The Mentalist — 4. Sezon Bölüm 18
Kelimeler ve anlamları
598 kelime
Seviye
yakında
Sahnedekısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
yakında
kısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
doku
Sahnedevücutta belirli bir görevi yerine getiren hücre grubu
Muscle tissue is strong
Kas dokusu güçlüdür
kağıt mendil
temizlik için kullanılan yumuşak kağıt parçası
I need a tissue
Bir kağıt mendile ihtiyacım var
berbat
Sahnedeçok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
kötü
Sahnedeçok fena veya nahoş olan
The weather was awful yesterday
Hava dün çok kötüydü
çok
çok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
aşırı
son derece
It was an awful long time
Aşırı uzun bir zamandı
eksik olmak
Sahnedegerekli olan bir şeye sahip olmama
We lack the money to buy a car
Araba almak için paramız eksik
eksiklik
bir şeyin olmaması durumu
There is a lack of water
Su eksikliği var
eksiklik
bir şeyin yeterli miktarda bulunmaması
There is a lack of food
Yiyecek eksikliği var
geliştirmek
Sahnedeyeni bir şey üretmek veya ortaya çıkarmak
The team developed a new product
Ekip yeni bir ürün geliştirdi
gelişmek
daha büyük veya daha gelişmiş bir şeye dönüşmek
The seed develops into a plant
Tohum bir bitkiye dönüşür
gelişme
yeni ve ilgi çekici bir olay
We are waiting for the latest development
En son gelişmeyi bekliyoruz
banyo etmek
fotoğraf filminden görüntü oluşturmak
I developed the film yesterday
Dün filmi banyo ettim
tedavi etmek
Sahnedebir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
davranmak
birine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
hız treni
Sahnedelunaparklarda bulunan, dik inişleri ve dönüşleri olan hızlı tren
I love riding the roller coaster
Hız trenine binmeyi seviyorum
inişli çıkışlı dönem
duygusal açıdan ani değişiklikler içeren durum
Her life has been a total roller coaster lately
Hayatı son zamanlarda tam bir inişli çıkışlı dönemden geçiyor
dalgalanmak
çok hızlı ve öngörülemez şekilde değişmek
Their emotions roller coaster every day
Duyguları her gün dalgalanıp duruyor
hız treni
eğlence parklarında bulunan dik inişleri olan hızlı bir raylı sistem
The roller coaster was very fast
Hız treni çok hızlıydı
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
Sahnedeiyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
takvim
Sahnedebir yılın günlerini, haftalarını ve aylarını gösteren liste
Check the calendar for the date
Tarih için takvimi kontrol et
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
danışmak
Sahnedetavsiye almak için bir uzmana sormak
You should consult a doctor
Bir doktora danışmalısın
danışmak
birinden bilgi veya tavsiye istemek
I need to consult my lawyer
Avukatıma danışmam gerekiyor
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
tutmak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
basınç
Sahnedebir şeye karşı uygulanan itme gücü
The water pressure is high
Su basıncı yüksek
baskı
taleplerin neden olduğu stres veya endişe hissi
He is under a lot of pressure
Çok fazla baskı altında
baskı yapmak
birine bir şey yaptırmaya çalışmak
They pressured him to sign the paper
Kağıdı imzalaması için ona baskı yaptılar
donma
Sahnedevücut bölümlerinin soğuk nedeniyle donması durumu
He got frostbite on his fingers
Parmaklarında donma meydana geldi
ürkütücü
Sahnedekorku veya huzursuzluk hissi veren
This old house is creepy
Bu eski ev ürkütücü
tüyler ürpertici
korkutucu veya rahatsız edici
He is a creepy man
O tüyler ürpertici bir adam
ürpertici
hafif bir korku veya rahatsızlık hissi veren
That old house looks really creepy
O eski ev gerçekten ürpertici görünüyor
sabırsızlanmak
Sahnedebir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
alım
Sahnedevücuda alınan bir şeyin miktarı
You should reduce your salt intake
Tuz alımını azaltmalısın
yeni katılan
bir gruba yeni dahil olmuş kimse
He is part of the new intake
O yeni katılanlardan biri
iğrenç
Sahnedeçok kötü veya mide bulandırıcı
There was a foul smell in the room
Odada iğrenç bir koku vardı
faul
kurallara aykırı davranış
The player committed a foul
Oyuncu faul yaptı
kirletmek
bir şeyi pis veya hoş olmayan bir hale getirmek
The oil spill fouled the water
Petrol sızıntısı suyu kirletti
faul
kurallara aykırı olan veya yasak hareket
The player committed a foul
Oyuncu bir faul yaptı
son zamanlarda
Sahnedeyakın geçmişte
I have been very busy lately
Son zamanlarda çok meşguldüm
elbette
Sahnedeevet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
tabii
Sahnedebir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
rota
izlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
ücret talep etmek
Sahnedebir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
suçlamak
Sahnedebirini yasal olmayan bir şey yapmakla resmen itham etmek
The police charged him with robbery
Polis onu soygunla suçladı
suçlamak
Sahnedebirinin yasa dışı bir şey yaptığını resmi olarak söylemek
The police will charge him with robbery
Polis onu soygunla suçlayacak
sorumluluk
Sahnedekontrol veya mesuliyet sahibi olma durumu
She is in charge of the team
Ekibin sorumluluğu onda
şarj etmek
bir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
sorumluluk
birinin bakmakla yükümlü olduğu kişi veya şey
The children were in her charge
Çocuklar onun sorumluluğundaydı
ücret talep etmek
bir hizmet veya ürün için para istemek
They charge a high price
Bunun için yüksek ücret talep ediyorlar
hücum emri
ileri atılmayı veya saldırmayı bildiren komut
The general gave the order to charge
General hücum emrini verdi
hücum etmek
bir yöne doğru hızla ve güç kullanarak hareket etmek
The bull charged at the matador
Boğa matadora hücum etti
saldırmak
birine veya bir şeye hızlıca ve saldırganca hareket etmek
The soldiers charge the enemy position
Askerler düşman mevzisine saldırıyor
yönetmek
bir şey üzerinde kontrol veya mesuliyet sahibi olmak
The manager charges the department
Müdür departmanı yönetiyor
sorumlu
bir şeyi idare etmekten veya kontrol etmekten yükümlü
Who is in charge of this project
Bu projenin sorumlusu kim
adres
Sahnedebirinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
girdi
Sahnedebir liste veya hesapta yazılı olan öğe
There is a new entry in the list
Listede yeni bir girdi var
girdi
Sahnedebir liste veya koleksiyondaki tek bir öğe
There is a new entry in the dictionary
Sözlükte yeni bir girdi var
giriş
bir yere girme eylemi
Entry is forbidden here
Buraya giriş yasaktır
başvuru
bir yarışmaya katılmak için gönderilen çalışma
She submitted her entry for the art contest
O sanat yarışması için başvurusunu gönderdi
protokol
Sahnederesmi durumlar için geçerli olan kurallar bütünü
The diplomat followed the protocol
Diplomat protokole uydu
protokol
resmi kurallar veya izlenmesi gereken adımlar dizisi
We must follow the safety protocol
Güvenlik protokolüne uymalıyız
çok sevmek
Sahnedebir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
kanser
Sahnedehücrelerin anormal şekilde büyüdüğü ciddi bir hastalık
He is fighting cancer
Kanserle savaşıyor
kanser
Sahnedebir grup veya sisteme büyük zarar veren kişi veya şey
Corruption is a cancer to the organization
Yozlaşma kurum için bir kanserdir
tümör
Sahnedevücutta oluşan anormal doku kitlesi
The doctor found a small tumor
Doktor küçük bir tümör buldu
kopya
Sahnedebaşka bir şeyin aynısı olarak yapılan şey
I made a copy of the document
Belgenin bir kopyasını çıkardım
anlaşıldı
bir radyo mesajını almak ve anlamak
Copy that, loud and clear
Anlaşıldı, yüksek ve net
taklit etmek
bir başkasının yaptığı bir şeyi aynı şekilde yapmak
She tries to copy her sister
Kız kardeşini taklit etmeye çalışıyor
metin
basılacak veya yayınlanacak yazılı içerik
Please proofread the advertising copy
Lütfen reklam metnini düzeltin
zayıf
Sahnedevücudunda az yağ bulunan
He is a very thin man
O çok zayıf bir adam
ince
kalınlığı az olan
This paper is very thin
Bu kağıt çok ince
seyrek
nesnelerin birbirine yakın olmadığı durum
The forest is very thin here
Orman burada çok seyrek
inceltmek
bir şeyin kalınlığını azaltmak
You need to thin the sauce
Sosu inceltmen gerekiyor
favori
Sahnedeen çok sevilen şey veya kişi
This song is my fave
Bu şarkı benim favorim
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
dayanıklı
çok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sert
insanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
kulağa gelmek
Sahnedebelli bir şekilde duyulmak
That sounds great
Bu kulağa harika geliyor
ses
duyulan şey
I heard a strange sound
Garip bir ses duydum
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
itiraf etmek
Sahnedeyaptığı bir yanlışı dürüstçe anlatmak
It is time to come clean
Artık itiraf etme vakti geldi
itiraf etmek
Sahnedegizlenen bir gerçeği veya suçu dürüstçe açıklamak
He finally came clean about the mistake
Sonunda hatası hakkında gerçeği itiraf etti
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
taşımak
Sahnedebir şeyi bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
Please take it to the kitchen
Lütfen bunu mutfağa taşı
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
kabul etmek
kendisine sunulanı almak
You should take it as a gift
Onu bir hediye olarak kabul etmelisin
dayanmak
zor bir duruma katlanmak
I cannot take it anymore
Artık buna dayanamıyorum
kayıp
Sahnedebulunamayan
The dog is missing
Köpek kayıp
eksik
Sahnedeyerinde olmayan
A page is missing
Bir sayfa eksik
özlemek
birinin yokluğunda üzüntü duymak
I miss you
Seni özlüyorum
eksik
bulunması gereken bir şeyin yerinde olmaması
One page is missing from this book
Bu kitaptan bir sayfa eksik
büyüleyici
Sahnedeçok ilginç veya çekici
This book is fascinating
Bu kitap büyüleyici
büyüleyici
aşırı derecede ilginç veya çekici
The story was absolutely fascinating
Hikaye kesinlikle büyüleyiciydi
para
Sahnedeküçük bir miktar para
I do not have a single dime
Tek bir kuruşum bile yok
10 sentlik
on sent değerindeki ABD madeni parası
I found a dime on the street
Sokakta bir 10 sentlik buldum
ihbar etmek
birini yetkililere şikayet etmek
He decided to dime on his partner
Ortağını ihbar etmeye karar verdi
hapis cezası
hapiste geçirilen kısa bir süre
He was sentenced to a dime
Ona hapis cezası verildi
şüpheli
Sahnedesuç işlediğinden şüphelenilen kimse
The police caught the suspect
Polis şüpheliyi yakaladı
şüphelenmek
birinin suçlu olduğunu veya bir şeyin yanlış olduğunu düşünmek
The police suspect him of the crime
Polis ondan şüpheleniyor
şüpheli
kötü veya dürüst olmadığı düşünülen
That behavior looks very suspect
Bu davranış çok şüpheli görünüyor
şüpheli
bir suça karıştığı düşünülen kimse
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
randevu
Sahnedeönceden kararlaştırılmış görüşme veya buluşma
I have an appointment with the doctor
Doktorla bir randevum var
randevu
önceden belirlenmiş bir buluşma veya ziyaret
I have a doctor's appointment
Doktor randevum var
randevu
belirli bir zamanda birisiyle buluşma planı
I have a doctor's appointment tomorrow
Yarın doktor randevum var
rafa kaldırmak
Sahnedebir şeyi saklamak için rafa yerleştirmek
He shelved the documents
Belgeleri rafa kaldırdı
raf
üzerine eşya koymaya yarayan düz yüzey
Put the books on the shelf
Kitapları rafa koy
raf
eşyaları koymak veya sergilemek için kullanılan düz yüzey
Put the book on the shelf
Kitabı rafa koy
verimli
Sahnedeişleri hızlı ve iyi yapabilen
This new system is more efficient
Bu yeni sistem daha verimli
tıraş olmak
Sahnedederideki tüyleri keserek temizlemek
He needs to shave every morning
O her sabah tıraş olmalı
yontmak
küçük bir miktar kesip çıkarmak
He shaved the edge of the board
Tahtanın kenarını yonttu
tıraş olmak
cildin üzerindeki tüyleri kesmek
He needs to shave every morning
Her sabah tıraş olması gerekiyor
iyileşmek
Sahnedetekrar sağlıklı hale gelmek
The wound will heal soon
Yara yakında iyileşecek
iyileştirmek
Sahnedebirini veya bir şeyi tekrar sağlıklı hale getirmek
The doctor helped to heal his wound
Doktor yarasının iyileşmesine yardım etti
süreç
Sahnedebir sonuca ulaşmak için izlenen adımlar dizisi
It is a long process
Bu uzun bir süreç
işlemek
bir şeyi sistematik olarak ele almak
The computer processes the data
Bilgisayar verileri işler
işlemek
bir bilgiyi zihinde değerlendirmek
I need some time to process the information
Bu bilgiyi işlemek için biraz zamana ihtiyacım var
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
sınav
Sahnedebilgi veya yeteneğin resmi olarak kontrol edilmesi
I have an exam tomorrow
Yarın bir sınavım var
ölmek üzere
Sahnedeölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
yüz germe
yüzün daha genç görünmesi için yapılan ameliyat
She decided to get a face lift
Yüz germe ameliyatı olmaya karar verdi
yüz germe
yüzü daha genç göstermek için yapılan tıbbi işlem
She decided to have a face lift
Yüz germe ameliyatı olmaya karar verdi
yenileme
bir şeyin dış görünüşünü daha iyi hale getirme eylemi
The old house got a face-lift
Eski ev bir yenilemeden geçti
temellendirmek
Sahnedebir karar için gerekçe olarak kullanmak
This decision is based on your report
Bu karar senin raporuna temellendiriliyor
-e dayalı
bir şeyi temel alan
The movie is based on a true story
Film gerçek bir hikâyeye dayanıyor
dayanmak
bir şeyi temel veya gerekçe olarak kullanmak
My opinion is based on facts
Benim fikrim gerçeklere dayanıyor
esas almak
başka bir şey için başlangıç noktası olarak kullanmak
The book is based on a true story
Kitap gerçek bir hikayeyi esas alıyor
düzenlemek
Sahnedeeşyaları planlı bir sırayla yerleştirmek
Lay out the tools on the table
Aletleri masanın üzerine diz
bayıltmak
birine vurarak bilincini kaybetmesini sağlamak
The boxer laid out his opponent with one punch
Boksör rakibini tek yumrukla bayılttı
uzanmak
bir yerde dinlenmek için yatmak
We spent the day laying out on the beach
Günü kumsalda uzanarak geçirdik
açıklamak
bilgiyi açık ve net şekilde sunmak
He laid out the details of the project
Projenin detaylarını açıkladı
güneşle ilgili
SahnedeGüneş ile ilgili olan
Solar energy is clean
Güneş enerjisi temizdir
hafif koku
Sahnedeçok hafif bir koku
I caught a whiff of perfume
Parfümden hafif bir koku aldım
hafif koku
kısaca duyulan hafif koku
I caught a whiff of perfume
Hafif bir parfüm kokusu aldım
ıskalamak
vurmaya çalışılan şeyi tutturamamak
He swung the bat and whiffed
Sopayı savurdu ve ıskaladı
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
sona erme
Sahnedebir şeyin süresinin dolması veya sona ermesi
The expiration of the contract is soon
Sözleşmenin sona ermesi yakındır
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
sık sık
Sahnedebirçok kez veya düzenli olarak
I often visit my grandmother
Büyükannemi sık sık ziyaret ederim
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
tavsiye
Sahnedene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
tavsiye
birinin ne yapması gerektiği hakkındaki fikir
I need your advice
Senin tavsiyene ihtiyacım var
iyileşmek
Sahnedehastalık veya zorluktan sonra normal durumuna dönmek
He will recover soon
Yakında iyileşecek
geri almak
kaybedilen veya alınan bir şeyi geri bulmak
I hope to recover my lost bag
Kayıp çantamı geri almayı umuyorum
anne
Sahnedebir çocuğun dünyaya gelmesini sağlayan kadın
She is a loving baby mother
O sevgi dolu bir anne
kaş
Sahnedegözün üzerindeki kıl şeridi
Her eyebrows are thick
Onun kaşları kalın
kaş
Sahnedegözün üzerindeki kıl çizgisi
She has thick eyebrows
Onun kalın kaşları var
kaş
gözün üzerinde bulunan kıl çizgisi
She raised her eyebrow in surprise
Şaşkınlıkla kaşını kaldırdı
jargon
Sahnedebelirli bir grup tarafından kullanılan dil veya kelimeler
I don't understand the technical lingo
Teknik jargonu anlamıyorum
görüşme odası
Sahnedeprofesyonel tartışmalar için kullanılan oda
We will meet in the consult room
Görüşme odasında buluşacağız
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
basamak
Sahnedeyukarı veya aşağı çıkan basamaklardan her biri
He sat on the bottom stair
En alt basamağa oturdu
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
bırakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere götürüp orada bırakmak
Please drop me off at the school
Lütfen beni okulun orada bırak
düşüş
miktar veya seviyede ani azalma
There was a sharp drop off in sales
Satışlarda keskin bir düşüş oldu
gözden kaybolmak
görünür veya duyulur olmayı bırakmak
They began to drop off one by one
Birer birer gözden kaybolmaya başladılar
uyuyakalmak
genellikle farkında olmadan uykuya dalmak
I might drop off during the movie
Film sırasında uyuyakalabilirim
bırakma noktası
insanların veya eşyaların bırakıldığı yer
Please wait at the drop-off point
Lütfen bırakma noktasında bekleyin
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
elde etmek
Sahnedebir şeyi almak veya kazanmak
You must obtain a permit
İzin belgesi almalısın
edinmek
bir şeyi çaba göstererek kazanmak
I managed to obtain the information
İhtiyacım olan bilgiyi edindim
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
Sahnedebir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
ucuz
Sahnededüşük fiyatlı
This shirt is very cheap
Bu gömlek çok ucuz
kalitesiz
düşük kaliteli veya değersiz
This is a cheap plastic toy
Bu kalitesiz bir plastik oyuncak
cimri
para harcamak istemeyen
He is too cheap to buy a gift
Hediye almayacak kadar cimri
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
olmak
Sahnedegerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
rapor
Sahnedebilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
bildirmek
bir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
klinik
Sahnedetıbbi tedavi alınan yer
The clinic is open on Mondays
Klinik Pazartesi günleri açıktır
eğitim kursu
belirli bir beceri üzerine yapılan kısa ve yoğun eğitim
He attended a tennis clinic last weekend
Geçen hafta sonu bir tenis eğitimine katıldı
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
Sahnededoğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
çare
Sahnedebir hastalığı iyileştiren şey
This tea is a natural remedy
Bu çay doğal bir çaredir
gidermek
bir durumu düzeltmek veya iyileştirmek
We must remedy this situation
Bu durumu düzeltmeliyiz
çare
bir hastalığı veya sorunu düzelten tedavi yöntemi
There is no simple remedy for this problem
Bu sorunun basit bir çaresi yok
hiçbir şekilde
Sahnedevurgu yapmak için kullanılır
I have no doubt whatsoever
Hiçbir şüphem yok
her ne olursa olsun
herhangi bir şeyi vurgulamak için kullanılır
Any help whatsoever is welcome
Her ne şekilde olursa olsun her türlü yardım hoş karşılanır