The Mentalist — 5. Sezon Bölüm 19
Kelimeler ve anlamları
607 kelime
Seviye
yüzleşmek
Sahnedebiriyle zorlayıcı bir şekilde karşı karşıya gelmek
I decided to confront him about the lie
Yalanı hakkında onunla yüzleşmeye karar verdim
hayal kırıklığına uğratmak
Sahnedebirinin umduğunu yapmayarak onu üzmek
I do not want to disappoint you
Seni hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
bir şey
Sahnedebelirtilmemiş herhangi bir şey
I want something to eat
Yiyecek bir şey istiyorum
yaklaşık
yaklaşık bir miktar veya dereceyi belirtmek için kullanılır
It costs something like ten dollars
Yaklaşık on dolar tutuyor
bir şey
ne olduğu bilinmeyen bir şey
There is something in my eye
Gözümde bir şey var
istismarcı
Sahnedebirine zalimce veya incitici davranan
She left her abusive husband
İstismarcı kocasını terk etti
kullanmak
Sahnedebir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
sık sık
Sahnedebir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
bir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
yardım
Sahnedeinsanlara ücretsiz olarak verilen para veya yiyecek
He refuses to live on handouts
O yardımlarla yaşamayı reddediyor
bilgi kağıdı
bir derste veya toplantıda dağıtılan üzerinde bilgi olan kağıt
The teacher gave us a handout about the assignment
Öğretmen bize ödevle ilgili bir bilgi kağıdı verdi
yardım
birine sağlanan destek veya yardım
He survives on government handouts
O devlet yardımlarıyla geçiniyor
cesur
Sahnederisk almaya veya yeni şeyler denemeye istekli
She is a daring climber
O cesur bir dağcıdır
kötülemek
Sahnedebiri hakkında kötü şeyler söylemek
Stop bad mouthing your boss
Patronunu kötülemeyi bırak
korkarım ki
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım
kötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
not etmek
Sahnedebir şeyi yazıya dökmek
Please write down my phone number
Lütfen telefon numaramı not et
değer düşürme
bir varlığın kayıtlı değerinin azaltılması
The company had to write down the value of its inventory
Şirket envanterinin değerini düşürmek zorunda kaldı
not etmek
bilgiyi kağıda veya dijital ortama kaydetmek
Please write down his phone number
Lütfen onun telefon numarasını not edin
gönüllü
Sahnedeücret almadan çalışan kişi
He is a volunteer
O bir gönüllüdür
gönüllü olmak
Sahnedebir şeyi ücret almadan yapmayı teklif etmek
I will volunteer to help
Yardım etmek için gönüllü olacağım
yeniden ortaya çıkmak
Sahnedetekrar görünür hale gelmek veya belirmek
The issue started to re-emerge
Sorun yeniden ortaya çıkmaya başladı
bina
Sahnededuvarları ve çatısı olan yapı
This building is very tall
Bu bina çok yüksek
inşa etmek
parçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They are building a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
üzerine inşa etme
bir şeyi temel alarak daha fazla ilerleme kaydetmek
They are building on their past success
Geçmiş başarılarının üzerine inşa ediyorlar
inşaat
bir yapıyı oluşturma süreci
The building of the new house is almost finished
Yeni evin inşaatı neredeyse bitti
bir yer
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yerde
belirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
zaman çizelgesi
Sahnedeolayların gerçekleşme sırasına göre listesi
We created a time line for the project
Proje için bir zaman çizelgesi oluşturduk
arabayla geri dönmek
Sahnedegelinen yere araçla gitmek
We need to drive back home
Eve arabayla geri dönmemiz gerekiyor
arabayla geri dönmek
bir araçla geri gitmek
I will drive back home
Arabayla eve geri döneceğim
geri püskürtmek
birini zorla geri gitmeye mecbur bırakmak
The soldiers drove back the invaders
Askerler istilacıları geri püskürttü
suçsuzluk kanıtı
Sahnedebir suç işlendiğinde başka bir yerde olduğunu kanıtlama
He has a strong alibi
Güçlü bir suçsuzluk kanıtı var
mazeret göstermek
birinin başka bir yerde olduğuna dair kanıt sunmak
She tried to alibi her friend
Arkadaşına mazeret göstermeye çalıştı
suçtan kaçmak için kanıt sunmak
bir suç işlendiği sırada başka bir yerde olunduğunu kanıtlamak
He provided an alibi for the night of the crime
Suçun işlendiği gece için bir mazeret sundu
ödül
Sahnedehaz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
davranmak
birine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
tedavi etmek
bir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
gerçekten
Sahnedebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
çağırmak
Sahnedebirini bir görev için gelmeye veya bir işi yapmaya davet etmek
The army called up the soldiers
Ordu askerleri göreve çağırdı
telefonla aramak
birini telefonla aramak
I will call up my mother
Annemi telefonla arayacağım
üst seviyeye çağırmak
birini daha yüksek bir seviyeye veya pozisyona getirmek
He was called up to the national team
Milli takıma çağrıldı
askere çağırmak
askeri yedekleri aktif göreve çağırmak
They called up the reserves
Yedekleri askere çağırdılar
ayarlamak
Sahnedebir şeyin miktarını veya seviyesini değiştirmek
You can dial the temperature to your liking
Sıcaklığı kendi tercihinize göre ayarlayabilirsiniz
numara çevirmek
bir telefon numarasını tuşlayarak aramak
Dial the number now
Şimdi numarayı çevir
ayarlamak
bir düğmeyi çevirerek ayar değiştirmek
Dial the temperature down
Sıcaklığı düşür
mızmızlanma
Sahnedeşikayet etmek için çıkarılan ince ve üzgün ses
Stop whining about the weather
Hava hakkında mızmızlanmayı bırak
komşu
Sahnedeyakınınızda yaşayan kimse
He is my new neighbor
O benim yeni komşum
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
memnun
Sahnedemutlu ve hoşnut
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnunum
başına gelmek
Sahnedebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
plan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
istemeden yapmak
planlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
başına gelmek
birinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
bir şeyi şans eseri gerçekleştirmek
I happened to see him at the store
Onu mağazada tesadüfen gördüm
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
evlenmek
Sahnedebiriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
sertlik
Sahnedeesnek olmayan veya sert olma durumu
The stiffness of the metal makes it hard to bend
Metalin sertliği bükülmesini zorlaştırıyor
devredilemez
Sahnedebaşkasına devredilemeyen veya geri alınamayan
Every person has inalienable rights
Her insanın devredilemez hakları vardır
herhangi bir yer
Sahnedeher türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
hiçbir yer
Sahnedeolumsuz cümlelerde belirtilen herhangi bir konum
I cannot find my keys anywhere
Anahtarlarımı hiçbir yerde bulamıyorum
herhangi bir yer
herhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
herhangi bir konum veya mekan
You can sit anywhere you want
İstediğin yere oturabilirsin
yardım
Sahnededestek veya yardım sağlayan şey
The organization provided food aid
Kuruluş gıda yardımı sağladı
yapışmış
Sahnedebir yüzeye sabitlenmiş olan
The paper is stuck to the wall
Kâğıt duvara yapışmış
sıkışmış
Sahnedehareket edemeyen veya açılmayan
The door is stuck
Kapı sıkışmış
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
sıkışmış
zor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
üzerine kalmış
istemeden üstlenmek zorunda kalınan görev
I was stuck with this homework
Bu ödev üzerime kaldı
mahsur kalmış
bir yerde kapalı kalıp çıkamayan
We are stuck in the elevator
Asansörde mahsur kaldık
takılı kalmış
bir konumda sabitlenen
My foot is stuck in the hole
Ayağım çukurda takılı kaldı
tıkanmış
bir konuda ilerleyemeyen veya düşünemeyen
I am stuck on this answer
Bu cevapta tıkandım
sıkışmış
bir yerde veya durumda hareket edemez hale gelmiş
The door is stuck
Kapı sıkışmış
garaj yolu
Sahnedekamu yolundan eve çıkan özel yol
Park your car in the driveway
Arabanı garaj yoluna park et
intikam
Sahnedeyapılan bir kötülüğe karşılık olarak zarar vermek
He took revenge on his enemy
Düşmanından intikam aldı
intikam
size zarar veren birine karşılık verme eylemi
He wanted revenge for the joke
Şaka için intikam almak istedi
öç
yapılan bir haksızlık için birini cezalandırma eylemi
She sought vengeance for her friend
Arkadaşı için öç almak istedi
kazançlı olmak
Sahnedezaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
ödemek
Sahnedeyapılan işin karşılığında para vermek
They pay the workers every week
İşçilere her hafta ödeme yaparlar
ücretli
Sahnedeyapılan iş karşılığında parası verilmiş
This is a paid position
Bu ücretli bir pozisyon
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
ödemek
bir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
ücret
yapılan iş için verilen para
He received his pay yesterday
Ücretini dün aldı
dikkat etmek
birine veya bir şeye özen göstermek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
para kazanmak
yapılan iş karşılığında para elde etmek
This job pays well
Bu iş iyi para kazandırıyor
maaş
bir işte çalışmanın karşılığı olarak alınan para
My pay is deposited monthly
Maaşım her ay yatıyor
borcu ödemek
birine olan borcu geri vermek
I need to pay my credit card debt
Kredi kartı borcumu ödemem gerekiyor
cezasını çekmek
yapılan yanlışın kötü sonucunu yaşamak
You will pay for what you did
Yaptığının cezasını çekeceksin
maaş
iş karşılığında verilen para
I receive my pay every month
Maaşımı her ay alırım
ziyaret etmek
birini veya bir yeri görmeye gitmek
We will pay a visit to the museum
Müzeyi ziyaret edeceğiz
ödemek
bir şeyin karşılığını vererek sahip olmak
I will pay for the book
Kitabın parasını ödeyeceğim
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
kirletmek
Sahnedebir şeyi kirli hale getirmek
Don't soil your clothes
Kıyafetlerini kirletme
toprak
bitkilerin büyüdüğü yerin üst katmanı
The soil is very dry
Toprak çok kuru
toprak
bir ülkenin veya bölgenin arazisi
He was born on this soil
O bu topraklarda doğdu
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı durdurmak
I want to quit smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
bırakmak
bir işi veya eylemi yapmayı durdurmak
He decided to quit his job.
O işini bırakmaya karar verdi.
şartlı tahliye
Sahnedebir mahkumun cezasının bitiminden önce serbest bırakılması
He was released on parole
Şartlı tahliye ile serbest bırakıldı
ürün
Sahnedetek bir şey veya nesne
This item is on sale
Bu ürün indirimde
çift
romantik bir ilişki içinde olan iki kişi
I think they are an item
Bence onlar bir çift
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
dek
Sahnedebir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
-e kadar
belirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
bağlantı
Sahnedeiki şey arasındaki ilişki
There is a connection between the two events
İki olay arasında bir bağlantı var
bağlantı
size yardımcı olabilecek tanıdığınız kişi
He used his connection to get the job
İşi almak için bağlantısını kullandı
efendim
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik bir ifade
Yes, sir
Evet, efendim
konu
Sahnedetartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
maruz bırakmak
birini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altındaki kimse
The king protected his subjects
Kral tebaasını korudu
tebaa
hükümdarın veya devletin yönetimi altındaki kişi
He is a loyal subject of the queen
O kraliçenin sadık bir tebaasıdır
sadık
Sahnedeçok sadık ve güvenilir
Dogs are faithful animals
Köpekler sadık hayvanlardır
denetlemek
Sahnedebir işin veya grubun yürütülmesini kontrol etmek
She will oversee the new project
Yeni projeyi denetleyecek
denetlemek
bir işin yürütülmesini gözetmek ve yönetmek
She will oversee the project
Projeyi o denetleyecek
uydurulmuş
hayal ürünü olarak yaratılmış veya söylenmiş
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
oluşturmak
bir bütünün parçası olmak veya meydana getirmek
Women make up half of the population
Kadınlar nüfusun yarısını oluşturuyor
uydurmak
bir hikaye veya bahane gibi hayali bir şey yaratmak
He made up an excuse for being late
Geç kaldığı için bir bahane uydurdu
karar vermek
bir konuda kesin karar almak
I have made up my mind
Kararımı verdim
uydurma
gerçek olmayan veya uydurulmuş
That story is made up
O hikaye uydurma
uydurma
gerçek olmayan bir hikaye veya oyun için yaratılmış
The story he told was made up
Anlattığı hikaye uydurmaydı
makyaj
yüzü renklendirmek veya değiştirmek için kullanılan ürünler
She applies her makeup every morning
O her sabah makyajını yapar
kundakçılık
Sahnedebir yeri veya malı kasten ateşe verme suçu
He was arrested for arson
Kundakçılıktan tutuklandı
cömert
Sahnedebaşkalarına vermeye veya paylaşmaya istekli
He is a very generous man
O çok cömert bir adam
kadın barmen
Sahnedebarda içki servisi yapan kadın
The barmaid took our order
Kadın barmen siparişimizi aldı
kadın barmen
barda içki servisi yapan kadın çalışan
The barmaid offered us a menu
Kadın barmen bize bir menü sundu
resmî
Sahnedeönemli veya ciddi etkinlikler için uygun
He wore a formal suit to the wedding
Düğüne resmî bir takım elbise giydi
balo
şık kıyafetlerin giyildiği özel dans partisi
She bought a new dress for the formal
O balo için yeni bir elbise satın aldı
resmi davet
ciddi kuralları olan sosyal toplantı
We were invited to a formal event
Resmi bir davete çağrıldık
resmi
kurallara ve görgüye uygun olan
You should wear formal clothes here
Burada resmi kıyafetler giymelisin
beyaz yalan
Sahnedekimseyi incitmeyen küçük bir yalan
I told a white lie to be polite
Nazik olmak için beyaz bir yalan söyledim
beyaz yalan
kimseyi kırmamak için söylenen masum yalan
He told a white lie to spare her feelings
Onun duygularını incitmemek için beyaz bir yalan söyledi
beyaz yalan
birini incitmemek için söylenen zararsız yalan
I told a white lie to be polite
Kibar olmak için beyaz yalan söyledim
antik
Sahnedeçok eski zamanlara ait
I love ancient history
Antik tarihi seviyorum
çok eski
oldukça yaşlı veya eski
This building is ancient
Bu bina çok eski
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
evlatlıktan reddetmek
Sahnedebirini ailenin bir parçası olarak kabul etmeyi reddetmek
His father threatened to disown him
Babası onu evlatlıktan reddetmekle tehdit etti
patika
Sahnedetakip edilen yol veya iz
We followed the hiking trail
Yürüyüş patikasını takip ettik
geride kalmak
bir yarışmada veya oyunda arkada olmak
Our team is trailing by two points
Takımımız iki puan geride
takip etmek
birini gizlice izlemek
The detective trailed the suspect
Dedektif şüpheliyi takip etti
saat
Sahnedezamanı gösteren cihaz
There is a clock on the wall
Duvarda bir saat var
yumruklamak
birine özellikle yüze vurmak
He clocked him in the face
Onu yüzünden yumrukladı
fark etmek
bir şeyi görmek veya anlamak
I clocked him watching me
Beni izlediğini fark ettim
süre ölçmek
bir şeyin zamanını veya hızını ölçmek
The athlete clocked a new record
Atlet yeni bir rekor kaydetti
araştırmak
Sahnedebir konuyu veya durumu incelemek
I will look into this problem
Bu sorunu araştıracağım
içine bakmak
bir şeyin içine doğru gözlerini çevirmek
She looked into the box
O kutunun içine baktı
fazla ücret almak
Sahnedehak ettiğinden daha fazla ücret almak
He is overpaid
Hak ettiğinden fazla maaş alıyor
fazla ödemek
bir ürün için gerçek değerinden fazlasını ödemek
I overpaid for this phone
Bu telefon için fazla ödeme yaptım
ait olmak
Sahnedebir kişinin veya kurumun malı olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
üyesi olmak
bir grubun veya organizasyonun parçası olmak
I belong to a chess club
Bir satranç kulübünün üyesiyim
ait olmak
bir şeyin parçası veya sahibi olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
ait olmak
birinin mülkiyetinde bulunmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
sürece
Sahnedebir koşula bağlı olarak
You can stay as long as you are quiet
Sessiz olduğun sürece kalabilirsin
-dığı sürece
bir durumun gerçekleştiği müddetçe
You can stay as long as you are quiet
Sessiz olduğun sürece burada kalabilirsin
kadar uzun
bir şeyin devam ettiği süre veya mesafe
The movie was not as long as the book
Film kitap kadar uzun değildi
şartıyla
bir koşulun gerçekleşmesi durumunda
I will go as long as you come too
Sen de gelirsen gitme şartıyla geleceğim
akmak
Sahnedesabit ve pürüzsüz bir şekilde hareket etmek
The river flows into the sea
Nehir denize akar
Akış
bir etkinliğe tamamen odaklanıp keyif alınan ruh hali
She was in a state of flow while painting
Resim yaparken akış halindeydi
adet kanaması
kadınların regl döneminde vücudundan dışarı çıkan kan
She experienced a heavy flow
Yoğun bir adet kanaması yaşadı
pano
Sahnededüz ve genellikle dikdörtgen şeklindeki yüzey
Please put the note on the panel
Lütfen notu panoya asın
panel
tartışma veya karar verme için toplanmış kişi grubu
The panel discussed the new law
Panel yeni yasayı tartıştı
panel
duvarları kaplamak için kullanılan düz levha
They put a wooden panel on the wall
Duvara ahşap bir panel koydular
kaplamak
bir yüzeyi düz parçalarla örtmek
We will panel the walls with wood
Duvarları ahşapla kaplayacağız
çalışkan
Sahnedeözenli ve sürekli çaba gösteren
She is a diligent student
O çalışkan bir öğrencidir
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
işaretle çağırmak
Sahnedebirini yanına çağırmak için elle işaret yapmak
She beckoned him to come closer
Onu yanına gelmesi için işaretle çağırdı
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durdurmak
bir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
mendil
Sahnedeburnunuzu veya yüzünüzü silmek için kullanılan küçük kumaş parçası
I used my hankie to wipe my nose
Burnumu silmek için mendilimi kullandım
yedek
Sahnedeihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek fazladan şey
I have a backup plan
Bir yedek planım var
yedek
Sahnedeihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek ekstra yardım
We need a backup plan
Bir yedek plana ihtiyacımız var
destek
ek yardım veya kaynak
The police called for backup
Polis destek çağırdı
yedek
bir şeyin güvenli tutulan ikinci kopyası
Always keep a backup of your files
Dosyalarınızın her zaman bir yedeğini tutun
beyin
Sahnededüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
zeka
düşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
kafasına vurmak
birinin kafasına çok sert şekilde vurmak
He threatened to brain his enemy with a club
Düşmanının kafasına sopayla vurmakla tehdit etti