The Mentalist — 6. Sezon Bölüm 21
Kelimeler ve anlamları
525 kelime
Seviye
meraklı
Sahnedeyeni şeyler öğrenmeye istekli
He is a curious student
O, meraklı bir öğrencidir
cevap vermek
Sahnedebir soruya veya soruna karşılık vermek
She did not answer to his question
O onun sorusuna cevap vermedi
sorumlu olmak
otorite sahibi birine karşı hesap vermek zorunda olmak
I answer to the manager
Müdürden sorumluyum
çözüm
bir sorunu gidermenin yolu
This is the answer to the problem
Bu sorunun çözümüdür
cevap vermek
bir çağrıya veya talebe karşılık vermek
He answered to the request
Talebe cevap verdi
hesap vermek
birinin denetiminde olmak veya ona karşı sorumlu olmak
I answer to the manager
Müdüre hesap veririm
maalesef
Sahnedeüzücü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately it is raining today
Maalesef bugün hava yağmurlu
maalesef
üzüntü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately, I cannot come
Maalesef gelemem
maalesef
bir şeyin üzücü veya şanssız olduğunu belirtmek için kullanılır
Unfortunately the store is closed today
Maalesef mağaza bugün kapalı
talihsiz bir şekilde
kötü şans veya üzüntü gösteren bir tarzda
She responded unfortunately to the bad news
Kötü habere talihsiz bir şekilde tepki verdi
baygın
Sahnedebilinci kapalı
He was unconscious for ten minutes
On dakika boyunca baygındı
bağış etkinliği
Sahnedebir amaç için para toplamak amacıyla düzenlenen etkinlik
The school held a fundraiser for the library
Okul kütüphane için bir bağış etkinliği düzenledi
başarmak
Sahnedebir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
He worked hard to succeed
Başarmak için çok çalıştı
yerine geçmek
birinin görevini veya yerini devralmak
He will succeed his father as CEO
Babasının yerine CEO olarak o geçecek
ilgilendirmek
Sahnedebir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
endişe
sizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
Please take it to the kitchen
Lütfen bunu mutfağa taşı
kabul etmek
kendisine sunulanı almak
You should take it as a gift
Onu bir hediye olarak kabul etmelisin
dayanmak
zor bir duruma katlanmak
I cannot take it anymore
Artık buna dayanamıyorum
kabullenmek
bir durumu olduğu gibi kabul etmek
You have to take it as it is
Onu olduğu gibi kabullenmelisin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
üst düzey
Sahnedebir organizasyonda yüksek bir konuma sahip
He is a high ranking official in the company
O şirkette üst düzey bir yetkili
üst düzey
bir kurumda yüksek bir pozisyona sahip olan
She is a high ranking officer
O üst düzey bir memur
tıbbi
Sahnedehastalık veya yaralanma tedavisi ile ilgili
He needs medical attention
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
tıbbi
hastalık veya yaralanmanın tedavisi ile ilgili olan
She needs medical help
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
kabul edilemez
Sahnedekabul edilmesine izin verilmeyen
The judge ruled the evidence inadmissible
Hakim kanıtı kabul edilemez buldu
sade
Sahnedesüslemesi olmayan
She wore a plain white dress
Sade beyaz bir elbise giydi
açık
Sahnedeherkesin kolayca anlayabileceği şekilde
It is plain to see that she is happy
Mutlu olduğu çok açık
ova
geniş ve ağaçsız düzlük
The cattle graze on the plain
Sığırlar ovada otluyor
tamamen
bütünüyle veya kesinlikle
That was plain wrong
Bu tamamen yanlıştı
bilgi
Sahnedebir şey hakkında gerçekler veya ayrıntılar
I need more info about this
Bu konuda daha fazla bilgiye ihtiyacım var
bilgi
bir konu hakkındaki gerçekler veya detaylar
I need more info about this project
Bu proje hakkında daha fazla bilgiye ihtiyacım var
net kâr
Sahnedebir şirketin tüm giderleri ödedikten sonra kalan toplam kâr miktarı
We need to improve our bottom line
Net kârımızı artırmamız gerekiyor
en önemli nokta
dikkate alınması gereken en önemli şey
The bottom line is that we need more money
Asıl mesele daha fazla paraya ihtiyacımız olması
özetlemek
bir şeyin ana fikrini veya sonucunu kısaca belirtmek
Can you bottom-line the results for me
Sonuçları benim için özetleyebilir misin
nihai sonuç
bir konudaki en önemli veya temel nokta
The bottom line is that we must start now
Nihai sonuç şimdi başlamamız gerektiğidir
iyilik
Sahnedebirinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
iyilik
yardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
kavrayışlı
Sahnedeşeyleri hızlıca fark edebilen veya anlayabilen
She is a very perceptive student
O çok kavrayışlı bir öğrencidir
susturmak
Sahnedebirinin konuşmasını engellemek
They tried to gag the witness
Tanığı susturmaya çalıştılar
öğürmek
kusma hissi yaşamak
The smell made me gag
Koku beni öğürttü
şaka
insanları güldürmek için yapılan şey
It was just a silly gag
Bu sadece aptalca bir şakaydı
arzulamak
bir şeyi çok şiddetli istemek
I am gagging for a coffee right now
Şu an bir kahve için can atıyorum
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
Sahnedeiyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
edinmek
bir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
eller
Sahnedekolların ucunda bulunan nesneleri tutmaya yarayan organlar
She holds the cup in her hands
Fincanı ellerinde tutuyor
yardım
insanların sağladığı fiziksel destek
I need extra hands to finish the project
Projeyi bitirmek için yardıma ihtiyacım var
kontrol
birinin gözetimi veya yönetimi altında olma
This situation is out of my hands
Bu durum benim kontrolümde değil
beceri
bir işi yapma konusundaki yetenek veya ustalık
He has the hands for this work
Bu iş için yetenekli elleri var
e-posta göndermek
Sahnedeinternet üzerinden elektronik mesaj iletmek
Please e-mail me the file
Lütfen dosyayı bana e-posta ile gönder
e-posta
internet üzerinden elektronik olarak gönderilen veya alınan mesaj
I received an important e-mail
Önemli bir e-posta aldım
posta
bir sistem aracılığıyla gönderilen mektuplar veya paketler
The mail arrives every morning
Posta her sabah gelir
e-posta
bilgisayar üzerinden gönderilen mesaj
I received an important e-mail
Önemli bir e-posta aldım
doku
Sahnedevücutta belirli bir görevi yerine getiren hücre grubu
Muscle tissue is strong
Kas dokusu güçlüdür
kağıt mendil
temizlik için kullanılan yumuşak kağıt parçası
I need a tissue
Bir kağıt mendile ihtiyacım var
çapraz kontrol etmek
bilgiyi başka bir kaynakla karşılaştırarak doğrulamak
Cross reference the names on both lists
Her iki listedeki isimleri çapraz kontrol edin
çapraz referans vermek
ilgili bilgileri birbirine bağlamak
The author cross references the index
Yazar dizine çapraz referans veriyor
çapraz başvuru yapmak
bilgileri karşılaştırmak için birden fazla kaynağa bakmak
You should cross-reference the data
Verileri çapraz başvuru ile kontrol etmelisin
karşılaştırmak
bilgiyi doğrulamak için iki farklı kaynağı kıyaslamak
I need to cross-reference these documents
Bu belgeleri karşılaştırmam gerekiyor
açıklama
Sahnedebir şeyin nasıl olduğunu anlatan yazı
Read the product description
Ürün açıklamasını oku
ulaşmak
Sahnedebir haberin veya bilginin gelip hazır hale gelmesi
The test results finally came through
Test sonuçları sonunda ulaştı
geçmek
bir alanın içinden geçmek, genellikle bir uyarı olarak kullanılır
Please come through
Lütfen geçin
başarmak
istenilen bir sonucu elde etmek veya sözünü tutmak
He came through for us
Bizim için durumu kurtardı
sözünü tutmak
birine verilen sözü yerine getirmek
He came through for us in the end
Sonunda bize karşı sözünü tuttu
belirmek
görünür veya duyulur hale gelmek
The sun came through the clouds
Güneş bulutların arasından belirdi
atlatmak
zor bir deneyimi veya hastalığı sağ salim geçirmek
He came through the surgery well
Ameliyatı başarıyla atlattı
onaylanmak
başarıyla tamamlanmak veya kabul edilmek
Our visa application came through yesterday
Vize başvurumuz dün onaylandı
yardımına yetişmek
birine yardım etmek için gerekeni yapmak
She came through for us in the crisis
Kriz anında yardımımıza yetişti
geçmek
bir yerden hareket ederek ilerlemek
Many people come through this town every day
Her gün bu kasabadan çok insan geçiyor
içinden geçmek
bir yerin bir tarafından diğer tarafına gitmek
You must come through the tunnel to reach us
Bize ulaşmak için tünelden geçmelisin
içeri girmek
dışarıdan bir alana giriş yapmak
Please come through the front door
Lütfen ön kapıdan içeri gir
kaçmak
Sahnedebir yerden kaçmak veya ayrılmak
The thief managed to get away
Hırsız kaçmayı başardı
uzaklaşmak
bir yerden veya kişiden ayrılmak
I need to get away from the noise
Gürültüden uzaklaşmam gerekiyor
uzaklaşmak
tatil veya ortam değişikliği için başka bir yere gitmek
I need to get away for a few days
Birkaç günlüğüne uzaklaşmaya ihtiyacım var
kaçmak
bir yerden veya durumdan kurtulup uzaklaşmak
The thief managed to get away
Hırsız kaçmayı başardı
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
beklenmek
Sahnedebir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
bölge
Sahnedebelirli bir sınırı olan toprak parçası veya alan
This is our territory
Burası bizim bölgemiz
toprak
bir grubun veya devletin kontrolü altındaki arazi
The soldiers defended their territory
Askerler topraklarını savundu
bölge
bir yönetici veya hükümetin kontrolündeki kara parçası
The soldiers guarded the territory
Askerler bölgeyi korudu
özkaynak
Sahnedeborçlar ödendikten sonra mülkün sahip olduğu değer
He has a lot of equity in his house
Evinde yüksek miktarda özkaynağı var
hakkaniyet
adil ve dürüst olma niteliği
We need equity in the workplace
İş yerinde hakkaniyete ihtiyacımız var
itmek
Sahnedebir şeyi kuvvet uygulayarak hareket ettirmek
She pushed the door open
Kapıyı iterek açtı
itti
birini veya bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He pushed the heavy box
Ağır kutuyu itti
zorlanmış
baskı yoluyla bir şey yapmaya mecbur bırakılmış
He was pushed into signing the document
Belgeyi imzalaması için zorlandı
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
bir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
gün ışığı
SahnedeGüneş'ten gelen parlak ışık
The sunlight is very strong today
Bugün gün ışığı çok güçlü
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
Sahnedebir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
paniklemek
Sahnedeaniden yoğun korku veya endişe hissetmek
I freaked out when I saw the spider
Örümceği görünce panikledim
panikleme
ani ve şiddetli bir duygu patlaması
She had a major freak out in front of everyone
Herkesin önünde büyük bir panikleme yaşadı
panik krizi
aniden yaşanan yoğun korku veya panik hali
She had a major freak-out
Büyük bir panik krizi yaşadı
paniklemek
aşırı derecede üzülmek veya korkmak
Do not freak out about the exam
Sınav hakkında panikleme
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
belki
Sahnedemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
yasa dışı ticaret
Sahnedekanunsuz alım satım süreci
He is involved in illegal trafficking
Yasa dışı ticaret ile uğraşıyor
kaçakçılık
yasa dışı alım satım faaliyeti
They were arrested for drug trafficking
Uyuşturucu kaçakçılığından tutuklandılar
taşıma
bir şeylerin bir yerden diğerine hareketi
The trafficking of goods is strictly regulated
Malların taşınması sıkı kurallara tabidir
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
sızmak
Sahnedegizlice bir yere veya gruba girmek
Spies infiltrated the organization
Casuslar örgüte sızdı
sessiz
Sahnedeaz veya hiç gürültü çıkarmayan
The room is quiet
Oda sessiz
sessizce
gürültüsüz bir şekilde
Keep quiet
Sessiz kal
parçalara ayırmak
Sahnedebir şeyi keserek daha küçük parçalara bölmek
She carved up the chicken for dinner
Akşam yemeği için tavuğu parçalara ayırdı
parçalara ayırmak
bir şeyi keserek parçalara bölmek
He carved up the meat for dinner
Akşam yemeği için eti parçalara ayırdı
tehdit etmek
Sahnedebirini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
tehdit etmek
Sahnedebirine zarar vereceğini söyleyerek gözdağı vermek
He threatened to quit his job
İşinden istifa etmekle tehdit etti
tehdit etmek
birini veya bir şeyi tehlikeye sokmak
Smoking threatens your health
Sigara içmek sağlığını tehdit eder
turna balığı
Sahnedekeskin dişli, uzun ve ince bir tatlı su balığı
I caught a large pike
Büyük bir turna balığı yakaladım
mızrak
ucu sivri metalden yapılmış uzun bir silah
The soldier held a pike
Asker bir mızrak tutuyordu
isimler
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelimeler
Write your names here
İsimlerinizi buraya yazın
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
Can you name all the countries
Tüm ülkeleri adlandırabilir misin
isim
bir kişiyi veya nesneyi çağırmak için kullanılan sözcük
My name is Ali
Benim ismim Ali
ad
bir kişiyi veya nesneyi çağırmak için kullanılan sözcük
She has a beautiful name
Onun güzel bir adı var
isimler
insanları tanımlamak için kullanılan kelimeler
What are their names
Onların isimleri neler
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
sünger
Sahnedeyıkama için kullanılan yumuşak malzeme
Use a sponge to clean the table
Masayı temizlemek için bir sünger kullan
pandispanya
yumurta şeker ve un ile yapılan hafif ve yumuşak bir kek
She baked a delicious sponge cake
Lezzetli bir pandispanya pişirdi
beleşçi
başkalarının kaynaklarını karşılıksız kullanan kimse
He is such a sponge
O tam bir beleşçi
keyif
Sahnedezevk için kendine izin verilen şey
Having a massage is my weekly indulgence
Masaj yaptırmak haftalık keyfim
itiraf
Sahnedeyanlış bir şey yaptığını kabul eden beyan
He made a full confession
Tam bir itiraf yaptı
nefesini çekmek
Sahnedeşaşkınlık, korku veya ağrı nedeniyle aniden derin bir nefes almak
She gasped in surprise
Şaşkınlıkla nefesini çekti
ani nefes
aniden alınan kısa ve hızlı nefes
She gave a gasp of surprise
Şaşkınlıkla ani bir nefes aldı
güler
Sahnedeeğlenceli bir şey karşısında ses çıkarmak
He laughs at the joke
O şakaya güler
kahkahalar
mutlu veya eğlenmiş olunduğunda çıkarılan sesler
Their laughs filled the room
Kahkahaları odayı doldurdu
kahkaha atar
komik bir durum karşısında yüksek sesle gülmek
She laughs at the movie
O filme kahkaha atar
komik biri
çok eğlenceli veya güldüren kimse
They are such laughs
Onlar çok eğlenceli tipler
burnunu çekmek
Sahnedeburnundan hava çekmek
He sniffed because he was crying
Ağladığı için burnunu çekti
koklamak
burnuyla havayı çekerek koklamak
The dog sniffed the shoe
Köpek ayakkabıyı kokladı
belirsiz
Sahnedeanlamı veya ifadesi net olmayan
His answer was very vague
Cevabı çok belirsizdi
rutin
Sahnedebir şeylerin yapılışındaki düzenli yol
I have a morning routine
Bir sabah rutinim var
hareket dizisi
spor veya gösterilerde düzenli olarak uygulanan hareketler bütünü
The gymnast practiced her routine
Jimnastikçi hareket dizisini çalıştı
tesadüf
Sahnedeiki veya daha fazla olayın aynı anda şans eseri gerçekleşmesi
It was a strange coincidence
Garip bir tesadüftü
yerel
Sahnedebelirli bir bölge veya topluluk ile ilgili olan
We buy our food from a local market
Yiyeceklerimizi yerel bir pazardan alıyoruz
yerel otobüs
güzergah üzerindeki tüm duraklarda duran otobüs
I take the local bus to work
İşe gitmek için yerel otobüsü kullanıyorum
yerli
belirli bir bölgede yaşayan kişi
The locals are very friendly here
Buradaki yerliler çok cana yakın
yerel mekan
belirli bir amaç için kullanılan bina veya alan
He met his friends at his local
Arkadaşlarıyla yerel mekanında buluştu
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
fırsat
Sahnedeuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
kredi kartı
Sahnedealışveriş yapıp sonra ödemek için kullanılan plastik kart
Can I pay by credit card
Kredi kartıyla ödeyebilir miyim
kredi kartı
borç almak veya ödemeleri ertelemek için kullanılan küçük plastik kart
I applied for a new credit card
Yeni bir kredi kartı için başvurdum
kredi kartı
borç alarak ödeme yapmaya yarayan küçük plastik kart
I paid with my credit card
Kredi kartımla ödeme yaptım
kredi kartı
eşya almak için borçlanarak ödeme yapmaya yarayan plastik kart
I paid for the ticket with my credit card
Bileti kredi kartımla ödedim
ağır suç
Sahnedeciddi bir yasa dışı eylem
The detective is investigating major crimes
Dedektif ağır suçları araştırıyor
kıkırdama
Sahnedesessizce veya kısık sesle gülme
He was chuckling at the joke
Fıkraya kıkırdıyordu
yüzleşmek
Sahnedezor bir durumla başa çıkmak
He is facing his fears
Korkularıyla yüzleşiyor
bakmak
önü bir yöne dönük olmak
The house is facing the sea
Ev denize bakıyor
dönük
bir yöne doğru çevrilmiş
The painting is facing the wall
Tablo duvara dönük
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
yönelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
I am heading for the station
İstasyona yöneliyorum
yatkınlık
bir alandaki doğal yetenek veya beceri
He has a head for numbers
Sayılara karşı doğal bir yatkınlığı var
yönelmek
bir yere doğru hareket etmek
We should head for the exit now
Şimdi çıkışa yönelmeliyiz
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
buluşma
bir kimseyle veya bir şeyle bir araya gelmek
I had a meeting with my friend
Arkadaşımla bir buluşmam vardı
randevu
biriyle önceden planlanmış buluşma
I have a meeting with my doctor
Doktorumla bir randevum var
toplantı
insanların konuşmak için bir araya geldiği etkinlik
We have a meeting at ten o clock
Saat onda bir toplantımız var
mahkeme
Sahnedeyasal davaların görüldüğü yer
He must appear in court
Mahkemeye çıkmak zorunda
saha
belirli sporların oynandığı alan
They are playing on the tennis court
Tenis kortunda oynuyorlar
kur yapmak
birine romantik amaçla yaklaşmak
He is trying to court her
Ona kur yapmaya çalışıyor
saray
kral veya imparatorun ailesiyle yaşadığı ve çalıştığı yer
The queen lives at the court
Kraliçe sarayda yaşıyor
silah
Sahnedesavaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
omuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
kapmak
Sahnedehızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
kapmak
bir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
bağıran kişi
Sahnedeçığlık atan veya yüksek sesle bağıran kimse
The baby is a real screamer
Bebek tam bir çığlıkçıdır
sert şut
futbolda çok hızlı ve güçlü atılan şut
He scored with a screamer
İnanılmaz bir sert şutla golü attı
ayrıntılar
Sahnedebir konu hakkındaki küçük bilgiler
Please explain the details
Lütfen ayrıntıları açıklayın
dergi
makale ve resimler içeren süreli yayın
He writes articles for the details
O dergi için makaleler yazıyor
ayrıntılar
bir şey hakkında daha fazla bilgi veren küçük parça
The contract includes all the details
Sözleşme tüm ayrıntıları içeriyor
detay
bir şey hakkındaki gerçekler veya bilgiler
Give me all the details
Bana tüm detayları ver
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu