The Mentalist — 5. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
663 kelime
Seviye
Yatırım
Sahnedekar elde etmek amacıyla para yatırılan şey
This investment will grow over time
Bu yatırım zamanla büyüyecek
yatırım
kar elde etmek amacıyla bir şeye para yatırma eylemi
This investment will make me money
Bu yatırım bana para kazandıracak
göğüs kemiği
Sahnedegöğsün ortasındaki yassı kemik
The sternum protects the heart
Göğüs kemiği kalbi korur
kimse
Sahnedebelirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
tepki
Sahnedebir cevap olarak söylenen veya yapılan şey
His response was a smile
Tepkisi bir gülümsemeydi
tepki
Sahnedebir şeye karşı verilen fiziksel veya zihinsel karşılık
His body had a strong response to the medicine
Vücudu ilaca güçlü bir tepki verdi
cevap
bir şeye verilen yanıt
I am waiting for your response
Cevabınızı bekliyorum
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
giyinmek
Sahnedekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
elbise
kadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
kontrol etmek
SahnedeDoğru veya kabul edilebilir olup olmadığını görmek için bakmak
Please check out the report
Lütfen raporu kontrol et
süzmek
Birine romantik veya hayranlık dolu bir ilgiyle bakmak
He was checking her out
Onu süzüyordu
ödünç almak
bir kütüphaneden belirli bir süreliğine bir şey almak
I need to check out this book from the library
Bu kitabı kütüphaneden ödünç almam gerekiyor
çıkış yapmak
otelden ayrılma veya mağazada ödeme yapma işlemi
We need to check out by noon
Öğlene kadar çıkış yapmamız gerekiyor
çıkış
bir otelden ayrılma veya kasada ödeme yapma işlemi
Please complete your hotel check-out before noon
Lütfen otelden çıkış işlemlerinizi öğleden önce tamamlayın
kontrol etmek
bir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
I will check out the facts
Gerçekleri kontrol edeceğim
video oyunu
Sahnedeekranda oynanan elektronik bir oyun
I like to play video games
Video oyunları oynamayı severim
video oyunu
bilgisayar veya konsolda oynanan oyun
I love playing video games
Video oyunu oynamayı seviyorum
elektronik oyun
ekranda oynanan dijital oyun
They enjoy playing electronic games
Elektronik oyun oynamaktan keyif alıyorlar
video oyunu
bir ekranda kontrolcü yardımıyla oynanan oyun
I play video games after school
Okuldan sonra video oyunu oynarım
tutuklamak
Sahnedebirini polis gözetimi altına almak
The police arrested the man
Polis adamı tutukladı
tutuklamak
Sahnedebirini yasal yetkiyle gözaltına almak
The police will arrest the thief
Polis hırsızı tutuklayacak
durma
bir işlevin aniden durması
He suffered a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
yakalamak
birini yasal yollarla ele geçirmek
They arrested him at the airport
Onu havaalanında yakaladılar
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
ev
Sahnedebirinin yaşadığı yer
I am settling into my new digs
Yeni evime yerleşiyorum
kalacak yer
özellikle kiralanan oda veya daire gibi yaşanılan yer
He found some cool digs near the university
Üniversitenin yakınında havalı bir yer buldu
düzen
Sahnedeşeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
emir
bir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
kilit
Sahnedebir kapıyı veya kutuyu kapalı tutmaya yarayan mekanizma
I lost the key to my lock
Kilidimin anahtarını kaybettim
kilit
kapıları kapatmaya yarayan metal araç
The lock is broken
Kilit bozuk
saç tutamı
saçın küçük bir parçası
She cut a lock of hair
Bir tutam saç kesti
yatak odası
Sahnedeuyumak için kullanılan oda
My bedroom is small
Yatak odam küçük
yatak odası
Sahnedeuyumak için kullanılan oda
I clean my bedroom every day
Her gün yatak odamı temizlerim
daha önce
Sahnedeşimdiden daha önceki bir zamanda
I finished the work earlier today
İşi bugün daha önce bitirdim
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
daha önce
belirli bir zamandan önce gerçekleşen
We arrived earlier than our friends
Arkadaşlarımızdan daha önce geldik
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
katletmek
Sahnedebir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti
ikili
Sahnedeiki parçadan veya yönden oluşan
The phone has a dual camera
Telefonun ikili kamerası var
onaylamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belirtmek
Please confirm your email address
Lütfen e-posta adresinizi onaylayın
kiliseye kabul etmek
birini resmi olarak kilise üyesi yapmak
The bishop confirmed the new members
Piskopos yeni üyeleri kiliseye kabul etti
dosya
Sahnedebelgelerin veya dijital verilerin toplandığı yer
I opened the file
Dosyayı açtım
sıra
insanların birbiri ardına dizildiği sıra
The students walked in a file
Öğrenciler tek sıra halinde yürüdü
törpü
bir şeyi düzeltmek veya şekillendirmek için kullanılan pürüzlü alet
She used a nail file
Tırnak törpüsü kullandı
dosyalamak
resmî makamlara belge teslim etmek
You must file your report today
Raporunu bugün dosyalamalısın
baş etmek
Sahnedezor bir durumun üstesinden gelmek
He learned how to cope with stress
Stresle nasıl baş edeceğini öğrendi
başa çıkmak
zor bir durumla mücadele edip üstesinden gelmek
She learned to cope with stress
Stresle başa çıkmayı öğrendi
baş etmek
zor bir durumun üstesinden gelmek
He learned to cope with stress
O stresle baş etmeyi öğrendi
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
kesin olarak
Sahnededikkatli ve tam bir şekilde
Follow the rules strictly
Kurallara kesin olarak uyun
emin
Sahnedehiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
belirli
özel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
tema
Sahnedebir eserdeki ana konu veya fikir
The theme of the movie is love
Filmin teması aşk
tema
bir eserdeki ana konu veya fikir
The theme of the book is love
Kitabın teması aşk
tema
bir tartışma veya etkinliğin ana konusu
The theme of the conference is climate change
Konferansın teması iklim değişikliğidir
tema
bir müzik eserinin ana melodisi
The movie has a catchy musical theme
Filmin akılda kalıcı bir müzik teması var
almak
Sahnedebir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
el koymak
Sahnedeyasal bir yetkiyle bir mala el koyup tutmak
The police will impound the car
Polis arabaya el koyacak
köpüklü şarap
Sahnedekutlamalarda içilen bir tür gazlı beyaz şarap
Many people enjoy sparkling wine
Birçok insan köpüklü şaraptan hoşlanır
şampanya
Fransa'nın Champagne bölgesinde üretilen köpüklü şarap
They drank champagne to celebrate
Kutlamak için şampanya içtiler
şampanya
Fransa'dan gelen pahalı ve köpüklü beyaz şarap
We celebrated with a glass of champagne
Bir kadeh şampanya ile kutlama yaptık
şampanya
pahalı bir beyaz köpüklü şarap
They served champagne at the party
Partide şampanya ikram ettiler
görev
Sahnedeyapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help you
Sana yardım etmek benim görevim
görev
yapılması gereken işler
It is your duty to help him
Ona yardım etmek senin görevin
görev
yapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help others
Başkalarına yardım etmek benim görevim
gümrük vergisi
mallar üzerinden ödenen vergi
You must pay duty on these goods
Bu mallar için gümrük vergisi ödemelisiniz
tek
Sahnedeyalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek
sadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
bekar
evli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
tekli
bir albümü tanıtmak için yayınlanan kısa müzik kaydı
They released a new single yesterday
Dün yeni bir tekli yayınladılar
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
mırıltı
Sahnedekonuşurken veya hareket ederken çıkan kısık ve sessiz ses
I heard the murmur of the river
Nehrin mırıltısını duydum
mırıldanmak
alçak sesle sessizce konuşmak
She murmured a quiet prayer
Sessizce bir dua mırıldandı
üfürüm
kalpten gelen alışılmadık ses
The doctor heard a heart murmur
Doktor bir kalp üfürümü duydu
mırıldanmak
duyulması zor kısık ve yumuşak bir sesle konuşmak
She murmured a quiet apology
O kısık sesle bir özür mırıldandı
yerleşim
Sahnedenesnelerin yerleştirilme veya organize edilme biçimi
I like the layout of this room
Bu odanın yerleşimini sevdim
daha küçük
Sahnedebaşka bir şeye kıyasla büyük olmayan
My house is smaller than yours
Benim evim seninkinden daha küçük
daha ufak
normalden daha az büyük
I want a smaller piece of cake
Daha ufak bir parça kek istiyorum
daha küçük
başka bir şeye kıyasla daha az büyük olan
This box is smaller than that one
Bu kutu diğerinden daha küçük
küçük
boyut olarak büyük olmayan
The rabbit is a smaller animal
Tavşan küçük bir hayvandır
polisler
Sahnedepolis memurları için kullanılan gayriresmi ifade
The cops arrived at the scene
Polisler olay yerine vardı
polisler
polis teşkilatının üyeleri
The cops arrived quickly
Polisler hızlıca geldi
polisler
polis teşkilatı mensupları için kullanılan gayriresmi terim
The cops arrived quickly
Polisler hızlıca geldi
saçmalık
Sahnedeanlamsız veya aptalca konuşma
That idea is total bosh
O fikir tamamen saçmalık
tek kullanımlık
Sahnedebir kez kullanılıp sonra atılmak üzere üretilmiş
These cups are disposable
Bu bardaklar tek kullanımlık
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
bildirmek
bir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
rapor
bilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım
esrar
Sahnedeeğlence amaçlı kullanılan bir uyuşturucu bitki ürünü
Marijuana is illegal in some countries
Esrar bazı ülkelerde yasa dışıdır
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
son zamanlarda
Sahnedekısa bir süre önce
I recently moved here
Buraya yakın zamanda taşındım
yakın zamanda
kısa bir süre önce
I recently started a new job
Yakın zamanda yeni bir işe başladım
bebeğim
Sahnedesevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
bebek
çok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
arkadaşlık
Sahnedearkadaş olma durumu
Our friendship is very strong
Arkadaşlığımız çok güçlü
arkadaşlık
arkadaşlar arasındaki yakın ilişki
They have a long friendship
Uzun bir arkadaşlıkları var
arkadaşlık
arkadaşlar arasındaki yakın ilişki
They have a long friendship
Onların uzun bir arkadaşlığı var
saçma
Sahnedemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
saçma
çok aptalca veya mantıksız olan
Your idea is completely ridiculous
Senin fikrin tamamen saçma
yıl
Sahnedeon iki aylık bir süre
It has been five years
Beş yıl oldu
yıllar
çok uzun bir zaman süreci
It has been years since I saw her
Onu görmeyeli yıllar oldu
yaş
bir kişinin hayatta kaldığı süre miktarı
He is ten years old
O on yaşındadır
yıl
üç yüz altmış beş günlük süre
I have lived here for two years
İki yıldır burada yaşıyorum
yıllar
uzun bir zaman dilimi
It has been years since we met
Görüşmeyeli yıllar oldu
sene
on iki aylık bir süre
The project will take one year
Proje bir sene sürecek
çırpmak
Sahnedemalzemeleri bir aletle karıştırmak
Beat the eggs before cooking
Pişirmeden önce yumurtaları çırpın
ritim
Sahnededüzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum
yenmek
birini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
bitkin
çok yorgun ve halsiz hissetme
I am beat after working all day
Bütün gün çalıştıktan sonra bitkinim
erken varmak
bir yere bir başkasından daha önce ulaşmak
I will try to beat you to the station
İstasyona senden önce varmaya çalışacağım
daha iyi olmak
bir şeyden daha arzu edilir veya tercih edilebilir olmak
Nothing beats a cold drink on a hot day
Sıcak bir günde soğuk bir içecekten daha iyisi yoktur
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
ayrılmak
bir yerden gitmek
Let us beat it before it starts raining
Yağmur başlamadan önce hadi ayrılalım
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya veya elde etmeye çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
yok
Sahnedebir yerde artık bulunmayan
She is gone for the day
O bugünlük gitti
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
bitmiş
tükenmiş veya artık mevcut olmayan
The milk is gone
Süt bitmiş
kaybolmuş
artık mevcut olmayan
The cookies are all gone
Kurabiyelerin hepsi bitti
tükenmiş
artık varlığını sürdürmeyen
The milk is gone
Süt bitti
gitmiş
bir yerden uzaklaşmış olan
They have gone to the cinema
Onlar sinemaya gitti
kayıp
artık bulunamayan veya mevcut olmayan
My phone is gone
Telefonum kayıp
eksik
yerinde olmayan
My keys are gone
Anahtarlarım yerinde yok
geçmiş
zamanı sona ermiş olan
The summer is gone
Yaz mevsimi bitti
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
zihin
kişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
elbette
Sahnedeevet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
parkur
Sahnedebir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
rota
izlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
birden fazla
Sahnedebirden fazla olan
There are multiple options
Birden fazla seçenek var
çözmek
Sahnedebir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak veya bir şeyin nasıl çalıştığını anlamak
I will figure out how to fix this
Bunu nasıl tamir edeceğimi çözeceğim
tahmin etmek
bir şeyin muhtemel olduğuna inanmak veya düşünmek
I figured out it would rain
Yağmur yağacağını tahmin ettim
lüks
Sahnedepahalı ve yüksek kaliteli
They stayed at an upscale hotel
Lüks bir otelde kaldılar
kalitesini artırmak
bir şeyi daha pahalı veya daha iyi nitelikli hale getirmek
They want to upscale their services
Hizmetlerinin kalitesini artırmak istiyorlar
kaburga
Sahnedegöğüs kafesindeki kıvrımlı kemiklerden her biri
He broke a rib while skiing
Kayarken kaburgasını kırdı
takılmak
birisiyle şaka yollu eğlenmek
They liked to rib him
Onunla takılmayı severlerdi
lastik
örgülerde kabartmalı doku oluşturan desen türü
This sweater has a rib pattern
Bu kazağın lastik örgüsü var
kaburga
hayvanın göğüs bölgesinden kesilen et parçası
They grilled the ribs for dinner
Akşam yemeği için kaburga ızgara yaptılar
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
hale gelmek
bir şey durumuna geçmeye başlamak
The weather will become cold
Hava soğuk hale gelecek
hata
Sahnededoğru olmayan şey
I made an error
Bir hata yaptım
mal olmak
Sahnedebir şey için ödenmesi gereken para miktarı
This jacket costs fifty dollars
Bu ceket elli dolara mal oluyor
tutmak
belirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
mal olmak
bir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
hava atmak
Sahnedekaslarını veya yeteneklerini başkalarını etkilemek için sergilemek
He likes to flex his new car
Yeni arabasıyla hava atmayı seviyor
esnetmek
vücudun bir kısmını bükmek veya germek
She flexed her arm to show her muscle
Kasını göstermek için kolunu esnetti
gelişmek
Sahnededaha büyük veya daha gelişmiş bir şeye dönüşmek
The seed develops into a plant
Tohum bir bitkiye dönüşür
gelişme
yeni ve ilgi çekici bir olay
We are waiting for the latest development
En son gelişmeyi bekliyoruz
geliştirmek
yeni bir şey üretmek veya ortaya çıkarmak
The team developed a new product
Ekip yeni bir ürün geliştirdi
banyo etmek
fotoğraf filminden görüntü oluşturmak
I developed the film yesterday
Dün filmi banyo ettim
itiraf etmek
Sahnedeyaptığı bir yanlışı dürüstçe anlatmak
It is time to come clean
Artık itiraf etme vakti geldi
itiraf etmek
gizlenen bir gerçeği veya suçu dürüstçe açıklamak
He finally came clean about the mistake
Sonunda hatası hakkında gerçeği itiraf etti
silah
Sahnedebirine zarar vermek veya saldırmak için kullanılan nesne
He has a dangerous weapon
Onun tehlikeli bir silahı var
silahlandırmak
birini veya bir şeyi silahla donatmak
They will weaponize the drones
İHA'ları silahlandıracaklar
silah
saldırı veya savunma için kullanılan araç
The suspect dropped the weapon
Şüpheli silahı yere attı
silah
saldırmak veya savunmak için kullanılan nesne
He was carrying a weapon
O bir silah taşıyordu
kıkırdamak
Sahnedehafif ve tekrarlayan bir gülme sesi çıkarmak
The children started to giggle
Çocuklar kıkırdamaya başladı
kıkırdamak
sessizce ve kesik kesik gülmek
She started to giggle at the joke
Şakaya kıkırdamaya başladı
kıkırtı
sessiz ve hafif gülme sesi
I heard a small giggle from the room
Odadan hafif bir kıkırtı duydum
atış talimi yapmak
Sahnedeateşli silahlarla pratik yapmak için atış alanına gitmek
We hit the range every weekend
Her hafta sonu atış talimi yapmaya gidiyoruz
haber almak
Sahnedebirinden mesaj veya cevap almak
I hope to hear from you soon
Yakında senden haber almayı umuyorum
haber almak
birinden mesaj veya arama gelmesi
I want to hear from you soon
Yakında senden haber almak istiyorum
bilgi edinmek
birinden durum hakkında mesaj gelmesi
I heard from my brother about the results
Sonuçlar hakkında kardeşimden bilgi edindim
haber almak
birinden mesaj veya iletişim gelmesi
I want to hear from you soon
Yakında senden haber almak istiyorum
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
The evidence established the truth
Kanıtlar gerçeği kanıtladı
kurmak
Sahnedebir şeyi kurmak veya meydana getirmek
They want to establish a new company
Yeni bir şirket kurmak istiyorlar
inlemek
Sahnedeacı veya mutsuzluk anında çıkarılan alçak ses
He let out a low groan
Alçak sesle inledi
inlemek
acı veya rahatsızlıktan dolayı derin ses çıkarmak
He groaned when he stood up
Ayağa kalktığında inledi
ücret talep etmek
Sahnedebir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
suçlamak
Sahnedebirini yasal olmayan bir şey yapmakla resmen itham etmek
The police charged him with robbery
Polis onu soygunla suçladı
ücret talep etmek
Sahnedebir hizmet veya ürün için para istemek
They charge a high price
Bunun için yüksek ücret talep ediyorlar
sorumluluk
Sahnedekontrol veya mesuliyet sahibi olma durumu
She is in charge of the team
Ekibin sorumluluğu onda
şarj etmek
bir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
sorumluluk
birinin bakmakla yükümlü olduğu kişi veya şey
The children were in her charge
Çocuklar onun sorumluluğundaydı
hücum emri
ileri atılmayı veya saldırmayı bildiren komut
The general gave the order to charge
General hücum emrini verdi
hücum etmek
bir yöne doğru hızla ve güç kullanarak hareket etmek
The bull charged at the matador
Boğa matadora hücum etti
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmi olarak söylemek
The police will charge him with robbery
Polis onu soygunla suçlayacak
saldırmak
birine veya bir şeye hızlıca ve saldırganca hareket etmek
The soldiers charge the enemy position
Askerler düşman mevzisine saldırıyor
yönetmek
bir şey üzerinde kontrol veya mesuliyet sahibi olmak
The manager charges the department
Müdür departmanı yönetiyor
sorumlu
bir şeyi idare etmekten veya kontrol etmekten yükümlü
Who is in charge of this project
Bu projenin sorumlusu kim
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
kullanmak
Sahnedebir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
pozitif
Sahnedebir şeyin doğru veya mevcut olduğunu gösteren
The test result was positive
Test sonucu pozitifti
olumlu
kötü şeyler yerine iyi şeyleri düşünen
Stay positive about the future
Gelecek hakkında olumlu kal
artı
sıfırdan büyük olan matematiksel değer
Five is a positive number
Beş pozitif bir sayıdır
pozitif
bir maddenin veya durumun var olduğunu gösteren
The medical test was positive
Tıbbi test sonucu pozitifti
kurmak
Sahnedebir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I will set up the computer
Bilgisayarı kuracağım
ayarlamak
Sahnedebirine bir şey sağlamak veya birini biriyle tanıştırmak
We set up a meeting for them
Onlar için bir toplantı ayarladık
tuzak kurmak
birini suçlu göstermek için plan yapmak
They set him up
Ona tuzak kurdular
ayarlamak
bir durumun meydana gelmesini sağlamak
He set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarladı
kurulum
bir sistemin veya ekipmanın düzenlenme biçimi
The computer set-up is very simple
Bilgisayar kurulumu çok basit
kumpas
birini suçlu göstermek için tasarlanan hileli plan
He realized that the arrest was a set-up
Tutuklanmanın bir kumpas olduğunu anladı
düzenlemek
bir şeyi belirli bir sıraya veya konuma koymak
Please set up the chairs for the meeting
Lütfen toplantı için sandalyeleri düzenleyin
kurmak
bir şeyi yerine yerleştirip kullanıma hazır hale getirmek
They set up the new computer system
Yeni bilgisayar sistemini kurdular
hazırlamak
bir şeyi başlaması için uygun duruma getirmek
We need to set up the agenda for today
Bugünün gündemini hazırlamamız gerekiyor
hazırlamak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I set up the new computer
Yeni bilgisayarı hazırladım
yarda
Sahnedeüç feet uzunluğunda bir ölçü birimi
The path is ten yards long
Yol on yarda uzunluğunda
bahçe
bir binanın çevresindeki açık alan
Children are playing in the yards
Çocuklar bahçelerde oynuyor
iletişime geçmek
Sahnedebirisiyle irtibat kurmak
I will be in touch with you tomorrow
Yarın seninle iletişime geçeceğim
irtibatta kalmak
biriyle haberleşmeye devam etmek
We will be in touch soon
Yakında irtibatta olacağız
alay etmek
Sahnedebirisiyle veya bir şeyle saygısızca alay etmek
They scoffed at his idea
Onun fikriyle alay ettiler
hapur hupur yemek
bir şeyi hızlıca ve iştahla yemek
He scoffed down the sandwich
Sandviçi hapur hupur yedi
kuvvet
Sahnedepolis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
zorlamak
birini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
akşam vakti
Sahnedegünün öğleden sonra ile gece arasındaki dilimi
The evening is a peaceful time
Akşam vakti huzurlu bir zamandır
akşam
öğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
akşam
öğleden sonra ile gece arasındaki gün bölümü
I read a book in the evening
Akşamları kitap okurum
gerekli
Sahnedeyapılması gereken veya ihtiyaç duyulan şey
It is necessary to drink water every day
Her gün su içmek gereklidir
gerekli
yapılması veya olması gereken
Sleep is necessary for health
Uyku sağlık için gereklidir
doğru
Sahnedehaklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin