The Mentalist — 4. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
498 kelime
Seviye
kesin
Sahnedetamamen doğru ve hatasız
He gave me precise instructions
Bana kesin talimatlar verdi
ölümcül
Sahnedeölüme yol açan
The car accident was fatal
Araba kazası ölümcüldü
gizlice takip etmek
Sahnedebirini gizlice veya takıntılı bir şekilde takip etmek
He was arrested for stalking her
Onu gizlice takip ettiği için tutuklandı
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
izlemek
Sahnedebirinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
anlamak
birinin ne dediğini veya ne yaptığını kavramak
Do you follow my instructions
Talimatlarımı anlıyor musun
fark atmak
Sahnedebirinden çok daha üstün veya hızlı olmak
She can run circles around her competitors
Rakiplerine fark atabilir
fark atmak
birinden çok daha üstün olmak
He runs circles around the other players
Diğer oyunculara fark atıyor
nal toplattırmak
birinden çok daha yetenekli veya başarılı olmak
She runs circles around her classmates in math
Matematikte sınıf arkadaşlarına nal toplattırıyor
fark atmak
birinin bir başkasından çok daha yetenekli veya hızlı olması
He runs circles around his competitors in chess
Satrançta rakiplerine fark atıyor
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
suçlamak
Sahnedebirinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
dağınıklık
Sahnededüzensiz veya kirli durum
This room is a mess
Bu oda çok dağınık
kurcalamak
düzeni bozmak veya sorun çıkarmak
Don't mess with the settings
Ayarları kurcalama
saklama
Sahnedebir şeyi göz önünden uzak tutma
She is hiding the letter
Mektubu saklıyor
saklanma
görünmez kalma eylemi
The children are hiding in the garden
Çocuklar bahçede saklanıyor
çakıl taşları
Sahnedepürüzsüz küçük kaya parçaları
We found many colorful pebbles on the beach
Sahilde birçok renkli çakıl taşı bulduk
restoran
Sahnedeyemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
restoran
yemek yenen yer
Let's meet at the restaurant
Restoranda buluşalım
restoran
yemek servisi yapılan yer
The restaurant is closed today
Restoran bugün kapalı
restoran
yemek yiyebileceğiniz bir yer
I like to eat at a restaurant
Restoranda yemek yemeyi severim
bir ara
Sahnedebelirli olmayan bir zaman
Let's meet for coffee sometime
Bir ara kahve içmek için buluşalım
bir ara
belirlenmemiş bir zamanda
Let's meet sometime next week
Gelecek hafta bir ara buluşalım
eski
geçmişte bir dönem olan
He is a sometime actor
O eski bir oyuncudur
ara sıra
sadece belirli zamanlarda gerçekleşen
We visit them sometime
Onları ara sıra ziyaret ederiz
görüş
Sahnedebir konu hakkındaki kişisel düşünce veya yargı
What is your opinion on this topic
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
fikir
kişisel görüş veya yargı
What is your opinion?
Senin fikrin nedir?
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
suç
Sahnedeyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
vatana ihanet
birinin kendi ülkesine karşı yaptığı hainlik
He was punished for the crime of betraying his country
Ülkesine ihanet etme suçundan cezalandırıldı
suç
yasalara aykırı olan eylem
Stealing is a serious crime
Hırsızlık ciddi bir suçtur
saygısızlık
Sahnedenezaketten uzak davranmak
Showing disrespect to teachers is wrong
Öğretmenlere saygısızlık etmek yanlıştır
saygısızlık etmek
birine kaba davranmak
Do not disrespect your teachers
Öğretmenlerine saygısızlık etme
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
yeterli
Sahnedekabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
iyi
yeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
işlemek
Sahnedebir suç gerçekleştirmek
He committed a serious crime
Ciddi bir suç işledi
bağlanmak
bir amaca veya sözüne sadık kalmak
I cannot commit to this project
Bu projeye bağlanamam
intihar etmek
kendi yaşamına kasten son vermek
He decided to commit suicide
İntihar etmeye karar verdi
kaydetmek
bir kamera ile hareketli görüntüleri yakalamak
They committed the event to film
Olayı filme kaydettiler
soruşturma
Sahnedegerçekleri veya bilgileri ortaya çıkarmak için yapılan dikkatli çalışma
The police started an investigation
Polis bir soruşturma başlattı
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
boyunca
Sahnedetüm süre boyunca
He sang along the way
Yol boyunca şarkı söyledi
yanında
Sahnedebiriyle birlikte veya beraberinde
Bring your sister along
Kız kardeşini de yanına al
boyunca
bir hat veya yön boyunca
Walk along the river
Nehir boyunca yürüyün
kandırmak
birini çıkar sağlamak amacıyla yalanla oyalama
He led me along with fake promises
Beni sahte vaatlerle kandırdı
kullanmak
Sahnedebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
eller
Sahnedekolların ucunda bulunan nesneleri tutmaya yarayan organlar
She holds the cup in her hands
Fincanı ellerinde tutuyor
yardım
insanların sağladığı fiziksel destek
I need extra hands to finish the project
Projeyi bitirmek için yardıma ihtiyacım var
kontrol
birinin gözetimi veya yönetimi altında olma
This situation is out of my hands
Bu durum benim kontrolümde değil
beceri
bir işi yapma konusundaki yetenek veya ustalık
He has the hands for this work
Bu iş için yetenekli elleri var
takip etmek
Sahnedebir şeyin hareketini veya gelişimini izlemek
The police are tracking the suspect
Polis şüpheliyi takip ediyor
yol
bir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
avantaj
başarıya ulaşmaya yardımcı olan özel bir imkan
He has the inside track for the job
O bu iş için öncelikli konuma sahip
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
tutarlı olmak
bilinen bilgilerle mantıklı veya uyumlu olmak
This story tracks with the facts
Bu hikaye gerçeklerle tutarlı
kayıt
bir şeyi hatırlamak için tutulan yazılı bilgi
I keep a track of my expenses
Harcamalarımın kaydını tutuyorum
atletizm
insanların koşu pistinde yarıştığı bir spor dalı
She runs track at school
O okulda atletizm yapıyor
bakkal
Sahnedeözellikle şehirlerde bulunan küçük market
He bought milk at the bodega
Bakkaldan süt aldı
fiyonk
Sahnedesüsleme için kullanılan kurdele düğümü
She wore a red bow
Kırmızı bir fiyonk taktı
eğilmek
saygı göstermek için başı veya vücudu öne eğmek
He bowed to the king
Krala eğildi
baş
bir geminin veya teknenin ön kısmı
The sailors stood at the bow
Denizciler geminin başında durdular
yay
ok atmak için kullanılan araç
He uses a bow and arrow
Yay ve ok kullanır
tutarlılık
Sahnedeistikrarlı ve güvenilir olma niteliği
He shows consistency in his work
İşinde tutarlılık gösteriyor
doku
bir maddenin dokunulduğunda verdiği his
This clay has a soft consistency
Bu kil yumuşak bir dokuya sahip
kıvam
bir maddenin koyuluk derecesi
You should cook the sauce until it reaches the right consistency
Sosu doğru kıvama gelene kadar pişirmelisin
devralmak
Sahnedebir yerin veya işin kontrolünü üstlenmek
He is taking over the company
Şirketi o devralıyor
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
sabah
Sahnedegünün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
şüphe
Sahnedebir şeyin özellikle de kötü bir durumun doğru olduğu hissi
I have a suspicion that he is lying
Onun yalan söylediğine dair bir şüphem var
şüphe
birinin yanlış bir şey yapmış olabileceğine dair duyulan his
He was arrested on suspicion of theft
Hırsızlık şüphesiyle tutuklandı
aklına gelmek
Sahnedebirinin zihninde belirlemek
It didn't occur to me
Aklıma gelmedi
çekim
Sahnedebirine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
çekmek
bir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çocuklar
Sahnedegenç insan topluluğu
The kids are playing
Çocuklar oynuyor
çocuk
genç bir kişi
I have two kids
İki çocuğum var
lastik
Sahnedetekerleğin yola temas eden kauçuk kısmı
The car needs a new tire
Arabanın yeni bir lastiğe ihtiyacı var
yormak
birini çok yorgun hissettirmek
Walking all day will tire you
Tüm gün yürümek seni yorar
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
süre
Sahnedeoldukça kısa bir zaman parçası
It only took a moment
Sadece kısa bir süre aldı
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment please
Lütfen bir an bekleyin
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
harcamak
bir şey karşılığında para vermek
I spend money on food
Yemek için para harcıyorum
geçirmek
bir şeyi yaparak zaman kullanmak
We spend time together
Birlikte zaman geçiriyoruz
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
devralmak
Sahnedebir şeyin yönetimini üstlenmek
He will take over the company
Şirketi devralacak
devralma
bir şirket veya organizasyonun kontrolünü üstlenme eylemi
They decided to take over the company
Şirketi devralmaya karar verdiler
götürmek
bir şeyi bir kişiye veya yere ulaştırmak
Can you take this over to her
Bunu ona götürebilir misin
sollamak
sürüş esnasında başka bir aracı geçmek
It is dangerous to take over on a curve
Virajda sollamak tehlikelidir
kararlı
Sahnedebir şeyi yapmak için kesin karar almış olma
She is determined to pass the exam
O sınavı geçmeye kararlı
kararlaştırılmış
bir şey hakkında seçim veya karar verilmiş
The price was determined by the manager
Fiyat müdür tarafından kararlaştırıldı
kararlı
bir şeyi yapmaya azimli ve fikrini değiştirmeyen
She is determined to learn English
O İngilizce öğrenmeye kararlı
belirlemek
bir şey hakkındaki gerçekleri ortaya çıkarmak
Scientists determined the cause of the fire
Bilim insanları yangının nedenini belirledi
adli
Sahnedehukukla ilgili bilimsel yöntemlere dayanan
She is a forensic expert
O bir adli uzmandır
onaylamak
Sahnedebir şeye resmi olarak onay vermek
The manager signed off on the budget
Müdür bütçeyi onayladı
eksiklik
Sahnedebir şeyin olmaması durumu
There is a lack of water
Su eksikliği var
eksiklik
Sahnedebir şeyin yeterli miktarda bulunmaması
There is a lack of food
Yiyecek eksikliği var
eksik olmak
gerekli olan bir şeye sahip olmama
We lack the money to buy a car
Araba almak için paramız eksik
ilerlemek
Sahnedebir hedef doğrultusunda ileri gitmek veya gelişmek
Science continues to progress
Bilim ilerlemeye devam ediyor
ilerleme
ileriye doğru hareket veya gelişim
She is making progress in her studies
Çalışmalarında ilerleme kaydediyor
ilerleme
ileri doğru hareket veya gelişim
We are making good progress on this project
Bu projede iyi ilerleme kaydediyoruz
göze çarpmak
Sahnedekolayca fark edilecek kadar belirgin olmak
The mistake jumps out at me
Hata hemen göze çarpıyor
korkutmak için aniden önüne çıkmak
birini ürkütmek amacıyla saklanılan yerden birdenbire ortaya çıkmak
He jumped out at me from behind the door
Kapının arkasından aniden önüme atladı
ışın tabancası
Sahnedeenerji ışını ateşleyen kurgusal silah
The hero fired his ray gun
Kahraman ışın tabancasını ateşledi
ajans
Sahnedebelirli bir hizmet sunan işletme
She works for an advertising agency
Bir reklam ajansında çalışıyor
irade
kendi kararlarını verme gücü
You have the agency to make your own choices
Kendi seçimlerini yapma iraden var
acente
hizmet veren işletme
They work for a travel agency
Bir seyahat acentesinde çalışıyorlar
bağlılık
Sahnedebirine karşı duyulan güçlü duygusal bağ
He has a strong attachment to his dog
Köpeğine karşı güçlü bir bağlılığı var
aparat
bir şeye takılabilen ek parça
The vacuum has a new attachment
Süpürgenin yeni bir aparatı var
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
karşılaştırmak
Sahnedeiki veya daha fazla şey arasındaki benzerlik ve farkları incelemek
I will compare these two items
Bu iki eşyayı karşılaştıracağım
karşılaştırmak
benzerlikleri ve farklılıkları incelemek
Compare these two pictures.
Bu iki resmi karşılaştır.
karşılaştırmak
iki veya daha fazla şeyi benzerliklerini veya farklılıklarını görmek için incelemek
Please compare these two photos
Lütfen bu iki fotoğrafı karşılaştır
karşılaştırmak
benzerlik ve farklılıkları görmek için incelemek
Please compare these two pictures
Lütfen bu iki resmi karşılaştırın
gerçeklikten kopuk
Sahnedegerçekle bağdaşmayan yanlış inanışlara sahip olan
He is delusional if he thinks he will win
Kazanacağını düşünüyorsa gerçeklikten kopuktur
sanrılı
yanlış inançlara veya fikirlere sahip olan
He has a delusional belief that he can fly
Uçabileceğine dair sanrılı bir inancı var
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
rıza
Sahnedebir şeyi yapmaya izin verme veya kabul etme
He gave his consent
Rızasını verdi
onay vermek
bir şeyin yapılmasına izin vermek
They consented to the new rules
Onlar yeni kurallara onay verdiler
saf
zekası az olan kimse
He is a simple minded person
O saf bir insan
saf
çocuksu bir saflığa ve basit bir düşünce yapısına sahip olan
The simple-minded man trusted everyone
O saf adam herkese güvendi
akılsız
zekası düşük veya kavrayış yeteneği az olan
The simple-minded student failed the exam
Akılsız öğrenci sınavdan kaldı
düzenli bir şekilde
Sahnedetemiz ve tertipli bir biçimde
He folded his clothes neatly
Giysilerini düzenli bir şekilde katladı
düzenli bir şekilde
temiz ve düzenli bir biçimde
She folded the clothes neatly
Kıyafetleri düzenli bir şekilde katladı
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
sonlandırmak
Sahnedebir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
Sahnedebir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
kapmak
hızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
başarmak
Sahnedeözellikle çaba sarf ettikten sonra bir şeyi başarmak
She worked hard to achieve her goals
Hedeflerini başarmak için çok çalıştı
başarmak
bir çaba sonucunda başarılı olmak
You can achieve anything with hard work
Çok çalışarak her şeyi başarabilirsin
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya iyi bir sonuç elde etmek
You can achieve your goals with hard work
Çok çalışarak hedeflerine ulaşabilirsin
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
açık
önünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
tamamen
Sahnedetam olarak veya bütünüyle
I fully agree with you
Sana tamamen katılıyorum
umutla
umutlu bir şekilde
He fully expects to succeed
Başarıyı umutla bekliyor
uzmanlık alanı
Sahnedebirinin beceri veya bilgi alanı
That project is right in his wheelhouse
O proje tam onun uzmanlık alanı
dümen evi
gemide dümenin bulunduğu kapalı bölüm
The captain stayed in the wheelhouse
Kaptan dümen evinde kaldı
yedek
Sahnedeihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek ekstra yardım
We need a backup plan
Bir yedek plana ihtiyacımız var
yedek
ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek fazladan şey
I have a backup plan
Bir yedek planım var
destek
ek yardım veya kaynak
The police called for backup
Polis destek çağırdı
yedek
bir şeyin güvenli tutulan ikinci kopyası
Always keep a backup of your files
Dosyalarınızın her zaman bir yedeğini tutun
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
içgörü
Sahnedebir durumun net bir şekilde anlaşılması
She has a deep insight into the problem
Probleme dair derin bir içgörüye sahip
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
sadece
Sahnedebasit bir şekilde veya sadece
It is simply a matter of time
Bu sadece bir zaman meselesi
sadece
Sahnedesadece veya kolay bir şekilde
I simply wanted to help
Sadece yardım etmek istedim
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
She explained it simply
Bunu basitçe anlattı
kesinlikle
bir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is simply amazing
Bu kesinlikle harika
güncel
Sahnedeen son bilgilere sahip olan
Keep your software up to date
Yazılımınızı güncel tutun
güncel
en son bilgilere sahip olan
Please keep me up to date
Lütfen beni güncel tut
onlarca
Sahnedeçok sayıda olan şey
There are dozens of birds in the garden
Bahçede onlarca kuş var
düzinelerce
on ikişerli gruplar halinde çok sayıda
I have dozens of pencils
Düzinelerce kalemim var
düzinelerce
on ikiden oluşan çok sayıda grup
There were dozens of people waiting in line
Sırada düzinelerce insan bekliyordu
düzinelerce
on ikiden oluşan çok sayıda şey
He bought dozens of red roses
O düzinelerce kırmızı gül satın aldı
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
düşünmek
bir konu hakkında fikir veya görüş sahibi olmak
What do you think of this book
Bu kitap hakkında ne düşünüyorsun
konuşmak
Sahnedebiriyle sohbet etmek veya iletişim kurmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
konuşmak
birisiyle sohbet etmek amacıyla konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
azarlamak
birisinin kötü davranışı veya hatası hakkında ciddi şekilde konuşmak
The teacher had to speak to the student
Öğretmen öğrenciyi azarlamak zorunda kaldı
hitap etmek
birinin duygularına veya düşüncelerine seslenmek
This movie really speaks to me
Bu film gerçekten duygularıma hitap ediyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to speak to him
Onunla konuşmam gerekiyor
görüşmek
biriyle karşılıklı sohbet etmek
I want to speak to the manager
Müdürle görüşmek istiyorum
doğru tahmin etmek
Sahnedebir şeyi önceden isabetli şekilde bilmek
You called it when you said it would rain
Yağmur yağacağını söylediğinde doğru tahmin ettin
adlandırmak
bir şeye isim vermek
Let's call it a success
Hadi buna bir başarı diyelim
paydos etmek
bir etkinliği şimdilik durdurmak
Let us call it a day
Hadi bugünlük paydos edelim
şans
Sahnedetesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans
iyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
sosyopat
Sahnededoğru veya yanlış konusunda hiçbir endişesi olmayan kişi
He is a dangerous sociopath
O, tehlikeli bir sosyopat
sosyopat
başkalarının duygularına karşı duyarsız olan kimse
The movie character was a dangerous sociopath
Film karakteri tehlikeli bir sosyopattı
yakalamak
Sahnedebirinin kaçmasını önlemek
The police caught the thief
Polis hırsızı yakaladı
yakalanmak
bir duruma maruz kalmak
I got caught in the rain
Yağmura yakalandım
yakaladı
hareket halindeki bir nesneyi elinle tutup durdurmak
He caught the ball
Topu yakaladı
yakalanmış
kaçamama durumunda olmak
The thief was caught by the police
Hırsız polis tarafından yakalandı
hemen hemen
Sahnedeneredeyse veya esasen
I am pretty much finished
Hemen hemen bitirdim
neredeyse
neredeyse tamamen
I have pretty much finished the work
İşi neredeyse bitirdim
yemeğe başlamak
Sahnedeyemeğe iştahla başlamak
Dinner is ready, dig in!
Akşam yemeği hazır, hadi başlayın!
siper almak
güçlü ve güvenli bir konum kurmak
The soldiers decided to dig in for the night
Askerler gece için siper almaya karar verdiler
yemeğe başlamak
yemeği yemeye başlamak
The food is ready so dig in
Yemek hazır o yüzden yemeğe başlayın
ayak diremek
fikrini veya kararını değiştirmeyi reddetmek
He dug in and refused to change his mind
Ayak diredi ve fikrini değiştirmeyi reddetti
sezgi
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu hissetme durumu
I had an intuition that he was lying
Yalan söylediğine dair bir sezgim vardı
trajedi
Sahnedebüyük acı veren korkunç bir olay
It was a great tragedy
Büyük bir trajediydi
trajedi
çok üzücü veya korkunç bir olay
The car accident was a tragedy
Araba kazası bir trajediydi
trajedi
ciddi ve üzücü olayları konu alan bir tür
Shakespeare wrote many tragedies
Shakespeare birçok trajedi yazdı
nesne
Sahnedegörülebilen ve dokunulabilen fiziksel şey
It is a small object
O küçük bir nesne
itiraz etmek
bir şeye katılmadığını söylemek
I object to this plan
Bu plana itiraz ediyorum
amaç
ulaşmayı planladığınız şey
Our main object is to succeed
Temel amacımız başarılı olmak
nesne
fiilden etkilenen isim veya zamir
Identify the object in the sentence
Cümledeki nesneyi belirleyin