The Mentalist — 5. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
648 kelime
Seviye
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
değişmek
Sahnedefarklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
yanak
Sahnedeyüzün yan tarafındaki yumuşak kısım
She kissed him on the cheek
Onu yanağından öptü
kalça yanağı
kalçanın yan tarafındaki etli bölüm
He fell on his right cheek
Sağ kalçasının üzerine düştü
saygısızlık
kaba veya saygısızca konuşma
Do not give me any cheek
Bana saygısızlık etme
hayır
Sahnedehayır demek için kullanılan söz
Do you want to go? Huh-unh
Gitmek istiyor musun? Hayır
eşya
Sahnedesomut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
etkinlik
yapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
konu
üzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
taraftarı olmak
Sahnedebirini veya bir şeyi desteklemek
I am in favor of the new law
Yeni yasanın taraftarıyım
gizlemek
Sahnedebir şeyin görülmesini engellemek
He tried to conceal the truth
Gerçeği gizlemeye çalıştı
riskli girişim
Sahnedebelirsiz veya risk içeren eylem ya da karar
He took a flier on that new investment
O yeni yatırımla riskli bir girişimde bulundu
el ilanı
reklam amacıyla dağıtılan küçük kağıt
He gave me a flier
Bana bir el ilanı verdi
uçak yolcusu
uçakla seyahat eden kimse
She is a frequent flier
O sık sık uçakla seyahat eden biridir
süper
Sahnedeşaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
hoş
mutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
tatlım
sevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
trajik bir şekilde
Sahnedeçok üzücü bir şekilde
Tragically, the young man died in an accident
Trajik bir şekilde, genç adam bir kazada hayatını kaybetti
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
askı sistemi
Sahnedebir şeyi yukarıdan asan sistem
The bridge has a cable suspension system
Köprünün bir kablo askı sistemi var
uzaklaştırma
Sahnedebir işten veya faaliyetten geçici olarak çıkarılma durumu
The player received a two-game suspension
Oyuncu iki maçlık bir uzaklaştırma cezası aldı
süspansiyon
içindeki katı parçacıkların dibe çökmediği sıvı karışım
The mixture is a stable suspension
Bu karışım dengeli bir süspansiyondur
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
takı
Sahnedevücuda takılan süs eşyaları
She loves wearing jewelry
O, takı takmayı sever
takı
yüzük veya kolye gibi vücuda takılan süs eşyaları
She wears beautiful jewelry every day
O her gün güzel takılar takar
mücevher
vücuda takılan süs eşyası
She wears beautiful jewelry
O güzel mücevherler takıyor
takdim
Sahnedebirine hediye verme eylemi
The presentation of the gift was touching
Hediyenin takdimi çok duygusaldı
sunum
bir kitleye yapılan konuşma veya gösteri
I have a presentation tomorrow
Yarın bir sunumum var
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
ölmek üzere
Sahnedeölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
den beri
Sahnedegeçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
fotoğraf
Sahnedekamera ile çekilen resim
I took a photo
Bir fotoğraf çektim
fotoğraf
kamera ile çekilen basılı veya dijital görüntü
I took a photo of the cat
Kedinin bir fotoğrafını çektim
sonuç
Sahnedebir eylemin sonucunda meydana gelen durum
Every action has a consequence
Her eylemin bir sonucu vardır
önem
bir şeyin değeri veya ağırlığı
The decision is of great consequence
Bu karar büyük önem taşıyor
ceza
yanlış bir davranışın sonucunda verilen karşılık
He faced the consequence of his actions
Yaptıklarının cezasını çekti
popo
Sahnedeotururken kullanılan vücut kısmı
She fell on her bum
Poposunun üzerine düştü
tembel
Sahnedeçalışmayı sevmeyen kişi
Stop being such a bum
Böyle tembel gibi davranma
bozuk
kalitesiz veya çalışmayan
He has a bum knee
Onun dizi bozuk
üzmek
birini mutsuz veya hayal kırıklığına uğramış hissettirmek
That news really bummed me out
Bu haber beni gerçekten çok üzdü
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
ileride
Sahnedegelecekte bir zamanda
We can discuss that down the line
Bunu ileride tartışabiliriz
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeterli
istenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
-den
Sahnedebir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
dışarıda
Sahnedebir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
alınarak
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
başlangıç
Sahnedebir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was great
Filmin başlangıcı harikaydı
başlangıç
bir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was slow
Filmin başlangıcı yavaştı
iyiliksever
Sahnedebaşkalarına karşı iyi niyetli ve yardımsever
He is a benevolent leader
O iyiliksever bir liderdir
cep telefonu
Sahnedearama yapmaya ve internete erişmeye yarayan taşınabilir cihaz
I lost my cell phone yesterday
Dün cep telefonumu kaybettim
telefon
uzaktaki kişilerle konuşmayı sağlayan araç
She answered the phone quickly
Telefona hızlıca cevap verdi
cep telefonu
yanınızda taşıyabileceğiniz küçük telefon
My cell phone is in my bag
Cep telefonum çantamda
cep telefonu
yanınızda taşıyabileceğiniz küçük bir telefon
I forgot my cell phone at home
Cep telefonumu evde unuttum
mobil telefon
yanınızda her yere götürebildiğiniz taşınabilir telefon
Many people use a mobile phone
Birçok insan mobil telefon kullanıyor
dik dik bakmak
Sahnedebirine rahatsız edici şekilde bakmak
Stop ogling her
Ona dik dik bakma
süzmek
Sahnedebirine cinsel arzuyla bakmak
He was ogling the woman
Kadını süzüyordu
dik dik bakmak
birine cinsel bir amaçla veya arzulu bir şekilde bakmak
He started to ogle the woman
Kadına dik dik bakmaya başladı
gözaltında
Sahnedepolis tarafından tutulma hali
The suspect is under arrest
Şüpheli gözaltında
gözaltında
polisin bir suçtan dolayı kişiyi alıkoyması
He is under arrest for stealing
O hırsızlık yaptığı için gözaltında
gözaltında
yasal yetkiyle birini yakalamak
The police have the suspect under arrest
Polis şüpheliyi gözaltına aldı
berbat etmek
Sahnedebir işi beceriksizce veya kötü bir şekilde yapmak
He botched the repair
Tamiratı berbat etti
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
suçlamak
Sahnedebirinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
olmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
sevgili
Sahnederomantik veya cinsel ilişki yaşanan kişi
They are secret lovers
Onlar gizli sevgililer
sevgili
Sahnedebaşka biriyle romantik ilişki yaşayan kimse
They are happy lovers
Onlar mutlu sevgililer
sever
bir şeyi çok seven kimse
He is a music lover
O bir müziksever
kimlik
Sahnedebelirli bir kişi olma durumu
The police confirmed his identity
Polis onun kimliğini doğruladı
kimlik
bir kişiyi veya şeyi o yapan özellikler
She is trying to discover her true identity
O gerçek kimliğini keşfetmeye çalışıyor
eşitlik
iki ifadenin birbirine eşit olduğunu gösteren matematiksel ifade
This expression is a simple equality
Bu ifade basit bir eşitliktir
kimlik
bir kişinin kim olduğu veya kim olduğunu iddia ettiği durum
The passport shows her identity
Pasaport onun kimliğini gösteriyor
tarih
Sahnedegeçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
tarih
geçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
kayıp
Sahnedebir şeye artık sahip olmama durumu
The company suffered a huge loss
Şirket büyük bir kayıp yaşadı
şaşkınlık
ne yapacağını veya ne diyeceğini bilememe durumu
I was at a loss for words
Söyleyecek söz bulamadım
kalmak
Sahnedebir durumda varlığını sürdürmek
The temperature will remain the same
Sıcaklık aynı kalacak
kalmak
varlığını sürdürmek veya aynı durumda kalmak
He remained silent
Sessiz kaldı
kalmak
bir yerde bulunmaya devam etmek
Please remain in your seats
Lütfen koltuklarınızda kalın
kalıntı
ölen bir kişinin bedeni veya parçası
The remains were found in the woods
Kalıntılar ormanda bulundu
karar vermek
Sahnedebir şey hakkında seçim yapmak veya karar vermek
They determined the date of the wedding
Düğün tarihini belirlediler
tespit etmek
bir şey hakkındaki gerçekleri ortaya çıkarmak
Doctors are trying to determine the cause of the illness
Doktorlar hastalığın nedenini tespit etmeye çalışıyor
saptamak
bir şeyi kesin olarak bulmak
The police will determine the truth
Polis gerçeği saptayacak
arama emri
Sahnedeizin veren resmi belge
The police had a warrant to search the house
Polisin evi aramak için bir emri vardı
arama emri
Sahnedeyasal bir işlem yapılmasına izin veren mahkeme kararı
The judge signed the arrest warrant
Hakim tutuklama emrini imzaladı
haklı çıkarmak
bir şeyi haklı veya makul göstermek
The situation does not warrant such a reaction
Durum böyle bir tepkiyi gerektirmiyor
yetki belgesi
bir işlem için yasal izin veren resmi belge
The police officer showed his warrant
Polis memuru yetki belgesini gösterdi
emirler
Sahnedeyapılması için verilen talimatlar
He followed the orders carefully
Emirleri dikkatle uyguladı
emirler
bir şeyi yapılması için verilen resmi talimat
The soldier followed the orders
Asker emirleri izledi
emir
birine bir şey yapması için verilen komut
The boss gave clear orders
Patron net emirler verdi
açgözlü
Sahnedeihtiyacından daha fazlasını isteyen
He is a greedy man
O açgözlü bir adamdır
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
suçla ilgili
Sahnedesuçla veya yasalara aykırı olan
Criminal activities are illegal
Suç faaliyetleri yasa dışıdır
suçlu
Sahnedesuç işleyen kişi
The police caught the criminal
Polis suçluyu yakaladı
suçlu
bir suç işleyen kimse
The criminal was arrested
Suçlu tutuklandı
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye razı etmek
I persuaded him to stay
Onu kalmaya ikna ettim
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya veya inanmaya razı etmek
I persuaded him to come
Onu gelmeye ikna ettim
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
dilemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini istemek
I wish for a better world
Daha iyi bir dünya diliyorum
sıcakkanlı
Sahnedenazik ve ilgili
She is a warm person
O sıcakkanlı bir insandır
ısıtmak
bir şeyi sıcak hale getirmek
I need to warm the milk
Sütü ısıtmam gerekiyor
ılık
orta derecede sıcak
The weather is warm today
Bugün hava ılık
herhangi bir zamanda
Sahnedeherhangi bir zamanda veya ne zaman istersen
You can call me anytime
Beni her zaman arayabilirsin
herhangi bir zaman
istenilen veya ihtiyaç duyulan herhangi bir an
You can call me anytime
Beni istediğin zaman arayabilirsin
herhangi bir zaman
istenilen herhangi bir an
You can call me anytime
Beni her zaman arayabilirsin
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
amaç
Sahnedebir şeyin yapılma nedeni
What is the purpose of this meeting?
Bu toplantının amacı nedir?
amaç
yapmayı planladığınız şey
What is the purpose of this meeting
Bu toplantının amacı nedir
her kim
Sahnedekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
kim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
dinlemek
Sahnedeseslere dikkat etmek
Listen to the music
Müziği dinle
dinlemek
konuşan birine veya bir sese dikkatini vermek
Please listen to me
Lütfen beni dinle
ajan
Sahnedegizli bir örgüt için çalışan kimse
the operative went on a secret mission
ajan gizli bir göreve gitti
asıl
bir ifadenin en önemli veya ilgili kısmı
the operative word in the contract is free
sözleşmedeki asıl kelime ücretsiz
ajan
gizli görevler yürüten kişi
The secret operative completed the mission
Gizli ajan görevi tamamladı
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
incelemek
Sahnedebir şeyi başından sonuna kadar dikkatlice okumak veya kontrol etmek
Please go through these documents
Lütfen bu belgeleri inceleyin
yaşamak
zor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
onaylanmak
bir işlemin veya anlaşmanın resmen kabul edilmesi ya da sonuçlanması
The trade agreement went through yesterday
Ticaret anlaşması dün onaylandı
geçmek
bir taraftan diğer tarafa hareket etmek
We will go through the tunnel
Tünelden geçeceğiz
onaylanmak
resmi olarak kabul edilmek veya tamamlanmak
The contract finally went through
Sözleşme sonunda onaylandı
yaşamak
zor bir durumla karşılaşmak
She went through a difficult time
Zor bir dönem yaşadı
kasıtlı
Sahnedebir şeyin yanlışlıkla değil isteyerek yapılması
It was a deliberate lie
Bu kasıtlı bir yalandı
iyice düşünmek
bir karar vermeden önce bir konu üzerinde dikkatle düşünmek
He deliberated over the decision
Karar üzerinde iyice düşündü
derinlemesine düşünmek
bir konu hakkında dikkatlice düşünmek veya konuşmak
The committee will deliberate on the issue
Komite konu üzerinde derinlemesine düşünecek
düşünme
Sahnededikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment please
Lütfen bir an bekleyin
süre
oldukça kısa bir zaman parçası
It only took a moment
Sadece kısa bir süre aldı
karşılık
Sahnedeaynı görevi yapan kişi veya şey
This new model has no direct counterpart
Bu yeni modelin doğrudan bir karşılığı yok
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
sabah
Sahnedegünün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
denemek
Sahnedeistediğin bir şeyi yapmaya çalışmak
You really want that job so go for it
O işi gerçekten istiyorsun o yüzden dene
girişmek
bir şeyi yapmayı denemek
I am not sure if I can win but I will go for it
Kazanabilir miyim bilmiyorum ama girişmeye değer
cesaretlendirmek
birine bir şeyi denemesini söylemek
You should go for it
Bunu denemelisin
cesaret etmek
bir şeyi yapmak için gayret göstermek
You should go for it
Bunu yapmaya cesaret etmelisin
doğrudan
Sahnedearada hiçbir şey olmadan
This is a direct flight
Bu doğrudan bir uçuş
yönetmek
bir şeyi yönetmekten sorumlu olmak
She directs the movie
Filmi yönetiyor
açık sözlü
nazik olmaya çalışmadan tam olarak düşündüğünü söyleyen
She is very direct with her feedback
Geri bildirimlerinde çok açık sözlüdür
yöneltmek
bir şeyi belirli bir yöne çevirmek
He directed the light at the wall
O ışığı duvara yöneltti
şaşırtmak
Sahnedebirini çok şaşırtmak veya şoka sokmak
The news stunned her
Haber onu şaşırttı
katılmamak
Sahnedebir başkasıyla aynı fikirde olmamak
I disagree with you
Sana katılmıyorum
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
müdahale
Sahnedebir işe veya duruma engel olmak için araya girme
I don't like your interference in my life
Hayatıma müdahale etmenden hoşlanmıyorum
gururlu
Sahnedekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
bir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
gururlu
kendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
teknik destek
Sahnedebilgisayar sorunlarını çözen hizmet birimi
I called tech support for my laptop
Dizüstü bilgisayarım için teknik desteği aradım
teknik destek
bilgisayar veya teknoloji sorunları için sağlanan yardım
I called tech support for my broken computer
Bozuk bilgisayarım için teknik desteği aradım
satıcı
Sahnedebir şeyler satan kişi
The seller gave me a discount
Satıcı bana indirim yaptı
çok satan
özellikle çok satılan ürün
This book is a best-seller
Bu kitap çok satan bir kitap
satıcı
mal veya hizmet satan kişi
The seller gave me a discount
Satıcı bana indirim yaptı
uyum içinde çalışmak
Sahnedebaşkalarıyla barışçıl bir şekilde ortaklaşa iş yapmak
We must work in harmony to succeed
Başarılı olmak için uyum içinde çalışmalıyız
suç ortağı
Sahnedebir suçun işlenmesine yardım eden kişi
He was arrested as an accomplice
Suç ortağı olarak tutuklandı
aktif
Sahnedeçok hareket eden veya çalışan
He is an active child
O hareketli bir çocuk
aktif
şu anda kullanılan veya çalışır durumda olan
The account is still active
Hesap hâlâ aktif
faal
bir grupta veya organizasyonda yer alan
She is an active member of the club
O kulübün faal bir üyesidir
kaldırmak
Sahnedebir şeyi daha yüksek bir konuma taşımak
Can you lift this box
Bu kutuyu kaldırabilir misin
arabayla bırakmak
bir araçla ücretsiz olarak bir yere götürmek
He gave me a lift
Beni arabayla bıraktı
asansör
bir binada insanları veya eşyaları katlar arasında aşağı yukarı taşıyan cihaz
The lift is broken so we must take the stairs
Asansör bozuk olduğu için merdivenleri kullanmalıyız
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi veya daha çekici hale getirmek
This paint will lift the look of the room
Bu boya odanın görünümünü iyileştirecek