamanlarda çok meşguldüm
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
denetleme
Sahnedebir şeyi makul sınırlar içinde tutmak
She is moderating the online discussion
O çevrimiçi tartışmayı denetliyor
mantıklı
Sahnedeakıl ve mantığa dayanan
We need to make a rational decision
Mantıklı bir karar vermeliyiz
nefes vermek
Sahnedeakciğerlerdeki havayı dışarı atmak
Inhale deeply and exhale slowly
Derin nefes al ve yavaşça nefes ver
yeniden görevlendirmek
Sahnedebirine veya bir şeye yeni bir görev ya da rol vermek
They will reassign the project to him
Projeyi ona yeniden atayacaklar
parlak
Sahnedeyumuşak bir ışıkla parlayan
Her skin looks very glowy
Cildi çok parlak görünüyor
ışıltılı
Sahnedeışığı yansıtan ve canlı duran
She used a glowy highlighter
Işıltılı bir aydınlatıcı kullandı
günlük
Sahnedekişisel deneyimlerin yazıldığı defter
I write in my journal every day
Her gün günlüğüme yazarım
dergi
ciddi bir gazete veya akademik yayın
He reads a medical journal
O, tıbbi bir dergi okur
günlük tutmak
kişisel bir deftere düşünceleri veya yaşanılanları düzenli olarak yazmak
I journal every morning
Her sabah günlük tutarım
iç çekmek
Sahnededuygu belirtmek için sesli nefes vermek
She sighs because she is tired
Yorgun olduğu için iç çekiyor
araçta
Sahnedegemi, uçak veya tren gibi bir taşıtın içinde olmak
All passengers are now aboard
Tüm yolcular şu an araçta
küt sesi
Sahnedeağır bir nesnenin düşmesiyle çıkan boğuk ses
The book fell with a thud
Kitap küt diye düştü
kıkırdamak
Sahnedesessizce ve hafifçe gülmek
He chuckles at the joke
Şakaya kıkırdıyor
kıkırdamak
Sahnedesessizce gülmek
He chuckles at the joke
O şakaya kıkırdıyor