The Mentalist — 4. Sezon Bölüm 17
Kelimeler ve anlamları
563 kelime
Seviye
ayrıcalık
Sahnedeözel bir avantaj veya fayda
Education is a privilege
Eğitim bir ayrıcalıktır
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
okyanus
Sahnedeçok geniş tuzlu su kütlesi
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
okyanus
çok büyük tuzlu su alanı
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kazandı
Sahnedebir yarışmada en iyi olmak veya birinci gelmek
She won the gold medal in the race
Yarışta altın madalyayı o kazandı
kazandı
bir yarışmada veya oyunda başarı sağlamak
They won the match
Maçı onlar kazandı
kutsal
SahnedeTanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
aman
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
temiz
Sahnedekir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
anlaşılır
kolayca kavranabilen veya yorumlanabilen
This is a clean answer
Bu anlaşılır bir cevap
yumruklamak
özellikle yüzüne sertçe vurmak
He cleaned him in the face
Onun yüzünü yumrukladı
masum
bir suçtan dolayı suçlu olmayan
The jury found him clean
Jüri onu masum buldu
temiz
yasa dışı hiçbir şey yapmamış olan
His record is clean
Onun sicili temiz
pak
kir veya leke içermeyen
Please keep your room clean
Lütfen odanı pak tut
lekesiz
kirden tamamen arındırılmış
The glass is completely clean
Bardak tamamen lekesiz
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
yetenekli
Sahnedebir şeyi yapabilme yeteneğine sahip olan
She is capable of doing the job
O bu işi yapabilecek yetenekte
yetenekli
bir şeyi iyi yapabilme becerisine sahip olan
She is a very capable student
O çok yetenekli bir öğrenci
görüşmek
Sahnedebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
sakinleştirici
Sahnedesakinleştirmek veya gevşetmek için kullanılan ilaç
The doctor prescribed a tranquilizer
Doktor bir sakinleştirici reçete etti
markasız
Sahnedeherhangi bir marka ismine sahip olmayan
I bought a no-brand jacket
Markasız bir ceket aldım
kaba bir şekilde
Sahnedekaba ve saygısız bir tavırla
He spoke to me rudely
Benimle kaba bir şekilde konuştu
çıkış yapmak
Sahnedebir yerden ayrıldığını kayıt altına almak
You must sign out when you leave the office
Ofisten ayrılırken çıkış yapmalısın
kayıtla almak
bir şeyi alırken veya kullanırken resmi olarak kaydetmek
You need to sign out the equipment from the lab
Laboratuvardan ekipmanı kayıtla almalısın
ödünç almak
bir şeyi resmi olarak süreliğine almak
I need to sign out this book from the library
Bu kitabı kütüphaneden ödünç almam gerekiyor
çıkış yapmak
bir yerden ayrıldığını resmi olarak kaydetmek
Please sign out before you leave the building
Binadan ayrılmadan önce lütfen çıkış yapın
araç
Sahnedeinsanları veya eşyaları bir yerden başka bir yere taşımak için kullanılan şey
The car is a common vehicle
Araba yaygın bir araçtır
avukat
Sahnedeinsanlara hukuki tavsiye veren ve onları mahkemede temsil eden kişi
The lawyer defended his client in court
Avukat müvekkilini mahkemede savundu
avukat
hukuki konularda müvekkillerini temsil eden kişi
He is a good lawyer
O iyi bir avukattır
avukatlık yapmak
biri için avukat olarak hareket etmek
He will lawyer the case
Davaya avukatlık yapacak
memnun
Sahnedemutlu ve hoşnut
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnunum
memnun
memnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
yalanlamak
Sahnedebir ifadenin doğru olmadığını söylemek
She denied the rumors about her
Hakkındaki söylentileri yalanladı
inkar etmek
Sahnedebir şeyin doğru olmadığını söylemek
He tried to deny the facts
Gerçekleri inkar etmeye çalıştı
reddetmek
Sahnedebir şeyin gerçekleştiğini kabul etmemek
She denies any involvement in the accident
Kazaya karıştığını reddediyor
reddetmek
birinden gelen bir isteği kabul etmemek
The manager denied my request for time off
Müdür izin talebimi reddetti
sohbet odası
Sahnedeinternette insanların gerçek zamanlı olarak birbirleriyle konuşabildikleri yer
People meet in a chat room to talk
İnsanlar konuşmak için bir sohbet odasında buluşuyor
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
akıllı
Sahnedeöğrenme ve anlama kapasitesi yüksek olan
Dogs are intelligent animals
Köpekler akıllı hayvanlardır
zeki
hızlı kavrama ve anlama yeteneğine sahip olan
He is very intelligent
O çok zeki
adli bilimler
Sahnedesuçları çözmek için bilimin kullanılması
The police used forensics to find the killer
Polis, katili bulmak için adli bilimleri kullandı
yanına gitmek
Sahnedebirine doğru yürüyerek yaklaşmak
I will go up to him
Onun yanına gideceğim
hangisi
Sahnedebir grup içinden herhangi bir kişi veya şey
You can choose whichever you like
Hangisini istersen seçebilirsin
bakış açısı
Sahnedebir şeye bakış veya düşünüş tarzı
We have different perspectives on this issue
Bu konuda farklı bakış açılarımız var
huzur
Sahnedekargaşanın olmadığı sakin ve dingin durum
I need some peace and quiet to work
Çalışmak için biraz huzura ihtiyacım var
anlık hevesle
Sahnedeönceden plan yapmadan yapılan
I bought these shoes on a whim
Bu ayakkabıları anlık bir hevesle aldım
ceza
Sahnedekural ihlali sonucu verilen ceza
He paid a penalty
Bir ceza ödedi
sürece
Sahnedebir koşula bağlı olarak
You can stay as long as you are quiet
Sessiz olduğun sürece kalabilirsin
-dığı sürece
bir durumun gerçekleştiği müddetçe
You can stay as long as you are quiet
Sessiz olduğun sürece burada kalabilirsin
kadar uzun
bir şeyin devam ettiği süre veya mesafe
The movie was not as long as the book
Film kitap kadar uzun değildi
şartıyla
bir koşulun gerçekleşmesi durumunda
I will go as long as you come too
Sen de gelirsen gitme şartıyla geleceğim
marshmallow
Sahnedeyumuşak ve tatlı bir şekerleme
I like eating marshmallows
Marshmallow yemeyi severim
marshmallow
genellikle tatlılarda kullanılan yumuşak ve şekerli yiyecek
We roasted marshmallows over the campfire
Kamp ateşinde marshmallow kızarttık
soytarılık
Sahnedeşakacı bir şekilde yapılan komik veya tuhaf davranış
He did a silly antic to make the baby smile
Bebeği güldürmek için komik bir soytarılık yaptı
sakat bırakmak
Sahnedebirini normal şekilde hareket edemez veya işlev göremez hale getirmek
The injury could cripple him for life
Yaralanma onu ömür boyu sakat bırakabilir
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
kit
Sahnedebelirli bir amaç için kullanılan eşyalar grubu
I bought a first aid kit
Bir ilk yardım kiti satın aldım
gerçek
Sahnededoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
acele etmek
Sahnedehızlı hareket etmek
Please hurry up
Lütfen acele et
acele
bir şeyi hızlıca yapma durumu
I am in a hurry
Acelem var
aceleye getirmek
bir şeyi çok hızlı yapmak
Don't hurry the work
İşi aceleye getirme
sistemler
Sahnedebirlikte çalışan bir grup bağlantılı şey
These computer systems are very fast
Bu bilgisayar sistemleri çok hızlı
yöntemler
bir şeyi yapmanın yolu
They have new systems for working
Çalışmak için yeni yöntemleri var
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
hayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
takılma
Sahnedebirisiyle şakacı ya da kırıcı bir şekilde dalga geçme eylemi
Stop teasing your brother
Kardeşinle dalga geçmeyi bırak
bıkkın
Sahnedebir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
hasta
kendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müşteri
Sahnedebir hizmet için ödeme yapan kişi
The lawyer met with his client
Avukat müşterisiyle buluştu
çöküş
Sahnedebaşarı veya gücün aniden kaybedilmesi
Greed was the cause of his downfall
Hırs onun çöküşünün nedeniydi
üzmek
Sahnedebirini mutsuz hissettirmek
The bad news saddened him
Kötü haber onu üzdü
elbette
Sahnedeevet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
tabii
Sahnedebir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
rota
izlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
alışkanlık
Sahnededüzenli olarak yapılan davranış
Reading is a good habit
Kitap okumak iyi bir alışkanlıktır
cübbe
rahibe veya keşişlerin giydiği özel giysi
The nun wore a simple habit
Rahibe sade bir cübbe giymişti
sever
Sahnedebir şeyi çok seven kimse
He is a music lover
O bir müziksever
sevgili
Sahnedebaşka biriyle romantik ilişki yaşayan kimse
They are happy lovers
Onlar mutlu sevgililer
sevgili
romantik veya cinsel ilişki yaşanan kişi
They are secret lovers
Onlar gizli sevgililer
izlenim
Sahnedebir kişi veya şey hakkında sahip olunan fikir ya da his
She left a good impression on me
O bende iyi bir izlenim bıraktı
taklit
ünlü bir kişinin sesini veya tavırlarını taklit etme
He does a great impression of the president
Başkanın harika bir taklidini yapıyor
iz
bir şeyi bir yüzeye bastırarak bırakılan işaret
The ring left an impression on her finger
Yüzük parmağında bir iz bıraktı
izlenim
bir kişi veya şey hakkında edinilen fikir veya duygu
My first impression of him was positive
Onun hakkındaki ilk izlenimim olumluydu
özellikle
Sahnedeaçık ve kesin bir şekilde
I specifically told you not to go
Gitmemeni özellikle söylemiştim
bıçak
Sahnedebir şeyleri kesmek için kullanılan keskin araç
He sharpened his knife before cutting the rope
İpi kesmeden önce bıçağını biledi
bıçak
Sahnedekesmek için keskin kenarı olan bir alet
I use a knife to cut bread
Ekmek kesmek için bir bıçak kullanırım
bıçaklamak
birine kesici aletle saldırmak
He was afraid that someone would knife him
Birinin onu bıçaklamasından korkuyordu
bıçak
kesme işlerinde kullanılan keskin alet
Use a knife to cut the apple
Elmayı kesmek için bir bıçak kullan
iktidar ilişkileri
Sahnedebir grupta güç kazanma veya kullanma ile ilgili etkinlikler
Office politics can be difficult
Ofis içi iktidar ilişkileri zor olabilir
siyaset
hükümet ve kamu işleri
I am interested in politics
Siyasetle ilgileniyorum
siyasi görüş
bir kişinin yönetim ve kamu meseleleri hakkındaki fikirleri veya görüşleri
Their politics are very conservative
Onların siyasi görüşleri çok muhafazakar
uğruna
Sahnedebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
sake
pirinçten yapılan Japon alkollü içeceği
I ordered a glass of sake
Bir bardak sake sipariş ettim
uğruna
bir şeyin yapılması için olan amaç veya neden
I did it for the sake of peace
Barış uğruna bunu yaptım
yarıda kesmek
Sahnedebir şeyi kısa bir süreliğine aniden durdurmak
Please do not interrupt me
Lütfen sözümü kesmeyin
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
konuşma
Sahnededüşünceleri ifade etmek veya iletişim kurmak için kelimeler söyleme
She started talking at a young age
O küçük yaşta konuşmaya başladı
konuşma
fikir ve bilgi alışverişi içeren sözlü iletişim
There has been too much talking lately
Son zamanlarda çok fazla konuşma oldu
konuşma
bir şeyleri sesini kullanarak söyleme
She is talking to her friend
Arkadaşıyla konuşuyor
affedersiniz
Sahnedenazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
affetmek
bir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
bir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
aldatmak
Sahnedeilişki içindeyken başkasıyla gizli romantik veya cinsel ilişki kurmak
He cheated on his wife
O karısını aldattı
hile yapmak
avantaj sağlamak amacıyla dürüst olmayan bir şekilde davranmak
Do not cheat on the exam
Sınavda hile yapma
hileci
avantaj elde etmek için dürüst olmayan davranışlarda bulunan kimse
He is a known cheat
O bilinen bir hilecidir
kurtulmak
kötü bir durumdan kaçınmak
He managed to cheat death
Ölümden kurtulmayı başardı
meşhur bir şekilde
Sahnedeherkesçe bilinen bir biçimde
He is famously stubborn
Meşhur bir şekilde inatçıdır
gayet iyi
çok iyi bir biçimde
They get along famously
Gayet iyi anlaşıyorlar
velayet
Sahnedebir çocuğun bakımı üzerindeki yasal hak
She has custody of the children
Çocukların velayeti onda
gözaltı
Sahnedebir kişinin polis veya yetkililer tarafından tutulması
The suspect was taken into custody
Şüpheli gözaltına alındı
velayet
bir çocuğun yasal olarak bakımını üstlenme hakkı
The mother won custody of the children
Anne çocukların velayetini kazandı
velayet
mahkeme tarafından karara bağlanan bir konu
They are fighting for custody of their child
Çocuklarının velayeti için savaşıyorlar
düzenli olarak
Sahnedebelirli zaman aralıklarıyla gerçekleşen
I exercise regularly
Düzenli olarak egzersiz yaparım
haksızlığa uğramış
Sahnedehaksız muamele gördüğü için üzgün veya kızgın hissetme
He felt aggrieved by the decision
Karar nedeniyle haksızlığa uğramış hissetti
haksızlığa uğramış
kötü veya adaletsiz bir muamele gördüğünü hissetme durumu
She felt aggrieved by the decision
Karardan dolayı haksızlığa uğradığını hissetti
bar
Sahnedeinsanların alkol içip sohbet ettiği yer
The barroom was loud
Bar çok gürültülüydü
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
-medikçe
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
madıkça
başka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
birini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
bir şeyi güvende tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
tutumlu
Sahnedeparayı veya kaynakları idareli kullanan ve israf etmeyen
She is very thrifty with her money
O parasını harcarken çok tutumludur
pizza
Sahnedepeynir ve malzemelerle yapılan yuvarlak İtalyan yemeği
I love eating pizza
Pizza yemeyi severim
pizza
Sahnedeüzerine peynir ve malzeme konulan yuvarlak fırın yemeği
We ordered a pizza for dinner
Akşam yemeği için pizza sipariş ettik
güçlü
Sahnedebüyük güce veya etkiye sahip olan
He is a powerful leader
O güçlü bir lider
spor ayakkabı
Sahnedegünlük kullanılan spor ayakkabı
I bought new sneakers
Yeni spor ayakkabılar aldım
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
oturmak
bir yerde ikamet etmek
I live in a big house
Büyük bir evde oturuyorum
birlikte yaşayan
bir romantik partnerle aynı evde oturan
They are a live-in couple
Onlar birlikte yaşayan bir çift
yanlış
Sahnedeahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
boğma
Sahnedenefes almayı engellemek için birinin boğazını sıkma eylemi
The police investigated the case of strangulation
Polis boğma vakasını araştırdı
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
serbest bırakmak
Sahnedebir şeyi serbest bırakmak veya salıvermek
Please release the bird
Lütfen kuşu serbest bırakın
yayınlamak
Sahnedebir ürünü veya bilgiyi halka sunmak
The band will release their new album next week
Grup yeni albümlerini gelecek hafta yayınlayacak
rahatlama
stres veya gerginlikten kurtulma hissi
Crying brought her a sense of release
Ağlamak ona bir rahatlama hissi getirdi
feragatname
bir haktan veya iddiadan vazgeçildiğini gösteren yasal belge
She signed a legal release
O yasal bir feragatname imzaladı
tetik
bir silahı ateşlemek için çekilen parça
Pull the release to fire the gun
Silahı ateşlemek için tetiği çekin
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
orada
Sahnedekonuşmacıdan uzak bir yerde
Look at the birds out there
Şuradaki kuşlara bak
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
oralarda bir yerlerde
dünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
dışarıda
bulunulan yerin uzağında bir yerde
He is out there waiting for you
O dışarıda seni bekliyor
orada
mevcut durumda veya belli bir alanda
There are many people out there
Orada pek çok insan var
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
insülin
Sahnedekan şekerini düzenleyen bir hormon
He takes insulin for diabetes
Diyabet için insülin kullanıyor
dert
Sahnedeendişeye neden olan sorun veya sıkıntı
This broken computer is giving me a lot of grief
Bu bozuk bilgisayar bana çok dert açıyor
keder
derin üzüntü veya acı
He felt great grief after the loss
Kayıptan sonra büyük bir keder hissetti
yas
sevilen birinin kaybından sonra hissedilen derin üzüntü
He felt great grief after his father died
Babası öldükten sonra büyük bir yas tuttu
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
kendini tutmak
Sahnedebir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
evli
Sahnedebir eşi olan
They have been married for ten years
Onlar on yıldır evliler
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
evli
bir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
evli
bir eşi olan
They are a married couple
Onlar evli bir çift