The Mentalist — 5. Sezon Bölüm 18
Kelimeler ve anlamları
589 kelime
Seviye
yüz
Sahnedebir insanın kafasının ön kısmı
She has a beautiful face
Onun güzel bir yüzü var
kişiler
bir grubu temsil eden insanlar
We saw many new faces
Birçok yeni kişi gördük
yüzler
insanın kafasının ön kısmı
She saw many smiling faces
Birçok gülen yüz gördü
bakar
ön tarafı bir şeye doğru dönük olmak
The house faces the park
Ev parka bakıyor
sinsice ilerlemek
Sahnedesessiz ve yavaş bir şekilde hareket etmek
He crept into the room
Odaya sinsice girdi
ürpertmek
birini huzursuz veya korkmuş hissettirmek
He creeps me out
Beni ürpertiyor
tuhaf tip
garip veya itici olan kişi
He is a creep
O tuhaf bir tip
gözetlemek
birini rahatsız edecek şekilde gizlice izlemek
Stop creeping on me
Beni gözetlemeyi bırak
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
ortak
Sahnedebirlikte bir şey yaptığınız kişi
She is my business partner
O benim iş ortağım
ortak
iş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
ortak
birlikte çalıştığınız veya oyun oynadığınız kişi
I have a new dance partner
Yeni bir dans ortağım var
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I have gotten a letter
Bir mektup aldım
olmak
farklı bir duruma geçmek
It has gotten cold
Hava soğudu
varmış
bir yere ulaşmış olma durumu
I have gotten to the station
İstasyona varmış durumdayım
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
sunmak
Sahnedebir şey talep edildiğinde onu vermek
Please produce your ticket
Lütfen biletinizi sunun
üretmek
bir şeyi yapmak veya yetiştirmek
The factory produces cars
Fabrika araba üretiyor
sebze ve meyve
taze olarak toplanmış sebze ve meyveler
They sell local produce in this shop
Bu dükkanda yerel sebze ve meyveler satıyorlar
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
suçluluk duygusu
Sahnedekötü bir şey yapmış olma hissi
He felt a sense of guilt
Bir suçluluk duygusu hissetti
suçlu hissettirmek
birine yaptığı bir şey için pişmanlık duymasını sağlamak
She tried to guilt him into going
Onu gitmeye ikna etmek için suçlu hissettirdi
suçluluk
yanlış veya yasa dışı bir şey yapmış olma durumu
The evidence proved his guilt
Kanıtlar onun suçluluğunu kanıtladı
suçluluk
yanlış bir şey yapmanın verdiği duygu
He felt guilt after lying
Yalan söyledikten sonra suçluluk hissetti
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğrenmek
Sahnedebir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
geçmiş
Sahnedezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
sunmak
Sahnedebirine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
geçe
saatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
reddetmek
Sahnedebir teklifi veya kişiyi kabul etmemek
He rejected the offer
Teklifi reddetti
defolu ürün
standartlara uymadığı için kabul edilmeyen ürün
This shirt is a reject
Bu gömlek defolu bir ürün
reddedilen ürün
kabul edilmeyip geri çevrilen şey
The factory sells the rejects cheaply
Fabrika reddedilen ürünleri ucuza satıyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
belirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
anlamak
bir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
basamak
Sahnedeyukarı veya aşağı çıkan basamaklardan her biri
He sat on the bottom stair
En alt basamağa oturdu
bildirmek
Sahnedebir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
rapor
bir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
rapor
bilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım
senkop
Sahnedemüzikte normalde vurgusuz olan vuruşun vurgulanmasıyla oluşan ritim
Syncopation adds excitement to jazz music
Senkop caz müziğine heyecan katar
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
heyecanlandırmak
Sahnedebirini çok üzgün veya coşkulu hissettirmek
Do not work up the students before the exam
Sınavdan önce öğrencileri heyecanlandırma
tıbbi tetkik
kişinin sağlığını kontrol etmek amacıyla yapılan kapsamlı tıbbi testler
The doctor ordered a full work-up for the patient
Doktor hasta için tam bir tıbbi tetkik istedi
heyecanlanmak
çok üzgün veya heyecanlı bir duruma gelmek
She worked herself up over the news
Haberler yüzünden çok heyecanlandı
geliştirmek
bir şeyi daha iyi veya eksiksiz hale getirmek
I need to work up this draft
Bu taslağı geliştirmem gerekiyor
heyecanlandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye itmek
The speaker worked up the audience
Konuşmacı seyircileri heyecanlandırdı
kovulmuş
Sahnedeişten çıkarılmış
He was fired yesterday
Dün kovuldu
kovmak
birini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
ateşledi
bir silahı patlatarak mermi fırlatmak
He fired the gun into the air
O silahı havaya ateşledi
ateş etmek
bir silahı ateşlemek
He fired his gun into the air
O silahını havaya ateşledi
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
yetenekli
Sahnedebir şeyi yapabilme yeteneğine sahip olan
She is capable of doing the job
O bu işi yapabilecek yetenekte
yetenekli
bir şeyi iyi yapabilme becerisine sahip olan
She is a very capable student
O çok yetenekli bir öğrenci
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
bir şeyi güvende tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
katılımcı
Sahnedebir toplantı veya etkinliğe giden kişi
Each attendee received a badge
Her katılımcı bir yaka kartı aldı
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
çıkarmak
Sahnedekıyafet gibi bir şeyi üzerinden çıkarmak
Please take off your shoes
Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın
havalanmak
hızla ayrılmak veya uçağın yükselmesi
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
izin almak
belirli bir süre işten uzak kalmak
I want to take off next Friday
Gelecek Cuma izin almak istiyorum
popülerleşmek
hızla başarılı veya tanınır hale gelmek
The new software really took off this year
Yeni yazılım bu yıl gerçekten çok tuttu
dikkatini dağıtmak
birinin bir şeyi düşünmeyi bırakmasını sağlamak
This hobby helps take off the stress from your mind
Bu hobi zihnindeki stresi uzaklaştırmaya yardımcı olur
yükselişe geçmek
başarılı veya popüler olmaya başlamak
Her career really started to take off
Kariyeri gerçekten yükselişe geçmeye başladı
izin almak
işten bir süre uzak kalmak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
fırlayıp gitmek
aniden ve hızlıca bir yerden ayrılmak
He took off as soon as the bell rang
Zil çalar çalmaz fırlayıp gitti
izin almak
işe ara vererek çalışmamak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
hızla uzaklaşmak
bir yerden aniden gitmek
He took off suddenly
O aniden hızla uzaklaştı
havalanmak
yerden göğe doğru yükselmek
The plane will take off now
Uçak şimdi havalanacak
havalanmak
bir uçağın veya aracın yerden yükselmeye başlaması
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
kalkış
bir hava aracının yerden havalanması
The plane is ready for take off
Uçak kalkış için hazır
maruz kalmak
Sahnedekötü bir durumu veya yaralanmayı yaşamak
He sustained a serious injury
Ciddi bir yaralanma geçirdi
sürdürmek
bir şeyi uzun süre devam ettirmek
It is hard to sustain this growth
Bu büyümeyi sürdürmek zordur
sürdürmek
birinin yaşaması veya iyi hissetmesi için gerekeni sağlamak
Food and water sustain life
Yiyecek ve su yaşamı sürdürür
şiddetli
Sahnedezarar vermek için güç kullanan
The protest became violent
Protesto şiddete dönüştü
miktar
Sahnedebir şeyin miktarı veya düzeyi
The volume of traffic is high
Trafik miktarı yüksek
ses seviyesi
bir cihazdan gelen sesin yüksekliği
Please turn down the volume
Lütfen ses seviyesini kıs
cilt
bir set içindeki tek bir kitap
This is the first volume
Bu ilk cilt
suç
Sahnedeyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
vatana ihanet
birinin kendi ülkesine karşı yaptığı hainlik
He was punished for the crime of betraying his country
Ülkesine ihanet etme suçundan cezalandırıldı
suç
yasalara aykırı olan eylem
Stealing is a serious crime
Hırsızlık ciddi bir suçtur
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
mutlu
Sahnedemutluluk veya keyif hisseden veya bunu gösteren
I am very happy today
Bugün çok mutluyum
mutlu
zevk veya neşe duyma hali
I am happy today
Bugün mutluyum
balo salonu
Sahnededans etmek için kullanılan büyük oda
They danced in the ballroom
Balo salonunda dans ettiler
salon dansı
resmi sosyal dans türü
They enjoy ballroom dancing together
Birlikte salon dansından keyif alıyorlar
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
limuzin
Sahnedeşoförlü, uzun ve pahalı bir araç
They arrived in a limo
Bir limuzinle geldiler
limuzin
şoförlü uzun lüks araç
They arrived at the party in a limo
Partiye limuzinle geldiler
limuzin
yolcu taşımak için kullanılan büyük ve lüks otomobil
They arrived at the party in a limo
Partiye limuzinle geldiler
limuzin
lüks seyahat için kullanılan uzun araba
They arrived at the party in a limo
Partiye bir limuzinle geldiler
özür
Sahnedeüzgün olduğunu belirten sözler
Please accept my apologies
Lütfen özürlerimi kabul edin
pek olası değil
Sahnedeolma ihtimali düşük olan
It is unlikely to rain today
Bugün yağmur yağması pek olası değil
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
kocaman
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
büyük
son derece önemli veya etkili olan
This is a huge decision for us
Bu bizim için büyük bir karar
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir bilgiyi zihne getirmek
I cannot recall his name
Onun adını hatırlayamıyorum
geri çağırmak
güvensiz olduğu için bir ürünü iade etmelerini istemek
The company will recall the faulty products
Şirket hatalı ürünleri geri çağıracak
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
belirsiz
Sahnedenet olmayan
The image was indistinct
Görüntü belirsizdi
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
kullanmak
Sahnedebir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
yararlanmak
Sahnedebir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
garip
Sahnedenormal veya alışılmış olmayan
He had a weird dream last night
Dün gece garip bir rüya gördü
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
tuhaf
alışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birini tuhaf veya tedirgin hissettirmek
His comment really weirded me out
Yorumu beni gerçekten garip hissettirdi
yatırımcı
Sahnedebir işe veya projeye kar elde etmek amacıyla para yatıran kişi
The investor decided to fund the new startup
Yatırımcı yeni girişimi finanse etmeye karar verdi
Yatırımcı
Sahnedebir işe para sağlayan kişi
The investor backed the new company
Yatırımcı yeni şirketi destekledi
Finansör
kar elde etmek için bir işe sermaye yatıran kişi
The financier expects a high return
Finansör yüksek getiri bekliyor
yatırımcı
bir işe para yatıran kişi
The investor gave money to the company
Yatırımcı şirkete para yatırdı
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
soyunma odası
Sahnedekıyafet değiştirilen oda
Where is the dressing room?
Soyunma odası nerede?
giyinme odası
giysilerin değiştirildiği oda
I am in the dressing room
Giyinme odasındayım
deneme kabini
kıyafet deneme alanı
The dressing room is small
Deneme kabini küçük
görüşmek
Sahnedeuzun süredir görmediğin biriyle buluşmak
We met for coffee to catch up
Neler yaptığımızı konuşmak için kahve içmeye buluştuk
telafi
birinin beklenen seviyeye ulaşmasına yardımcı olan çalışma
She took catch up classes to improve her grades
Notlarını düzeltmek için telafi dersleri aldı
görüşme
birbirini gelişmelerden haberdar etmek için yapılan konuşma
Let's have a quick catch-up
Kısa bir görüşme yapalım
ilgi duymak
bir konuya dahil olmaya başlamak
I need to catch up on the latest trends
En son trendlere ilgi duymaya başlamam lazım
yetişmek
başkalarıyla aynı seviyeye gelmek
She ran fast to catch up with the group
Gruba yetişmek için hızlı koştu
yetişmek
başkalarıyla aynı seviyeye gelmek
I need to catch up with my studies
Derslerime yetişmem gerekiyor
müşteri
Sahnedebir işletmenin hizmetlerinden yararlanan kimse
He is a regular patron of this cafe
O bu kafenin müdavim bir müşterisidir
destekçi
bir gruba veya davaya yardım sağlayan kimse
The museum relies on its wealthy patrons
Müze zengin destekçilerine bel bağlıyor
düzensizce
Sahnededüzenli veya tahmin edilebilir olmayan bir şekilde
The car was driving erratically on the road
Araba yolda düzensizce ilerliyordu
doğru
Sahnedehaklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
berbat
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather was dreadful
Hava berbattı
örnek
Sahnedebir durumun veya bir olayın örneği
This is a clear instance of his honesty
Bu onun dürüstlüğünün açık bir örneğidir
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
başlatmak
Sahnedebir şeye başlangıç yapmak
They will launch the new product tomorrow
Yeni ürünü yarın piyasaya sürecekler
fırlatmak
bir şeyi güç kullanarak bir yere göndermek
They will launch the rocket today
Bugün roketi fırlatacaklar
atmak
bir şeyi havaya doğru şiddetle göndermek
He tried to launch the javelin
Cirit atmayı denedi
fırlatmak
bir uzay aracını veya roketi uzaya göndermek
They will launch the rocket tomorrow
Roketi yarın fırlatacaklar
işçi
Sahnedebir işte çalışan kişi
He is a hard worker
O çalışkan bir işçidir
suç ortağı
Sahnedebir suçun işlenmesine yardım eden kişi
He was arrested as an accomplice
Suç ortağı olarak tutuklandı
üye
Sahnedebir gruba dahil olan kişi
He is a member of the club
O kulübün bir üyesidir
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
saldırgan
Sahnedebirine veya bir şeye saldıran kişi
The police caught the attacker
Polis saldırganı yakaladı
saldırgan
birine saldıran kişi
The attacker ran away
Saldırgan kaçtı
kıyafet değiştirme
Sahnedekıyafetleri çıkarıp yenilerini giyme eylemi
He is changing his clothes now
O şu an kıyafetlerini değiştiriyor
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
He is changing the plan
Planı değiştiriyor
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından bilinen
He is a well known actor
O tanınmış bir aktördür
fısıldamak
Sahnedeçok alçak sesle konuşmak
She whispered a secret to me
Bana bir sır fısıldadı
fısıltı
Sahnedeçok kısık sesle konuşurken çıkarılan ses
She spoke in a whisper
O fısıltıyla konuştu
eser
bir şeyin çok küçük miktarı
There was a whisper of smoke in the air
Havada çok hafif bir duman vardı
berbat etmek
Sahnedebir işi beceriksizce veya kötü bir şekilde yapmak
He botched the repair
Tamiratı berbat etti
teşhis koymak
Sahnedebir kişinin hastalığını belirlemek
The doctor diagnosed her with the flu
Doktor ona grip teşhisi koydu
teşhis etmek
bir sorunun nedenini bulmak
The doctor will diagnose the problem
Doktor sorunu teşhis edecek
teşhis etmek
birinin hangi hastalığa sahip olduğunu belirlemek
The doctor will diagnose the illness
Doktor hastalığı teşhis edecek
kaçınmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid heavy traffic
Yoğun trafikten kaçınmaya çalışıyorum
kaçınmak
birinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
kaçınmak
bir şeyden uzak durmak veya uzak kalmak
Try to avoid bad habits
Kötü alışkanlıklardan kaçınmaya çalış
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
Sahnedebirine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
ayık
Sahnedealkolün etkisi altında olmayan
He is completely sober
O tamamen ayık
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
bozulmak
bir şeyin düzgün çalışmayı bırakması
The engine failed during the trip
Motor yolculuk sırasında bozuldu
kapı girişi
Sahnedekapı için ayrılmış olan giriş boşluğu
He stood in the doorway
Kapı girişinde durdu
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
şüpheli
Sahnedebir şeyin yanlış veya yasa dışı olduğunu düşündüren
He saw a suspicious car near the house
Evin yakınında şüpheli bir araba gördü
şüpheli
bir şeylerin yanlış olduğunu veya birinin dürüst olmadığını hissetme durumu
He looked very suspicious
Çok şüpheli görünüyordu
bulmaca
Sahnededüşünme yeteneğini test eden bir oyun veya problem
I love doing crossword puzzles
Kare bulmaca çözmeyi severim
çözmek
zor bir sorunun cevabını bulmak
She puzzled out the difficult question
Zor soruyu çözdü
şaşırtmak
birinin bir şeyi anlamakta zorlanmasına neden olmak
The difficult question puzzled the student
Zor soru öğrencinin kafasını karıştırdı
trajedi
Sahnedeçok üzücü veya korkunç bir olay
The car accident was a tragedy
Araba kazası bir trajediydi
trajedi
Sahnedebüyük acı veren korkunç bir olay
It was a great tragedy
Büyük bir trajediydi
trajedi
ciddi ve üzücü olayları konu alan bir tür
Shakespeare wrote many tragedies
Shakespeare birçok trajedi yazdı
uyanmak
Sahnedeuykudan çıkıp bilincin yerine gelmesi
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
uyanma
uykudan uyanma eylemi
My early wake-up made me tired
Erken uyanmam beni yordu
uyanmak
uykudan uyanmak
I wake up early every morning
Her sabah erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp bilinçli hale gelmek
I wake up early every day
Her gün erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp gözlerini açmak
I wake up early every day
Her gün erken uyanırım
uyandırma
kişinin uyanmasını sağlayan sinyal veya zil sesi
The wake-up call is at seven
Uyandırma servisi saat yedide
ilgilenmeye başlamak
Sahnedebir şeye merak salmaya veya dahil olmaya başlamak
I am getting into painting
Resim yapmaya ilgi duymaya başlıyorum
girmek
bir okul veya üniversiteye kabul edilmek
She succeeded in getting into university
Üniversiteye girmeyi başardı
binmek
bir taşıtın içine girmek
He is getting into the car
O arabaya biniyor
başlamak
bir işe yeni ilgi duymak veya başlamak
I am getting into painting
Resim yapmaya başlıyorum
derhal
Sahnedehiçbir gecikme olmadan
I will finish this work straightaway
Bu işi derhal bitireceğim