The Mentalist — 5. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
572 kelime
Seviye
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
arkasında
Sahnedebir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
toplamak
Sahnedeinsanları veya nesneleri bir araya getirmek
We gather in the crops before the rain
Yağmurdan önce mahsulleri topluyoruz
toplanmak
insanların bir yerde bir araya gelmesi
We gather in the park every morning
Her sabah parkta toplanırız
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
arkasını dönmek
Sahnedeyönünü değiştirip ters tarafa bakmak
Turn around and look at me
Arkana dön ve bana bak
tersine çevirmek
kötü giden bir durumu iyileştirmek
The new manager turned the business around
Yeni müdür işletmeyi düzeltti
düzeltmek
kötü bir durumu çok daha iyi hale getirmek
The new plan will turn around the company
Yeni plan şirketi düzeltecek
dönüş
yön veya fikirde yaşanan tam bir değişiklik
The sudden turnaround in his opinion was surprising
Onun fikrindeki ani dönüş şaşırtıcıydı
yönünü şaşırmak
nerede olduğunu bilememek veya kaybolmak
I turned around in the woods
Ormanda yönümü şaşırdım
arkasına dönmek
ters yöne bakacak şekilde hareket etmek
Please turn around so I can see you
Lütfen arkana dön ki seni görebileyim
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
tam
Sahnedevurgulamak için kullanılan
It was a complete surprise
Bu tam bir sürprizdi
tamamlamak
bir işi sona erdirmek
Please complete the form
Lütfen formu tamamlayın
eksiksiz
tüm parçaları olan
The set is now complete
Set artık eksiksiz
tamamlamak
bir şeyin eksik olan kısımlarını bitirmek
You must complete the puzzle
Yapbozu tamamlamalısın
geri ödemek
Sahnedebirine ödünç alınan parayı veya şeyi geri vermek
I will repay the money I borrowed
Ödünç aldığım parayı geri ödeyeceğim
geri ödemek
birine borç alınan parayı geri vermek
I will repay the loan next month
Krediyi gelecek ay geri ödeyeceğim
karşılığını vermek
yapılan bir iyiliğe veya kötülüğe cevap vermek
She repaid his kindness with a gift
Onun nezaketinin karşılığını bir hediye ile verdi
hışırdamak
Sahnedekâğıt veya yaprakların hareket ederken çıkardığı hafif kuru ses çıkarmak
The leaves rustle in the wind
Yapraklar rüzgârda hışırdıyor
hışırdamak
hafif ve kuru bir ses çıkarmak
The silk dress rustled
İpek elbise hışırdadı
hışırtı
bir şeylerin hareket ederken çıkardığı hafif ses
I heard the rustle of leaves
Yaprakların hışırtısını duydum
paket
Sahnedeeşyaları koymaya yarayan küçük kap veya zarf
I bought a packet of seeds
Bir paket tohum aldım
paket
içinde ürünlerin bulunduğu küçük kapalı paket
I opened the packet of chips
Cips paketini açtım
gerekli
Sahnedeyapılması veya olması gereken
Sleep is necessary for health
Uyku sağlık için gereklidir
gerekli
yapılması gereken veya ihtiyaç duyulan şey
It is necessary to drink water every day
Her gün su içmek gereklidir
ıslık
Sahnededudakları büzerek hava üfleyip çıkarılan ince ses
I heard a soft whistling
Hafif bir ıslık sesi duydum
zihinsel
Sahnedezihinle veya düşüncelerle ilgili olan
It is a mental process
Bu zihinsel bir süreçtir
deli
normal bir şekilde düşünmeyen
He acts mental today
Bugün deli gibi davranıyor
akıl hastası
zihinsel rahatsızlığı olan kimse
He acts like a mental
Akıl hastası gibi davranıyor
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
kılık değiştirmiş
Sahnedefarklı görünmek için yapılan değişiklik
He walked in disguise
Kılık değiştirerek yürüdü
hissetti
Sahnededokunma veya duygu yoluyla fark etmek
I felt the cold wind
Soğuk rüzgarı hissettim
utandı
utangaç veya tuhaf hissetmek
He felt awkward at the party
Partide kendini tuhaf hissetti
keçe
preslenmiş yünden yapılan yumuşak kumaş
This hat is made of felt
Bu şapka keçeden yapılmıştır
zorlamak
Sahnedebirini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
suçluluk
Sahnedeyanlış veya yasa dışı bir şey yapmış olma durumu
The evidence proved his guilt
Kanıtlar onun suçluluğunu kanıtladı
suçluluk duygusu
kötü bir şey yapmış olma hissi
He felt a sense of guilt
Bir suçluluk duygusu hissetti
suçlu hissettirmek
birine yaptığı bir şey için pişmanlık duymasını sağlamak
She tried to guilt him into going
Onu gitmeye ikna etmek için suçlu hissettirdi
suçluluk
yanlış bir şey yapmanın verdiği duygu
He felt guilt after lying
Yalan söyledikten sonra suçluluk hissetti
saldırgan bir şekilde
Sahnedegüçlü ve zorlayıcı bir şekilde
He spoke aggressively during the meeting
Toplantı sırasında saldırgan bir şekilde konuştu
adil
Sahnedeherkese eşit veya makul şekilde davranan
This is a fair deal
Bu adil bir anlaşma
güzel
bakıldığında hoş görünen
She has a fair face
Onun güzel bir yüzü var
fuar
sergilerin ve eğlencelerin olduğu halka açık etkinlik
We went to the book fair
Kitap fuarına gittik
cömert
Sahnedebaşkalarına vermeye veya paylaşmaya istekli
He is a very generous man
O çok cömert bir adam
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
altyazı
Sahnedeekranda konuşulanları açıklayan metin
I watch movies with subtitles
Filmleri altyazılı izlerim
el çantası
Sahnedekadınların taşıdığı küçük çanta
She has a red handbag
Onun kırmızı bir el çantası var
cep telefonu
Sahnedearama yapmaya ve internete erişmeye yarayan taşınabilir cihaz
I lost my cell phone yesterday
Dün cep telefonumu kaybettim
telefon
uzaktaki kişilerle konuşmayı sağlayan araç
She answered the phone quickly
Telefona hızlıca cevap verdi
cep telefonu
yanınızda taşıyabileceğiniz küçük telefon
My cell phone is in my bag
Cep telefonum çantamda
cep telefonu
yanınızda taşıyabileceğiniz küçük bir telefon
I forgot my cell phone at home
Cep telefonumu evde unuttum
mobil telefon
yanınızda her yere götürebildiğiniz taşınabilir telefon
Many people use a mobile phone
Birçok insan mobil telefon kullanıyor
ı-ıh
Sahnedehayır demek için çıkarılan ses
Unh unh you cannot go
I-ıh gidemezsin
hayır
hayır demek veya karşı çıkmak için kullanılır
"Do you want more?" "Unh unh."
"Daha ister misin?" "I-ıh."
ı-ıh
hayır anlamında çıkarılan ses
He made an unh unh sound
I-ıh şeklinde bir ses çıkardı
hayır
hayır demek için kullanılan ses
I asked him if he was tired and he said unh-unh
Ona yorgun olup olmadığını sordum ve hayır dedi
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
homurtu
Sahnedebir insan veya hayvan tarafından çıkarılan düşük kaba ses
The pig let out a loud grunt
Domuz yüksek bir homurtu çıkardı
homurdanmak
düşük ve kaba bir ses çıkarmak
He grunted in response
Cevap olarak homurdandı
er
düşük rütbeli asker için kullanılan gayriresmi bir sözcük
He started as a grunt
Er olarak başladı
soygun
Sahnedeçalma suçu
The police are investigating the robbery
Polis soygunu araştırıyor
soygun
Sahnedebir yerden veya kişiden zorla bir şeyler çalma eylemi
The police investigated the robbery
Polis soygunu araştırdı
mesele
Sahnedeele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
önemli olmak
bir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
ait olmak
Sahnedebir şeyin parçası veya sahibi olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
ait olmak
bir kişinin veya kurumun malı olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
üyesi olmak
bir grubun veya organizasyonun parçası olmak
I belong to a chess club
Bir satranç kulübünün üyesiyim
ait olmak
birinin mülkiyetinde bulunmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
form
Sahnedebir kişinin fiziksel veya zihinsel durumu
He is in good shape
O iyi bir formda
şekil
bir şeyin dış biçimi veya hatları
The clouds have a strange shape
Bulutlar garip bir şekle sahip
şekillendirmek
bir şeye belirli bir biçim kazandırmak
You can shape the clay with your hands
Kili ellerinle şekillendirebilirsin
şekil
bir şeyin dış görünüşü veya ana hatları
Everything has a shape
Her şeyin bir şekli vardır
önemli
Sahnedebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
utangaç
Sahnedebaşkalarının yanında kendini rahatsız hisseden
She is a shy girl
O utangaç bir kız
biraz altında
bir sayı veya miktarın hemen altında
It is just shy of ten dollars
On doların biraz altında
utangaç
başkalarıyla konuşmaktan çekinen ve rahatsız olan
The shy student did not answer
Utangaç öğrenci cevap vermedi
çalışmak
Sahnedebir işte maaş karşılığı görev almak
I work at a shop
Bir dükkanda çalışıyorum
üzerinde çalışmak
bir şeyi geliştirmek için çaba sarf etmek
You need to work at your tennis skills
Tenis becerilerin üzerinde çalışman gerekiyor
çalışmak
bir işte uğraşmak veya görev yapmak
She works at a hospital
O bir hastanede çalışıyor
çalışmak
bir şeyin amaçlandığı gibi işlemesi veya işlev görmesi
This machine does not work at high speeds
Bu makine yüksek hızlarda çalışmıyor
çalışmak
bir yerde iş sahibi olmak
I work at a big bank
Büyük bir bankada çalışıyorum
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
anlamak
birinin ne dediğini veya ne yaptığını kavramak
Do you follow my instructions
Talimatlarımı anlıyor musun
torun
Sahnedeçocuğun oğlu
He is my grandson
O benim torunum
erkek torun
oğlunun veya kızının oğlu
My grandson is five years old
Erkek torunum beş yaşında
erkek torun
oğlunuzun veya kızınızın erkek çocuğu
My grandson loves to play soccer
Erkek torunum futbol oynamayı seviyor
erkek torun
oğlunuzun veya kızınızın erkek çocuğu
My grandson is playing in the garden
Erkek torunum bahçede oynuyor
onaylamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belirtmek
Please confirm your email address
Lütfen e-posta adresinizi onaylayın
kiliseye kabul etmek
birini resmi olarak kilise üyesi yapmak
The bishop confirmed the new members
Piskopos yeni üyeleri kiliseye kabul etti
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
ne kadar
bir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
aynı evi paylaşmak
Sahnedebaşka birisiyle aynı evi kullanmak
They live with their friends
Arkadaşlarıyla aynı evi paylaşıyorlar
kabullenmek
zor veya nahoş bir durumu tahammül ederek kabul etmek
You have to learn to live with it
Bununla yaşamayı öğrenmelisin
birlikte yaşamak
biriyle aynı evi paylaşmak
I live with my family
Ailemle birlikte yaşıyorum
aynı evde oturmak
biriyle aynı konutta kalmak
They live with their grandparents
Büyükannesi ve büyükbabasıyla aynı evde oturuyorlar
katlanmak
hoş olmayan bir şeye alışıp onunla yaşamaya çalışmak
I have to live with this pain
Bu ağrıya katlanmak zorundayım
poker
Sahnedekartlarla oynanan bir kumar oyunu
He likes playing poker
O poker oynamayı sever
ateş karıştırıcısı
şöminedeki odunları karıştırmaya yarayan uzun metal çubuk
He stirred the fire with the poker
Ateşi ateş karıştırıcısı ile karıştırdı
feryat etmek
Sahnedeacı veya üzüntüyle yüksek sesle ağlamak
The baby began to wail
Bebek feryat etmeye başladı
burnunu çekmek
Sahnedeburnundan hava çekmek
He sniffed because he was crying
Ağladığı için burnunu çekti
koklamak
burnuyla havayı çekerek koklamak
The dog sniffed the shoe
Köpek ayakkabıyı kokladı
dikkat et
Sahnedetehlikeye karşı dikkatli olmak
Watch out for the car
Arabaya dikkat et
göz kulak olmak
birinin veya bir şeyin güvende olduğundan emin olmak için dikkat etmek
Please watch out for the kids
Lütfen çocuklara göz kulak ol
önceden
Sahnedebir şey gerçekleşmeden önce
Please book the tickets in advance
Lütfen biletleri önceden ayırtın
avans
kazanılmadan önce verilen para
I asked for a salary advance
Maaş avansı istedim
ilerlemek
ileriye doğru gitmek
The army continued to advance
Ordu ilerlemeye devam etti
kur yapma
birine romantik veya cinsel olarak yakınlaşma girişimi
He made a romantic advance
Romantik bir yakınlaşma girişiminde bulundu
mülakat
Sahnedesoru sormak için yapılan resmi görüşme
I have a job interview tomorrow
Yarın bir iş mülakatım var
mülakat yapmak
resmi bir görüşmede birine sorular sormak
They will interview the candidates today
Adaylarla bugün mülakat yapacaklar
mülakat
birine soru sormak için yapılan toplantı
I have a job interview tomorrow
Yarın iş mülakatım var
yönelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
I am heading to the store
Mağazaya doğru gidiyorum
başlık
bir metindeki bölümün adı
Write a heading for this paragraph
Bu paragraf için bir başlık yaz
yön
bir şeyin hareket ettiği veya baktığı taraf
What is our current heading
Şu anki yönümüz ne
ilerlemek
bir yere doğru gitmek
I am heading home now
Şu an eve gidiyorum
yönelmek
belirli bir tarafa doğru hareket etmek
The ship is heading north
Gemi kuzeye yöneliyor
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
akıllı
Sahnedemantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
aptal
Sahnedesağduyudan yoksun kişi
Don't be such a fool
Bu kadar aptal olma
budala
doğru karar verme yeteneği olmayan kişi
He is a complete fool
O tam bir budala
kandırmak
birini aldatmak
You can't fool me
Beni kandıramazsın
kandırmak
birini aldatmak
Don't try to fool me
Beni kandırmaya çalışma
lingüini
Sahnedeuzun ve yassı bir makarna çeşidi
We ordered linguine at the Italian restaurant
İtalyan restoranında linguine sipariş ettik
cilt
Sahnedevücudun dış tabakası
She has soft skin
Cildi çok yumuşak
ağır cezalandırmak
birini çok sert şekilde cezalandırmak
They will skin him for this
Bunun için onu ağır cezalandıracaklar
derisini yüzmek
bir şeyin dış tabakasını çıkarmak
He skinned the rabbit
Tavşanın derisini yüzdü
koridor
Sahnedebir binada odalara açılan uzun geçit
The bedroom is at the end of the hallway
Yatak odası koridorun sonunda
koridor
bir binanın içinde kapıların yanlarda olduğu uzun ve dar alan
I walked down the hallway
Koridorda yürüdüm
muhtemel
Sahnedegerçekleşme ihtimali yüksek olan
It is likely to rain today
Bugün yağmur yağması muhtemel
kapmak
Sahnedehızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
kapmak
bir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
not
Sahnedebirine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
bu esnada
Sahnedeiki olay arasında geçen zaman
I will wait here in the meantime
Ben bu esnada burada bekleyeceğim
bu sırada
iki olay arasındaki zaman
In the meantime, please wait here
Bu sırada lütfen burada bekleyin
bu arada
iki olay arasında geçen süre
I will cook in the meantime
Bu arada yemek pişireceğim
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
üzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
giymek
vücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
takmak
vücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
suç
Sahnedeyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
vatana ihanet
birinin kendi ülkesine karşı yaptığı hainlik
He was punished for the crime of betraying his country
Ülkesine ihanet etme suçundan cezalandırıldı
suç
yasalara aykırı olan eylem
Stealing is a serious crime
Hırsızlık ciddi bir suçtur
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
ağırlık
Sahnedebir şeyin ne kadar ağır olduğu
What is the weight of this box?
Bu kutunun ağırlığı nedir?
yük
taşınması zor olan ağır sorumluluk
He feels the weight of his job
İşinin yükünü hissediyor
ağırlık
insanların düşünce veya davranışlarını etkileme gücü
Her opinion carries great weight
Fikrinin büyük ağırlığı var
ağırlaştırmak
bir şeye ağırlık eklemek
You should weight the curtain to keep it straight.
Perdeyi düz durması için ağırlaştırmalısın.
tehdit edilmiş
Sahnedekorkutulmuş veya tehlikede hissettirilmiş
He felt threatened
Tehdit edilmiş hissetti
tehdit edilmiş
korku veya tehlike içinde hissettirilmiş
The bird felt threatened by the cat
Kuş kediden dolayı tehdit altında hissetti
bıçakladı
Sahnedebirini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
sıkışmış
Sahnedehareket edemeyen veya açılmayan
The door is stuck
Kapı sıkışmış
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
sıkışmış
zor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
üzerine kalmış
istemeden üstlenmek zorunda kalınan görev
I was stuck with this homework
Bu ödev üzerime kaldı
yapışmış
bir yüzeye sabitlenmiş olan
The paper is stuck to the wall
Kâğıt duvara yapışmış
mahsur kalmış
bir yerde kapalı kalıp çıkamayan
We are stuck in the elevator
Asansörde mahsur kaldık
takılı kalmış
bir konumda sabitlenen
My foot is stuck in the hole
Ayağım çukurda takılı kaldı
tıkanmış
bir konuda ilerleyemeyen veya düşünemeyen
I am stuck on this answer
Bu cevapta tıkandım
sıkışmış
bir yerde veya durumda hareket edemez hale gelmiş
The door is stuck
Kapı sıkışmış
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
elbise
Sahnedekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
Sahnedekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
tanıklar
Sahnedebir olayı gören kişiler
The witnesses told the police what happened
Tanıklar polise neler olduğunu anlattı
tanıklar
bir olayı gören kişiler
There were many witnesses
Birçok tanık vardı
tanıklar
bir olayı gören kişiler
The witnesses told the police what happened
Tanıklar polise ne olduğunu anlattı
peşinden gitmek
Sahnedebir şeyi elde etmek için çaba göstermek
She wants to pursue her dreams
O hayallerinin peşinden gitmek istiyor
kovalamak
birini veya bir şeyi yakalamak için peşinden gitmek
The police pursued the suspect
Polis şüpheliyi kovaladı
peşinden gitmek
bir şeyi elde etmeye veya başarmaya çalışmak
She wants to pursue a career in art
O sanatta bir kariyerin peşinden gitmek istiyor
yudum
Sahnedeiçilen küçük miktardaki sıvı
He took a sip of tea
Çaydan bir yudum aldı
yudumlamak
Sahnedebir seferde az miktarda sıvı içmek
She likes to sip her coffee slowly
Kahvesini yavaşça yudumlamayı sever
alan
Sahnedeboş veya kullanılabilir alan
There is no space here
Burada hiç yer yok
dalıp gitmek
odaklanmayı kaybetmek veya unutmak
I spaced out during the lesson
Ders sırasında dalıp gittim
aralık bırakmak
nesneleri birbirlerinden uzağa yerleştirmek
You should space the plants out
Bitkiler arasında aralık bırakmalısın
alan
bir kişinin mevcut durumu veya koşulları
I am in a good space right now
Şu an iyi bir durumdayım
vınlamak
Sahnedealçak ve sürekli bir titreme sesi çıkarmak
The small motor started to whirr
Küçük motor vınlamaya başladı
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
otoriter
Sahnedeotoriteye sıkı bağlılık talep eden
The government was highly authoritarian
Hükümet oldukça otoriterdi
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene