The Mentalist — 5. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
542 kelime
Seviye
neredeyse
Sahnedehemen hemen veya fiilen
It is practically finished
Neredeyse bitti
neredeyse
hemen hemen ya da büyük oranda
He has practically finished the work
İşi neredeyse bitirdi
yalan söylemek
Sahnedegerçek olmayan bir şey söylemek
Do not lie to me
Bana yalan söyleme
uzanmak
bir yüzeyde yatay pozisyonda durmak
I like to lie on the beach
Plajda uzanmayı severim
bulunmak
belirli bir yerde veya durumda olmak
The village lies in the valley
Köy vadide bulunur
sürme
Sahnedebir taşıtı kontrol etmek ve hareket ettirmek
I am driving a car
Araba sürüyorum
zorlamak
birini bir şeyi yapmaya veya belli bir şekilde hissetmeye itmek
He is driving me crazy
Beni deli ediyor
kazandırmak
bir işletmenin para kazanmasını sağlamak
This strategy is driving profit
Bu strateji kâr sağlıyor
anlık görmek
Sahnedebir şeyi çok kısa bir süre için görmek
I caught a glimpse of the bird
Kuşu anlık olarak gördüm
çaydanlık
Sahnedeçay demlemek ve servis etmek için kullanılan kap
The teapot is on the table
Çaydanlık masanın üzerinde
sebep olmak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesine yol açmak
Rain makes plants grow
Yağmur bitkilerin büyümesine sebep olur
anlamlı olmak
bir durumun akla yatkın olması
This explanation makes sense
Bu açıklama mantıklı
kazanmak
bir iş karşılığında para elde etmek
He makes a lot of money
O çok para kazanıyor
araştırmak
Sahnedebir durumun veya olayın iç yüzünü öğrenmeye çalışmak
The police will investigate the crime
Polis suçu araştıracak
araştırmak
bir şeyin gerçeğini ortaya çıkarmaya çalışmak
The police will investigate the crime
Polis suçu araştıracak
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
düzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
savaştı
Sahnedebir kavgaya veya savaşa katılmak
They fought for their freedom
Özgürlükleri için savaştılar
gıdıklama
Sahnedebirini güldürmek için hafifçe dokunma
The tickling made the baby laugh
Gıdıklama bebeği güldürdü
şişmanlatmak
Sahnedebir canlıyı daha iri veya ağır hale getirmek
Farmers fatten their cows for the market
Çiftçiler ineklerini pazar için şişmanlatıyorlar
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
hastane
Sahnedehasta insanların tedavi edildiği yer
He is in the hospital
O, hastanede
hastane
Sahnedehastaların tedavi edildiği bina
I went to the hospital for a checkup
Kontrolüm için hastaneye gittim
sağlık merkezi
tıbbi hizmetlerin sunulduğu yer
The medical center is very busy today
Sağlık merkezi bugün çok yoğun
hastane
hastaların tedavi edildiği yer
He works at the hospital
O hastanede çalışıyor
yeterlilik belgesi
Sahnedebirinin becerilerini veya kimliğini kanıtlayan evrak
She provided her credentials for the job
İşe girmek için yeterlilik belgelerini sundu
çiğnemek
Sahnedeyiyecekleri dişlerle ezip parçalamak
You must chew your food thoroughly
Yemeğini iyice çiğnemelisin
çiğnemek
bir şeyi dişlerle ezmek
Chew your food well
Yemeğini iyi çiğne
çiğnemek
dişleri kullanarak yiyeceği parçalara ayırmak
You should chew your food well
Yemeğini iyi çiğnemelisin
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
gevezelik etmek
Sahnedehızlı ve sürekli konuşmak
They chatter all day
Tüm gün gevezelik ederler
hızlıca konuşmak
ara vermeden hızlıca konuşmak
She started to chatter
Hızlıca konuşmaya başladı
emiş gücü
Sahnedebir şeyi içeri çeken kuvvet
The vacuum has strong suction
Elektrikli süpürgenin güçlü bir emiş gücü var
vakum
boşluk etkisiyle oluşan çekim kuvveti
Use suction to lift the glass
Camı kaldırmak için vakum kullanın
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
yetersiz
Sahnedeikna edici olmayan veya zayıf
That is a lame excuse
Bu çok yetersiz bir bahane
saçma
inandırıcı olmayan veya etkisiz
That is a lame excuse
Bu saçma bir bahane
topal
bacağındaki sorun yüzünden yürüyemeyen
The horse is lame
At topal
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye inanmaya veya bir şeyi yapmaya razı etmek
I tried to convince him to come
Onu gelmeye ikna etmeye çalıştım
ikna etmek
birini bir şeyin doğruluğuna inandırmak
I convinced him to come
Onu gelmeye ikna ettim
ikna etmek
birini bir şey yapmaya razı etmek
I convinced him to join us
Onu bize katılması için ikna ettim
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
ocak
Sahnedeyemek pişirmek için kullanılan cihaz
The stove is hot
Ocak sıcak
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
üniversite
Sahnedeliseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
çözmek
Sahnedebir sorunun cevabını bulmak
She can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilir
çözmek
bir şeyin cevabını bulmak
I can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilirim
çözmek
bir soruna çözüm bulmak
They solved the problem
Sorunu çözdüler
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak
I can solve this math problem
Bu matematik problemini çözebilirim
merhum
Sahnedeartık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
geç
zamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
en azından
Sahnedeen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en azından
Sahnedeolumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en az
miktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
hayal gücü
Sahnedezihinde görüntüler oluşturma yeteneği
She has a great imagination
Onun harika bir hayal gücü var
hayal gücü
zihinde yeni fikirler veya resimler oluşturma yeteneği
She has a vivid imagination
Onun çok canlı bir hayal gücü var
kıkırdamak
Sahnedehafif ve tekrarlayan bir gülme sesi çıkarmak
The children started to giggle
Çocuklar kıkırdamaya başladı
kıkırdamak
sessizce ve kesik kesik gülmek
She started to giggle at the joke
Şakaya kıkırdamaya başladı
kıkırtı
sessiz ve hafif gülme sesi
I heard a small giggle from the room
Odadan hafif bir kıkırtı duydum
ıslık
Sahnededudakları büzerek hava üfleyip çıkarılan ince ses
I heard a soft whistling
Hafif bir ıslık sesi duydum
nefes vermek
Sahnedeakciğerlerdeki havayı dışarı atmak
Inhale deeply and exhale slowly
Derin nefes al ve yavaşça nefes ver
kullanıcı
Sahnedebir şeyi kullanan kişi
The user is logged in
Kullanıcı giriş yaptı
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
olmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
yaratıcı
Sahnedehayal gücü ve özgün fikirler içeren
She has a creative mind
Onun yaratıcı bir zihni var
yaratıcı
yeni şeyler veya fikirler üretme yeteneği olan
She is a very creative artist
O çok yaratıcı bir sanatçıdır
suç
Sahnedeyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
vatana ihanet
birinin kendi ülkesine karşı yaptığı hainlik
He was punished for the crime of betraying his country
Ülkesine ihanet etme suçundan cezalandırıldı
suç
yasalara aykırı olan eylem
Stealing is a serious crime
Hırsızlık ciddi bir suçtur
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
sessizce
Sahnedeaz veya hiç gürültü yapmadan
Please speak quietly
Lütfen sessizce konuş
hayran olmak
Sahnedebirini veya bir şeyi beğenerek takdir etmek
I admire her courage
Onun cesaretine hayranım
hayranlık duymak
Sahnedebir şeye keyif ve saygıyla bakmak
I admire your work
İşine hayranlık duyuyorum
hayran olmak
birine veya bir şeye saygı duymak ve onu beğenmek
I admire your courage
Cesaretine hayranım
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
bilinçaltı
Sahnedezihnin farkında olunmayan kısmı
It is stored in your subconscious
Bilinçaltınızda saklanır
bildirmek
Sahnedebirine bir durum hakkında resmi bilgi vermek
Please notify us of any changes
Herhangi bir değişiklik olursa lütfen bize bildirin
bildirmek
Sahnedebirine bir durum hakkında bilgi vermek
Please notify us when you arrive
Vardığınızda lütfen bize bildirin
cesur
Sahnedetehlike veya acı ile yüzleşmeye hazır
She is a brave girl
O cesur bir kız
göğüs germek
zor veya tehlikeli bir durumla korkusuzca yüzleşmek
She braved the heavy rain to go out
Dışarı çıkmak için şiddetli yağmura göğüs gerdi
dikkatsiz
Sahnedetehlikeleri veya sonuçları düşünmeyen
He is a careless driver
O dikkatsiz bir sürücü
dün
Sahnedebugünden önceki gün
It rained yesterday
Dün yağmur yağdı
yatak istirahati
Sahnedehastalık veya yaralanmadan iyileşmek için yatakta kalma süresi
The doctor ordered complete bed rest for the patient
Doktor hastaya tam yatak istirahati önerdi
yatak istirahati
bir hastalık veya yaralanmadan iyileşmek için yatakta kalma dönemi
The doctor ordered complete bed rest
Doktor tam yatak istirahati önerdi
yatakta dinlenme
hasta veya yaralı birinin yatakta kalmasının zorunlu olduğu zaman dilimi
He is on strict bed rest
Sıkı bir yatakta dinlenme sürecinde
istirahat süreci
bir hastalıktan kurtulmak için yatakta geçirilen zaman
Complete bed rest will help you get better
Tam istirahat süreci iyileşmene yardımcı olacak
yatak istirahati
iyileşmek için yatakta geçirilen süre
The doctor recommended bed rest
Doktor yatak istirahati önerdi
klasik
Sahnedestandart bir örnek teşkil eden
This is a classic example
Bu klasik bir örnektir
klasik
yüksek kaliteli ve herkesçe beğenilen eser
This book is a classic
Bu kitap bir klasiktir
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
ayak parmağı
Sahnedeayağın ucundaki ayrı bölümler
I hurt my toe
Ayak parmağımı incittim
uymak
kurallara veya talimatlara riayet etmek
You need to toe the line
Kurallara uyman gerekiyor
dikkatle bakmak
Sahnedebir şeye çabalayarak bakmak
He peered through the window
Pencereden dikkatle baktı
akran
sizinle aynı seviyede olan kişi
She is respected by her peers
Akranları tarafından saygı görüyor
soylu
Birleşik Krallık'ta soyluluk unvanı taşıyan kişi
He is a peer
O bir soyludur
koymak
Sahnedebir nesneyi bir yere bırakmak
He sets his bag on the floor
Çantasını yere koyuyor
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
She sets the vase on the table
Vazoyu masanın üzerine yerleştiriyor
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
daima
Sahnedeher zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
vücutlar
Sahnedeinsan veya hayvanın fiziksel yapısı
Exercise is good for our bodies
Egzersiz vücutlarımız için iyidir
kuruluşlar
ortak bir amaç için birlikte çalışan insan grupları
International bodies work together for peace
Uluslararası kuruluşlar barış için birlikte çalışır
bedenler
insan veya hayvanın fiziksel yapısının bütünü
We should take care of our bodies
Bedenlerimize iyi bakmalıyız
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
yetişkin olmak
Sahnedeyetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
büyümek
yaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
büyümek
çocukluktan yetişkinliğe geçmek
I want to be a pilot when I grow up
Büyüdüğümde pilot olmak istiyorum
ısırmak
Sahnededişlerle bir şeyi kavramak
The dog wants to bite the toy
Köpek oyuncağı ısırmak istiyor
lokma
hızlıca yenen küçük bir miktar yemek
I had a quick bite
Hızlıca bir şeyler atıştırdım
ısırık
bir hayvanın dişlerinden kaynaklanan yara
He has a dog bite on his leg
Bacağında bir köpek ısırığı var
kesit
bir konuşmanın veya gösterinin kısa bir bölümü
I heard a sound bite on the news
Haberlerde bir ses kesiti duydum
silah
Sahnedebirine zarar vermek veya saldırmak için kullanılan nesne
He has a dangerous weapon
Onun tehlikeli bir silahı var
silahlandırmak
birini veya bir şeyi silahla donatmak
They will weaponize the drones
İHA'ları silahlandıracaklar
silah
saldırı veya savunma için kullanılan araç
The suspect dropped the weapon
Şüpheli silahı yere attı
silah
saldırmak veya savunmak için kullanılan nesne
He was carrying a weapon
O bir silah taşıyordu
dövmek
birini defalarca vurmak
They beat up the thief
Hırsızı dövdüler
ağır eleştirmek
birini çok sert bir şekilde eleştirmek
The reporter beat up the politician over his policies
Muhabir politikaları yüzünden siyasetçiyi çok ağır eleştirdi
hırpalamak
bir şeye sürekli vurarak zarar vermek
The storm beat up the old shed
Fırtına eski kulübeyi hırpaladı
yıpranmış
eski ve kötü durumda olan
He drives a beat-up car
O yıpranmış bir araba kullanıyor
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
uzanmak
Sahnedebelirli bir alanı veya mesafeyi kaplamak
The garden extends to the river
Bahçe nehre kadar uzanıyor
uzatmak
bir şeyi daha uzun hale getirmek
I want to extend my visa
Vizemi uzatmak istiyorum
sunmak
bir şeyi birine vermek veya iletmek
I would like to extend my thanks
Teşekkürlerimi sunmak istiyorum
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
başına gelmek
Sahnedebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
istemeden yapmak
Sahnedeplanlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
tesadüfen yapmak
plan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
başına gelmek
birinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
bir şeyi şans eseri gerçekleştirmek
I happened to see him at the store
Onu mağazada tesadüfen gördüm
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
Please take it to the kitchen
Lütfen bunu mutfağa taşı
kabul etmek
kendisine sunulanı almak
You should take it as a gift
Onu bir hediye olarak kabul etmelisin
dayanmak
zor bir duruma katlanmak
I cannot take it anymore
Artık buna dayanamıyorum
kabullenmek
bir durumu olduğu gibi kabul etmek
You have to take it as it is
Onu olduğu gibi kabullenmelisin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
saçmalık
Sahnedeanlamı olmayan veya anlaşılamayan konuşma
He was talking complete gibberish
Tamamen saçmalıyordu
yayınlamak
Sahnedebir programı veya mesajı çok sayıda kişiye iletmek
The news is broadcast every evening
Haberler her akşam yayınlanır
yayın
radyo veya televizyonda sunulan program
I watched a live broadcast
Canlı bir yayın izledim
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
karşılamak
Sahnedebir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
şahsiyet
Sahnedeönemli veya tanınan kişi
He is a leading figure in politics
O siyasette önde gelen bir şahsiyettir
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
çözmek
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
endişeyle
Sahnedeendişeli veya huzursuz bir şekilde
He waited for the news nervously
Haberleri endişeyle bekledi
takıntı haline getirmek
Sahnedebir şeyi sürekli düşünmek
He obsesses over his grades
Notlarını takıntı haline getiriyor
takıntı yapmak
bir şeyi aşırı derecede ve sürekli düşünmek
Don't obsess over the small details
Küçük detaylara takılıp kalma
kolye
Sahnedeboyna takılan takı
She wears a beautiful necklace
Güzel bir kolye takıyor
ilaçlar
Sahnedehastalıkları veya ağrıyı tedavi etmek için kullanılan maddeler
The doctor prescribed some drugs for my fever
Doktor ateşim için bazı ilaçlar yazdı
ilaçlar
vücudu etkileyen kimyasal madde
Some drugs are used to treat illnesses
Bazı ilaçlar hastalıkları tedavi etmek için kullanılır
uyuşturucu
insanların etkileri için kullandığı yasadışı kimyasal maddeler
Illegal drugs are very dangerous
Yasadışı uyuşturucular çok tehlikelidir
yaprak
Sahnedebitkilerin ve ağaçların yassı yeşil kısmı
Many leaves fall from the tree in autumn
Sonbaharda ağaçtan çok sayıda yaprak dökülür
ayrılmak
bir yerden veya bir kişiden uzaklaşmak
I will leave now
Şimdi ayrılacağım
tabaka
bir maddenin çok ince ve düz parçası
He used a thin leaf of gold for decoration
Süsleme için ince bir altın tabaka kullandı
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti