The Mentalist — 4. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
617 kelime
Seviye
şüpheli
Sahnedebir şey hakkında emin olmama durumu
I am doubtful about his plan
Onun planı hakkında şüphelerim var
şerefe
Sahnedeiçki içmeden önce söylenen söz
They said cheers and drank
Şerefe dediler ve içtiler
neşelendirmek
birini daha mutlu hissettirmek
I tried to cheer her up
Onu neşelendirmeye çalıştım
tezahürat yapmak
destek veya sevinçle bağırmak
The crowd cheered for the team
Kalabalık takım için tezahürat yaptı
eşlik etmek
Sahnedebiriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
Sahnedebir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
Sahnedebirlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
ilişki kurmak
biriyle veya bir şeyle yakın bağ kurmak veya dahil olmak
I want to go with someone who is kind
Kibar biriyle ilişki kurmak istiyorum
beyan
Sahnedesöylenen veya yazılan şey
He made a strong statement
Güçlü bir beyanda bulundu
hesap özeti
finansal işlemlerin yazılı kaydı
I checked my bank statement
Banka hesap özetimi kontrol ettim
açıklama
bir konu hakkındaki görüşlerin veya gerçeklerin sözlü ya da yazılı ifadesi
He made a statement to the press
Basına bir açıklama yaptı
ödeme
Sahnedesatın alınan bir şey için verilen para
I made the payment online
Ödemeyi çevrimiçi yaptım
ödeme
ödenmesi gereken para miktarı
I made the payment today
Ödemeyi bugün yaptım
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
var olmak
Sahnedegerçekte mevcut olmak
Do you think aliens exist?
Uzaylıların var olduğunu düşünüyor musun?
var olmak
bir şeyin gerçek olması veya bulunması
Do ghosts really exist
Hayaletler gerçekten var mı
ısrar etmek
Sahnedebir şeyin olması gerektiğini kesin bir dille söylemek
I insist on paying for dinner
Akşam yemeğini ödemek için ısrar ediyorum
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir yere koymak
Please deposit your bags here
Lütfen çantalarınızı buraya bırakın
kapora
önceden ödenen para
I paid a deposit for the house
Ev için kapora ödedim
yatak
yerin altında doğal olarak bulunan madde tabakası
This area has a rich coal deposit
Bu bölgede zengin bir kömür yatağı var
kural
Sahnedene yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
kural
bir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
nokta
Sahnedebir konunun tartışmaya kapalı olduğunu belirten ifade
I am not going to that party period
O partiye gitmiyorum nokta
dönem
Sahnedebelirli bir zaman dilimi
This is a difficult period in my life
Bu hayatımdaki zor bir dönem
nokta
yazı sonunda kullanılan küçük yuvarlak işaret
Put a period at the end of the sentence
Cümlenin sonuna nokta koy
adet
kadın vücudundan gerçekleşen aylık kanama
She is on her period
Adet döneminde
kalın
Sahnedeiki kenarı arasındaki mesafe fazla olan
This is a thick book
Bu kalın bir kitap
aptal
akıllı olmayan veya anlamakta yavaş olan
He is a bit thick
O biraz aptaldır
yoğun
çok belirgin veya güçlü olan
The fog was very thick this morning
Bu sabah sis çok yoğundu
kalın kafalı
eleştirilere karşı kırılmayan veya etkilenmeyen
He has a thick skin against criticism
O eleştirilere karşı kalın kafalıdır
cesaret
Sahnedecesur olma özelliği
His bravery saved the dog
Onun cesareti köpeği kurtardı
suç
Sahnedeyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
vatana ihanet
birinin kendi ülkesine karşı yaptığı hainlik
He was punished for the crime of betraying his country
Ülkesine ihanet etme suçundan cezalandırıldı
suç
yasalara aykırı olan eylem
Stealing is a serious crime
Hırsızlık ciddi bir suçtur
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
banka
Sahnedeparanın saklandığı finansal kurum
I have a bank account
Bir banka hesabım var
nehir kıyısı
bir nehrin yanındaki toprak alan
We sat on the river bank
Nehir kıyısında oturduk
yana yatmak
bir yana doğru eğilmek
The plane banked to the left
Uçak sola doğru yattı
biriktirmek
bir şeyi daha sonra kullanmak üzere saklamak
You should bank your savings for later
Birikimlerini daha sonrası için saklamalısın
ölmek üzere
Sahnedeölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
standart
Sahnedeolağan veya beklenen şey
This is the standard procedure
Bu standart prosedürdür
sancak
bir yönetici veya lider tarafından kullanılan bayrak
The king waved his royal standard
Kral kraliyet sancağını salladı
standart
kabul edilebilir sayılan bir kalite veya başarı düzeyi
The company has a high standard of quality
Şirketin yüksek bir kalite standardı var
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
neden olmak
Sahnedebir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
dava
insanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
sağlamak
birinin bir işi yapmasına yol açmak
That caused him to change his mind
Bu onun fikrini değiştirmesini sağladı
çünkü
bir durumun nedenini belirtmek için kullanılır
I am staying here 'cause I am tired
Burada kalıyorum çünkü yorgunum
sebep
bir şeyin olmasına yol açan etken
What was the cause of the fire
Yangının sebebi neydi
kot pantolon
Sahnedekot kumaşından üretilen günlük pantolon
I bought a new pair of blue jeans
Yeni bir kot pantolon aldım
kot pantolon
denim kumaştan yapılmış günlük pantolon
I am wearing blue jeans
Mavi kot pantolon giyiyorum
nitelikli
Sahnedebir iş için gerekli beceri veya bilgiye sahip olma
She is highly qualified for this position
O bu pozisyon için oldukça nitelikli
kalifiye
gerekli beceriye veya bilgiye sahip
She is qualified for the job
İş için kalifiye
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
pek çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have lots of friends
Pek çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
I visit her lots
Onu sık sık ziyaret ederim
kura
bir şeyi şans eseri belirleme yöntemi
We decided by drawing lots
Kura çekerek karar verdik
grup
insanların oluşturduğu topluluk
I saw lots of people
Birçok insan gördüm
pek çok
bir şeyin büyük bir miktarı
I have lots of friends
Pek çok arkadaşım var
duymak
Sahnedebirinin veya bir şeyin varlığından haberdar olmak
I have never heard of this artist
Bu sanatçıyı hiç duymadım
duymak
bir kişi veya olay hakkında bilgi sahibi olmak
I have heard of that famous author
O ünlü yazarı duydum
öğrenmek
bir şeyin varlığından haberdar olmak
Have you heard of the new concert
Yeni konseri duydun mu
suç ortağı
Sahnedebir suçun işlenmesine yardım eden kişi
He was arrested as an accomplice
Suç ortağı olarak tutuklandı
bozulmamış
Sahnedekırılmamış veya hasar görmemiş
The glass remained intact
Bardak sağlam kaldı
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
birini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
bir şeyi güvende tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
haber bülteni
Sahnedehaberlerin sunulduğu televizyon veya radyo programı
I watched the evening newscast
Akşam haber bültenini izledim
sabırsızlanmak
Sahnedebir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
soygun
Sahnedebir yerden veya kişiden zorla bir şeyler çalma eylemi
The police investigated the robbery
Polis soygunu araştırdı
soygun
çalma suçu
The police are investigating the robbery
Polis soygunu araştırıyor
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
bahse girmek
bir şeyin doğru olacağına dair iddiaya girmek
I bet he will arrive late
Onun geç geleceğine bahse girerim
boşvermek
Sahnedebir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
normal şekilde
Sahnedealışılmış bir biçimde
She is behaving normally today
Bugün normal şekilde davranıyor
normalde
Sahnedealışılmış olan şekilde
I normally go to work by bus
Normalde işe otobüsle giderim
normalde
olağan şekilde
I normally wake up at 7 AM
Normalde sabah 7'de uyanırım
genellikle
çoğu durumda
I normally go to work by bus
Genellikle işe otobüsle giderim
bıçaklamak
Sahnedekeskin bir nesneyle birine zarar vermek
He stabbed the thief
Hırsızı bıçakladı
deneme
bir şeyi yapma girişimi
I will take a stab at it
Bunu deneyeceğim
saplamak
keskin bir nesneyi bir şeye itmek
She stabbed the pin into the map
İğneyi haritaya sapladı
ihanet etmek
birinin güvenini kötüye kullanarak zarar vermek
He stabbed his friend by telling a lie
Arkadaşına yalan söyleyerek ihanet etti
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
katletmek
Sahnedebir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti
uzun
Sahnedesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
nöbet
Sahnedebeyni etkileyen ani hastalık atağı
He had a seizure
Nöbet geçirdi
el koyma
yasal yetkiyle bir şeye el konulması durumu
The police ordered the seizure of the illegal items
Polis yasadışı eşyalara el konulmasını emretti
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
tedavi etmek
Sahnedebir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
kayıp
Sahnedebir şeye artık sahip olmama durumu
The company suffered a huge loss
Şirket büyük bir kayıp yaşadı
şaşkınlık
ne yapacağını veya ne diyeceğini bilememe durumu
I was at a loss for words
Söyleyecek söz bulamadım
sarılmak
Sahnedekollarını birinin etrafına dolamak
Give me a hug
Bana sarıl
sarılmak
birini sevgiyle kolların arasına alıp sıkıca tutmak
He hugged his friend goodbye
Arkadaşına veda ederken sarıldı
kıyısından gitmek
bir şeyin çok yakınından geçmek veya takip etmek
The road hugs the coastline
Yol sahil şeridini takip ediyor
kurtarmak
Sahnedebirini tehlikeden veya zor durumdan kurtarmak
The lifeguard rescued the swimmer
Cankurtaran yüzücüyü kurtardı
kurtarma
Sahnedebirini tehlikeden kurtarma eylemi
The rescue was successful
Kurtarma başarılıydı
görüş mesafesi
Sahnedebir kişinin net bir şekilde görebildiği uzaklık
The visibility is poor because of the fog
Sis yüzünden görüş mesafesi düşük
görünürlük
görülme veya görünür olma durumu
Visibility was poor due to the fog
Sis nedeniyle görünürlük düşüktü
parfüm
Sahnedevücuda sürülen güzel kokulu sıvı
She is wearing a nice perfume
Güzel bir parfüm sıkmış
her kim
Sahnedekim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
her kim
kim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
itfaiye istasyonu
Sahnedeitfaiye ekiplerinin bulunduğu yer
The truck left the fire station
Kamyon itfaiye istasyonundan ayrıldı
paramedik
Sahnedeacil tıbbi yardım vermek üzere eğitilmiş kişi
The paramedic arrived quickly
Paramedik hızla geldi
tütsülenmiş ringa
Sahnedeikiye ayrılıp tuzlanmış ve tütsülenmiş bir balık türü
I had a kipper for breakfast
Kahvaltıda tütsülenmiş ringa yedim
tütsülenmiş ringa
tuzlanıp dumanla kurutulmuş bir çeşit balık
I had a kipper for breakfast
Kahvaltıda tütsülenmiş ringa balığı yedim
gelecek
Sahnedeyakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelmek
bir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
kaçmak
Sahnedetehlikeden kurtulmak amacıyla bir yerden hızla uzaklaşmak
The boy ran away from the danger
Çocuk tehlikeden kaçtı
kaçmak
birinden veya bir şeyden hızla uzaklaşmak
The cat ran away from the dog
Kedi köpekten kaçtı
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
ölüm tuzağı
Sahnedeçok güvensiz yer
That old building is a death trap
O eski bina bir ölüm tuzağı
ölüm tuzağı
çok güvensiz araç
This car is a total death trap
Bu araba tam bir ölüm tuzağı
kaçmak
Sahnedebir yerden kaçmak veya ayrılmak
The thief managed to get away
Hırsız kaçmayı başardı
uzaklaşmak
bir yerden veya kişiden ayrılmak
I need to get away from the noise
Gürültüden uzaklaşmam gerekiyor
uzaklaşmak
tatil veya ortam değişikliği için başka bir yere gitmek
I need to get away for a few days
Birkaç günlüğüne uzaklaşmaya ihtiyacım var
kaçmak
bir yerden veya durumdan kurtulup uzaklaşmak
The thief managed to get away
Hırsız kaçmayı başardı
güvenmek
Sahnedebirine veya bir şeye güvenmek
You can count on me
Bana güvenebilirsin
güvenmek
birinin veya bir şeyin beklentilerinizi karşılayacağına inanmak
You can count on me for help
Yardım konusunda bana güvenebilirsin
güvenmek
birine veya bir şeye inanıp bel bağlamak
You can count on me
Bana güvenebilirsin
şüpheli
Sahnedesuç işlediğinden şüphelenilen kimse
The police caught the suspect
Polis şüpheliyi yakaladı
şüphelenmek
birinin suçlu olduğunu veya bir şeyin yanlış olduğunu düşünmek
The police suspect him of the crime
Polis ondan şüpheleniyor
şüpheli
kötü veya dürüst olmadığı düşünülen
That behavior looks very suspect
Bu davranış çok şüpheli görünüyor
şüpheli
bir suça karıştığı düşünülen kimse
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
açık
önünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
çatışma
Sahnedeciddi bir kavga veya anlaşmazlık
They have a conflict
Onların bir çatışması var
çelişmek
farklı olmak veya uyuşmamak
These two reports conflict
Bu iki rapor çelişiyor
çakışma
iki şeyin aynı anda gerçekleşememe durumu
We have a schedule conflict
Bir zamanlama çakışmamız var
popüler
Sahnedebirçok insan tarafından beğenilen
That singer is very popular
O şarkıcı çok popüler
popüler
birçok kişi tarafından sevilen
This song is very popular
Bu şarkı çok popüler
popüler
çok sayıda insan tarafından beğenilen
This song is very popular
Bu şarkı çok popüler
zaman çizelgesi
Sahnedeolayların ne zaman gerçekleşeceğini gösteren plan
The project timeline is very strict
Proje zaman çizelgesi çok katı
zaman çizelgesi
olayların gerçekleşme sırasına göre düzenlendiği bir liste
I added the events to the timeline
Olayları zaman çizelgesine ekledim
zaman çizelgesi
olayların gerçekleşme sırasına göre listesi
We created a timeline of historical events
Tarihi olayların bir zaman çizelgesini oluşturduk
yakalamak
Sahnedebirinin kaçmasını önlemek
The police caught the thief
Polis hırsızı yakaladı
yakalanmak
bir duruma maruz kalmak
I got caught in the rain
Yağmura yakalandım
yakaladı
hareket halindeki bir nesneyi elinle tutup durdurmak
He caught the ball
Topu yakaladı
yakalanmış
kaçamama durumunda olmak
The thief was caught by the police
Hırsız polis tarafından yakalandı
tanımlamak
Sahnedebir şeyi tanımak veya adlandırmak
Can you identify the man in the photo
Fotoğraftaki adamı tanımlayabilir misiniz
tespit etmek
birinin veya bir şeyin kim veya ne olduğunu belirlemek
The police identified the suspect
Polis şüpheliyi tespit etti
tanımak
birinin kim olduğunu veya bir şeyin ne olduğunu anlamak
I can identify the bird by its sound
Bu kuşu sesinden tanıyabilirim
özdeşleşmek
bir kişi veya durumla kendini bir tutmak ya da yakın hissetmek
I identify with the main character in this book
Bu kitaptaki ana karakterle özdeşleşiyorum
cesur
Sahnedetehlike veya acı ile yüzleşmeye hazır
She is a brave girl
O cesur bir kız
göğüs germek
Sahnedezor veya tehlikeli bir durumla korkusuzca yüzleşmek
She braved the heavy rain to go out
Dışarı çıkmak için şiddetli yağmura göğüs gerdi
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
yayın
Sahnederadyo veya televizyonda sunulan program
I watched a live broadcast
Canlı bir yayın izledim
yayınlamak
bir programı veya mesajı çok sayıda kişiye iletmek
The news is broadcast every evening
Haberler her akşam yayınlanır
hastane
Sahnedehasta insanların tedavi edildiği yer
He is in the hospital
O, hastanede
hastane
Sahnedehastaların tedavi edildiği bina
I went to the hospital for a checkup
Kontrolüm için hastaneye gittim
sağlık merkezi
tıbbi hizmetlerin sunulduğu yer
The medical center is very busy today
Sağlık merkezi bugün çok yoğun
hastane
hastaların tedavi edildiği yer
He works at the hospital
O hastanede çalışıyor
eller
Sahnedekolların ucunda bulunan nesneleri tutmaya yarayan organlar
She holds the cup in her hands
Fincanı ellerinde tutuyor
yardım
insanların sağladığı fiziksel destek
I need extra hands to finish the project
Projeyi bitirmek için yardıma ihtiyacım var
kontrol
birinin gözetimi veya yönetimi altında olma
This situation is out of my hands
Bu durum benim kontrolümde değil
beceri
bir işi yapma konusundaki yetenek veya ustalık
He has the hands for this work
Bu iş için yetenekli elleri var
kaotik
Sahnedetam bir düzensizlik içinde olan
The traffic was chaotic
Trafik kaotikti
silahlandırmak
Sahnedesilah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
Sahnedesavaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
omuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
güvence vermek
Sahnedebirine bir şeyin doğru olduğu konusunda güvence vermek
I assure you that everything will be fine
Sana her şeyin yolunda gideceğine dair güvence veriyorum
güvence vermek
Sahnedebirine bir şeyin kesin olduğunu söyleyerek rahatlatmak
She assured me that the task was done
İşin bittiği konusunda bana güvence verdi
kimlik
Sahnedebelirli bir kişi olma durumu
The police confirmed his identity
Polis onun kimliğini doğruladı
kimlik
bir kişiyi veya şeyi o yapan özellikler
She is trying to discover her true identity
O gerçek kimliğini keşfetmeye çalışıyor
eşitlik
iki ifadenin birbirine eşit olduğunu gösteren matematiksel ifade
This expression is a simple equality
Bu ifade basit bir eşitliktir
kimlik
bir kişinin kim olduğu veya kim olduğunu iddia ettiği durum
The passport shows her identity
Pasaport onun kimliğini gösteriyor
başka zamana erteleme
Sahnedebir şeyi şimdi değil daha sonra yapma sözü
I cannot join you today so I will take a rain check
Bugün size katılamam bu yüzden başka bir zamana erteleyelim
başka bir sefer
bir daveti nazikçe daha sonraya bırakmak
Can I take a rain check
Başka bir sefere bırakabilir miyiz
ertelemek
bir planı daha sonraki bir tarihe kaydırmak
I will take a rain check on the game
Maçı başka bir zamana erteleyeceğim
sınıflandırma
Sahnedeşeyleri gruplara ayırma sistemi
Taxonomy helps scientists organize species
Sınıflandırma bilim insanlarının türleri düzenlemesine yardımcı olur
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
suçlamak
Sahnedebirinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
Do not accuse him without proof
Kanıt olmadan onu suçlama
suçlamak
birinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
They accuse him of stealing
Onu hırsızlıkla suçluyorlar
oy vermek
Sahnedebir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
oy
bir seçimde veya kararda belirtilen resmi tercih
He cast his vote for the candidate
Aday için oyunu kullandı
gösteri
Sahnedeeğlendirmek veya etkilemek için yapılan eylem
He performed a daring stunt
Cesur bir gösteri yaptı
engellemek
bir şeyin büyümesini veya gelişmesini durdurmak
Poor diet can stunt growth
Kötü beslenme büyümeyi engelleyebilir
gösteri hareketi
insanları eğlendirmek amacıyla yapılan tehlikeli veya sıra dışı eylem
He performed a dangerous stunt for the movie
Film için tehlikeli bir gösteri hareketi yaptı