The Mentalist — 4. Sezon Bölüm 20
Kelimeler ve anlamları
688 kelime
Seviye
şönil
Sahnedekumaş yapımında kullanılan yumuşak ve tüylü bir iplik türü
She bought a soft chenille sweater
Yumuşak bir şönil kazak satın aldı
burnunu çekmek
Sahnedeburnundan hava çekmek
He sniffed because he was crying
Ağladığı için burnunu çekti
koklamak
burnuyla havayı çekerek koklamak
The dog sniffed the shoe
Köpek ayakkabıyı kokladı
çatı
Sahnedebir binanın en üst kısmı
We had a party on the rooftop
Çatıda bir parti verdik
çatı
bir binanın en üst yüzeyi
We went to the rooftop
Çatıya çıktık
çift
Sahnedebirlikte kullanılan iki eşyadan oluşan set
I have a pair of socks
Bir çift çorabım var
eşlemek
iki şeyi bir araya getirerek takım oluşturmak
I need to pair these socks
Bu çorapları eşlemem gerekiyor
çift
birbiriyle ilgili iki şeyden oluşan set
I bought a new pair of shoes
Yeni bir çift ayakkabı aldım
hayran olmak
Sahnedebirine veya bir şeye saygı duymak ve onu beğenmek
I admire your courage
Cesaretine hayranım
hayran olmak
birini veya bir şeyi beğenerek takdir etmek
I admire her courage
Onun cesaretine hayranım
hayranlık duymak
bir şeye keyif ve saygıyla bakmak
I admire your work
İşine hayranlık duyuyorum
masal
Sahnedegerçek veya hayali olayların anlatımı
She told a fairy tale
Bir peri masalı anlattı
şehvet
Sahnedebir şeye karşı duyulan güçlü arzu
He has a lust for power
Güç arzusu var
satmak
Sahnedepara karşılığında bir şeyi vermek
They sell fresh vegetables
Onlar taze sebze satıyorlar
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
bir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
ikna olmak
bir şeye inanmaya veya kabul etmeye razı olmak
He was sold on the idea
Bu fikir ona cazip geldi
hiçbir şey
hiçbir anlamda bir şey bulunmaması durumu
She has nothing left to sell
Satacak hiçbir şeyi kalmadı
satmak
bir şeyi para karşılığında vermek
They sell fresh bread here
Burada taze ekmek satıyorlar
tekrarlamak
Sahnedebir şeyi yeniden söylemek
Please repeat the question
Lütfen soruyu tekrarla
tekrar etmek
bir şeyi yeniden yapmak
Can you repeat that please?
Lütfen bunu tekrar edebilir misiniz?
tekrar yayınlamak
bir televizyon programını ilk gösteriminden sonra yeniden yayınlamak
They will repeat the show tonight
Diziyi bu akşam tekrar yayınlayacaklar
patlatarak açmak
Sahnedeani bir sesle bir şeyi açmak
She pops the cork of the bottle
Şişenin mantarını patlatarak açar
baba
babaya hitap etmek için kullanılan gayriresmi bir kelime
Pops told me to go home
Babam eve gitmemi söyledi
buzlu şeker
çubuk üzerinde dondurulmuş tatlı yiyecek
The boy enjoys his cherry pop
Çocuk kirazlı buzlu şekerinin tadını çıkarıyor
belirmek
aniden veya beklenmedik bir şekilde ortaya çıkmak
A message pops up on my screen
Ekranımda bir mesaj beliriyor
morarma
Sahnedebir darbe sonucu ciltte oluşan koyu renkli leke
He has some bruising on his leg
Bacağında biraz morarma var
sahne
Sahnedeperformans sergilenen yüksek alan
The actor is on the stage
Oyuncu sahnededir
aşama
bir sürecin adımı
We are at the first stage
İlk aşamadayız
hazırlamak
hazır hale getirmek
He staged the equipment
Ekipmanları hazırladı
sahnelemek
bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek amacıyla düzenlemek
They staged a protest in the city center
Şehir merkezinde bir protesto sahnelediler
aşama
bir süreçteki belirli bir nokta
We are in the first stage of the project
Projenin ilk aşamasındayız
düşük profil
Sahnededikkat çekmeme durumu
He keeps a low profile
O düşük profil çiziyor
dikkat çekmeyen
kamuoyunun ilgisini çekmeyen
He likes a low-profile lifestyle
O dikkat çekmeyen bir hayat tarzını sever
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
gergin
Sahnedegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
gergin
kolayca endişelenen veya huzursuz olan
I feel nervous before the exam
Sınavdan önce gergin hissediyorum
alıştırma
Sahnedebir beceriyi öğrenmek veya geliştirmek için yapılan etkinlik
This is a grammar exercise
Bu bir dil bilgisi alıştırmasıdır
alıştırma
Sahnedebir beceriyi geliştirmek için yapılan görev
I have to do this math exercise
Bu matematik alıştırmasını yapmam gerekiyor
egzersiz
sağlıklı veya güçlü kalmak için yapılan fiziksel aktivite
I do exercise every morning
Her sabah egzersiz yaparım
kullanmak
bir hakka sahip olduğunu belirtmek veya o hakkı kullanmak
You can exercise your right to vote
Oy verme hakkınızı kullanabilirsiniz
yedek oyuncu
Sahnedeana oyuncu yokluğunda onun yerine çıkan kişi
The understudy performed well
Yedek oyuncu iyi performans gösterdi
yedek oyuncu
başka birinin rolünü öğrenip onun yerine geçebilecek kişi
She is the understudy for the lead actress
Başrol oyuncusunun yedek oyuncusudur
yedek rolüne hazırlanmak
başkasının yerini almak için rolünü öğrenmek
She must understudy the main role
Ana rol için yedek rolüne hazırlanmalı
yedek
birinin görevini gerektiğinde devralan kişi
He is the understudy for the lead
Başrol için yedek o
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
zinde
Sahnedeiyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
yeterli
Sahnedekabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
geçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
katılım
Sahnedebir etkinlikte hazır bulunma durumu
Attendance is mandatory for this class
Bu ders için katılım zorunludur
çınlamak
Sahnedeyüksek ve metalik bir ses çıkarmak
The bell began to clang
Zil çınlamaya başladı
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
Sahnedebir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
ilgi çekici
merak veya dikkat uyandıran
This is an interesting story
Bu ilgi çekici bir hikaye
katı
Sahnedeyumuşak veya sıvı olmayan
Ice is solid
Buz katıdır
iyilik
birine yapılan yardımsever davranış
Can you do me a solid?
Bana bir iyilik yapabilir misin?
güçlü
olma ihtimali yüksek olan
He has a solid chance to win
Kazanma şansı oldukça yüksek
kesintisiz
hiç durmadan devam eden
We worked for three solid hours
Üç saat boyunca aralıksız çalıştık
büyütmek
Sahnedebir şeyi daha büyük hale getirmek
Please bigify the font size
Lütfen yazı tipi boyutunu büyüt
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
olmak
Sahnedegerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
bilemek
Sahnedebir şeyi keskin hale getirmek
He sharpened the knife
Bıçağı biledi
geri çekilmek
Sahnedesavaşta düşmandan uzaklaşmak
The army had to retreat
Ordu geri çekilmek zorunda kaldı
inziva
dinlenmek veya düşünmek için gidilen sessiz yer veya etkinlik
She went on a weekend retreat
Hafta sonu inzivasına gitti
sığınak
dinlenmek veya düşünmek için gidilen sakin yer
They went to a mountain retreat for the weekend
Hafta sonu için dağdaki bir sığınağa gittiler
geri çekilmek
bir durumdan veya konumdan uzaklaşmak
The army decided to retreat
Ordu geri çekilmeye karar verdi
temizler
Sahnedebir şeyi engellerden arındırmak
He clears the snow from the road
Yoldaki karı temizler
boşaltmak
bir yerdeki tüm eşyaları kaldırmak
She clears the table after dinner
O akşam yemeğinden sonra masayı boşaltır
açılmak
bir şeyin üzerindeki engelin kalkarak görünür hale gelmesi
The sky clears after the storm
Fırtınadan sonra gökyüzü açılır
temizlemek
bir şeyi kir veya tıkanıklıktan arındırmak
She clears the table after dinner
Yemekten sonra masayı temizliyor
kaldırmak
bir şeyi bulunduğu yerden uzaklaştırmak
The police clears the road of debris
Polis yolu enkazdan kaldırıyor
haykırış
Sahnedeaniden ve yüksek sesle söylenen söz veya bağırma
He gave an exclamation of surprise
Şaşkınlıkla bir haykırışta bulundu
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
She lives in London
O Londra'da yaşıyor
yaşamak
hayatta olmak ve deneyimler kazanmak
He lives in London
O Londra'da yaşıyor
insanlar
yaşayan bireyler
Many lives were saved
Birçok insan kurtarıldı
hayatlar
doğum ile ölüm arasındaki süreler
They have happy lives
Mutlu hayatları var
başarmak
Sahnedezor bir şeyi yapmayı becermek
I managed to fix the car
Arabayı tamir etmeyi başardım
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
başarmak
bir şeyi yapmayı becermek
I can manage to finish the report
Raporu bitirmeyi başarabilirim
başarmak
bir işi veya sorunu üstesinden gelerek halletmek
I can manage this task by myself
Bu görevi kendi başıma başarabilirim
yönetmek
bir kurumun veya kişilerin işleyişini idare etmek
She manages a large company
O büyük bir şirketi yönetiyor
zorla girmek
Sahnedebir yere veya araca zor kullanarak girmek
Someone tried to break into my car
Birisi arabama zorla girmeye çalıştı
zorla girmek
bir binaya veya odaya güç kullanarak girmek
Someone tried to break into our house
Birisi evimize zorla girmeye çalıştı
zorba
Sahnedegücünü acımasızca kullanan yönetici
The people rebelled against the tyrant
Halk zorbaya karşı ayaklandı
zorba
zalim veya adaletsiz bir yönetici
The people rebelled against the tyrant
Halk zorbaya karşı isyan etti
metal
Sahnededemir veya altın gibi sert ve parlak bir madde
This spoon is made of metal
Bu kaşık metalden yapılmıştır
metal
yüksek sesli ve sert bir rock müzik türü
She loves listening to metal
O metal dinlemeyi seviyor
metal
demir veya altın gibi sert ve parlak madde
Gold is a valuable metal
Altın değerli bir metaldir
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
kontrol edilemez
Sahnedekontrol edilmesi mümkün olmayan
The car was out of control
Araba kontrolden çıkmıştı
kontrolden çıkmış
yönetilemeyen veya kontrol edilemeyen
The car went out of control
Araba kontrolden çıktı
kontrol edilemez
kontrol altına alınamayan
The crowd was out of control
Kalabalık kontrol edilemez durumdaydı
kontrolden çıkmış
idare edilemez durumda olan
The situation is out of control
Durum kontrolden çıktı
gevezelik etmek
Sahnedehızlı ve sürekli konuşmak
They chatter all day
Tüm gün gevezelik ederler
hızlıca konuşmak
ara vermeden hızlıca konuşmak
She started to chatter
Hızlıca konuşmaya başladı
suç
Sahnedeyasaya aykırı veya yanlış yapılan eylem
He was punished for his malefaction
Suçu nedeniyle cezalandırıldı
dudak
Sahnedeağzın kenarları
She has red lips
Onun kırmızı dudakları var
saygısızca konuşma
kaba veya saygısız laf etme
Don't give me any lip
Bana saygısızca konuşma
kavram
Sahnedegenel bir fikir veya anlayış
It is a complex concept
Bu karmaşık bir kavram
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir işe geri gitmek
I will get back to work soon
Yakında işe geri döneceğim
geri dönmek
birine daha sonra ulaşarak bilgi vermek
I will get back to you soon
Size yakında geri döneceğim
tekrar başlamak
bir aradan sonra bir şeye yeniden dönmek
Let us get back to work
Haydi işimize geri dönelim
geri dönmek
biriyle daha sonra tekrar iletişim kurmak
I will get back to you later
Sana daha sonra geri döneceğim
haber vermek
bir gecikmeden sonra biriyle iletişime geçmek
I will get back to you with the answer
Cevabı sana daha sonra bildireceğim
cevap vermek
birine yanıt göndermek
She needs to get back to him today
Bugün ona cevap vermesi gerekiyor
senin
Sahnedeseninle konuşulan kişiye ait olan
Thy name is beautiful
Senin adın güzeldir
senin
hitap edilen kişiye ait
What is thy purpose
Senin amacın nedir
sıkıcı
Sahnedeilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is boring
Bu film sıkıcı
seks işçisi
Sahnedepara karşılığında cinsel ilişkiye giren kişi
She worked as a prostitute
Seks işçisi olarak çalıştı
fuhuş yapmak
para karşılığında cinsel ilişkiye girmek
She refuses to prostitute
O fuhuş yapmayı reddediyor
prova
Sahnedebir performansı sergilemeden önce yapılan çalışma
We have a rehearsal at 5 PM
Saat 5'te provamız var
prova
bir gösteri veya etkinlik öncesinde yapılan hazırlık çalışması
We had a rehearsal for the play
Oyun için bir provamız vardı
bekar
Sahnedeevli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek
sadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
tekli
bir albümü tanıtmak için yayınlanan kısa müzik kaydı
They released a new single yesterday
Dün yeni bir tekli yayınladılar
tek
yalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
biri
Sahnedebilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
birisi
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
suçlamak
Sahnedebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
sorumlu tutmak
bir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
suç
kötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
gerçekten
Sahnedeçok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
kilitli dolap
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan küçük dolap
Please put your bag in your locker
Lütfen çantanı dolabına koy
dolap
kilitlenebilir küçük dolap
Put your bag in the locker
Çantanı dolaba koy
iç içe
Sahnedebirbirleriyle çok fazla etkileşim içinde olan
The professional circle is very incestuous
Mesleki çevre çok fazla iç içe
hazır ol
Sahnedekılıç dövüşüne başlamadan önce pozisyon alma komutu
The fencer shouted en garde
Eskrimci hazır ol diye bağırdı
gardını al
kılıçla dövüşe hazırlanmak için verilen komut
He said en garde
Gardını al dedi
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
-e kadar
belirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
dek
bir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
üzüntü
Sahnedeyaşanan bir durumdan dolayı duyulan keder
It is a shame that the store is closed
Mağazanın kapalı olması büyük bir üzüntü
utanç
yanlış bir şey yaptığınızda hissedilen acı verici duygu
He felt a deep sense of shame
Derin bir utanç hissetti
ayıplamak
birinin yaptığı bir davranış yüzünden onu kötü hissettirmek
They shamed him for lying
Yalan söylediği için onu ayıpladılar
ahlaka aykırı
Sahnedegenel ahlak kurallarına uymayan
It is immoral to steal from others
Başkalarından çalmak ahlaka aykırıdır
yalvarmak
Sahnedebir şeyi çok acil veya ısrarlı bir şekilde istemek
I beg you to stay
Kalman için sana yalvarıyorum
dilenmek
genellikle para veya yardım istemek
He begged for money on the street
Sokakta para dilendi
güler
Sahnedeeğlenceli bir şey karşısında ses çıkarmak
He laughs at the joke
O şakaya güler
kahkahalar
mutlu veya eğlenmiş olunduğunda çıkarılan sesler
Their laughs filled the room
Kahkahaları odayı doldurdu
kahkaha atar
komik bir durum karşısında yüksek sesle gülmek
She laughs at the movie
O filme kahkaha atar
komik biri
çok eğlenceli veya güldüren kimse
They are such laughs
Onlar çok eğlenceli tipler
daha hızlı
Sahnededaha yüksek hızda
Can you walk faster?
Daha hızlı yürüyebilir misin?
daha hızlı
Sahnededaha yüksek bir hızda
Please drive faster
Lütfen daha hızlı sür
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
kafeterya
Sahnedeyiyecek ve içecek alınıp yenen yer
I will meet you in the cafeteria
Seninle kafeteryada buluşacağım
uyanmak
Sahnedeuykudan çıkıp bilincin yerine gelmesi
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
uyanma
uykudan uyanma eylemi
My early wake-up made me tired
Erken uyanmam beni yordu
uyanmak
uykudan uyanmak
I wake up early every morning
Her sabah erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp bilinçli hale gelmek
I wake up early every day
Her gün erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp gözlerini açmak
I wake up early every day
Her gün erken uyanırım
uyandırma
kişinin uyanmasını sağlayan sinyal veya zil sesi
The wake-up call is at seven
Uyandırma servisi saat yedide
olay yeri
Sahnedebir olayın gerçekleştiği yer
Police arrived at the scene
Polis olay yerine ulaştı
sahne
Sahnedebir oyun, film veya hikayenin bir bölümü
The first scene of the movie was sad
Filmin ilk sahnesi üzücüydü
rezalet
toplum içinde gösterilen öfkeli davranış
Please do not make a scene
Lütfen rezalet çıkarma
çevre
kişinin ilgi duyduğu sosyal ortam veya grup
She is part of the local art scene
O yerel sanat çevresinin bir parçası
yürütmek
Sahnedebir faaliyeti yapmak veya gerçekleştirmek
They conduct a survey
Bir anket yürütüyorlar
davranış
bir kişinin hareket etme veya davranma biçimi
His conduct was professional
Davranışları profesyonelceydi
iletmek
elektrik veya ısının geçmesine izin vermek
Metal wires conduct electricity
Metal teller elektriği iletir
yönetmek
bir etkinliği düzenlemek veya idare etmek
The scientist will conduct the experiment
Bilim insanı deneyi yönetecek
polisle ilişkili
Sahnedeemniyet teşkilatına yakın veya benzer olan
This group is considered cop-adjacent
Bu grup polisle ilişkili kabul ediliyor
eskiye dönmek
Sahnedeiyileştikten veya bıraktıktan sonra kötü bir alışkanlığa tekrar başlamak
He relapsed into his old bad habits
Eski kötü alışkanlıklarına geri döndü
nüksetmek
kötü bir alışkanlığa veya hastalığa yeniden başlamak
He relapsed after two months
İki ay sonra tekrar nüksetti
kaçmak
Sahnedetehlikeden kurtulmak amacıyla bir yerden hızla uzaklaşmak
The boy ran away from the danger
Çocuk tehlikeden kaçtı
kaçmak
birinden veya bir şeyden hızla uzaklaşmak
The cat ran away from the dog
Kedi köpekten kaçtı
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
çözmek
Sahnedebir soruna çözüm bulmak
They solved the problem
Sorunu çözdüler
çözmek
Sahnedebir sorunun cevabını bulmak
She can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilir
çözmek
bir şeyin cevabını bulmak
I can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilirim
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak
I can solve this math problem
Bu matematik problemini çözebilirim
neyse
Sahnedeönemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
her ne olursa olsun
her ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
özsaygı
kişinin kendine duyduğu saygı
She has a lot of self respect
Onun yüksek bir özsaygısı var
onur
kişinin kendi haysiyetini koruması
Keep your self respect
Onurunu koru
özdeğer
kişinin kendi değerini bilmesi
Low self respect can lead to sadness
Düşük özdeğer üzüntüye yol açabilir
öz saygı
kendine duyulan saygı ve güven duygusu
You should have more self respect
Kendine daha fazla saygı duymalısın
öz saygı
kişinin kendi değerinden memnun olma duygusu
Everyone should have self respect
Herkesin öz saygısı olmalı
görüntü
Sahnedekaydedilmiş video materyali
We have footage of the accident
Kazanın görüntüleri elimizde
alan ölçüsü
ayak kare cinsinden ölçülmüş alan büyüklüğü
The house has a large footage
Evin geniş bir alan ölçüsü var
birazdan
Sahnedekısa bir süre içinde
The meeting will begin momentarily
Toplantı birazdan başlayacak
kısa bir süreliğine
çok kısa bir süre için
He paused momentarily
Kısa bir süreliğine durakladı
sürüyerek yürümek
Sahnedeayakları yerden kaldırmadan yavaşça ilerlemek
The old man was shuffling down the hall
Yaşlı adam koridorda ayaklarını sürüyerek yürüyordu
karanlık
Sahnedeyeterince ışık almayan
The room is gloomy
Oda karanlık
hüzünlü
mutsuz veya umutsuz hissetme
He was feeling gloomy after the bad news
Kötü haberden sonra kendini hüzünlü hissediyordu
karamsar
üzgün veya umutsuz bir ruh hali
He was in a gloomy mood today
Bugün karamsar bir ruh halindeydi
etkinlik öncesi
bir etkinlikten önce gerçekleşen
We enjoyed the pre-show
Etkinlik öncesi bölümden keyif aldık
gösteri öncesi
bir gösteriden önce sunulan
The pre-show was exciting
Gösteri öncesi çok heyecan vericiydi
ön gösteri
ana etkinlikten önce yapılan performans veya faaliyet
There was a short pre-show before the movie started
Film başlamadan önce kısa bir ön gösteri vardı
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
He is starting a new job
Yeni bir işe başlıyor
başlangıç
bir şeyin ilk kısmı
This is the starting line
Bu başlangıç çizgisi
başlangıç
bir etkinliğe ilk başlayan
We are in the starting group
Biz başlangıç grubundayız
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
nefes almak
Sahnedeakciğerlere hava çekip verme süreci
It is hard to breathe in this room
Bu odada nefes almak zor
fısıldamak
Sahnedebir şeyi gizli bir şekilde söylemek
She did not breathe a word about it
O konu hakkında tek kelime bile etmedi
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor
nefes almak
havayı ciğerlerine çekmek
You need to breathe deeply
Derin nefes alman gerekiyor
adına
Sahnedebirinin yararına veya birini temsil ederek
I am speaking on behalf of my team
Takımım adına konuşuyorum
adına
biri adına veya onun çıkarına
I am writing on behalf of my company
Şirketim adına yazıyorum
adına
birinin yararına veya temsilcisi olarak
I accepted the award on behalf of my team
Ödülü ekibim adına kabul ettim