The Mentalist — 5. Sezon Bölüm 20
Kelimeler ve anlamları
593 kelime
Seviye
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
geri almak
Sahnedekaybedilen veya alınan bir şeyi geri bulmak
I hope to recover my lost bag
Kayıp çantamı geri almayı umuyorum
iyileşmek
hastalık veya zorluktan sonra normal durumuna dönmek
He will recover soon
Yakında iyileşecek
giriş yapmak
Sahnedebir yere vardığını bildirmek
We will check in at the hotel
Otele giriş yapacağız
giriş işlemleri
otel veya havaalanındaki kayıt işlemi
The check in was very fast
Giriş işlemleri çok hızlıydı
uğramak
birinin halini hatırını sormak için ziyaret etmek
I checked in on my sick friend today
Bugün hasta arkadaşımın durumuna bakmak için uğradım
durum görüşmesi
güncellemeleri paylaşmak için yapılan kısa toplantı
We had a quick check in this morning
Bu sabah kısa bir durum görüşmesi yaptık
giriş yapmak
bir yere varışta kayıt yaptırmak
We need to check in at the airport
Havaalanında giriş yapmamız gerekiyor
hal hatır sormak
birinin durumunu öğrenmek için iletişim kurmak
I called to check in on you
Nasıl olduğunu öğrenmek için seni aradım
anlamak
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
çözmek
bir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak veya bir şeyin nasıl çalıştığını anlamak
I will figure out how to fix this
Bunu nasıl tamir edeceğimi çözeceğim
sevinç çığlığı atmak
Sahnedeheyecandan yüksek sesle bağırmak
He let out a whoop of joy
Sevinçten bir çığlık attı
dönem
Sahnedebelirli bir zaman dilimi
This is a difficult period in my life
Bu hayatımdaki zor bir dönem
nokta
yazı sonunda kullanılan küçük yuvarlak işaret
Put a period at the end of the sentence
Cümlenin sonuna nokta koy
adet
kadın vücudundan gerçekleşen aylık kanama
She is on her period
Adet döneminde
nokta
bir konunun tartışmaya kapalı olduğunu belirten ifade
I am not going to that party period
O partiye gitmiyorum nokta
hayran
Sahnedebirini veya bir şeyi çok seven kişi
He is a big fan of jazz
O, cazın büyük bir hayranıdır
vantilatör
havayı hareket ettiren kanatlı makine
Turn on the fan
Vantilatörü aç
yellemek
hava akımı oluşturmak için sallamak
She fanned herself with a book
Kitapla kendini yelledi
hoşlanmayan kişi
birinden veya bir şeyden hoşlanmayan kimse
He is a fan of no one here
Buradaki kimseden hoşlanmıyor
raf
Sahnedeeşyaları tutmak için kullanılan çerçeve veya raf
Put the shoes on the rack
Ayakkabıları rafa koy
göğüsler
bir kadının vücudunun üst ön kısmı
She has a large rack
Büyük göğüsleri var
zorlamak
zihinsel veya fiziksel stres yaratmak
I rack my brain to remember
Hatırlamak için beynimi zorluyorum
yatak
üzerinde uyumak için kullanılan mobilya
It is time to hit the rack
Yatağa girme vakti geldi
alın
Sahnedegözlerin üzerindeki yüz bölümü
He wiped the sweat from his brow
Alnındaki teri sildi
var olmak
Sahnedegerçekte mevcut olmak
Do you think aliens exist?
Uzaylıların var olduğunu düşünüyor musun?
var olmak
bir şeyin gerçek olması veya bulunması
Do ghosts really exist
Hayaletler gerçekten var mı
zorlu
Sahnedeçok çaba veya enerji gerektiren
Avoid strenuous exercise after the surgery
Ameliyattan sonra zorlu egzersizlerden kaçının
cinayet eğilimli
Sahnedebirini öldürme arzusu taşıyan
He has homicidal tendencies
Cinayet eğilimli tavırları var
nişancı
Sahnedeateşli silah kullanmada usta olan kişi
The marksman hit the target from a long distance
Nişancı hedefi uzun mesafeden vurdu
spor salonu
Sahnedefiziksel egzersiz yapmak için ekipmanların bulunduğu yer
I go to the gym every morning
Her sabah spor salonuna giderim
spor salonu
fiziksel egzersiz yapılan yer veya ders
I go to the gym every day
Her gün spor salonuna giderim
spor salonu
fiziksel egzersiz yapılan bina
I go to the gym every morning
Her sabah spor salonuna giderim
şort
dizin üstünde biten pantolon
I wear a gym for running
Koşmak için şort giyiyorum
idare etmek
Sahnedebir durumla başa çıkmak veya ilerlemeye devam etmek
How are you getting along with your new job
Yeni işinle nasıl idare ediyorsun
iyi geçinmek
birisiyle dostça bir ilişkiye sahip olmak
I get along with my brother
Kardeşimle iyi geçiniyorum
eşlik etmek
birinin yanında bulunmak
You can get along with us
Bize eşlik edebilirsin
ayrılmak
bir yerden başka bir yere gitmek
It is time for us to get along
Bizim ayrılma vaktimiz geldi
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
buluşmak
bir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
aynı fikirde olmak
Sahnedebiriyle aynı düşünceye sahip olmak
I have the same opinion as you
Seninle aynı fikirdeyim
fikir birliğine varmak
Sahnedebir konu üzerinde birleşmek
We achieved a consensus on the final outcome
Sonuç konusunda fikir birliğine vardık
aynı fikirde olmak
biriyle aynı görüşe sahip olmak
I agree with you
Sana katılıyorum
iyi gelmek
birinin sağlığına veya ruh haline iyi etkileri olmak
This climate doesn't agree with me
Bu iklim bana iyi gelmiyor
katılmak
birinin düşüncesini kabul etmek
I support your idea
Fikrine katılıyorum
hemfikir olmak
biriyle aynı doğrultuda olmak
We are in accord with the decision
Karar konusunda hemfikiriz
iyi gelmek
birine yararlı veya uygun olmak
This climate suits me
Bu iklim bana iyi geliyor
onaylamak
birinin düşüncesini doğrulamak
She endorses the report
Raporu onaylıyor
aynı görüşü paylaşmak
bir başkasıyla aynı perspektife sahip olmak
I share his perspective
Onun bakış açısını paylaşıyorum
benzer düşünmek
birisi gibi düşünceye sahip olmak
They think the same as us
Bizim yaklaşımımız gibi benzer düşünüyorlar
mutabık kalmak
bir konuda ortak karara varmak
Both sides reached a consensus on the terms
İki taraf da şartlar üzerinde mutabık kaldı
desteklemek
birinin fikrini savunmak
I support his choice
Onun seçimini destekliyorum
uymak
bir şeye uygun veya tutarlı olmak
The evidence matches the facts
Kanıtlar gerçeklere uyuyor
aynı fikirde olmak
birisiyle aynı görüşe sahip olmak
I agree with your idea
Senin fikrinle aynı fikirdeyim
zar zor
Sahnedeçok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
duymak
Sahnedebirinin veya bir şeyin varlığından haberdar olmak
I have never heard of this artist
Bu sanatçıyı hiç duymadım
doğa
Sahnedebir şeyin temel nitelikleri veya kişiliği
It is his nature to be kind
Kibar olmak onun doğasında var
doğa
fiziksel dünya ve tüm canlılar
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
doğa
fiziksel dünya ve yaşayan varlıklar
We must protect nature
Doğayı korumalıyız
doğa
yeryüzündeki bitkiler hayvanlar ve doğal ortam
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
şıngırdayan
Sahnedemetal nesnelerin birbirine çarpmasıyla çıkan ses
I heard the jangling keys in his pocket
Cebindeki şıngırdayan anahtarları duydum
hışırdamak
Sahnedekâğıt veya yaprakların hareket ederken çıkardığı hafif kuru ses çıkarmak
The leaves rustle in the wind
Yapraklar rüzgârda hışırdıyor
hışırdamak
hafif ve kuru bir ses çıkarmak
The silk dress rustled
İpek elbise hışırdadı
hışırtı
bir şeylerin hareket ederken çıkardığı hafif ses
I heard the rustle of leaves
Yaprakların hışırtısını duydum
taksi
Sahnedeücret ödeyerek bindiğiniz araç
I called a cab
Bir taksi çağırdım
kiralık araç
kiralık olan taksi veya araç
He is a cab driver
O bir taksi şoförü
kırmızı şarap
cabernet sauvignon üzümünden yapılan şarap çeşidi
We had a glass of cab
Bir kadeh kırmızı şarap içtik
aranıyor uyarısı
Sahnedepolis tarafından bir kişi veya nesnenin aranması için yayınlanan bildiri
The police issued a bolo for the suspect
Polis şüpheli için bir aranıyor uyarısı çıkardı
yanında
Sahnedebir şeye veya birine çok yakın
He sat next to me
O benim yanımda oturdu
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
sıradaki
mevcut olandan sonra gelen
Who is next to go
Gitmek için sıradaki kim
yanında
bir şeyin çok yakınında
The book is next to the lamp
Kitap lambanın yanında
sekmek
Sahnedebir yüzeye çarpıp geri sıçramak
The bullet ricocheted off the wall
Kurşun duvardan sekti
kopya
Sahnedebaşka bir şeyin aynısı olarak yapılan şey
I made a copy of the document
Belgenin bir kopyasını çıkardım
anlaşıldı
bir radyo mesajını almak ve anlamak
Copy that, loud and clear
Anlaşıldı, yüksek ve net
taklit etmek
bir başkasının yaptığı bir şeyi aynı şekilde yapmak
She tries to copy her sister
Kız kardeşini taklit etmeye çalışıyor
metin
basılacak veya yayınlanacak yazılı içerik
Please proofread the advertising copy
Lütfen reklam metnini düzeltin
iyilik
Sahnedebirinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
iyilik
yardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
orada
konuşmacıdan uzak bir yerde
Look at the birds out there
Şuradaki kuşlara bak
dışarıda
bulunulan yerin uzağında bir yerde
He is out there waiting for you
O dışarıda seni bekliyor
orada
mevcut durumda veya belli bir alanda
There are many people out there
Orada pek çok insan var
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
ev hanımı
Sahnedeev işleri ve aileyle ilgilenen kişi
She is a full-time homemaker
O tam zamanlı bir ev hanımı
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
bulmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
They found the lost dog
Kayıp köpeği buldular
kurmak
bir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
kısık gözlü
Sahnedegözleri kısılmış olan
She looked with squinty eyes at the bright sun
Parlak güneşe kısık gözlerle baktı
mesafe
Sahnedeiki nokta arasındaki boşluk miktarı
The distance to the school is short
Okula olan mesafe kısa
uzaklaşmak
birinden veya bir şeyden uzak durmak
He tried to distance himself from the problem
Sorundan uzaklaşmaya çalıştı
uzaklık
iki kişi veya nesne arasındaki boşluk
The distance is too big
Uzaklık çok fazla
mesafe
kat edilen toplam yol
We traveled a long distance
Uzun bir mesafe katettik
dikkatlilik
Sahnedebir şeye odaklanma durumu
The student showed great attentiveness in class
Öğrenci derste büyük bir dikkatlilik gösterdi
doğuştan yetenekli
Sahnedebir konuda doğuştan yeteneği olan kimse
He is a natural at playing piano
O piyano çalmakta doğuştan yetenekli
doğal
beklenen veya alışılmış olan
It is natural to feel nervous
Gergin hissetmek doğaldır
doğal
doğada kendiliğinden var olan ve insan yapımı olmayan
We prefer natural food
Biz doğal yiyecekleri tercih ederiz
mutlu
Sahnedemutluluk veya keyif hisseden veya bunu gösteren
I am very happy today
Bugün çok mutluyum
kocaman
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
büyük
son derece önemli veya etkili olan
This is a huge decision for us
Bu bizim için büyük bir karar
yıpratıcı
Sahnedebaşa çıkması çok zor veya tatsız olan
The training was brutal
Antrenman çok yıpratıcıydı
acımasız
çok sert veya zalim
The attack was brutal
Saldırı acımasızdı
acımasız
birini incitebilecek kadar dürüst ve sert
He gave me some brutal feedback
Bana çok acımasız geri bildirim verdi
boyunu aşmak
Sahnedebirinin seviyesinin çok üzerinde olması sebebiyle uygun bir eşleşme olmaması
That person is out of your league
O kişi senin boyunu aşıyor
seviyesinin üstünde
birinin kendisinden daha çekici, yetenekli veya başarılı olması durumu
She is out of your league
O senin seviyenin üstünde
iyileştirmek
Sahnedebir şeyi daha iyi bir duruma getirmek
He works on his performance
Performansını iyileştirmeye çalışıyor
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
bir görevde bulunmak
bir işte çalışmak
She works on the council
O konseyde çalışıyor
üzerinde durmak
bir sorunu çözmeye veya halletmeye çalışmak
I need to work on this problem
Bu problem üzerinde durmam gerekiyor
uğraşmak
bir şey için zaman ve çaba harcamak
She is working on her painting
O resim üzerinde uğraşıyor
çalışmak
bir işi ücret karşılığı veya görev olarak yapmak
I work on a big project
Büyük bir projede çalışıyorum
uğraşmak
bir görevi yaparken meşgul olmak
I am working on my homework
Ödevimle uğraşıyorum
emek vermek
bir işi yapmak için zaman ve çaba harcamak
She works on her painting daily
O her gün resmine emek veriyor
çözmeye çalışmak
bir problem üzerine düşünmeye başlamak
We are working on the problem
Problem üzerinde çalışıyoruz
geliştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmeye çalışmak
He works on his English skills
İngilizce becerilerini geliştiriyor
uğraş göstermek
bir şeyi yapmaya veya çözmeye çabalamak
They work on a new strategy
Yeni bir strateji üzerinde uğraş gösteriyorlar
meşgul olmak
bir görev veya faaliyetle vakit geçirmek
She is working on her report
Raporuyla meşgul oluyor
dahil olmak
bir faaliyetle ilgilenmek
He works on a charity project
Bir yardım projesine dahil oluyor
tamir etmek
bir şeyi onarmaya veya iyileştirmeye çalışmak
They work on the broken car
Bozulan arabayı tamir etmeye çalışıyorlar
odaklanmak
bir işe zaman ve çaba ayırmak
I work on my writing tasks
Yazma görevlerime odaklanıyorum
ele almak
bir şeyi yapmaya veya halletmeye çalışmak
We work on the difficult issue
Zor konuyu ele alıyoruz
onarmak
bir şeyi düzeltmek veya geliştirmek için çabalamak
I work on the leaky pipe
Sızdıran boruyu onarmaya çalışıyorum
çabalamak
bir şeyi yapmak veya geliştirmek için gayret etmek
She works on her fitness
Formunu korumaya çabalıyor
güzelleştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek için uğraşmak
They work on their garden
Bahçelerini güzelleştirmek için uğraşıyorlar
çözüm aramak
bir soruna yanıt bulmaya çalışmak
We work on the puzzle
Yapboza çözüm arıyoruz
bej
Sahnedesoluk kahverengimsi sarı renk
I have a beige coat
Bej bir paltom var
pedikür
Sahnedeayak ve ayak tırnaklarına uygulanan bakım işlemi
I am going to get a pedicure
Bugün pedikür yaptırmaya gidiyorum
pedikür
ayaklar ve ayak tırnakları için yapılan güzellik bakımı
I need a pedicure
Bir pediküre ihtiyacım var
bölüm
Sahnedebir televizyon veya radyo dizisinin tek bir parçası
I watched the latest episode of the show
Dizinin son bölümünü izledim
olay
tek bir olay veya vaka
It was a strange episode in his life
Hayatındaki garip bir olaydı
dürüstlük
Sahnededoğru ve adil olma özelliği
Honesty is very important
Dürüstlük çok önemlidir
uygunsuz
Sahnedebir durum için uygun olmayan veya düzgün olmayan
His behavior was inappropriate for the meeting
Davranışı toplantı için uygunsuzdu
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
sert
Sahnedenazik olmayan güç kullanımı
The game was very rough
Oyun çok sertti
zor
kolay olmayan; güç
He had a rough year
Zor bir yıl geçirdi
pürüzlü
düzgün olmayan yüzey
The rock is rough
Kaya pürüzlü
yaklaşık
tam olmayan veya kesinlik içermeyen
This is just a rough estimate
Bu sadece yaklaşık bir tahmin
cep telefonu
Sahnedearama yapmaya ve internete erişmeye yarayan taşınabilir cihaz
I lost my cell phone yesterday
Dün cep telefonumu kaybettim
telefon
uzaktaki kişilerle konuşmayı sağlayan araç
She answered the phone quickly
Telefona hızlıca cevap verdi
cep telefonu
yanınızda taşıyabileceğiniz küçük telefon
My cell phone is in my bag
Cep telefonum çantamda
cep telefonu
yanınızda taşıyabileceğiniz küçük bir telefon
I forgot my cell phone at home
Cep telefonumu evde unuttum
mobil telefon
yanınızda her yere götürebildiğiniz taşınabilir telefon
Many people use a mobile phone
Birçok insan mobil telefon kullanıyor
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
kuzen
Sahnedehala, teyze, amca veya dayı çocukları
She is my cousin
O benim kuzenim
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
daima
Sahnedeher zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
değişim
Sahnedebir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değişmek
Sahnedefarklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
soda
Sahnedeşekerli gazlı içecek
I want a soda
Bir soda istiyorum
gazlı içecek
tatlı ve köpüklü içecek
I bought a cold soda at the store
Mağazadan soğuk bir gazlı içecek aldım
onaylamak
Sahnedebir şeyin iyi veya kabul edilebilir olduğunu söylemek
I hope they approve of my decision
Umarım kararımı onaylarlar
onaylamak
bir şeyin uygun olduğunu resmen bildirmek
The boss approved the plan
Patron planı onayladı
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
sonra
Sahnedeşu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gecikmeli
Sahnedebeklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
Sahnedebir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
sonra
bir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
internet
Sahnedetarayıcılar aracılığıyla erişilebilen küresel bilgisayar ağı
I found the information on the web
Bilgiyi internette buldum
örümcek ağı
örümceklerin böcekleri yakalamak için yaptığı yapışkan ağ
The spider is spinning a web
Örümcek ağ örüyor
ağ
örümceğin ipliklerinden yaptığı ince bir yapı
The spider caught a fly in its web
Örümcek ağında bir sinek yakaladı
uygulanabilir
Sahnedebaşarılı olması veya uygulanması mümkün olan
This is a viable plan
Bu uygulanabilir bir plan
başa çıkmak
Sahnedebir işi veya sorunu yönetmek için harekete geçmek
I will deal with the problem tomorrow
Sorunla yarın başa çıkacağım
ilgili olmak
belirli bir konu hakkında konuşmak veya konuyla ilgilenmek
This book deals with ancient history
Bu kitap antik tarih ile ilgili
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
ilgilenmek
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
nefes almak
Sahnedeakciğerlere hava çekip verme süreci
It is hard to breathe in this room
Bu odada nefes almak zor
fısıldamak
Sahnedebir şeyi gizli bir şekilde söylemek
She did not breathe a word about it
O konu hakkında tek kelime bile etmedi
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
bağlanmak
Sahnedebir amaca veya sözüne sadık kalmak
I cannot commit to this project
Bu projeye bağlanamam
işlemek
bir suç gerçekleştirmek
He committed a serious crime
Ciddi bir suç işledi
intihar etmek
kendi yaşamına kasten son vermek
He decided to commit suicide
İntihar etmeye karar verdi
kaydetmek
bir kamera ile hareketli görüntüleri yakalamak
They committed the event to film
Olayı filme kaydettiler
vazgeçmemek
Sahnedebirini desteklemeye devam etmek ve ona yardım etmekten vazgeçmemek
I will not give up on my friend
Arkadaşımdan vazgeçmeyeceğim
vazgeçmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up on your dreams
Hayallerinden vazgeçme
ümidini kesmek
birinin gelişeceğine veya bir şeyin başarılı olacağına dair umudunu yitirmek
Do not give up on your dreams
Hayallerinden ümidini kesme
ümidi kesmek
birine veya bir şeye yardım etme ya da onu değiştirme çabasına son vermek
I will not give up on you
Senden ümidi kesmeyeceğim
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
Sahnedemümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
iyi
Sahnedekabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeterli
istenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
dün
Sahnedebugünden önceki gün
It rained yesterday
Dün yağmur yağdı
sıcaklık
Sahnededostça ve nazik bir duygu
She received them with great warmth
Onları büyük bir sıcaklıkla karşıladı
sıcaklık
rahatlatıcı bir ısı düzeyi
I love the warmth of the sun
Güneşin sıcaklığını seviyorum
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
kuaför
Sahnedesaç kesimi veya bakımı yapılan yer
She went to the salon for a haircut
Saç kesimi için kuaföre gitti
salon
Tartışmalar için insanların düzenli olarak toplandığı yer
The salon hosted many writers
Salonda birçok yazar ağırlandı
salon
evde misafirleri ağırlamak için kullanılan büyük ve şık oda
The guests gathered in the salon
Misafirler salonda toplandı
kuaför
insanların saçlarını kestirmek veya şekillendirmek için gittikleri yer
She went to the salon to get a haircut
O saçını kestirmek için kuaföre gitti