The Mentalist — 4. Sezon Bölüm 21
Kelimeler ve anlamları
709 kelime
Seviye
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
klavye
Sahnedebilgisayarda yazı yazmak için kullanılan tuşlu araç
I need a new keyboard
Yeni bir klavyeye ihtiyacım var
klavye
siyah ve beyaz tuşları olan müzik aleti
She plays the keyboard
O klavye çalıyor
duman
Sahnedeyanan bir maddeden yayılan gri veya siyah gaz
There is a lot of smoke in the room
Odada çok duman var
tütün kullanmak
Sahnedesigara veya benzeri ürünleri tüketmek
He stopped to smoke for a few minutes
Birkaç dakikalığına tütün kullanmak için durdu
tütsülemek
et veya balığı dumanla korumak
They smoke the fish
Balıkları tütsülüyorlar
öldürmek
birinin canına kıymak argo
The gangster planned to smoke his rival
Gangster rakibini öldürmeyi planladı
yazılım
Sahnedebilgisayarda çalışan talimatlar
The software is fast
Yazılım hızlı
yazılım
bir bilgisayarı çalıştıran talimatlar bütünü
We need new software
Yeni bir yazılıma ihtiyacımız var
fiziksel
Sahnedevücut ile ilgili olan
He needs physical exercise daily
Günlük fiziksel egzersize ihtiyacı var
fiziksel
vücutla ilgili olan
He is in good physical health
Fiziksel sağlığı yerinde
maddi
ruhsal olmayan, maddeyle ilgili
The physical world is complex
Fiziksel dünya karmaşıktır
sağlık kontrolü
bir kişinin vücudunun tıbbi muayenesi
I need to go for my yearly physical
Yıllık sağlık kontrolüme gitmem gerekiyor
giysi
Sahnedegiyim eşyası
This garment is made of silk
Bu giysi ipekten yapılmıştır
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
imkansız
Sahnedeyapılması mümkün olmayan
That is impossible
Bu imkansız
tehdit etmek
Sahnedebirine zarar vereceğini söyleyerek gözdağı vermek
He threatened to quit his job
İşinden istifa etmekle tehdit etti
tehdit etmek
birini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
tehdit etmek
birini veya bir şeyi tehlikeye sokmak
Smoking threatens your health
Sigara içmek sağlığını tehdit eder
zorunlu
Sahnedeyapılması zorunlu olan
This meeting is mandatory
Bu toplantı zorunludur
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dönüşüm
Sahnedebiçim veya görünümdeki büyük değişim
The caterpillar underwent a transformation
Tırtıl bir dönüşüm geçirdi
burnunu çekmek
Sahnedeburnundan hava çekmek
He sniffed because he was crying
Ağladığı için burnunu çekti
koklamak
burnuyla havayı çekerek koklamak
The dog sniffed the shoe
Köpek ayakkabıyı kokladı
yaktı
Sahnedebir şeyi ateşleyerek tutuşturdu
He lit the campfire last night
O kamp ateşini dün gece yaktı
sarhoş
alkolün etkisi altında olan
He got lit at the party
Partide sarhoş oldu
hızla ayrılmak
bir yerden aceleyle uzaklaşmak
He lit out of there
Oradan hızla ayrıldı
yakmak
ateşe vermek
She lit the candle
Mumu yaktı
edebiyat
roman ve şiir gibi yazılı eserler
I am taking a class on American lit
Amerikan edebiyatı üzerine bir ders alıyorum
aydınlanmış
ışık ile parlak hale getirilmiş
The room was lit by lamps
Oda lambalarla aydınlatılmıştı
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
Sahnedeonay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
oluşturmak
Sahnedebir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazmak
bir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
yazmak
bir sayfada kelimeler oluşturmak
I want to write a story
Bir hikaye yazmak istiyorum
yazmak
bir yüzey üzerinde harfler veya kelimeler meydana getirmek
Please write your name here
Lütfen isminizi buraya yazın
kurgusal
Sahnedegerçek olmayan uydurulmuş
Sherlock Holmes is a fictional character
Sherlock Holmes kurgusal bir karakterdir
istatistiksel olarak
Sahnedeveriye dayalı bir biçimde
Statistically women live longer than men
İstatistiksel olarak kadınlar erkeklerden daha uzun yaşar
istatistiksel yöntemlerle
istatistiksel teknikler kullanılarak
The data was evaluated statistically
Veriler istatistiksel yöntemlerle değerlendirildi
alıntılamak
Sahnedebaşkasının söylediği sözleri aynen tekrarlamak
He is quoting a famous poet
O ünlü bir şairi alıntılıyor
üçüncü
Sahnedebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
üçte bir
bir şeyin üç eşit parçasından biri
I ate a third of the pizza
Pizzanın üçte birini yedim
ihtiyaç duymak
Sahnedebir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
kullanmak
Sahnedebir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
bir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
yönlendirmek
Sahnedebir araca veya tekneye yön vermek
It is hard to steer the car
Arabayı yönlendirmek zordur
tosun
et için yetiştirilen genç erkek sığır
The farmer has a strong steer
Çiftçinin güçlü bir tosunu var
yönlendirmek
bir şeyin veya aracın gidişatını kontrol etmek
He steered the boat to the shore
Tekneyi kıyıya yönlendirdi
benzin bidonu
Sahnedebenzin taşımak için kullanılan metal veya plastik kap
He filled the gas can at the station
İstasyonda benzin bidonunu doldurdu
sevinç çığlığı atmak
Sahnedeheyecandan yüksek sesle bağırmak
He let out a whoop of joy
Sevinçten bir çığlık attı
başlangıç noktası
Sahnedekarşılaştırma için kullanılan ilk seviye
We need a baseline for the experiment
Deney için bir başlangıç noktasına ihtiyacımız var
günlük
Sahnedekişisel deneyimlerin yazıldığı defter
I write in my journal every day
Her gün günlüğüme yazarım
dergi
Sahnedeciddi bir gazete veya akademik yayın
He reads a medical journal
O, tıbbi bir dergi okur
günlük tutmak
kişisel bir deftere düşünceleri veya yaşanılanları düzenli olarak yazmak
I journal every morning
Her sabah günlük tutarım
kısmak
Sahnedebir sesin seviyesini azaltmak
Please lower the volume
Lütfen sesi kıs
düşürmek
miktarını veya seviyesini azaltmak
Lower the price
Fiyatı düşürün
daha düşük
daha az yüksek olan
This is a lower price
Bu daha düşük bir fiyat
indirmek
bir şeyi daha alçak bir konuma getirmek
Please lower the flag
Lütfen bayrağı indirin
alçaltmak
bir şeyi daha az yüksek bir seviyeye getirmek
Please lower the flag
Lütfen bayrağı alçaltın
kısmak
bir sesin seviyesini azaltmak
Please lower the music
Lütfen müziğin sesini kısın
sesi azaltmak
bir sesin şiddetini düşürmek
Can you lower the volume
Ses seviyesini azaltabilir misin
daha alçak
daha az yükseklikte olan
He lives on a lower floor
O daha alçak bir katta yaşıyor
düşük
miktar veya seviye bakımından yüksek olmayan
Prices are lower today
Fiyatlar bugün daha düşük
kısık
yüksek olmayan ses
Speak in a lower voice
Daha kısık bir sesle konuş
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
kaynaklanmak
Sahnedebir şeyden meydana gelmek veya bir şeye dayanmak
His fear stems from a bad experience
Korkusu kötü bir deneyimden kaynaklanıyor
ücreti ödenmiş
Sahnedeyapılan iş karşılığında para verilmiş
She is a paid worker
O ücretli bir çalışan
satın aldı
bir şeyi edinmek
He paid for the car
Arabayı satın aldı
dikkat etti
birine veya bir şeye yoğunlaşma eylemi
He paid attention to the lesson
O derse dikkat etti
kaydetmek
Sahnedeses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
kayıt
Sahnedeolayların veya gerçeklerin yazılı ya da sözlü hesabı
The police have a record of the accident
Polisin kaza ile ilgili bir kaydı var
rekor
şimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
plak
müzik veya ses depolayan düz disk
I listen to music on an old record
Eski bir plaktan müzik dinliyorum
şans
Sahnedeiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
tek kullanımlık
Sahnedebir kez kullanılıp sonra atılmak üzere üretilmiş
These cups are disposable
Bu bardaklar tek kullanımlık
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey vermek zorunda olmak
I owe you five dollars
Sana beş dolar borçluyum
borçlu olmak
birine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
saldırgan
Sahnedezorlayıcı veya düşmanca davranan
He became aggressive during the argument
Tartışma sırasında saldırganlaştı
döşemek
Sahnedebir odaya veya binaya mobilya yerleştirmek
I need to furnish my new apartment
Yeni dairemi döşemem gerekiyor
sağlamak
birine gerekli olan bir şeyi vermek
The school will furnish all necessary books
Okul gerekli tüm kitapları sağlayacak
bulmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
They found the lost dog
Kayıp köpeği buldular
kurmak
bir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
ani nefes almak
Sahnedeşaşkınlık veya acı yüzünden aniden derin nefes çekmek
She gasps when she sees the gift
Hediyeyi görünce ani bir nefes aldı
soluk
kısa ve hızlı bir nefes
She gave a sharp gasp
Keskin bir soluk aldı
yatak odası
Sahnedeuyumak için kullanılan oda
My bedroom is small
Yatak odam küçük
yatak odası
uyumak için kullanılan oda
I clean my bedroom every day
Her gün yatak odamı temizlerim
bitki
Sahnedegenellikle toprakta yetişen canlı bir varlık
I bought a new plant
Yeni bir bitki aldım
tesis
endüstriyel veya teknik bir sürecin gerçekleştiği yer
He works at a power plant
Enerji santralinde çalışıyor
dikmek
tohumları veya genç bitkileri toprağa ekmek
We plant seeds in spring
Baharda tohum dikeriz
gizlice yerleştirmek
bir şeyi gizli veya yasadışı yollarla bir yere koymak
The criminal planted evidence
Suçlu kanıt yerleştirdi
başarmak
Sahnedebir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
yetişmek
Sahnedebir yere zamanında ulaşmak
I will make it to the concert
Konsere yetişeceğim
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
hayatta kalmak
zor bir deneyimden sağ çıkmak veya dayanmak
Many people did not make it through the storm
Fırtınada birçok insan hayatta kalamadı
garipleştirmek
bir durumu utanç verici hale getirmek
Do not make it awkward
Durumu garipleştirme
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
You can make it better
Bunu iyileştirebilirsin
az kalorili yapmak
normalden daha az kalori içerecek şekilde hazırlamak
Can you make it low calorie
Bunu az kalorili yapabilir misin
mümkün kılmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
You made it possible
Bunu sen mümkün kıldın
gibi duyurmak
bir şeyin belirli bir nitelikte duyulmasını sağlamak
Do not make it sound bad
Kötü duyulmasını sağlama
kötüleştirmek
bir şeyi daha tatsız hale getirmek
Do not make it worse
Durumu kötüleştirme
hale getirmek
bir şeyi belirli bir duruma sokmak
Please make it easy
Lütfen bunu kolay bir hale getir
başarmak
bir şeyi yapmayı başarmak
He worked hard to make it
Başarmak için çok çalıştı
haline getirmek
bir şeyin başka bir şeye dönüşmesini sağlamak
Make it a rule to arrive on time
Zamanında gelmeyi kural haline getir
gibi göstermek
bir şeyin belirli bir şekilde görünmesini sağlamak
Don't make it look so difficult
Onun bu kadar zor görünmesini sağlama
hazırlamak
bir şeyi oluşturmak veya hazırlamak
I will make it for dinner
Onu akşam yemeği için hazırlayacağım
yetişmek
bir yere ulaşmayı başarmak
We will make it on time
Vaktinde yetişeceğiz
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
acımasızlık
Sahnedebaşkalarına acı veya ızdırap çektiren davranış
Cruelty to animals is wrong
Hayvanlara karşı acımasızlık yanlıştır
zulüm
acı veya ıstırap veren davranış
Animal cruelty is wrong
Hayvanlara zulüm yanlıştır
dansçı
Sahnededans eden kişi
She is a professional dancer
O profesyonel bir dansçıdır
suçluluk duygusu
Sahnedekötü bir şey yapmış olma hissi
He felt a sense of guilt
Bir suçluluk duygusu hissetti
suçluluk
Sahnedeyanlış veya yasa dışı bir şey yapmış olma durumu
The evidence proved his guilt
Kanıtlar onun suçluluğunu kanıtladı
suçlu hissettirmek
birine yaptığı bir şey için pişmanlık duymasını sağlamak
She tried to guilt him into going
Onu gitmeye ikna etmek için suçlu hissettirdi
suçluluk
yanlış bir şey yapmanın verdiği duygu
He felt guilt after lying
Yalan söyledikten sonra suçluluk hissetti
yıkıcı
Sahnedebüyük bir üzüntü veya şok yaratan
The news was devastating
Haberler yıkıcıydı
barındırmak
Sahnedebirine güvenli bir yer sağlamak
They helped harbor the refugees
Mültecileri barındırmaya yardım ettiler
liman
gemilerin sığındığı veya yük alıp boşalttığı yer
The ship docked in the harbor
Gemi limana yanaştı
yerel
Sahnedebelirli bir bölge veya topluluk ile ilgili olan
We buy our food from a local market
Yiyeceklerimizi yerel bir pazardan alıyoruz
yerel otobüs
güzergah üzerindeki tüm duraklarda duran otobüs
I take the local bus to work
İşe gitmek için yerel otobüsü kullanıyorum
yerli
belirli bir bölgede yaşayan kişi
The locals are very friendly here
Buradaki yerliler çok cana yakın
yerel mekan
belirli bir amaç için kullanılan bina veya alan
He met his friends at his local
Arkadaşlarıyla yerel mekanında buluştu
tabaklar
Sahnedeyemek servis etmek veya yemek yemek için kullanılan düz kaplar
Please wash the dishes
Lütfen tabakları yıka
tabak
yemek servis etmek veya yemek yemek için kullanılan düz kap
This is a beautiful dish
Bu güzel bir tabak
yemek
hazırlanan bir yiyecek türü veya öğün
She prepared several healthy dishes
O birkaç sağlıklı yemek hazırladı
tabak çanak
yemek servisi ve yemeği için kullanılan tabak kase ve diğer eşyalar
Please wash the dishes
Lütfen bulaşıkları yıka
kelepçelemek
Sahnedebirinin bileklerine kelepçe takmak
The police officer handcuffed the suspect
Polis memuru şüpheliyi kelepçeledi
kelepçe
Sahnedebilekleri birbirine bağlamaya yarayan araç
He wore handcuffs on his wrists
Bileklerinde kelepçe vardı
kelepçelemek
Sahnedebirinin bileklerine metal kelepçeler takmak
The police officer had to handcuff the thief
Polis memuru hırsızı kelepçelemek zorunda kaldı
esnek
Sahnedekolayca bükülebilen
Dancers need to stay limber
Dansçıların esnek kalması gerekir
etki
Sahnedebir şeyin başka bir şey üzerinde yarattığı sonuç
The medicine had a good effect
İlacın iyi bir etkisi oldu
anlam
bir sözün ifade ettiği amaç
He said something to that effect
O bu anlama gelen bir şey söyledi
eşya
bir kişiye ait olan özel mülk
He gathered his personal effects
Kişisel eşyalarını topladı
detektör
Sahnedebir şeyi bulan veya fark eden araç
The smoke detector is working
Duman detektörü çalışıyor
polis
Sahnedepolis memuru için kullanılan gayri resmi kelime
The copper caught the burglar
Polis hırsızı yakaladı
bakır
kırmızımsı kahverengi bir metal
This wire is made of copper
Bu tel bakırdan yapılmıştır
bakır para
küçük madeni para
He found a copper in his pocket
Cebinde bir bakır para buldu
parfüm
Sahnedevücuda sürülen güzel kokulu sıvı
She is wearing a nice perfume
Güzel bir parfüm sıkmış
alevler içinde
Sahnedealevlerle yanmakta olan
The house is on fire
Ev yanıyor
çok başarılı
bir şeyi oldukça iyi ve etkileyici bir şekilde yapmak
Our team is on fire tonight
Takımımız bu gece harika oynuyor
mezarlık
Sahnedeölülerin gömüldüğü yer
They visited the cemetery
Mezarlığı ziyaret ettiler
mezarlık
ölülerin gömüldüğü yer
There is a small cemetery in the village
Köyde küçük bir mezarlık var
dergi
Sahnedemakaleler ve resimler içeren periyodik yayın
I read a fashion magazine
Bir moda dergisi okudum
şarjör
ateşli silahlarda mermilerin tutulduğu hazne
He put a new magazine into his gun
Silahına yeni bir şarjör taktı
yedek
Sahnedefazladan tutulan
I have a spare key
Yedek bir anahtarım var
ayırmak
bir şeyi kullanmayıp başkasına vermek için kenara koymak
Can you spare a minute to help me
Bana yardım etmek için bir dakika ayırabilir misin
esirgemek
birini bir zahmetten veya yükten kurtarmak
Please spare me the details
Lütfen detayları benden esirge
bağışlamak
birini zarar görmekten veya ölmekten kurtarmak
The enemy decided to spare his life
Düşman onun hayatını bağışlamaya karar verdi
hırsızlık
Sahnedebaşkasına ait bir şeyi izinsiz alma suçu
He was arrested for theft
Hırsızlık suçundan tutuklandı
koçan
Sahnedeana kısmı çıkarıldıktan sonra kalan küçük parça
Keep your ticket stub
Bilet koçanını sakla
çarpmak
bir vücut bölümünü sert bir şeye çarpmak
I stubbed my toe
Ayak parmağımı çarptım
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
avukat
Sahnedehukuksal konularda müvekkillerini temsil eden kişi
He is a successful attorney
O başarılı bir avukat
drag queen
Sahnedeeğlence amacıyla kadın kılığına giren erkek
The drag queen performed a show
Drag queen bir şov yaptı
her yerde
Sahnedeher yerde veya her yere
I looked everywhere for my keys
Anahtarlarımı her yerde aradım
adres
Sahnedebirinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
sigara
Sahnedetütün içmek için kullanılan ince kağıt rulo
He smokes a cigarette every morning
Her sabah bir sigara içer
bağlı
Sahnedebir şeye sabitlenmiş veya tutturulmuş
The dog is tied to the post
Köpek direğe bağlı
berabere
aynı puana sahip olma durumu
The game ended tied
Maç berabere sonuçlandı
hışırdamak
Sahnedekâğıt veya yaprakların hareket ederken çıkardığı hafif kuru ses çıkarmak
The leaves rustle in the wind
Yapraklar rüzgârda hışırdıyor
hışırdamak
hafif ve kuru bir ses çıkarmak
The silk dress rustled
İpek elbise hışırdadı
hışırtı
bir şeylerin hareket ederken çıkardığı hafif ses
I heard the rustle of leaves
Yaprakların hışırtısını duydum
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
The train will arrive shortly
Tren yakında varacak
homofobik
Sahnedeeşcinsel bireylere karşı önyargı veya korku duyan kimse
He is a homophobe
O bir homofobik
soluk soluğa
Sahnedekısa ve hızlı nefesler alarak
The dog was panting in the heat
Köpek sıcakta soluk soluğaydı
nefes nefese kalmak
hızlı ve güçlükle nefes almak
He was panting after the run
Koşudan sonra nefes nefese kalmıştı
nefes nefese
yorucu bir aktivite sonrası hızlıca nefes alıp verme
They arrived at the top panting
Zirveye nefes nefese ulaştılar
hesabını vermek
Sahnedebir durumun sorumluluğunu veya cezasını üstlenmek
You will have to answer for your actions
Yaptıklarının hesabını vermek zorunda kalacaksın
yanıtlamak
birine cevap vermek
I cannot answer for him
Onun adına cevap veremem
sorumluluğunu almak
bir şeyin suçunu veya görevini üstlenmek
You must answer for your mistakes
Hatalarının sorumluluğunu almalısın
eklemek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
artırmak
Sahnedebir şeyin miktarını veya değerini büyütmek
They added to their existing debt
Mevcut borçlarını artırdılar
eklemek
Sahnededaha fazla şey söylemek
He added that he will be late
Geç kalacağını da ekledi
dikkat eksikliği
odaklanmayı zorlaştıran bir bozukluk
He has ADD and struggles to focus
Onun dikkat eksikliği var ve odaklanmakta zorlanıyor
maaş çeki
Sahnedeçalışma karşılığında ödenen ücret
I received my paycheck today
Bugün maaş çekini aldım